Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"Ekonomi" kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

İngiliz pazar araştırması ve danışmanlık şirketi MillwardBrown’ın hazırladığı araştırmaya göre, dünyanın en değerli markası internet arama motoru ”Google”. Fransız ekonomi gazetesi Les Echos’daki habere göre, MillwardBrown’ın bu yıl beşincisini hazırladığı ”BRANDZ Top 100 En Değerli Markalar Sıralaması” açıklandı.

  Geçen yıl listenin ilk 10′unda yer alan markalar, sıralamadaki yerleri değişse de listede kalmayı başardı. İlk 10 şirket arasında 4 teknoloji, 2 cep telefonu operatörü ve 2 gıda markası bulunuyor.

Listenin ilk sırasında internet arama motoru ”Google” yer aldı. 2009 yılına göre yüzde 14 oranında değer kazanan Google’ın marka değeri 114,2 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.

Google’ı bilgisayar devi ”IBM” takip ediyor. Geçen yıl listenin dördüncü sırasında yer alan IBM’in marka değeri 2009′a göre yüzde 30 oranında değer kazanarak, 86,3 milyar dolara ulaştı.

Listenin üçüncü sırasında altıncı sıradan yükselen bilgisayar şirketi ”Apple” bulunuyor. Geçen yıla göre yüzde 32 oranında değer kazanan marka değerinin 83,1 milyar dolar olduğu belirtiliyor.

Dördüncü sırada ise yazılım şirketi ”Microsoft” yer alıyor. Geçen yıl listenin ikinci sırasında bulunan şirketin marka değeri bu yıl da değişmedi ve 76,3 milyar dolar düzeyinde kaldı.

Listenin beşinci sırasında alkolsüz içecek devi ”Coca Cola” bulunuyor. 2009′da listenin üçüncü sırasında yer alan şirketin marka değeri yüzde 1 oranında değer kazanarak, 67,9 milyar dolara yükseldi.

”Top 10”da yer alan diğer markalar ve değerleri şöyle:

-6. sırada McDonald’s (66 milyar dolar)
-7. sırada Marlboro (57 milyar dolar)
-8. sırada China Mobile (52,6 milyar dolar)
-9. sırada General Electric (45 milyar dolar)
-10. sırada Vodafone (44,4 milyar dolar)
 

Bekir Coşkun
Zenginimiz bedel öder, askerimiz fakirdendir…

 

“SEFER tası bakırdandır

Yemen yolu çamurdandır

Zenginimiz bedel öder

Askerimiz fakirdendir…”

Ne zaman “bedelli” yazısı yazsam, bu eski  asker türküsünü en başa koyuyorum.

Çünkü bu bir eski çığlıktır…

Gözü kör olsun, yoksulluğun çığlığı…

Postalından palaskasına, karavanasından nöbetine kadar, herkesin en eşit olduğu “kutsal görevde”  dahi, zenginliğin karşısında çaresiz yoksulluğun çığlığı…

Zengin para verecek ve askerlik yapmayacak… Parası olmayan dağlara gidecek, zenginin yerine karanlık çukurlarda evini özleyip ağlayacak, gerekirse vurulacak…

Belki de hiç dönmeyecek, zenginin yerine…

Bunu önermek, istemek, savunmak…

Bu kadar yitirdi mi kendini Türkiye…

Benim asıl söylemek istediğim ise:

Bu açılan görülmemiş kampanya, bu akıl almaz lobi, bu internet  bombardımanı… Kamuoyunu  aylardır dürten bu üstün çaba…

İyi de, başka zamanlar nerelerdesiniz?..

Yüzlerce çocuk kaybolduğunda, kızlar saçlarından tutulup sürüklendiğinde, emeğini arayan işçiler havuzlara sürüldüğünde, çiftçiler domateslerini, besiciler  sütlerini asfalta döktüğünde… Diyelim ki; İstanbul’un ormanlarından Akdeniz’in koylarına… Karadeniz’in yeşilinden Marmara Denizi’ne kadar, doğamız yağmalanıp çalındığında…

Dev ulusal varlıklarımız ele peşkeş çekildiğinde…

Türkiye, AB umudunu yitirdiğinde…

Laiklik suç, Atatürkçülük kabahat sayıldığında ve sesi çıkan herkes hapishanelere doldurulduğunda….

Nerelerdeydiniz?..

Anlıyorum ki derdiniz vatan-millet değil, sadece nalıncı keseri gibisiniz…

Şimdi; sizin ve sizin gibilerin duyarsızlığı yüzünden çağdaşlaşamamış, yönünü yitirmiş, şaşkın ve  mutsuz bir ülkede “modern dünyada olanı” istiyorsunuz, öyle mi?..

Ne hakla?..

bcoskun@htgazete.com.tr

Psikiyatristlere gün doğdu!

Ekonomik kriz nedeniyle iflas eden veya işi bozulan işadamlarının psikiyatri kliniklerine başvurularının 2009’da 5 kat arttığını belirten Psikiyatrist Doç. Dr. Özgür Öztürk, “İntihar girişiminde bulunan veya alkolik olan işadamlarının sayısındaki artış 2010’da da sürüyor. İflas eden müteahhitler ilk sırada; sağlık sektörüne yatırım yapanlar, bankacı, tekstilci de çok” dedi.

EKONOMİK kriz, hastanelerin psikiyatri servislerindeki profili de değiştirdi. Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’nin Psikiyatri Kliniği’nde çalışan Psikiyatrist Doç. Dr. Özgür Öztürk, krizin en yoğun hissedildiği 2009 yılında hastaneye gelen işadamı sayısının 5 kat arttığını belirterek, “Çoğu iflasa bağlı intihar girişiminde bulunmuş veya alkol bağımlılığı ileri seviyeye ulaşmış işadamları. İflaslar dışında işi ciddi anlamda bozulan, borç batağına saplanan işadamları da intihar, alkol bağımlılığı ve ağır depresyon vakaları olarak kliniğe çoğu zaman aileleri tarafından getiriliyor” dedi.

Alkolizm yüzde 50 arttı

Ekonomik krizlerde alkol ve madde bağımlılığının arttığına işaret eden Psikiyatrist Dr. Yasin Genç ise şu tespitlerde bulundu: “İş hayatında oluşan boşluğu alkol veya uyuşturucu madde ile doldurmaya çalışıyorlar. İntihar girişiminde bulunan işadamı ve buraya ailesi tarafından getirilenler geçen yıl 4’e katlandı. Bağımlılık da bir intihar türü aslında ama yavaş yavaş. Alkolizmde yüzde 50, madde bağımlılığında yüzde 30 artış var.”

2010’da toparlanma yok

Ekonomik toparlanma yaşandığı söylense de gelen hastalar açısından bir değişiklik gözlemlemediklerini vurgulayan Özgür Öztürk, “Açıkça bize gelen iş nedenli vakalarda bir azalma yok. Biz hangi sektörde sıkıntı olduğunu buraya gelen vakalardan önceden görebiliyoruz. Ekonomik kayıp babadan bütün aileye yayıldığı gibi depresyon da aileyi kaplıyor. Depresyon grip gibi bulaşıcıdır” dedi

Müteahhitler ilk sırada

Kendilerine gelen işadamlarının önemli bir çoğunluğunun iflas eden müteahhitlerden oluştuğunu dile getiren Öztürk, iş stresinin yoğunluğu nedeniyle bankacılık sektöründen de çok hasta geldiğini belirtti. Öztürk şunları söyledi: “Tekstil sektöründen de çok hasta var. Hem patron hem çalışan çok sayıda tekstilci. Tekstil sektöründe kadınların çok ezildiğini düşünüyorum. Sigortasız, 12 saat bir makinanın başında gününü geçiriyor. Bu kadınların çoğunu buraya baygın getiriliyorlar.”

Jakuzili, saunalı hastane yurtdışına gidenleri çekti

YEDİKULE Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Başhekimi Op.Dr. Ardaş Akdağ, vakıf aracılığıyla bakım verilen kronik hastaların kaldığı akliye servisinin dışında, 2 milyon dolar yatırımla bir yıl önce yeniledikleri Saatçi ve Tarver servisleriyle üst gelir grubuna hizmet verdiklerini hatırlatarak şunları söyledi: “Psikiyatri kliniğine yatmakla ilgili önyargılar var. 5 yıldızlı otel konforunda jakuzili, saunalı, dev plazma TV’li, dubleks hasta odalarımız mevcut. Türkiye’de gizli çok sayıda psikiyatri hastaları var. Çoğu tedaviye yurtdışına gider. Onları ekonomik krizde buraya çektik. Yurtdışındakinin 5’te biri fiyatına tedavi olabiliyorlar. Yurtdışındaki gurbetçilerin son kuşağında madde bağımlılığı oranı yüzde 20. Yaz aylarında çok gurbetçi burada tedavi oluyor. Vakfımız aracılığıyla da her ay 4-5 madde bağımlısı sokak çocuğunu ücretsiz tedaviye alıyoruz. Zenginden alıyoruz yoksula veriyoruz.”

Ekonomik krizler seksi de etkiliyor

UZMAN Psikolojik Danışman Çiğdem Tiryaki, ekonomik krizlerin aile ortamını, cinsel yaşamı, eşlerin birbirlerine karşı tutum ve davranışlarını olumsuz etkilediğini belirterek şöyle konuştu: “Ekonomik krizlerde toplumsal anlamda genel ve yaygın bir umutsuzluk, ilgi kaybı, gelecekle ilgili kaygıların arttığı gözlenmekte. İş yaşamındaki olumsuzluklar özellikle kadına karşı şiddete, ilişkide problemlerin artmasına neden olabiliyor. Anneler de çocuklara karşı daha tahammülsüz ve agresif davranışlar gösterebiliyor. Erkekler için işdünyasında başarı ve gelirlerinin iyi olması güç-iktidar hissini arttırıyor. İşini kaybetmeş, iflas etmiş bir erkeğin depresyon ya da kaygıya bağlı olarak cinsel isteksizlik duyması, cinsel işlev bozukluğu yaşadığını söyleyebilirim.”

Erkek alkole vuruyor, kadın depresyona giriyor

Dr. Yasin Genç kadın ve erkek hastaların en çok hangi şikayetlerle geldiğini şöyle anlattı:
Erkeklerde genel olarak en büyük şikayet öfke kontrolsüzlüğü.
Alkol ve uyuşturucu erkeklerde önde.
Erkeklerde daha sonra depresyon ve kaygı bozuklukları geliyor.
Kadınlarda ise depresyon ve kaygı bozuklukları önde.
Kadında alkolizm az görülüyor ama daha dramatik ilerliyor.
Erkeklerin depresyonu daha zor.

İntihar girişimi kadında fazla, ölüm oranı erkekte daha yüksek

DOÇ. Dr. Özgür Öztürk intihar girişiminin kadınlarda daha yüksek olduğuna değinip, “Kadınlar dikkat çekmek için de intihar girişiminde bulunuyor. Erkeklerde intihar girişimi daha az ama sonuca götüren intihar daha yüksek” diye konuştu.

HÜRRİYET

İşsizlik ödeneğine başvuranlar arasında her meslekten işsiz bulunuyor. Başvurularda beden işçileri, büro memurları, satış elemanları, muhasebeciler, güvenlik görevlileri, şoförler, garsonlar ve sekreterler başı çekiyor.

 Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) verilerine göre, ocak ayında işsizlik ödeneğine yapılan başvuruların meslekler itibarıyla dağılımı, işsizliğin hemen her meslek grubundan çalışanları tehdit ettiğini ortaya koydu.

İşini kaybeden 53 bin 128 kişi ocak ayında kuruma başvuruda bulundu. Başvurularda başı beden işçileri çekti. İşsizlik ödeneğinden yararlanmak için başvuruda bulunan beden işçilerinin sayısı 19 bin 972′yi buldu.

Beden işçilerinin başvurusunu 3 bin 626 başvuruyla büro memurları izledi. Başvuru sahipleri arasında çeşitli niteliklerde bin 941 şoför yer aldı. Başvurularda satış elemanı, muhasebeci, güvenlik görevlisi, garson, sekreter mesleklerinden işini kaybedenler de öne çıktı.

Yaş gruplarına göre dağılıma bakıldığında ise işsizliğin özellikle genç çalışanları tehdit ettiği göze çarpıyor.Ocak ayında işsizlik ödeneğine başvuran 53 bin 128 kişinin 28 bin 563′ünü 20-34 yaş grubundakiler oluşturuyor.

Eğitim durumuna göre yapılan dağılımda, işsizlik ödeneğine yapılan başvuruların 30 bin 269′unun ilköğretim mezunlarından geldiği görülüyor. İlköğretim mezunlarını 15 bin 432 başvuruyla lise ve dengi okullardan mezunlar izliyor. İşsizlik ödeneği için ayrıca 562 okur-yazar olmayan ve 4 doktora mezunu başvuruda bulundu.

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) İşgücü Piyasası Bülteni’nde işsizliğin 2009 yılında damgasını vurduğu, işsizlikte yıllık oranın son 20 yılın zirvesine ulaştığı, 757 kişinin iş bulma ümidi olmadığı söyledi.

 TİSK’in 2009 yılı İşgücü Piyasası Bülteni’nde, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK)Hanehalkı İşgücü Araştırması 2009 Yıllık sonuçları kapsamında işgücü piyasasında son bir yıllık dönemde ön plana çıkan gelişmeler, işsizlik ödeneği başvurularındaki yıllık değişim ve ILO verileri çerçevesinde işsizlik oranlarında Türkiye’nin dünyadaki konumu değerlendirildi ve bazı tespitlere yer verildi.
”İşsizliğin 2009 yılına damgasını vurduğu” belirtilen bültende, 2009′da Türkiye’de 15 yaş ve üzerindeki nüfusun 914 bin kişi arttığı, 28 bin kişinin çeşitli nedenlerle işgücü piyasasının dışında kalanlar arasından ayrılarak işgücü piyasasına dahil olduğu kaydedildi. Böylece işgücü artışının, nüfus artışının üzerine çıkarak 943 bin kişiyi bulduğu belirtilen bültende, ”İşgücü içinde istihdam edilenler ancak 83 bin kişi artarken, işsiz sayısındaki artış 860 bin kişiye varmıştır. Çalışma çağındaki nüfus artışının neredeyse tamamını (yüzde 94) oluşturan işsizlik artışı işgücü piyasasına hakim olmuştur” denildi.

İşsizlik oranının, 2009′un Şubat dönemindeki yüzde 16,1′lik rekor sonrasında 2009 yılı genelinde yüzde 14 olarak gerçekleştiği belirtilen bültende, böylece işsizliğin yıllık oran açısından son 20 yılın en yüksek düzeyine çıktığı kaydedildi.

Kriz öncesi dönemi temsil eden 2007 yılında 2 milyon 376 bin kişi olan işsiz sayısının 2009′da yüzde 46,1 artarak 3 milyon 471 bin kişiye çıktığı belirtildi. Bültende, iş bulma ümidi olmayanların sayısının 2009′da yüzde 24 oranında artarak 757 bin olduğu ifade edildi.

Bültende, ILO’nun ülke grupları için yaptığı tahminler kullanılarak, 2009 yılında bir önceki yıla göre işsizlik oranındaki artışlar puan olarak karşılaştırıldığında, Türkiye’deki işsizlik artışının dünya ortalamasının ve tüm ülke gruplarına ait ortalamaların üzerinde olduğunun görüldüğü kaydedildi. Buna göre, 2009′da 2008′e göre dünyada işsizlik oranı artışı Türkiye’de 3 puan olurken, gelişmiş ülkelerde 2,4 puan, orta ve güneydoğu Avrupa (AB) dışı ve BDT’de 2 puan, Latin Amerika ülkelerinde 1,2 puan, Orta Doğu ülkelerinde 0,2 puan oldu.
 

”Erkek istihdamı azaldı, kadın istihdamı arttı”

TİSK’in hazırladığı işgücü piyasası bülteninde şu değerlendirmelerde bulunuldu:
”Ekonomik ve sosyal yapının en büyük düşmanı olan işsizlik Türkiye’de kriz ile birlikte çok önemli mevziler ele geçirmiştir. İşsizliği geriletmek için hükümet, işveren ve işçi kesimlerinin uzlaşmasına dayalı Ulusal İstihdam Programının oluşturulup uygulanması gereklidir.

2007′de yüzde 10,3 olan işsizlik oranı ekonomik kriz nedeniyle 2008′de yüzde 11′e çıkarken, 2009′da sıçrama yapmış ve yüzde 14′e yükselmiştir. 2009′da işsiz sayısı kriz öncesine göre yüzde 46,1 oranında yaklaşık yarı yarıya artmıştır. İşsiz sayısı klasik tanıma göre 2008′e kıyasla 860 bin kişi artarak 3 milyon 471 bin kişiye ulaşmıştır.

İş bulmaktan ümidini kesenlerin sayısı 145 bin kişi artarak 757 bin kişiye varmıştır.
Alternatif işsizlik tanımına göre işsizlik oranı yüzde 23,4; işsiz sayısı 6 milyon 292 bin kişidir.
2009′da istihdam sanayide 311 bin kisi azalmış; tarımda 238 bin kişi, hizmetler sektöründe ise 149 bin kişi artmıştır. Hizmetlerdeki artış, sanayideki büyük kaybı telafi edememiş ve tarım dışı istihdam 155 bin kişi azalmıştır.

Böylece, 2009′daki 83 bin kişilik cılız istihdam artışını tarım kesimi yaratmıştır.
Kentlerde istihdam azalmış, ‘tersine iç göç olgusu’ yaşanmıştır.
Erkek istihdamı azalırken kadın istihdamı artmıştır. Sanayi sektöründeki erkek istihdamı azalışı 334 bin kişi olmuştur. Genç istihdamı gerilemiştir.

Kayıtdışı istihdam oranı, güçlü olmayan bir artış gösterirken, ücretli kesimde kayıtdışı istihdam oranı azalmıştır. Ücretli kesime ait bu olguda sosyal güvenlik primlerinde yapılan indirimlerin de etkisinin bulunduğu düşünülmektedir.

Yeni iş arayanların sayısı, uzun süreli işsizlere göre daha hızlı artmaktadır. İşgücüne katılma oranı özellikle kadınlarda artmaktadır. İşsizlik ödeneğine başvuranların sayısı Aralık 2009′dan itibaren tekrar yükselişe geçmiştir. Bu durum, işsizlik oranının yükselebileceğine işaret etmektedir.

ILO’nun dünya geneli ve ülke grupları itibariyle yaptığı 2009 yılı işsizlik artısı tahminlerine göre, Türkiye’deki işsizlik artışı bütün ülke ortalamalarını ve dünya ortalamasını geride bırakmıştır.

Türkiye’de bölgeler açısından değerlendirme yapıldığında kriz, sanayi ağırlıklı batı bölgelerinde işsizlik alanında daha ağır hasar vermiştir. Sadece İstanbul’un istihdamı 2009′da 197 bin kişi azalmış ve bunun yüzde 82′si (162 bini) sanayide gerçekleşmiştir.”

ABD’deki iş bulma portallarından Careercast.com’un araştırmasına göre herkesin hayalini süslemese de “az stres-iyi kazanç” getirmesi nedeniyle 2010′un yapılabilecek en iyi mesleği “sigorta uzmanlığı.”

 Geçen yıl tüm dünyada kendini hissettiren ekonomik krizle birlikte işten çıkarma, iflas ve daralma paketleri gibi terimler daha fazla kullanılmaya başlandı. Böyle bir ortamda yeni bir iş bulmak ise neredeyse kabus haline dönüştü. Nitekim, geçen yıl birçok kişinin en büyük korkusu, yeni bir iş bulmak zorunda kalmak oldu. ABD’deki iş bulma portallarından Careercast.com da 200 iş kolu üzerinde yaptığı araştırmayla iş bulma hayallerini bu yıla saklayanlar için, “2010′un en iyi ve en kötü” mesleklerini belirledi.

Ancak bu listede, genellikle “en iyiler” listesinde görmeye alışık olunan “hayalleri süsleyici” meslekler yer almıyor. İnternet sitesi de araştırmasıyla ilgili açıklamasında, birçok kişi için ulaşılması zor “yıldız yaratan ve milyonlar kazandıran” meslekleri sıralamak yerine, hem geniş kesime hitap eden hem de sağlığı riske atmayan, düşük stresli, hoş çalışma ortamlı, düzenli gelir sağlayıcı ve güçlü büyüme potansiyeli olan mesleklere yer verdiklerini belirtiyor.

Sitenin, “ekmeğin aslanın midesinde” olduğu gerçeğinden hareketle stres, çalışma ortamı, fiziksel güç, gelir ve istihdam durumuna göre belirlediği bu yılın seçilebilecek en iyi mesleği “sigorta uzmanlığı.” Bu iş kolu, düşük fiziksel güç istemesi, az gerilimli bir meslek olması, güzel çalışma ortamı sunması ve iş kolları arasında güçlü performans göstermesi nedeniyle birinci sırayı alıyor. Sigorta uzmanlarının ABD’de yıllık ortalama gelirinin 85 bin dolar olduğu ifade ediliyor.

“Yazılım mühendisliği” ise 200 meslek arasında en iyi istihdam oranına sahip olduğu için 2010′da yapılabilecek en iyi ikinci meslek. Yine stres, çalışma ortamı ve fiziksel güç kullanımında çalışanın hayatını zorlamayacak bir meslek olan yazılım mühendisliği, aynı zamanda son yılların dikkat çeken işleri arasında yer alıyor. Bu meslekte de ABD’de yıllık ortalama gelir 85 bin dolar civarında.

Bilgisayar çağında bulunulması nedeniyle yıllık ortalama kazancı 76 bin dolar olan “Bilgisayar Sistem Analistliği” de işten keyif alma yönünden 2010′da seçilebilecek meslekler arasında üçüncü sırayı alıyor.

Bunun yanında, küresel ısınmadan dolayı tehlikelerle karşı karşıya kalan doğayla iç içe olmayı sağlayan mesleklerden biyologluk listede 4. sırada bulunuyor.
Ayrıca, siteye göre bu yıl tarihçilerin yılı olabilir. Bu meslek, rakamlarla iç içe olmayı sevmeyenler ve dünyanın geçmişini merak edenler için 2010 yılının önerilen meslekleri arasında.

Listede, 2010 yılının diğer en güzel meslekleri ise matematikçilik, avukat asistanlığı, istatistikçilik, muhasebecilik, dişçilerde hijyen uzmanlığı.
 

“En kötü” işler en çok yoran işler

Site, yorucu çalışma saatleri, sağlığı olumsuz etkilemesi ve iş ortamlarının kötü koşulları gibi nedenlere dayanarak 2010 yılının “en kötü” mesleklerini de belirledi. Listenin başında ise özellikle kol gücüne dayanan ve yıllık geliri düşük olan işler var.

Çok erken kalkılması, genellikle 12 saat çalışılması, tehlikeli olması, özel hayata yer bırakmaması ve yıllık gelirinin 31 bin dolar düzeyinde kalması nedeniyle gemi işçiliği birinci sırayı alıyor. İkinci sırada odunculuk, üçüncü sırada demir işçiliği var. Mandırada çalışmak, kaynakçılık yapmak ve çöpçülük de yılın yapılması güç ve insan sağlığı açısından “kötü” işlerinden.

Listede, bu kategorideki diğer meslekler ise taksicilik, inşaat işçiliği, tesisatçılık, postacılık olarak sıralanıyor.

Kanada’da yapılan bir araştırma, uykusuzluk (insomniya) sorunu olanların ülke ekonomisine yılda 6,5 milyar Kanada Doları (8.3 milyar TL) kaybettirdiğini ortaya koydu. Kanada’da ülke genelinde her 7 kişiden biri uykusuzluk sorunu yaşıyor.

 

Montreal- Kanada’nın Quebec eyaletindeki Laval Üniversitesi tarafından yapılan ve “The Journal of Sleep” dergisinde yayımlanan araştırma, uykusuzluk sorunu sebebiyle yeterli uyku alamadan işe gelenlerin neden olduğu verim düşüklüğünün, sorunun tedavisi için yapılacak harcamalardan çok fazla olduğunu gözler önüne serdi.

Meagan Daley, Charles M. Morin, Melanie LeBlanc, Jean-Pierre Gregoire ve Josee Savard tarafından yapılan araştırmada, hesaplamalara göre uykusuzluk sorunu olan bir kişinin tedavisi için sadece 421 Kanada Doları harcanırken, tedavisi yapılmayan bu durumdaki bir kişinin ekonomiye maliyetinin yıllık toplam 6441 Kanada dolarını bulduğu kaydedildi.

Araştırmada, toplam zararın 5,5 milyar dolarlık bölümünün verimsizliğe bağlı üretim düşüşü ve geri kalan 1 milyar dolarlık kısmın ise işe gelmemeden kaynaklanan ekonomik kayıp olduğu belirtildi.

Öte yandan Kanada İstatistik Kurumu, ülke genelinde her 7 kişiden birinin uykusuzluk sorunu yaşadığını açıkladı. Kurum verilerine göre ülkede 3,3 milyon kişinin uykusuzluk sorunu bulunuyor.

Kanada İstatistik Kurumu’nun verilerinde, aşırı şişmanlık, uyuşturucu ve alkol bağımlılığının insomniyayı tetiklediğine de yer veriliyor.

Kriz hakkında uyarılarda bulunanları ‘kriz edebiyatı yapmakla ve yangına körükle gitmekle’ suçlayan Başbakan Erdoğan, neden yurtdışındaki paraların Türkiye’ye gelmesi için her türlü güvenceyi veriyor. Yoksa kriz yavaş yavaş Türkiye’yi de mi etkilemeye başladı?

Önce bir durum tespiti yapalım. Herkesin bildiği bir tespit olacak ama yine de hatırlatmakta fayda var. Görünen o ki, devlet yönetimi olup bitenlerden ya habersiz ya da görmezden gelmeye çalışıyor.

Tespit şu: Dünya büyük bir ekonomik kriz ile çalkalanıyor. Ve ABD merkezli krizin sonunun gelip gelmediği ve dibe vurulup vurulmadığı halen belirsiz. Her gün krizin yeni bir boyutu ile karşı karşıya kalınıyor. Yine her gün ABD’de bir bankaya el konuluyor. Bugüne kadar el konulan banka sayısı 15′e çıkmış durumda.

Dünyanın gelişmiş ülkeleri toplanıp, krize karşı önlem alıyor. Avrupa Birliği ülkeleri hiçbir bankanın batmasına izin verilmeyeceğini, gereken her türlü desteğin sağlanacağını açıklıyor.

Dünyanın hatırı sayılır ekonomistleri; krizin, dış borcu yüzünden Türkiye’yi de etkileyeceğini altını çizerek söylüyor.

Türkiye’de iş dünyasından finans kesimine kadar herkes krizin olası etkileri için hem kamuoyunu bilgilendiriyor hem de ekonomi yönetimini uyarıyor. En son Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği de (TÜSİAD) aynı uyarıyı yaptı. Ne dedi TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ: “Yapısal reformlar tamamlanmış olsaydı, küresel dalganın sınırlarımıza ulaştığı bu günlerde biz de sınırlarımızı biraz daha sağlamlaştırmış olurduk. Olumsuz konjonktürel gelişmelere karşı gerektiğinde çok hızla müdahale edebilecek biçimde her türlü hazırlığı yapmalı, daha da önemlisi piyasaları hazırlıklı olduğumuza ikna etmeliyiz.” okumaya devam edin…

Kamu-Sen’in yaptığı araştırmaya göre Ağustos ayında çalışan tek kişinin yoksulluk sınırı geçen aya göre yüzde 1.28 artarak 1340 YTL’ye yükseldi.

Kamu-Sen’in araştırmasına göre, çalışan tek kişinin asgari geçim haddi geçen aya göre yüzde 1.28 artışla 1340 YTL’ye çıkarken, dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı ise yüzde 0.68 artışla 2664 YTL oldu. Tek kişinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için 44.6 YTL, dört kişilik bir ailenin ise 88.8 YTL harcama yapması gerekiyor. Harcamalarda en büyük payı yüzde 21.6 ile gıda alırken, gıdayı yüzde 19.04 ile ulaşım, yüzde 16.4 ile barınma, yüzde 13.06 ile temizlik izledi.

The Banker dergisinin “Dünyanın En Büyük 1000 Bankası” sıralamasında İş Bankası 86’ncı oldu. İş Bankası, sıralamada geçen yıla göre 16 basamak birden yükseldi

Türkiye’nin en büyük özel bankası olan Türkiye İş Bankası, The Banker Dergisi tarafından yapılan “Dünyanın En Büyük 1000 Bankası” sıralamasında ilk 100 içinde yer alarak 86’ncı oldu

İş Bankası’ndan yapılan açıklamaya göre Banka, dünyanın en prestijli yayınlarından The Banker Dergisi’nin Temmuz 2008 sayısında yer alan ve 2007 yılı finansal konsolide mali tablolarına göre bankaların ana sermaye büyüklükleri dikkate alınarak yapılan “Dünyanın En Büyük 1000 Bankası” sıralamasında geçen yıla göre 16 basamak birden çıktı. Geçen yıl 102’nci sırada yer alan Banka, bu yılki sıralamada 86’ncılığa yükseldi.

Atatürk’ün isteğiyle 1924 yılında kurulan ve Cumhuriyetle özdeş olan İş Bankası, 2007 yılında ulaştığı 10.2 milyar dolarlık ana sermaye toplamı ile söz konusu sıralamada 86’ncı olurken, 369 Avrupa bankasından 321’ini de geride bıraktı.