Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"Recep Tayyip ERDOĞAN" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

Eşek ölür kalır semeri!

Rahmetli dedem Ahıska Türkleri’nden Molla Mehmet, ben küçükken; bu güzel halk deyişini “doğru-düzgün adam olmam” için olsa gerek gözlerimin içine baka baka sıkça söylerdi. Başbakan da meydan meydan dolaşıyor ve halkın gözlerinin içine bakıp bağırarak söylüyor:

Eşek ölür.
Kalır semeri.
İnsan ölür.
Kalır eseri.

Kalbimin bütün samimiyetiyle söylüyorum. Başbakan, bulabildiği en güzel halk deyişini buldu. Herkes eseriyle anılmalı, övünmeli, gönenmeli. Bu açıdan bakınca; Ankara-Eskişehir arasında vagonlarına 50 yandaş gazeteci doldurularak, törenle, tantanayla, yapımcı şirket Alarko’nun; “hızlı tren hayalini gerçeğe dönüştüren Başbakan’a, bakanlara, Türk milletinin ödeyeceği borca kefil olan Hazine müsteşarlarına, TCDD’nin üst krema kadrosuna” tam sayfa teşekkür ilanları verilerek duyurulan “hızlı tren” bir gerçek eser midir? Osmanlı’dan ve Cumhuriyet’in Mustafa Kemal döneminden kalma demiryollarını düzeltip üstüne Fransızlar ile Japonlar’ın tam 37 yıl önce (1972 yılında) terk ettiği teknolojiyi koyarak yapılan nedir? Bu eser, hızlı tren midir? Yoksa hızlı tren adı altında “yavaş hortumlamayı hızlı hortumlamaya” dönüştürmek midir?

Acaba hangisidir?
Biz gerçeği arıyoruz.
Gerçek olan nedir?

***

Gerçeği aramaya; sizi sıkmayacak kısa hoş bilgiler vererek başlayayım. İlk raylar ahşaptı. 16. yüzyılda insanoğlu ahşap tekerlekli arabaları ahşap raylar üzerinde yürüttü.

Sonra döküm bulundu.
Raylar dökümden yapıldı.

Demir tekerlek de icat oldu, James Watt buharlı motoru çalıştırdı. Richard Trevithick de ilk lokomotifi 1804 yılında yaptı ve bugünkü “raylı taşıma teknolojisi” gelişmeye başladı. Japonların hızlı treninin adı “Shinkansen” yani “Mermi Tren”dir. Japonlar, hızlı tren teknolojisinde 1964 yılında 300 km hıza ulaştılar. Fransız demiryollarının treninin adı TGV yani “Yüksek Hızlı Tren”dir. Fransa 1967 yılında 267 km hıza ulaştı ve 1972 yılında 318 km’yi devirdi. Fransa ve Japonya bugün saatte 578 km hız ve üstünü deniyor. Türkiye’ye satılan teknoloji, Fransızlar’ın ve Japonların 1967’lerde kullanmaya başladığı ve 1972’de terkettiği eski teknolojidir. Ankara-Eskişehir hattına, eski raylar yenilenerek konulan ve “hızlı tren” diye halka yutturulan “geleneksel ray sisteminin” son örneğidir.

Uyanın!
Ayılın!
Gözlerinizi açın!

Bize “yeni teknoloji” diye yutturulan sistem dünyada terk ediliyor.

***

Bizi eşekleştirdiler.
Eşek yerine koydular.

Hem çok paramızı aldılar, hem dünyanın terk ettiği eski teknolojiyi Türk milletine saatte 500 km hız sınırına ulaşan yeni teknolojiden daha pahalı fiyata soktular. Fransa’da ve Japonya’da saatte 500 kilometre hız yapabilen “hızlı trenin” 1 kilometre maliyeti 2 milyon euro iken Türkiye’ye satılan geri teknoloji 250 kilometre hızdaki trenin maliyeti 3 milyon euroya geliyor. Ankara-Eskişehir etabının yapımını önce 459 milyon euroya yerli şirket Alsim-Alarko liderliğinde İspanyol OHL firmasına verdiler. Japon ve Fransız firmaları devre dışında bırakılınca projede değişiklik yapıp 459 milyon euro fiyatı 629 milyon euroya yükselttiler.

Niçin proje değişti?
Niçin eski teknoloji?
Niçin yüksek fiyat?

Susuyorlar. Cevap vermiyorlar. İlk hortumlama; Turgut Özal döneminde “otoyollarda” başlatılmıştı. Dünyanın en pahalı otoyollarını Türk milletine yine böyle yandaş yalaka gazeteci ağırlamalar, tantanalı törenler, teşekkür ilanlarıyla sokmuşlardı. Bu sonradan anlaşıldı. Ve Karayolları’nın o dönemki Genel Müdürü Atalay Coşkunoğlu; “hortumlamaya göz yumup rüşvet almaktan 5 yıl hapis” yemişti. Özal döneminde otoyollarda başlatılan “eski yavaş hortumlama” şimdi Tayyip Erdoğan döneminde demiryollarında “hızlı hortumlamaya” dönüştü.

Uyanın!
Ayılın!
Gözlerinizi açın!

Milleti eşek yerine koydular. Meydanlara toplayıp, gözünün içine bakarak “eşek ölür kalır semeri…” diye nutuk atıyorlar.

Kriz hakkında uyarılarda bulunanları ‘kriz edebiyatı yapmakla ve yangına körükle gitmekle’ suçlayan Başbakan Erdoğan, neden yurtdışındaki paraların Türkiye’ye gelmesi için her türlü güvenceyi veriyor. Yoksa kriz yavaş yavaş Türkiye’yi de mi etkilemeye başladı?

Önce bir durum tespiti yapalım. Herkesin bildiği bir tespit olacak ama yine de hatırlatmakta fayda var. Görünen o ki, devlet yönetimi olup bitenlerden ya habersiz ya da görmezden gelmeye çalışıyor.

Tespit şu: Dünya büyük bir ekonomik kriz ile çalkalanıyor. Ve ABD merkezli krizin sonunun gelip gelmediği ve dibe vurulup vurulmadığı halen belirsiz. Her gün krizin yeni bir boyutu ile karşı karşıya kalınıyor. Yine her gün ABD’de bir bankaya el konuluyor. Bugüne kadar el konulan banka sayısı 15′e çıkmış durumda.

Dünyanın gelişmiş ülkeleri toplanıp, krize karşı önlem alıyor. Avrupa Birliği ülkeleri hiçbir bankanın batmasına izin verilmeyeceğini, gereken her türlü desteğin sağlanacağını açıklıyor.

Dünyanın hatırı sayılır ekonomistleri; krizin, dış borcu yüzünden Türkiye’yi de etkileyeceğini altını çizerek söylüyor.

Türkiye’de iş dünyasından finans kesimine kadar herkes krizin olası etkileri için hem kamuoyunu bilgilendiriyor hem de ekonomi yönetimini uyarıyor. En son Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği de (TÜSİAD) aynı uyarıyı yaptı. Ne dedi TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ: “Yapısal reformlar tamamlanmış olsaydı, küresel dalganın sınırlarımıza ulaştığı bu günlerde biz de sınırlarımızı biraz daha sağlamlaştırmış olurduk. Olumsuz konjonktürel gelişmelere karşı gerektiğinde çok hızla müdahale edebilecek biçimde her türlü hazırlığı yapmalı, daha da önemlisi piyasaları hazırlıklı olduğumuza ikna etmeliyiz.” okumaya devam edin…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılacağı bir geceye şarkı söylemesi için Candan Erçetin çağrıldı.
Fakat Erçetin’in cevabı partilileri şoke etti: Ben Başbakan’ın olduğu yerde şarkı söylemem!

Olayı Bugün yazarı Aykut Işıklar köşesinde şöyle anlatıyor:

Olay yeni değil. Mayıs ayından kalma. Kusura bakmayın yeni duydum. İzmir’deki Balkan Göçmenleri Derneği bir gece düzenler. Geceye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da davet edilir. Sahne için de sevdikleri Candan Erçetin’e teklif gider. Belki parada indirim yapar diye de ‘Çok görkemli bir gece olacak, Başbakanımız da gelecek’ denir. İşte o saniye iş bozulur. ‘Ben Başbakan’ın olduğu yerde şarkı söylemem Atatürkçüyüm. AKP benim ilkelerime terstir’ yanıtı gelir.

Ayşe Arman, sakal polemiği konusunda Başbakan’ı önyargılı olmakla suçladı

Geçtiğimiz hafta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ünlü iş adamı Rahmi Koç arasında ‘sakal polemği’ yaşandı. Rahmi Koç, Ayşe Arman’la yaptığı röportajda “Sakallı, bıyıklı adam katiyen almam. Kirli sakal da sevmem. Her gün tıraş olacak bir kere. Cote D’Azur’e gider gibi gelinmez. Bluejean de giyilmez. Kadınlar da mini giyemez” demişti. Başbakan Erdoğan ise, bu sözlerin ayrımcılık olduğunu belirterek isim vermeden Koç’u eleştirdi.

Polemiklere sebep olan röportajı yapan Ayşe Arman, tartışmanın Erdoğan’ın önyargılı davranmasından kaynaklandığını savunarak Erdoğan’a sordu: “Ya mini eteklilerin hakları ne olacak?”

Ya mini eteklilerin hakları?

Her şey saçma.

Tartışmalar saçma.

Söylenenler saçma.

İnsanların alındıkları hassasiyet gösterdikleri şeyler saçma. Allah sonumuzu hayretsin! okumaya devam edin…

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya, sözlü açıklamasında yeni örnekler sundu

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı 16 sayfalık sözlü açıklamasında yeni örnekler sundu. Başsavcının mahkemeye sunduğu açıklamalardan bazıları şöyle:

Danıştay davası

Başbakan Erdoğan’ın Danıştay olayından sonraki sözlerine yer veren Başsavcı, sanık Alparslan Aslan’ın, “Genelkurmay, şeriatın önüne geçmeye çalışmasın” sözlerini delil olarak anlattı. okumaya devam edin…

Tesadüf işte..

Recep Tayyip Erdoğan’ın damadının çalıştığı şirket tarafından satın alınan Sabah gazetesi, yazıyor

7 Temmuz kaos planı.
Buhran ortamı yaratılacaktı.
Kalkışma başlatılacaktı.
İzinsiz mitingler yapılacaktı.
Polisle çatışmaya girişilecekti.
Halka ateş açılacaktı.
30 tetikçi suikastlar yapacaktı.
Tetikçi, albayla bağlantılı…
Bombacı, generalin ekibinde…
Sinan Aygün aktif rol aldı.
Yüksek Askeri Şûra ertelenecekti.
Darbe için düğmeye basılacaktı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın damadının çalıştığı şirket tarafından satın alınan Sabah Gazetesi’nin bunları yazdığı gün, kadere bakın ki, Sabah logosunun üzerinde dokuz sütuna şu reklam var:

“Recep’in tavuğu diyo ki…”

E inanmak lazım.
Folluktan bildiriyor çünkü.

İşadamı Rahmi Koç’un, işyerlerinde bıyıklı ve sakallı olanları çalıştırmayacağına ilişkin sözlerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği “bu ayrımcılık” yanıtı yeni bir polemik başlattı. Ancak Yargıtay’ın Başbakan Erdoğan’a yanıt gibi bir karar verdiği ve “Bıyık ve sakal istememek ayrımcılığa girmez. Bıyık ve sakal istememek işverenin yönetim hakkı içine girer” dediği belirlendi.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi üyeleri, işverenin işyerinde bıyıklı ve sakallı olanları çalıştırmama hakkı olduğunu ve bunun ‘ayrımcılık’ olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, “İşle uyuşmadığı zaman bıyık ve sakalı haklı fesih nedeni yapıyoruz. Bıyık ve sakal istememek ayrımcılığa girmez. Bıyık ve sakal istememek işverenin yönetim hakkı içine girer” dedi. okumaya devam edin…

İngiliz The Guardian gazetesi, Başbakan Erdoğan’ın parti grubundaki konuşmasına dikkat çekerken “Türk Başbakanı, İslamcılar ve laik yargıçlara, çatışmaktan kaçınma çağrısını yaparak ayakta kalma mücadelesini veriyor” yorumunu yaptı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP grubundaki konuşmasının yurt dışındaki yankıları sürüyor. The Guardian gazetesi, “Türk Başbakanı, İslamcılar ve laik yargıçlara, çatışmaktan kaçınma çağrısını yaparak ayakta kalma mücadelesini veriyor” yorumunu yaptı.

İngiliz The Guardian gazetesi, Türkiye’deki son gelişmeleri Robert Tait imzalı İstanbul kaynaklı iki ayrı haberinde değerlendirdi. Gazete, “Türk Başbakanı, İslamcılar ile laik yargıçlara çatışmaktan kaçınma çağrısını yaparak ayakta kalma mücadelesini veriyor” başlığını kullandığı haberinde şunları yazdı:
“Türkiye’nin zor durumundaki başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, dün (Salı günü), ülkeyi bölmekle, partisini kapatmakla ve kendisini görevinden uzaklaştırmakla tehdit eden, devletin laik kurumları ile güç mücadelesinde gerilimleri azaltmaya çalışarak siyasi kariyeri kurtarmayı amaçlayan bir girişim yaptı.” okumaya devam edin…