Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"Ahmet BEŞKARDEŞ" tarafından yazılmış yazıları görüntülüyorsunuz

Fazıl Say: Su, boğazımıza kadar yükseldi

Ünlü piyanist, ‘Siyasi İslam fena şekilde üzerimize geliyor. Yavaş yavaş, su nefes alamayacağımız kadar yükselecek diye düşünüyorum bazen’ diyor.

 - Almanya’da övgüleri toplayıp tartışmalı açıklamalar yaptıktan sonra yurda dönen Fazıl Say, Radikal’den Cem Erciyes’le müzik ve politika konuştu.

Ünlü piyanist, “Siyasi İslam fena şekilde üzerimize geliyor. Yavaş yavaş, su nefes alamayacağımız kadar yükselecek diye düşünüyorum bazen” diyor.

En son bir Alman gazetesinde sizin için “Lang Lang onun yanında yapmacık kalıyor” diye yazdılar. Her gün buna benzer yeni bir övgü alıyorsunuz. Dünya müzik çevreleri Fazıl Say’da en çok neyi seviyor?

20. yüzyılda kayıt teknolojisiyle gelişen mükemmeliyetçi çalışlar, Avrupa’nın seyirciyle buluşturamadığı avangardizmi, halkla müziğin ilişkisinde kopukluklar yaratan unsurlar oldu. Dünyanın çok ihtiyacı olan şey, eleştirileri göze alıp içtenlikle, özgünlükle, cesaretle müzik yapan yorumculardı. 90’lardan beri ben bunların en başını çekmekteyim. Besteci olarak da hepimizin anlayabildiği müzikleri yazanlar aranıyor. “Ben yazıyorum, benim bestem iyi, dinleyici de anlar, anlamazsa da anlamaz” düşüncesi egoistlik. Hem besteci hem piyanist de çok az var. 19. yüzyılda hep öyleydi ama sonra o yollar ayrıldı.

Alman gazetesindeki röportajda ‘Sansürleniyorum’ dediniz. Evet, Kültür Bakanlığı’yla aranız bozuk ama ‘sansür’ biraz abartılı bir söz değil mi?

Sansür kelimesi orada bir tek Metin Altıok Oratoryosu için geçerli. Öbürlerinin konser iptali filan oldu. Bütün bunları söyleyince ben Türkiye’yi şikâyet ediyor filan değilim. Çünkü bunları Türkiye’de de söylüyorum. Türkiye’deki gazetelerde çıkan röportajlarım da böyle.

Metin Altıok’la başlayan bir gerilim var. Bu, Kültür Bakanlığı’yla tekrar ediyor, İKSV’yle tekrar ediyor, 2010’la tekrar ediyor… Neden her defasında bu tür kurumlarla benzer sıkıntılar yaşanıyor?
İKSV’yle sıkıntılar kalkıyor. Metin Altıok’tan sonraki sekiz yıllık boşluğu kapatacağız. Devlet orkestralarıyla çalışamıyoruz, mümkün değil. Çünkü konserleri hediye etmem lazım. Konser hediye edeceksek, körler, sağırlar için, kimsesiz çocuklar için yardım amaçlı çalayım. 2010’la yaşadığımız İstanbul Senfonisi olayı bence skandal bir konu. Bütün bunlar aslında politik!

Yani Fazıl Say’ı bir hasım olarak gördükleri için mi yapıyorlar?
Evet, görmezden gelelim, elimizden geldiğince engelleyelim, onunla birlikte anılmayalım. Sevgisizlik, ilgisizlik, kültürsüzlük… Hepsinin bir araya gelmişi… Fazıl-AKP ilişkisi, olmayan bir şey.
Biliyorsunuz heykelleri yıkmak filan istiyorlar. Birileri galeri basıyor, birileri konser basıyor. Bu sadece benim başıma gelen bir şey değil. Herkes de ufak tefek kendi tepkisini veriyor. AKP’lilerin arkasında halktan bir destek olmasa buna, sanatçılarla bu kadar çatışmaya cesaret edemezlerdi. Tayyip Erdoğan’a “Ucube lan bu” dedirttirecek kadar cesaret sağlayan bir halk var arkasında. Kars’ta 23 kişiden 19’u yıkalım kararı alıyorsa, o zaten halkına güveniyor. Kendinde yanlış bir şey görmüyor, yoksa yapamaz.

Sonuçta halk desteği, demokratik açıdan kötü bir şey değil.
O zaman heykelleri yık, besteleri de çalma. İşte o zaman insan benim işim bitti burada diyor. Ben de yok ediliyorum diyorsun. Ben oraya geldim, o noktada duruyorum. Çok zor bir hayatım var, bestele, konser ver, savaş, yalnızlık… Bir yandan seslendirilmiş bir eserini internette savun, bir yandan da Hayyam’a üç saniyelik iyi bir şey eklemek için çırpın. Bana bu ülkede iyi bir yeri layık görmüyorlar.
O kadar kötü bir imajım var ki televizyona filan da çıkmıyorum fazla. Benim bir sponsorum filan da olmaz şu saatten sonra. Benimle adlarını yan yana getirmek istemezler.

Siz politik çıkışları olan bir sanatçısınız, müziğiniz ise politik değil. Kendinizi politik bir sanatçı olarak görüyor musunuz?
Sanatçının siyasetin üzerine yürümesiyle, siyasetin sanatçının üzerine yürümesi arasında bir bağlam farkı var. Nâzım politikti, Cumhuriyet’in üzerine yürüyor, komünizm istiyordu. Ama mesela Hayyam politik mi? Hayyam üzerine gelen bir şeye karşı kendi savunmasını yaratmış bir insandı, ben İslamın şusunu alıyorum, bunu almıyorum filan yapan ilk insandı; bin yıl önce. Camiye gitmiyorum, beş vakit de kılmıyorum, içkimi de içiyorum, sevgilim de var. Allah beni böyle yaratmış, varsın cehenneme koysun, beni yaratan da kendisi… filan diyen bir adam.

İşte hayatın siyasi tarafı mı senin üzerine geliyor, sen mi onun üzerine gidiyorsun arasında anlaşılmaz bir köprü var. Şu anki hayatlarımızda siyasi İslam fena şekilde üzerimize geliyor. Bu bir gerçek. Zamanla içki yasağı, başörtü filan derken yavaş yavaş nefes alamayacağın kadar su yükselecek gibime geliyor.

Benim eserlerimin sansürleniyor olması aslında küçük bir konu. Çünkü burada çalınmıyor, başka yerde çalınıyor. Bu o kadar derin bir acı değil, heykelinin dinamitle yıkılması daha derin bir acı bence. Ama arkalarında bunları destekleyen bir halk var işte…

AKP’yi desteklemeyenler de var, onlar ne olacak? Onlar yalnızlık duygunuzu azaltmıyor mu, umut vermiyor mu?

Veriyor, doğru söylüyorsunuz. Keşke yüzde 57’nin dışında kalan herkese de verse. Ama gittikçe de daralan bir alanın içinde olduğunu her geçen gün hissediyorsun.

Peki hiç bu tartışmalara girmeseniz, herkes ‘gurur kaynağımız’ filan diye size hayran olsa, sevse… Böyle bir hayat hiç aklınıza gelmiyor mu?
O zaman çaldığımız Beethoven da yavşak bir şey olurdu, bestelediğimiz Hayyam’ın da canına okumuş olurduk…


‘Alevi Dedeler Rakı Masasında’ adında bir beste yaptı

En son ne siparişler aldınız?
Berlin Senfoni Orkestrası’nın beş nefesli saz üyeleri, yani flüt, obua, klarnet, fagot, korno için bir nefesli sazlar beşlisi siparişi verdiler. Onu yazdım, adı ‘Alevi Dedeler Rakı Masasında’. O beş sazın her biri bir dedeyi canlandırıyor. Dedeler yarım saat boyunca rakı masasında hem demleniyor hem tartışıyor. Bunu Arif Sağ’ın anlattığı çok enteresan ve felsefi bir hikâyeden yola çıkarak yazdım. Hikâyedeki Alevi dedeler bir gece oturup Allah’ın 99 adını saymaya kalkar…
Bir de üç Türkçe , üç Almanca şarkıdan oluşan bir parça hazırlıyorum.Almanya’daki Schleswik Holstein festivalinde çalınacak. Almanca şarkılar Rilke, Türkçeler ise Turgut Uyar.

Hayyam, Alevi dedeler… nereden geliyor? Mesela Türkiye’de içki içilmesiyle ilgili bir sorun mu var?
Ben 25-30 gün boyunca Facebook’a Hayyam’ın dizelerini günde ikişer tane çaktım. Yani bir nevi kendini ‘Hayyamlaştırıyorsun’, bu öyle bir şey. Bu ‘doğuyu kullanıyor’ filan laflarından çok farklı bir durum.

Alkolsüz Gala

Korhan Bozkurt’un yönettiği, Ersin Korkut, Şahin Irmak ve Özge Ulusoy’un oynadığı ”Kutsal Damacana: Dracoola” filminin galası yapıldı. Yeni yönetmelik nedeniyle galada alkollü içki servisi yapılmadı. Uygulamay asanatçılar ve davetliler tepki gösterdi.

İstanbul - İstinye Park’ta düzenlenen galaya, baş rol oyuncularının yanı sıra BKM mutfak oyuncuları da katıldı. Basın mensuplarının filmle ilgili sorularını yanıtlayan baş rol oyuncusu Ersin Korkut, ”İddia edildiği gibi Şafak Sezer ile aramızda bir sorun yok. Film çekimlerine başlamadan önce senaryo bendeyken kendisiyle konuşmuştum. O benim abimdir. Kendisiyle aramızda bir sorun yoktur” dedi.

İyi Seyirler Filmcilik Selin Altınel ve Şenol Zencir yapımcılığında gerçekleştirilen filmin senaryosunu, Leman Dergisi yazarlarından Ahmet Yılmaz kaleme aldı.

Komik sahneleri ve diyaloglarıyla dikkati çeken filmin konusu şöyle:
”Henüz minik bir bebekken kendisini cami avlusunda bulan yavru Sebo, güvercinlerin ve kumruların yemleriyle beslenip, kendi kendini yetiştirmiştir. Aklı başına geldiğinde zengin bir iş adamının konağında iş bulan ve kızı Demet’e platonik bir aşkla bağlanan Sebo’nun mutluluğu bir anda bozulur. Bir gece yarısı ansızın müştemilatın kapısı çalınır, gelen efsanevi kan emici Kont Dracula’dır.” Çekimleri İstanbul’da gerçekleştirilen film, yarın vizyona girecek.

Türkiye’de neredeyse hiçbir parti sitesinin, sosyal medya ile ilişkili olmadığını işaret eden Atıf Ünaldı, son derece başarılı bulduğu CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’i, Twitter’da favorisi olarak gösterdi.

Sosyal medya ve İnternet’in, seçimin en can alıcı mecralarından olacağına işaret eden İnternet stratejisti Atıf Ünaldı, “Sosyal ağların bu kadar yaygın olduğu bir dünyada, dinamik veya statik web sitelerine takılı kalmaları, partilerin hâlâ Türkiye gerçeği içinde yaşadıklarını ve İnternet teknolojilerinin onlara yaratacağı farkı anlayamadıklarının en güzel göstergesi” dedi.

Genel seçim öncesinde partilerin web sitelerinde milletvekilli adayları ve e-seçmenin de bulunduğu sosyal ağların gerekli olduğunu düşünen Ünaldı, içerik üretiminde crowd sourcing yönteminin kullanılması gerekliliğine dikkat çekti. Ünaldı, “AKP’nin sitesinde Ahmet Davutoğlu’nun genel söylemlerine paralel bir dünyaya açılma yapısını görmek isterdim. Egemen Bağış’ın İngilizce blogunun olması gerekirdi. CHP’nin sitesinde gölge hükümet gibi bir yaklaşımla günün sorunlarına cevap olacak dosyaların olması gerekirdi. Kemikleşmiş kitlesi okur-yazar ve fikir üretir olan bir partinin sitesinde halka açık bir blog mutlaka bulunmalıydı. Bu alanların parti yönetimi ile interaktivitesi olmalıydı” diye konuştu.

Seçimin yaklaştığı dönemde twitter’da trending topic olan partinin haber değeri taşıyacağını anlatan Ünaldı, bunun kendi başına bir reklam unsuru olduğunu, maliyetinin destekçilerle yapılırsa neredeyse hiç bulunmadığını ancak partilere prestij katacağı için seçim döneminde birçok parti tarafından kullanılacağını söyledi.

Türkiye’de neredeyse hiçbir partinin sitesinin, sosyal medya ile ilişkili olmadığının altını çizen ve mevcut  durumu analiz eden Ünaldı, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ve Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül hariç bütün liderlerin twitter üzerinde monolog yaptığını belirterek bunun yeni dönem siyasetçi ile eskileri arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı. Ünaldı, “Twitter tarafında benim favorim kesinlikle Gürsel Tekin. Kullandığı dilden, kullanım sıklığına, interaktiviteye kadar her konuda son derece başarılı” dedi.

Haberin ayrıntısını TBD Bilişim Dergisi’nden okuyabilirsiniz. Bilişim Dergisi’ne  www.bilisimdergisi.org ve  www.tbd.org.tr bağlantılarından ulaşabilir, dergiyi pdf olarak  http://www.bilisimdergisi.org/index.php?sayi=son&tip=pdf adresinden indirebilirsiniz.


Fatal error: Allowed memory size of 33554432 bytes exhausted (tried to allocate 19723 bytes) in /home/beskarde/public_html/fuat/wp-includes/media.php on line 1264