Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"Siyaset" kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

“Anayasa değişikliğine ‘Hayır’ diyeceğiz”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin il ve belediye başkanları ve il yöneticilerinin katılımıyla düzenlenen toplantının açılışında yaptığı konuşmada Anayasa Mahkemesi’nin kararını değerlendirdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa değişikliğine ilişkin verdiği “kısmen iptal” kararının kendilerini tatmin etmediğini belirterek “12 Eylül’de, 12 Eylül değişikliklerinin bir uzantısı olarak gördüğümüz o Anayasa değişikliklerine hayır diyeceğiz” dedi. Kılıçdaroğlu, CHP iktidarında yeni bir Anayasa yapma sözü de verdi.

Kılıçdaroğlu, CHP Belediye Başkanları, İl Genel Meclisi Başkanları ve İl Genel Meclisi Grup Başkanvekilleri toplantısının açılışında konuştu. CHP’liler olarak tarihe karşı sorumluluklarının olduğunu, geleceğe ilişkin yol haritalarını çizmek üzere toplandıklarını belirten Kılıçdaroğlu, “Demokrasi, hak ve özgürlükler kavramının boşaltıldığı bir süreci yaşıyoruz. Demokrasi dediler, demokrasi askıya alındı. Hak dediler, haklar kısıtlandı. Hakkını korumak isteyenler coplandı” dedi. Kılıçdaroğlu, “Barış, kardeşlik dedik, barışı ve kardeşliği sanki yeni keşfetmişiz gibi söylemler geliştirdik. Adına açılım dedik ama dönüp baktık ki toplum ciddi ölçüde ayrışmış. Bu ayrışmayı ortadan kaldırmak, barışı, demokrasiyi, kardeşliği yeniden egemen kılmak, nasıl Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında ayrışmadıysak, birleştiysek, güçbirliği yaptıysak o güçbirliğini, beraberliği, geleceğe umutla bakan bir Türkiye’yi yaratmak için buradayız” diye konuştu.

İzlenen ekonomik politikalarıyla toplumun tüm kesimlerinin perişan edildiğini, insanların yoksulluğunun sömürüldüğünü anlatan Kılıçdaroğlu, “Güçler ayrılığı ilkesinin askıya alınmak istendiği, iktidarın kendi mutfağında Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bütün siyasal partiler dışlanarak, uzlaşma arayışlarına kapılar kapanarak yapılan bir Anayasa değişikliğiyle ve bu Anayasa değişikliği sonrası verilen Anayasa Mahkemesi kararını görüşmek üzere buradayız. Çünkü biz Daha güçlü, daha çağdaş, daha uygar bir Türkiye istiyoruz” dedi.

Kılıçdaroğlu, 111 milletvekilinin, yargıyı yürütmenin emrine verdiği gerekçesiyle Anayasa değişikliğinin iptalini istediğini, bunun sonucunda Anayasa Mahkemesi’nin dün karar verdiğini anımsatarak “Verilen karar, Anayasa Mahkemesi’nin geçmişte vermiş olduğu kararların bir izdüşümüdür. Anayasa Mahkemesi geçmişteki içtihatlarına bağlı kalarak karar vermiştir” dedi.

Kararın geniş çevrelerce tartışılacağını ancak Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının bağlayıcılığına inandıklarını belirten Kılıçdaroğlu, bu tartışmaların demokrasi ve hukuk kültürüne önemli katkılar yapacağına işaret etti. Siyasallaşan yargının topluma ağır bedeller ödettiğini ve toplumun vicdanını kanattığını dile getiren Kılıçdaroğlu, “Bir dönem alkışlanan mahkeme kararlarının bir süre sonra toplum vicdanında yanlışlığı ortaya çıkmıştır. O nedenle demokrasiyi getirelim, güçler ayrılığı ilkesini getirelim derken yargının siyasallaşmamasına özen gösteren bir siyasi partiyiz. Yargıç, kendi teminatıyla, yargıç güvencesiyle oturduğu koltuğun hakkını vermeli ve kamu vicdanında kabul görmelidir. Onun için biz demokrasi kültürünü, demokrasi çıtasını yükseltmek zorundayız” diye konuştu.


“Referandumda hayır diyeceğiz”

Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu kararın, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif edilemeyecek maddelerine aykırılık nedeniyle alındığını anımsatan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
“Biz Anayasa Mahkemesi kararının bizi tatmin etmediğini biliyoruz. Bugün için iptal kararından sonra bile yargıç güvencesinin ve güçler ayrılığı ilkesinin tehlikede olduğunu biliyoruz. Yargının siyasallaşması, toplumun ayrışmasına yol açacaktır. Yargının siyasallaşması toplum vicdanının kanamasına yol açacaktır. Yapılan değişiklikler sonrası Cumhuriyet Savcısı, Adalet Bakanı’nın emrine sokulacaktır. O kadar ki, siz bir yurttaş olarak bir savcının size karşı yaptığı yanlışlığı veya haksızlığı Adalet Bakanı’na şikayet ettiğinizde eğer Adalet Bakanı ‘Ben izin vermiyorum’ dediği an itiraz edeceğiniz başka hiçbir merci kalmamaktadır. Yani bugün bizim elimizde itiraz edip bir üst mahkemeye gitme hakkı dahi bizim elimizden alınmıştır. O nedenle biz bu değişiklikleri uygun görmüyoruz ve 12 Eylül’de, 12 Eylül değişikliklerinin bir uzantısı olarak gördüğümüz o Anayasa değişikliklerine hayır diyeceğiz.”


“Yeni anayasa yapma sözü veriyoruz”

Kılıçdaroğlu, 12 Eylül Anayasası’nın eksikliklerini ve yanlışlıklarını bildiklerini, Türkiye’nin daha çağdaş bir anayasaya sahip olması gerektiğini belirterek güçler ayrılığı ilkesinin güçlenmesinden, medya üzerine uygulanan baskıların kaldırılmasından, milletvekili dokunulmazlığının, kürsü dokunulmazlığıyla sınırlandırılmasından, yolsuzluk yapan bakanların yargılanmasından, örgütlü bir toplumdan yana olduklarını bildirdi. Kılıçdaroğlu, “Onun için yeni parlamentoda seçimlerden sonra yani CHP iktidarında daha çağdaş, daha uygar, toplumu geleceğe güvenle bakan yeni bir Anayasa yapmanın da sözünü ve teminatını veriyoruz” dedi.

Sadece Anayasa değişikliklerine kilitlenmeyeceklerini, siyasi ahlak yasasını da çıkaracaklarını kaydeden Kılıçdaroğlu, “Sorumluluk hisseden her yurttaşımızın, her partilimizin, her aydınımızın, her çizerimizin, her sanatçımızın kişilerin inançlarına saygılı olması gerektiğinin altının çizilmesi gerektiğini ifade ediyorum. Biz, inançlara saygılı ama bu ülkede düşüncelerin özgürce dile getirildiği bir Türkiye yaratmak istiyoruz. Onun için çağdaş bir Anayasa, onun için uygar bir Anayasa” diye konuştu.


“Hayırda ‘hayır’ vardır”

Kılıçdaroğlu, kafalarının arkasında başka bir düşüncelerinin olmadığını, içten pazarlıklı bir siyasi parti olmadıklarını vurgulayarak “Biz, önce YÖK’te reform yapacağız deyip YÖK’ü ele geçirdikten sonra unutan bir siyasal parti değiliz. Biz, YÖK’ü kaldıracağız diyorsak, YÖK’ün üniversitelere bir baskı aracı olarak kullanılmasını kaldıracağız diyorsak bunun teminatını veriyorsak biz bunu yapacağız” dedi. Kılıçdaroğlu, “Bir ülkede üniversiteler susturulmuşsa bilin ki o ülkede demokrasi askıya alınmıştır” diye konuştu.

Sokaktaki vatandaşların telefonda konuşurken dinleme kaygısı taşıdığını, tüm bunları önlemek için yeni bir Anayasa yapmanın teminatını verdiklerini anlatan Kılıçdaroğlu, “12 Eylül’de, 12 Eylül düşüncelerinin ürünü olan, güçler ayrılığı ilkesini siyasal iktidarın emrine sokan bir değişikliğe toplum olarak, aydınlar olarak, dürüst insanlar olarak, topluma karşı sorumluluk hisseden her yurttaşın hayır demesini bekliyoruz. Ve halkımızın söylediği güzel bir laf vardır: Hayırda hayır vardır. Çünkü bu karanlık tablo, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu açmaz, bizi aydınlığa taşıyacaktır. Biz, gelecek, aydınlık günlerde buluşacağız” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu Kemal Bey’i anlatıyor…
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile iki uzun söyleşi yaptık. Kılıçdaroğlu, bu söyleşilerde önce Kemal, sonra Kemal Bey, ardından da Kılıçdaroğlu olduğu günleri anlattı. Yazı dizisini de kendisinin bu anlatımlarını esas alarak hazırladım. Tabii burada hemen şunu vurgulamalıyım: Ona göre, “Kılıçdaroğlu ve Kemal Bey” tanımları, “Tayyip Bey ve Recep Bey”den farklı olarak tek bir dönemi ve tek bir kişiliği ifade ediyor.

Tapu memuru Kamer Bey, her akşam ocak başında kitap okurdu. ‘Kerem ile Aslı’, ‘Hazreti Ali’nin Cenkleri’, ‘Ebu Müslümi Horasani’ gibi kitapları heyecan içinde dinlerdi çocukları. Yatma vaktine kadar sürerdi okumaları.
Çocuklar, ertesi akşamı iple çekerdi. Yemekten hemen sonra ocak başındaki yerlerine geçer, babalarının kitabı alıp arkası aynalı 14 numaralı gaz lambasının önüne oturmasını beklerlerdi.
Misafir geldiği akşamlar kitap okumaya ara verilirdi. Lamba söndürülür, lüks lambası dolaptan çıkarılırdı. Lambanın zayıf ışığına alışan çocuklar için lüksün yanması evin şenlik yerine dönmesi demekti. Bir kenara oturur, bu kez babalarının misafirlerle sohbetini dinlerlerdi.
Kamer Kılıçdaroğlu, evdeki otoriteydi. Ailenin yaşamı da onun tayinleriyle birlikte alt üst olur, sürekli taşınıp dururlardı. O nedenle ailenin ikizleri Kemal ve Adil, ilkokula Van’ın Erciş ilçesinde başladı. İlk üç sınıfa orada gitti fakat dördüncü sınıfı Tunceli’de, beşinci sınıfı ise Bingöl’ün Genç ilçesinde okudu.

UZUN ÖNLÜKLER TAHTA ÇANTALAR

İlkokuldan itibaren ikizlerin yolları birbirinden ayrıldı. Adil, sınıfta kaldı. Kemal ise sınıfı geçerek yoluna devam etti. Adil, okul hayatında hep Kemal’i geriden takip edecekti. Zaten Kemal’den küçüktü, dünyaya da Kemal’in peşinden gelmişti. Tunceli’nin Ballıca köyünde, 17 Aralık 1948 günü birkaç dakika sonra doğmuş olmasına rağmen hep “ağabey” diye seslenecekti ona.
Erciş’te ilkokula başladıkları gün Kemal için unutulmaz bir gündü. Belleğinde kalan o güne dair en önemli görüntü tahta çantası ve uzun önlükleri: “İlk gün çok uzun siyah önlükler giymiştik. Evde tembihlemişlerdi, sakın çantalarınızı kaybetmeyin diye. İlk teneffüse elimizde çantalarla çıktık. Baktık diğer öğrencilerin elinde yok, sınıfa gidip çantalarımızı bıraktık. Diğer çocukların önlükleri kısaydı. Akşam eve gittiğimizde anneme kızınca önlüklerimizi düzeltip kısalttılar.”
Kemal, ders çalışmayı seven, meraklı bir öğrenciydi. Dersler dışındaki aktivitelere de katıldı. İzcilik koluna girdi, bir yavru kurt oldu. Öğretmenler, özel günlerde, bayramlarda şiir okuma görevini de hep ona veriyorlardı. İlk ezberlediği şiirlerden biriydi İstiklal Marşı. Sadece ilk iki kıtasını değil, on kıtasını ezberledi, bir müsamere sırasında çıktı kürsüden okudu. İlerleyen yıllarda Kemal, şiir de yazdı.

İLK ŞİİRİ AÇLIK ÜZERİNE

İlk şiiri açlık üzerineydi: “Bir hafta vardı hiç unutmuyorum, fakat öğretmenler açlıkla ilgili şiir bulamamışlardı. Ortaokuldaydık. Ben açlıkla ilgili bir şiiri yazdım ve götürdüm. Öğretmen ‘Çok güzel olmuş’ dedi. Gençlik yıllarında şiirler devam etti. Elazığ’da Ticaret Lisesi’ndeyken Turan gazetesine şiirler yazdım. Şimdi çok net hatırlamıyorum yazdıklarımı. Saklamadım da.”
Kemal, Genç’te ortaokulu okurken yaz aylarında hiç evde oturmadı. Her öğleyin tren istasyonundaydı. Tren yolcularına salatalık ya da soğan kabuğuyla boyadığı yumurtaları satıp para kazandı. Tuğla ocaklarında da çalıştı. Ortaokul son sınıfta daha büyük bir işe girişti. Genç’in karpuzu meşhurdu, Murat nehri kıyısındaki tarlalarda harika karpuzlar yetişirdi. Kemal de, o yaz bir arkadaşıyla beraber bir karpuz tarlası kiraladı. Zevkli bir anı olarak anlatıyor o tarlada yaşadıkları:
“Tarlayı para verip kiralamadığımız için bize düşen görev gece karpuzları korumak için tarlaya gidip orada yatmaktı. Karpuzları şehrin içine götürüp satmıyorduk. Diyelim ki Bingöl’deki birlikten askerler karpuz almak için gelirlerdi, onlara satardık. Kilosu 5 kuruştu.”

YÜZME SEVDASI VE BABA DAYAĞI

Yaz aylarının en büyük eğlencesi Murat nehri kıyısında dolaşmak, nehirde yüzmekti. Halbuki babası, nehirde yüzmeyi yasaklamıştı. Hem boğulma tehlikesine, hem de babasını kızdırma pahasına Kemal, arkadaşlarıyla nehre gidip yüzmekten vazgeçmezdi.
Bu da akşamları babasından dayak yemek demekti. Kamer Bey, katı bir Anadolu erkeği görünümündeydi. Kararları kendi başına alırdı. Ailenin Karabulut olan soyadını değiştirme kararı da bunlardan biriydi. Bütün aile Karabulut soyadıyla devam ederken, Kamer Bey, 1950’de mahkemeye başvurarak Kılıçdaroğlu soyadını almıştı. Nedeni de köydeki hemen herkesin soyadının aynı olmasıydı, bu benzerlikten rahatsız olmuştu. O tarihte küçük bir çocuk olan Kemal, ailedeki bu soyadı değişikliğini sonradan öğrenmiş: “Bütün amcalarımın soyadı Karabulut. ‘Mehmet Karabulut’tan Mehmet Karabulut’a’ diye mektup yazdığımı hatırlıyorum. İkinci Mehmet Karabulut’a parantez içinde muhtar yazardık hangisi olduğu anlaşılsın. Hiçbir zaman gidip babamıza “soyadımızı niye değiştirdin” diye sormadık. Çünkü çocuktuk.”

DEDEMİZ KILIÇLI EŞKIYA

Kılıçdaroğlu soyadı ise dedelerinden geliyor: “Dedemiz Hüseyin Cebeli. O dönemin halk kahramanı tipi birisi. “Kılıçlı eşkıya” diye adlandırılıyor. Soyadı Kanunu olmadığı için aile Cebeligiller olarak tanınıyor. Rahmetli babam bundan esinlenerek de Kılıçdaroğlu koymuş olabilir.”
Her ne kadar Kürt olduğu iddiaları ortaya atılsa da Kemal Kılıçdaroğlu, ailesinin köklerinin Kureyşan aşiretinin Türkmen boyu olduğu bilgisine sahip: “Kureyşan, aynı zamanda, Aleviliğin en önemli ocaklarından biri. Ailemin Horasan’dan geldiği söyleniyor. Konya Akşehir’e yerleşiyorlar. Ailenin büyüğü Seyyid Mahmudi Hayrani’nin türbesi orada. Rivayete göre, Şah İsmail’le Yavuz Sultan Selim arasındaki savaştan sonra bunlar Adıyaman, Malatya ve bir kolu da Dersim’e, Tunceli’ye gidiyorlar. Türkmen boyu bunlar.”
Anne tarafı ise Areli aşiretinden. Annenin nüfustaki ismi Yemuş. Oysa herkes gibi oğlu Kemal de onu hep Nimet adıyla biliyordu: “Anneme Yemuş demezdik, rahmetli babam, bütün komşular, herkes Nimet diye bilirdi. Ben de anneme sordum. Yemiş koymak istemişler, nüfus memuru Yemuş yazmış. Herkes etnik kimliğiyle uğraştı, acaba nedir, ne değildir diye. Sonuçta o benim sevgili annem. Öyle bir şey olsa söylerim, yok.”

KARDEŞLERİNDEN BİR TEK O OKUDU

Nimet Hanım’ın ikisi kız, beşi erkek yedi çocuğu oldu. Bunların dışında iki çocuğunu da doğumdan sonra yitirdi. Yedi çocuktan sadece Kemal, üniversite okudu. O zaten diğer kardeşlerinden farklıydı. İlkokuldan liseye kadar hep birincilikle bitirdi okulları.
Kemal, Murat Nehri kıyısına oturur, babasının getirttiği Cumhuriyet gazetelerinden Malkoçoğlu çizgi romanlarını okurdu. Sonra gazetedeki Fikret Otyam’ın röportajları dikkatini çekti. Yıllar sonra Otyam’ın resimlerine ilgi duymasında o röportajların etkisi de olacaktı. Bir süre sonra da Çetin Altan’ın yazılarını keşfetti, bazı yazıları kesip saklıyor, sınıftaki arkadaşlarına okuyordu.

Kitap okumaya ise Teksas, Tommiks ve ardından Kerime Nadir’in romanlarından başladı. Lise 1’de de Yaşar Kemal’in İnce Memed’ini sonra da klasikleri okudu. İnce Memed, hayatının unutulmazlarından biri oldu.
Genç’te lise yoktu. Kamer Bey, Tunceli’de lise müdürü olan bacanağına mektup yazdı, kayıt tarihlerini bildirmesini istedi. Ama beklediği cevap bir türlü gelmedi. Cevabın geciktiğini fark ettiklerinde lise kayıtları dolmak üzereydi. Kemal, Elazığ’da yeni bir ticaret lisesi açıldığını öğrendi o sırada. “Oraya kaydını yap, bir ay sonra naklen alırız buraya” dediler. Kemal, bu lise seçiminin hayat çizgisini değiştirdiğini ancak liseyi bitirdikten sonra anlayacaktı.

HAYALİ DOKTOR OLMAKTI

“Bir ay sonra öğretmenler, öğrencimizden çok memnunuz kaydını vermeyiz dediler ve ticaret lisesinde kaldım. Liseye gidip doktor olmak gibi bir idealim vardı. Fakat ticaret lisesini bitirince anladım ki, sadece iki yerde sınava girebiliyorum. Eskişehir İktisadi Ticari Bilimler Akademisi, bir de Ankara. Önce Eskişehir’i kazandım, 50 lira para verdim kayıt için. Ankara’yı kazandığım belli olunca gidip kaydımı aldım, parayı istedim ama vermediler” diye anlatıyor üniversiteye girişini.
Kemal Kılıçdaroğlu, Ticari İlimler Akademisi’nde okumak üzere Ankara’ya ayak bastığında yıl 1968’di. Gençlerin ayakta olduğu fırtınalı yıl.

EN BÜYÜK PİŞMANLIĞIM

Ablamın okumasına karşı çıktık

En büyüğümüz olan ablam (Feride Çakmak) hiç okula gitmemiş zaten. İkinci kız kardeşimiz (Fikriye) bizden küçüktü. O çevrenin koşullarında okuyan kız çocuklarına farklı bakılıyor, biz de kendimizi o kültürün bir parçası olarak görüyorduk. Biz erkek çocuklar, “ilkokulu bitirdikten sonra okumasına gerek yok” diye itiraz ettik. Bu hayatımın en büyük pişmanlıklarından birisidir. Keşke okuyabilseydi, farklı yerlere gelebilseydi. O yapıyı sonra kırdık tabii. Benim, diğer kardeşlerimin kız çocuklarının hepsi okudu. Benim kızlarım Aslı ve Zeynep üniversiteyi bitirdi. O çevreden çıkınca hayatı, gerçeği daha farklı görüyorsunuz. Kültürün bir parçası olarak kız çocuklarına miras da verilmezdi. Rahmetli babam hayattayken Tunceli’deki iki dükkanı sattı, kardeşlere dağıttı. Gayrimenkul da kaldı babamdan. Biz kardeşler oturduk, kız kardeşlerimize de verelim diye karar verdik, böyle bir adalet sağladık.

BABAM

Rakı içme adabını o öğretti

Belli bir yaşa geldikten sonra rahmetli babam bize içki içmenin adabını öğretti. İlk rakıyı babamla içtik. İşte rakıyı böyle doldurursunuz, suyu böyle koyarsınız, içkiyi böyle içersiniz diye. Daha sonraki yıllarda sosyal içici dediğimiz, yani bir yerde bir işte toplantı olur, bir kokteyl olur bir kadeh alırsınız öyle içtim.

27 MAYIS

Menderes’in idamına üzüldük

Evimizde bir radyo vardı, Bingöl’ün Genç ilçesindeydik. 27 Mayıs’ı hatırlıyorum. Akşamları canlı olarak verilirdi duruşmalar. Hep “Sanıklar getirildi yerlerine oturdular” gibi klasik bir cümleyle başlardı. Her akşam tekrarlandığı için bu bölüm belleğimde kaldı. İdamlar olduğunda küçük bir kasabadaydık, çoğu kişi ertesi gün idamın olduğunun farkında bile değildi. Çoğu evde radyo yoktu. İdamdan herkes üzüntü duydu. Ailemiz CHP’liydi, amcam bir dönem CHP Tunceli İl Başkanlığı yapmış eskiden ama onlar da üzüldü.

Haber: Hürriyet

CHP’nin iktidara yürüyüşü

 CEMAL BEŞKARDEŞ – SARIYER MANŞET GAZETESİ  

Bundan çok değil bir ay önce, CHP’nin 33′üncü Olağan Kurultayı’nın “Olağanüstü”leşeceğini, hatta “Olağandışı” laşacağını kim düşünebilirdi? Tabii ‘siyaset mühendisleri’ dışında…81 ilin CHP Örgütü’nün tümüyle katılacağı, yıllardır Baykal’ın en yakınındaki Genel Sekreter Önder Sav’ın CHP’nin önünü açacak değişimde anahtar rol oynayarak tüm Örgütü birleştiren kilit isim olacağı, kadınların ve gençlerin son çeyrek yüzyılda görülmemiş bir coşku ve ilgiyle salonu dolduracakları, onbinlerin dışarıda kalarak salondaki binlerle uyumlu bir iletişim kuracağı, soldaki tüm unsurların, küskünlerin, ayrılanların, Rahşan Ecevit’in, Kamer Genç’in, DİSK Başkanı Süleyman Genç’in tam destek verecekleri tahmin edilebilir miydi?

Kurultay Divanı’ndan Kılıçdaroğlu’nun 1246 delegenin imzasıyla Genel Başkan Adayı olduğu açıklandı.  Ardından Kılıçdaroğlu konuşmasını yapmak üzere kürsüye gitti. CHP ve Türk Siyaset Tarihi’ne yaşamsal önemde bir belge olarak geçen uzun ve vurgulu konuşmasını yaptı. (Konuşma metnini SARIYER MANŞET Sitesi’nde okuyabilirsiniz.)

Tek aday olarak girdiği Kurultay’da Kılıçdaroğlu, Kurultay konuşmasından çok bir seçim konuşması yaptı. Kılıçdaroğlu seçim meydanında konuşurcasına partililere ve halka vaatlerde bulundu. Kılıçdaroğlu emekliden işçiye, esnaftan sanayiciye, toplumun tüm diğer kesimlerine kadar pek çok kesime önemli mesajlar verdi.

Bütünleşme çağrısında bulunan Kılıçdaroğlu’nun eleştiri oklarının hedefinde AKP vardı. Kılıçdaroğlu Başbakan için sık sık “Recep Bey” ifadesini kullandı.

Divan Başkanlığı’na imza veren 1246 delegeden 1189 geçerli oy alan Kılıçdaroğlu CHP’nin 7. Genel Başkanı seçildi.

12 Eylül sonrasında SODEP/SHP/CHP Ecevit’i partisine almamış olmasına rağmen DSP’yi kuran Bülent ECEVİT, DSP’yi iktidara taşımasını bilmiş ve sağlık sorunlarına karşın Başbakanlık yapmıştı. Ama ne var ki Deniz BAYKAL, CHP’ye üç defa genel başkan seçilmiş ve 11 yıl Genel Başkan olmasına karşın Partisini iktidara taşıyamamış ve Başbakan olamamıştı.

Baykal’ın bu başarısızlığının elbette bir bedeli olacaktı… Ancak ne olursa olsun bir komploya kurban giderek genel başkanlıktan ayrılmak zorunda kalması gerçekten üzücü olmuştur.

İsterseniz biraz Kurultay öncesindeki günlere geri dönüp bakalım. Aslında 15 gün öncesine kadar, bu Kurultay Deniz Baykal için tasarlanmış bir kurultaydı. Adı üstünde; “CHP 33′üncü Olağan Kurultayı”ydı. “Olağanüstü Kurultay”a dönüşeceğini, çok değil, sadece iki hafta önce kim aklının ucundan geçirebilirdi?
Bu Kurultay o kadar Baykal için ve Baykal’a göre tasarlanmıştı ki, Parti Meclisi’nin hazırladığı “Çalışma Raporu”nda, Deniz Bey’in liderliğinin tartışmaya bile açılamayacağı ilan ediliyordu.

Yaklaşık 400 sayfalık rapor üç genel başkanın fotoğrafıyla başlıyordu: Mustafa Kemal Atatürk (Kurucu Genel Başkan), İsmet İnönü (İkinci Genel Başkan) ve Deniz Baykal. Ya zincirin İnönü ile Baykal arasındaki halkaları? Bülent Ecevit, Hikmet Çetin, Altan Öymen? Yok!

Parti Meclisi’nin 33′üncü Olağan Kurultay için hazırladığı çalışma raporunu Baykal’ın tam 70 adet fotoğrafı süslüyordu. Kurultay’ın Baykal için ve Baykal’a göre tasarlandığını bundan daha güzel, daha somut gösteren bir örnek olabilir miydi?

Ancak, Parti Meclisi Çalışma Raporu Kurultay salonunda dağıtılmadı.

Kurultay’a getirilmeyen o rapor hazırlanırken Baykal’ın CHP gemisi çarşaf gibi bir denizde Kurultaya doğru yol alıyordu.

Ama ansızın bir kasırga koptu ve dümenin başındaki kaptan teknenin dışına savruluverdi…

Bundan çok değil iki hafta önce, CHP’nin 33′üncü Olağan Kurultayı’nın “Olağanüstü”leşeceğini, hatta “Olağandışı” laşacağını ‘siyaset mühendisleri’ dışında kim hayal edebilirdi ki?…

Kurultayda önceki Genel Başkan Deniz Baykal’ın adının geçtiği her konuşmada salondan yoğun alkış gelmesi dikkati çekti. CHP Grup Başkan Vekili Kemal Anadol tüm il başkanlarının ortak önerisiyle Divan Başkanı seçilirken, hukukçu kimliği ve titizliğiyle kurultaya damgasını vurdu. Toplam 1249 delegeden 1200’ünün Kılıçdaroğlu’nu aday göstermesine karşın, Anadol tüzük gereğince bu imzaların divan huzurunda atılması gerektiğini belirterek, yeniden imza toplanmasını sağladı. Bunun üzerine yeniden toplanan imzaların sayısı 1246‘ya ulaştı. Bu sonuç kurultay delegesi olan Baykal yanlısı MYK üyelerinin de imza verdiğini gösterdi.

Divan’dan Kılıçdaroğlu 1246 delegenin imzasıyla Genel Başkan Adayı olduğu açıklandı. Açıklamanın ardından Kılıçdaroğlu konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktı ve o tarihi konuşmasını yaptı.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının kısa olması bekleniyordu. Ancak metne bağlı kalmadan ve  prompter kullanmadan notlarına bakarak yaptığı konuşması sırasında Kılıçdaroğlu tam 72 dakika kürsüde kaldı.

Kılıçdaroğlu, salonda protokolde kendisine ayrılan bölüm yerine delegelerin arasında yer aldı. Kılıçdaroğlu’nun yanından Önder Sav, Gürsel Tekin, Hakkı Süha Okay gibi isimler ise hiç ayrılmadı.

Kılıçdaroğlu’nun parlak bürokrasi deneyiminde sırasıyla Maliye Hesap Uzmanlığı, Gelirler Genel Müdür Yardımcılığı, BağKur ile Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevleri vardı. Özel uzmanlıkları ise sosyal güvenlik kurumları, işsizlik sigortası ve kayıtdışı ekonomiyle mücadele gibi alanları kapsıyor. Bu birikim ve deneyimlerini konuşmasına yansıttı.

CHP Genel Başkan Adaylığı yurtta büyük bir heyecan uyandıran Kemal Kılıçdaroğlu, Kurultay Salonu`nda 72 dakikalık bir konuşma yaptı. Sık sık Başbakan’a “Recep Bey” diyerek AKP Hükümeti`ne yüklenen Kılıçdaroğlu, konuşmasında partisinin iktidara gelmesi halinde gerçekleştireceği ekonomiye ilişkin projelerini ve vaatlerini de sıraladı. Kılıçdaroğlu Kurultay kürsüsünde adeta bir iktidar ve seçim kampanyası konuşması yaptı. Bu konuşmasında CHP’de ve Türkiye’de başlatılacak dönüşüm ve değişimin ana hatlarını açıkladı.

Deniz Baykal’ın 18 yıllık genel başkanlığı döneminde CHP bir Radikal Cumhuriyetçi Parti’ye dönüşmüştü. Parti bu dönemde, Ülkede yükselen siyasal İslamcı siyasete tepki olarak, ana eksenini Cumhuriyet’in kazanımlarını ve kurumlarını korumak ve savunmak üzerine kurmuştu. Bunların başında laiklik geliyordu. Parti’nin ‘halkçı’ ve ‘solcu’ yakın geçmişine ilişkin temalar ya tamamen silinmiş ya da çok derinlere itilmişti.

Bu vurgu partinin ulaşabildiği kitleleri daralttı. Partililerin ve CHP sempatizanlarının Örgüt ile bağları zayıfladı. Halka erişim, daha çok Batı’da ve sahillerde yaşayan yüzde 20 dolayında bir nüfusla sınırlı kaldı.

Kurultay’da yaşananları ve Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını bir ölçü sayarsak, bundan böyle vurgu ‘halk’a kayacaktır. Bu arada Kılıçdaroğlu’nun vurguladığı örgüt (parti) içi demokrasi sağlanabilirse CHP yeni bir canlılık kazanacak, AKP İktidarının karşısına güçlü bir Ana Muhalefet Partisi ve iktidar seçeneği olarak çıkacaktır.

CHP’nin Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların temsilcisi olarak laiklik ve Cumhuriyet’in kazanımları üzerinde titizlenmesi elbette doğrudur ve buna devam etmelidir. Türkiye’yi bu coğrafyada farklı ve özgün kılanlar bu özellikleridir. İyi kötü bir demokrasimiz varsa, onların üzerine bina edilmiştir.
Baykal döneminde hatalı olan, Partiyi ‘radikal’ yapan, bu vurgunun diğer süreçlerden koparılmış, adeta fetişleştirilmiş olmasıydı.

Oysa, Eski Genel Başkan’ın yönetiminde gerilere atılmış olan ‘Halk’ ve ‘Parti’ vurgusu, insanların yalnızca fikirlerini değil, nasıl yaşadıklarını da siyasi formülün içine sokuyor. Yeni Genel Başkan sol düşüncenin yapması gerekeni, yani ideoloji ile somut yaşam koşulları ve yaşanan arasındaki bağlantıyı yeniden kurmaya hazırlanıyor.

Kılıçdaroğlu önce tohumu toprağa sokuyor ve ardından sulamaya başlıyor ki filizler çıksın.

Böyle bir vurgu kayması, hayatın nasıl değiştirileceğine dair somut politikalar üretilmesi demektir. Kılıçdaroğlu AKP İktidarını eleştiri aşamasında çok başarılıydı. Türkiye’nin gerçek bir bilgi toplumuna dönüştürülmesinden, tarım ve hayvancılığın ihya edilmesine kadar bu iktidarın başarısız olduğu ama somut hayatı değiştirerek yeni düşünceler filizlenmesini sağlayacak o kadar çok alan var ki… 

Radikal Cumhuriyetçi Parti kimliği ile CHP elitlerin bir fikir kulübüne dönüşmekte idi. Halk’a dönüp ‘parti’leşirse iktidara talip olacaktır. Baykal’dan Kılıçdaroğlu’na geçiş bir nöbet değişimden ibaret değildir. CHP ilkelerine dönecektir. Cumhuriyetçilik ve Laikliğin yanına olmazsa olmazları olan Halkçılığı, Devrimciliği, ayrıca elbette gerçek Milliyetçilik ve Devletçiliği de katacaktır. (Bakınız:CHP TABAN HAREKETİ Sitesi www.chptabanhareketi.org)

‘Gandi Kemal’in liderliğindeki CHP, sosyal demokrat kimliğiyle, ilkelerine sımsıkı sarılarak, Örgütüyle kaynaşmış bir kitle partisi olarak iktidar yürüyüşüne başlamıştır. Vatanımıza, ulusumuza hayırlı ve uğurlu olsun!

Çok savaş gördü bu millet…

Çömelen devleti ilk kez görüyor.

*        *       *

Her yer jammer dolu.
Sinyal kesiyorlar.
Ki, mayın filan patlamasın.
Havada üç tane Kobra var.
Tam teçhizatlı, tur atıyorlar.
Arada ısı bombası fırlatıyorlar.
Ki, roket gelirse hedefi şaşırsın.
Yüzlerce bordo bereli etrafta…
Araziye yayılmışlar, eller tetikte.
Kum çuvallarıyla çevrili siper…
Ardında, çömelmiş Başbakan.
Ve, Genelkurmay Başkanı.
Ki, mıhlamasınlar.

*        *       *

Moral vermek için yapılan ziyaretin, moral bozucu fotoğrafıdır bu.

*        *       *

Kimseyi rencide etmek maksadıyla yazmıyorum; ben de olsam, ben de çömelirim… Çünkü, elimizi kolumuzu sallaya sallaya girdiğimiz Irak topraklarına, kendi topraklarımızdaki kum çuvallarının ardından çömelerek bakabiliyoruz bugün anca.

*        *       *

Ankara’da yıllardır yan gelip yatarken, dizlerinin üstüne çökmüş örgütün, yeniden ayağa kalkmasına göz yummanın neticesidir bu… Kahramanlarımıza vatan haini muamelesi yapıp, içeri tıkarken, “güzel şeyler oluyor” deyip, teröriste havai fişek fırlatmanın, şımartmanın neticesidir. Şeref madalyalı subaylarımız kendi kafasına sıkarken, utanmadan sırıtmanın… “Camilerimizi bombalayacaklar, bize suikast yapacaklar” iftirasıyla cahil cüheladan oy toplayıp, elinde roketle gezenleri gizli gizli affetmeye çalışmanın bedelidir. Adamlar harıl harıl memleketin yollarına mayın döşerken, şarkıcılarla türkücülerle şov yapmanın, 4-4-2’yle mi yoksa 3-5-2’yle mi hallederiz bu meseleyi diye, futbolcularla top sektirmenin bedelidir.

*        *       *

Bir taraftan “kardeşim” diye bağrına basacaksın Barzani’yi… Öbür taraftan “taşeron bunlar” deyip, kum çuvallarının ardından çömelerek bakacaksın Barzani’nin topraklarına.

*        *       *
    
Nasıl gezebiliriz ki ayakta?

Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk’u kaybettik. Bir süredir Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi’nde tedavi gören Selçuk saat 13.15′de çoklu organ yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi. İlhan Selçuk için Çarşamba günü İstanbul’da veda töreni yapılacak. Selçuk, Hacıbektaş’ta Çilehane bölgesindeki Yıldızlar Mezarlığı’nda defnedilecek.

Cumhuriyet Haber Portalı

İstanbul- Selçuk’un ölümü Cumhuriyet ailesini yasa boğdu. Cumhuriyet çalışanları gruplar halinde Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi’ne gittiler. Yarım asırdır  Cumhuriyet’te köşe yazarlığını sürdüren Selçuk, aynı zamanda gazetenin Yayın Kurulu Başkanı’ydı. Berin Nadi‘nin 2001 yılında  ölümünün ardından Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz sahipliği görevini üstlenmiş, gazetesinin yaşatılabilmesi için yıllarca mücadele  vermişti.

FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYINIZ
Cumhuriyet okuru ona “Aydınlanmanın Bilgesi” adını takmıştı. İlhan Selçuk Atatürk ilkelerinin savunucusu bir devrimci ve yurtseverdi. Adı Cumhuriyet Gazetesi’yle özdeşleşen İlhan Selçuk Cumhuriyet okurunun her sabah bir pusula gibi doğru yönü gösterdiği inancıyla izlediği bir yazardı.

İlhan Selçuk 11 Mart 1925′te İzmir’de doğdu (Nüfusunda Aydın yazılı). Babası subaydı. Bu nedenle Aydın’da başlayan, Yıldızeli ve Keskin’de süren, Şişli 43. İlkokul’da tamamlanan ilköğreniminin ardından, ortaokul ve liseyi İstanbul Taksim, Silifke ve Adana’da okudu.

1950′de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Kısa bir süre avukatlık yaptı. Ardından ağabeyi Turhan Selçuk’la birlikte 41 Buçuk ve Dolmuş mizah dergilerini yayımladı. İlk yazıları bu dergilerde yayımlandı. 1958’de Karikatür, 1959’da Taş_Karikatür dergilerinin yayıncıları arasına katıldı. Semih Balcıoğlu ile birlikte Ulus’un mizah sayfasını düzenledi.

1961’de Akşam Gazetesi’nde yazarlığa başladı. Aynı yıl Tanin’e oradan da Vatan’a geçti. 1962’de Doğan Avıoğlu, Mümtaz Soysal, İlhami Soysal ve Cemal Reşit Eyüboğlu’yla birlikte Yön’ün kurucuları arasında yer aldı ve burada da yazılar yazdı.

1962’de Nadir Nadi’nin çağrısı üzerine Cumhuriyet’te köşe yazarlığına başladı.

12 Mart 1971 öncesinde Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Devrim dergisinde de yazan İlhan Selçuk, bu tarihlerde, geniş bir kesimin büyük ilgi duyarak okuduğu bir yazardı.

12 Mart sonrasında “Hoş Geldin Tanzimat Kafası” başlıklı yazısı nedeniyle Cumhuriyet kapatıldı. İlhan Selçuk tutuklandı. Açılan davada aklandı.


Ziverbey’de İşkence

Çok geçmeden sıkıyönetimce yeniden gözaltına alındı. “Ziverbey Köşkü”nde işkence gördü. “Madanoğlu Davası”ndan Sıkıyönetim mahkemesinde yargılandı ve aklandı. Yazdığı “Ziverbey Köşkü” kitabıyla, Ziverbey’deki işkence iddiaları ilk kez anlatılmış oldu. İlhan Selçuk, Ziverbey’de işkence altındayken verdiği ifadede akrostiş yöntemini kullanmıştı. İfadesinde, her tümcenin sondan ikinci sözcüğünün baş harfi yukarıdan aşağı sıralandığında “işkence altındayım” tümcesi çıkıyordu.

Demokrasi Ödülü

1991’de Nadir Nadi’nin ölümünden sonra gazetenin iflasa sürüklendiği, yazarlarının uzaklaşmak zorunda kaldıkları dönemde İlhan Selçuk, Berin Nadi ile birlikte Cumhuriyet yazarlarının bir arada tutulmasında önemli rol üstlendi. Ardından Berrin Nadi ile birlikte Cumhuriyet Gazetesi’nin bağımsızlığını koruyarak sürdürebilmesi için Cumhuriyet Vakfı’nı kurdu.

Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHAK) kurucu üyesi olan İlhan Selçuk, “Türk basınında demokrasi için verdiği savaşımdan” ötürü 1997’de Sertel Demokrasi Ödülü’ne değer görüldü. 1989’da Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin “Onur Ödülü”ne, 1994’te Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin “Basın Özgürlüğü Ödülü”nü aldı. Yaklaşık yarım asırdır Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapan İlhan Selçuk’un 15 kitabı bulunuyor.

Ergenekon’dan Gözaltı

21 Mart 2008 günü saat sabah 04:30 sıralarında Ergenekon davası operasyonları kapsamında gözaltına alınan Selçuk, iki gün sorgulandıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

30 Mart akşamı, göğüs ağrısıyla Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi’ne getirildi. 15 Nisan’da yaklaşık 6 saat süren bir by-pass ameliyatı geçirdi. Selçuk’un ameliyatını gerçekleştiren ekibin başı Doç. Dr. Atıf Akçevin, ameliyatın ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada, İlhan Selçuk’un 1978 ve 1984 yıllarında kalp krizi geçirdiği belirterek, hastalığın son seneye kadar tıbbi tedaviyle sabit seyrettiğini söylemişti. İlhan Selçuk’un doktorlarından Oryal Gökdemir ise gazetecilerin “İlhan Selçuk’un şu anki durumunda gözaltına alınmasının bir etkisi var mıdır?” sorusuna “Etkilememiş diyemeyiz, ama ‘tek neden budur’ demek de yanlış olur” karşılığını vermişti.

25 Mayıs’ta hastaneden taburcu olan Selçuk, 14 Ağustos 2009 günü yeniden rahatsızlanarak Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi’nde yoğun bakıma alındı. Selçuk’a ilk müdahaleyi daha önce kalp rahatsızlığı sırasında da tedavisini yapan ekipteki doktorlar Doç. Dr. Atıf Akçevin, Dr. Genco Yücel ve Dr. Zekiye Kural yaptı. İncelemeler sonucunda, Selçuk’un beyninin sağ tarafına bir kan pıhtısı gittiği ve bunun damarlarda beslenme bozukluğuna neden olduğu saptandı.

İlhan Selçuk, hastanede kaldığı süreçte okurlarıyla bağını sürdürdü. Hikmet Çetinkaya, 26 Kasım’dan başlayarak her hafta “Pazar Sohbetleriyle” Selçuk’un görüşlerini Cumhuriyet okurlarına aktardı.

Selçuk’u Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi’nde tedavi gördüğü süreçte kardeşi Ülfet
Ertel hiç yanından ayrılmadı. Ağabeyi Turhan Selçuk ve Cumhuriyet çalışanlarının yanı sıra, aralarında politikacı, gazeteci, yazar, sanatçıların da olduğu pek çok kişi ve sivil toplum örgütü Selçuk’un ziyaretine geldi. Tarık Akan, Rutkay Aziz’in yanı sıra 14 Şubat’ta CHP Eski Genel Başkanı Deniz Baykal da Selçuk’u ziyaret edenler arasında yer
aldı.

Selçuk hastanede kaldığı sürede sıkça gazeteye gelmek istediğini söylüyordu. Hikmet Çetinkaya ile sohbetinde, “Gazetedeki çocuklarımı çok özledim. Tümünün gözlerinden öperim… Türkiye’nin önünde başka bir dönem var. Demokrasi ve temel hak ve özgürlükler mücadelesi. Onun için Deniz Baykal’ı eleştirin ama vurmayın! Bu dönemde yol haritamız demokrasi, temel hak ve özgürlükler olacaktır. Atatürk milliyetçiliği
de budur zaten.”
diyordu.

Selçuk, son olarak 23 Mart Salı günü Cumhuriyet Gazetesi’ni ziyaret etti. Yedişer sekizer kişilik gruplar halinde Selçuk’un odasına gelen Cumhuriyet çalışanlarıyla sohbet etti, şakalaştı. Bu “Aydınlanma Bilgesi”nin Cumhuriyet’i son ziyareti oldu.

Amerikan Hastanesi’nin açıklaması

Vehbi Koç Vakfı (VKV) Amerikan Hastanesi, İlhan Selçuk’un, uygulanan tüm tedavi ve girişimlere karşın ”çoklu organ yetmezliği” nedeniyle vefat ettiğini bildirdi. Amerikan Hastanesinden yapılan yazılı açıklamada, ”24 Ocak tarihinde ‘iskemik beyin hastalığı’ nedeni ile yoğun bakım ünitesine yatırılan gazeteci yazar İlhan Selçuk, uygulanan tüm tedavi ve girişimlere karşın çoklu organ yetmezliği nedeni bugün saat 13.15′te vefat etmiştir” denildi.
 

Hacıbektaş’ta defnedilecek

İlhan Selçuk için Çarşamba günü İstanbul’da veda töreni yapılacak. Cenazesi perşembe günü Hacıbektaş’a götürülecek. Selçuk, Hacıbektaş’ta,  Mahsuni Şerif ve ağabeyi Turhan Selçuk‘un mezarları ile Aşık Veysel, Pir Sultan Abdal ve Yunus Emre‘nin heykellerinin bulunduğu Çilehane bölgesindeki Yıldızlar Mezarlığı’na defnedilecek.

Tunceli bağımsız milletvekili Kamer Genç, TBMM’de her kürsüye çıkışında olay oluyor.

Hazırlayan:Ayşe Sayın

 Dertleşecek bir arkadaşı kalmasa bile millete vefa ve vicdan borcunu ödeyebilmek için her fırsatta kürsüye çıkmaya devam edeceğini söylüyor. “Ben bu dönem Meclis’te olmasaydım AKP her şeyi sessiz sedasız geçirecekti” diyecek kadar da kendine güveniyor. Milletvekilliğinde final dönemini yaşıyor ama hedefi büyük; cumhurbaşkanlığı.

- Meclis’in “tek kişilik muhalefet partisi” diye anılıyorsunuz, bundan memnun musunuz?

- Muhalefette kendime özgü hitabet tarzım var, karşımdaki insanların ülkeye yaptığı kötülüğü açık net söylüyorum. Başbakan, cumhurbaşkanı, bakan da olsa, bunu kibarlık sınırları içinde söyleyerek, kırılır mı kırılmaz mı diye bir sınırlamam yok. Birisi bir suiistimal yapmışsa, onu en yalın dilde, en açık şekilde söylüyorum. Siyasi hayata atıldığımdan beri hep sağ iktidarlar baştaydı ve bunların hepsi devleti talan ettiler. Ve işte Tayyip (Erdoğan) ekibi bunlara rahmet okuttu. Türkiye ekonomisi çöktü, kamunun elinde mal mülk kalmadı, KİT’lerin malları yok pahasına satıldı. Bunları söyleyince, AKP’nin, Tayyip’in bekçileri bana hakaretler ediyorlar. Ama Meclis’te bana söz verilmeyince onların söylemi gündemde kalıyor. Bu beni son derece rahatsız ediyor, adam geliyor, “yalan iftira çamur ağzından akıyor” diyor ama Meclis’i yöneten meclis başkankanvekilleri söz vermiyorlar. Hele Mehmet Ali Şahin, TBMM Başkanlığı makamına gelebilecek en son adam. Yani tamamen talimata göre hareket eden, yönetimde kişilik göstermeyen bir kişi. Zaman zaman bana hakaret ediyor. İşte kürsüde bana hakaret etmiş, tutanağı gösterdim, “Bak hakaret etmişsin” dedim. Sonra bana “Özür dilerim” diye mektup göndermiş. “Niye hakaret ediyorsun o zaman” diyorum, “ağzımdan kaçmış” diyor. Televizyonlara da intikal etti, “kafayı çekmiş gelmiş demişsin” diyorum, “tutanakta yok” diyor. Yani tutanakları silmişler. TBMM Başkanı sahtekârlık yapıyor, tutanaklarda yer alması gereken ifadeleri, koydurmuyor…

- “Kafayı çekip” geldiğiniz oluyor mu peki?

- Şimdi bakın, AKP’nin meşru zeminlerde benimle mücadele gücü yok o nedenle, iftiraya dayalı, halkın nezdinde küçümseyen iftiralar atıyorlar. Yandaş basın da hep aleyhime iftiralar atıyor. Kendimizi savunacak bir durumumuz, fırsatımız da yok, çünkü söz istiyoruz vermiyorlar. Tabii AKP’nin çok üzerine gidince, medyada da tartışmalara çağırmıyorlar. Bir zamanlar “Teke Tek”, “32. Gün”, “Siyaset Meydanı” gibi programların en büyük müşterisi bendim. Ama şimdi çağırmıyorlar. Çünkü Tayyip Erdoğan bunların üzerinde büyük korku yaratmış. Tek amaçları beni her ne pahasına olursa olsun, siyasette yok etmeye çalışmak. Ama benim de millete karşı vicdani borcum var, diyet borcum var, bu devletin yatılı okullarını okuyarak büyüdük. Vefa borcumuz var, ben de görevimi en iyi şekilde yaparak bu vefa borcumu ödemek istiyorum.

- Bu sivri sözler, bunlar size tazminat davası olarak dönüyor mu?

Benim kullandığım laflar onlara hakaret içermiyor. Benim yaptığım, yaptıkları suiistimalleri söylemek. Tayyip, 2 bankadan 750 milyon dolar almış, damadının şirketlerine vermiş. İşte Manisa’da Bülent Arınç’ın seçim bölgesinde, KİT’e ait bir arazi, bir kuruma 3 milyon dolara verilmiş, 6 ay sonra arazinin yarısı 15 milyon dolara verilmiş. Yani bu kadar büyük suiistimaller var. TÜPRAŞ, TELEKOM satışları belli. İstanbul Belediyesi’nde yapılan suiistimaller belli, ihalelerde yapılan yolsuzluklar belli.

AKP iktidarı demek, soyguna bulaşmış bir iktidar demek. Ben de bu memlekette yaşıyorum. Her gün yüzlerce binlerce insan bize telefon açıyor, “işsiziz, işimiz yok, açız, yol paramız yok” diyorlar. Çıkarıyoruz yol parasını veriyoruz, ekmek parası veriyoruz. Gerçekten öyle acı olaylarla karşılaşıyorum ki…

- En faal milletvekillerindesiniz, hemen her konuda bir şekilde kürsüye çıkıp konuşmayı başarıyorsunuz… Nasıl hazırlanıyorsunuz, önceden hazırlık yapıyor musunuz?

- Yok yok, spontane gelişiyor. Ben 13-14 sene Danıştay’da yargıçlık, savcılık yaptım. Bir bilgi birikimim var, bir Maliye okulu dönemim var, vergi denetmenliği yaptım. Birçok konuda bilgimiz var. Meclis açıldığı saatten, kapanana kadar buradayım. Benim konuşmamam için AKP grup başkanvekilleri, özellikle Mustafa Elitaş çok engellemeye çalışıyor, grubu benim aleyhine tahrik ediyor. İki kez saldırıya maruz kaldım, başrolde Elitaş var. Bir noktada bakıp fırsat yakalayınca çıkıp konuşuyoruz. AKP’liler sürekli laf atıyorlar. Kamuoyunda, “daldan dala konuyor” gibi bir izlenim doğuyor ama işte fiili imkânsızlıklar nedeniyle, böyle olmak durumunda kalıyor.

- AKP’nin canını acıtan konuşmalar yapıyorsunuz. Hatta AKP kulislerinde “Genç’i biz alsak da sustursak mı” diye espriler de yapılıyor. Böyle bir talep gelse tavrınız ne olur?

- Hiçbir güç hiçbir makam ve mevki, hiçbir servet beni AKP’li yapamaz. Çünkü onlar laik Türkiye Cumhuriyeti devletine düşman, bu ülkenin dostu olmadığına inanıyorum. Benim varlığım ise laik cumhuriyetin yaşaması için gerekli olan mücadelenin emrindedir. O bakımdan onları iyi tanıyorum. Tayyip Erdoğan’ın İsmet Paşa’yı Hitler’e benzetmesi de çok maksatlı. Tayyip Erdoğan bazı şeyleri en kritik zamanda getiriyor. Mesela şimdi anayasa değişikliğinin geçmesi için her türlü tavizi veriyor. Taksim’in 1 Mayıs’a açılmasının altında bile bu yatıyor, böylece bir sempati yaratmaya çalışıyor. Aslında Tayyip Erdoğan, tam köprüyü geçiyor, köprüyü geçerken de kime ne taviz isterse veriyor.

Hırsızsan hazmedeceksin

- Meclis’teki konuşmalarınız nedeniyle, kendinizi hiç “yaşamsal tehlike” içinde hissettiniz mi?

- Tabii burada, Meclis’te 2 kere çok ciddi saldırıya uğradım AKP’liler tarafından. Birincisinde eski AKP’li TBMM Başkanvekili Eyüp Cenap Gülpınar kürsüdeydi, sanırım geçen seneydi. Bir anda AKP’liler etrafımı sardı, en az 20 kişi. Diğer partiden arkadaşlar devreye girdi. AKP’liler küfürler etti, saldırdılar, garaja kadar takip ettiler. Bir de geçen Anayasa görüşmelerinde oldu. Tabii, AKP’liler bir yandan suiistimal yapıyorlar, söylendiği zaman da hazmedemiyorlar. Yani, ya dürüst olacaksın ya da hırsızsan eleştirileri hazmedeceksin. Biz kimseye iftira atmıyoruz, Deniz Feneri faciası ortada, bunu söyleyince kızıyorlar. l

DYP’de vicdanen sıkıntı çektim

- Diğer partilerden size teklif geliyor mu? Ya da gelse geçmeyi düşünür müsünüz?

- Ben sosyal demokratım, yani sağ partilerden teklif gelmez. Ben tabii DYP’den milletvekili olunca, hakikaten büyük sıkıntı çektim. Yani vicdanen sıkıntı çektim. Gerçek olan şudur, orada bir ya da iki arkadaşım olmuştur. Onun dışında gönül rahatlığıyla gidip, kaynaşabildiğim insan olmamıştır. Sağ partilerin bakış açısı belli, devletin kamu mallarını çok seven zihniyet yerleşmiştir. Bunu düzeltmek için ciddi bir sosyal demokrat partinin iktidara gelmesi lazım. Tabii şimdi tek sosyal demokrat parti var, o da CHP. Oradan da bir teklif gelmedi. Gelse de halkıma sorarım. Benim için söz sahibi, Tunceli halkıdır, halkıma gider sorar, ona göre karar veririm. Ben bu dönem Meclis’te olmasaydım, AKP her şeyi sessiz sedasız Meclis’ten geçirecekti. Ben kapılarına çıkınca, muhalefet partilerinde hareket oluyor. Tabii muhalefet partileri de muhalefet yapıyor, ama ben ateşi yakıyorum… l

Arkadaşım yok

- Bağımsız milletvekili olmaktan memnun musunuz? Avantajı, dezavantajı ne sizce?

- Bağımsız olmanın çok dezvantajları var. Mesela bir arkadaşın, dostun yok. Kulislerde tek başına oturuyorsun, nadiren biriyle oturuyorsun, dertleşeceğin arkadaşın yok. Ama benim için en önemlisi, parlamentoda söz hakkın yok ya da daha doğrusu çok sınırlı. Kanunlar üzerinde önerge veremiyorsun, gerçekten bağımsızlık zor bir olay. Ama ben tabii her fırsatı değerlendiriyorum, kürsüye çıkıyorum, her şeyi doğru dürüst söylüyorum, kimseden çekinmiyorum. Sadece Tanrı’ya ve millete karşı sorumluluğum var, onun dışında kimseye hesap vermek durumunda değilim, bu da tabii bağımsız olmanın avantajı. l

Meclis’te muhalif evde kuzu !

- Meclis’te bu kadar yoğun tempodan sonra, özel yaşantınızda nasıl rahatlıyorsunuz? Hobileriniz var mı? Spor yapıyor musunuz?

- Yani spor olarak, yürüyüş yapıyorum. Onun dışında da tüm zamanımı burası dolduruyor. Ayda 1 filan Tunceli’ye giderim mutlaka.

- Bu kadar göz önünde olmanız ve sert çıkışlarınız nedeniyle, eşiniz, çocuklarınız ne diyor? Evde de muhalif misinizdir örneğin?

- Tabii, eşim devamlı sıkıntı yaşıyor. “Yeter artık, niye hep sen çıkıp konuşuyorsun, her şeyi söylüyorsun. Başına bela alacaksın, seni perişan ederler” diyor. Ama tabii ben madem milletvekiliyim, hakkınca görevimi yapmalıyım diyorum. Çocuklarım pek bir şey söylemez. Tabii evde muhalif durum yok. Evde biliyorsunuz hanımlar daha söz sahibi, bizde de öyle. Hanım kendini ilgilendiren konularda kendisi kararlarını alır, ortaklaşa konularda da ortak karar alırız.

- Yani evde “kuzu gibi” misiniz?

- (Gülerek) Dur, Burhan Kuzu’ya benzetme beni… O kadar da değil.

Final cumhurbaşkanlığı seçiminde

- 5. dönemden sonra bir final düşünüyor musunuz?

- Bu dönem final olacak. Ciddi bir projem var, yeniden milletvekili seçilirsem, cumhurbaşkanlığına aday olmak istiyorum, kamuoyundan büyük itibar görüyorum. Günde o kadar çok telefon geliyor ki Türkiye’nin her yerinden. Sokakta bile “sen ülkenin birliğini bütünlüğünü savunan bir insansın, seni seviyoruz” diyorlar. Bu konuşmalardan büyük haz alıyorum. Üniversite gençleri her gittiğim yerde çevremi sarıyorlar. Fotoğraf çektirmeye çalışıyorlar. Çok büyük sempatimin olduğunu görüyorum. Seçimi kazanırsam, Tayyip Erdoğan, Gül’den de çok iyi cumhurbaşkanlığı yaparım, Türkiye’yi getirdikleri noktanın da hesabını sorarım.

- Halk, sevgisini gösteriyor ama bunu oya “tahvil” ederler mi sizce, siyasette geçmişte çok sevilen politikacıların sandıkta umduğunu bulamadığı da biliniyor…

- Tunceli halkı bunu gösteriyor, o kadar büyük güçlerle mücadele ediyorum, 6 bağımsız vardı 20 tane parti vardı ama Tunceli halkı beni seçti. AKP beni Tunceli’de kaybettirmek için her türlü gücü kullanacak, parasal gücü kullanacak, kamu olanaklarını aleyhime seferber edecek. Ben tavsiye ediyorum: Ne verirlerse alın, oyunuzu vicdanınıza göre kullanın diyorum. Bakalım seçime daha 1 sene var. Eğer seçilirsek, mücadele ederim, seçilmezsek teşekkür eder, yerime otururum. Ama kendi kendime “tezkereyi” vermek istemiyorum. 

130 çocuğa burs

- “Sivri diliniz” nedeniyle çok tazminat davasına maruz kalıyor musunuz? En çok kime kazminat ödediniz ya da siz dava açıp AKP’lilerden tazminat kazandınız mı?

- Henüz hiç tazminat kazanmadım, çünkü dava açmadım. Bir kere Erdoğan benden 4 bin 500 liralık bir dava kazandı. Onun dışında yok. Tabii ben kendimi özellikle kürsüde çok sıkıyorum, hakarete varmayan kelimeler kullanmamak için, kullanmıyorum da. Ben daha önce dava açmıyordum. Ama şimdi AKP’liler hakkında açmayı düşünüyorum, çünkü onlar bana çok ağır hakaretler ediyorlar. Eğer kazanırsam da, 130’a yakın çocuğa burs veriyorum, onlara dağıtacağım.

- Kendi olanaklarınızla mı burs veriyorsunuz?

- Evet, yani bunu söylemek de istemiyordum aslında. Ben dönem başında maaşımın 4’te birini burs vermek için ayırmıştım, 350 çocuk başvurdu. Ama tabii bu 2 bin 500 lira ediyor. Hepsini karşılayamadım, şimdi değiştirerek her ay 130 çocuğa veriyorum. Ama veremediklerimi de bazı firmalara havale ettim, onlar burs buluyor.

Wall Street Journal gazetesi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, CHP Genel Başkanlığı’na getirilmesinin, Türkiye’deki “siyasi manzarada potansiyel bir transformasyon yarattığı”nı belirtirken, Baykal döneminde “adeta önemsiz bir duruma düşen partiye yeni bir hayat enjekte ettği” yorumunu yaptı.

New York- Kemal Kılıçdaroğlu‘nun CHP liderliğine seçilmesi ve bunun Türk siyaseti üzerindeki olası etkileri, yabancı medyada haber ve yorumlara konu olmayı sürdürüyor. Wall Street Journal gazetesi, Kılıçdaroğlu’nun, CHP Genel Başkanlığı’na getirilmesinin Türkiye’deki “siyasi manzarada potansiyel bir transformasyon yarattığı”nı belirtirken, Baykal döneminde “adeta önemsiz bir duruma düşen partiye yeni bir hayat enjekte ettiği” yorumunu yaptı. Gazete, “61 yaşındaki Sayın Kılıçdaroğlu, lider seçilmesinin ardından Türkiye’nin yumuşak sözlü Mahatma Gandi lakabına meydan okudu. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi veya AKP’yi yolsuzluğa batmış ve dikta olarak resmederek iğneleyici bir saldırıda bulundu” diye yazdı.

ABD’nin en çok satan gazetesi Wall Street Journal, Türkiye muhabirini Marc Champiom imzasıyla yayımladığı haber analizde, “Türkiye’nin ana muhalefet partisi, hafta sonunda yeni bir lider seçerek, Avrupa ile Ortadoğu’yu bağlayan ve önemi gideren artan bu ülkedeki siyasi manzarada potansiyel bir transformasyon yarattı” yorumunu yaptı.

CHP’nin, “Büyük bir hevesle yapılan Kurultay’da, seks skandalının ardından istifa eden eski lider Deniz Baykal döneminde adeta önemsiz bir duruma düşen bir siyasi harekete yeni hayat enjekte ettiği”ni de değerlendirmesini yapan gazete, “61 yaşındaki Sayın Kılıçdaroğlu, lider seçilmesinin ardından Türkiye’nin yumuşak sözlü Mahatma Gandi lakabına meydan okudu. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi veya AKP’yi yolsuzluğa batmış ve dikta olarak resmederek iğneleyici bir saldırıda bulundu” ifadelerini kullandı.

WSJ, bu çerçevede Kılıçdaroğlu’nun “yedi yıldız otellerde yaşıyor, cipler kullanıyorlar” yönündeki sözlerine yer verdiği haberinde Kılıçdaroğlu’nun, iki üst düzey AKP’linin istifasına yol açtan yolsuzluklara karşı yürüttüğü kampanyasına da dikkat çekti.

Baraj indirme sözü

Kılıçdaroğlu’nun, Kurultay’da yaptığı konuşmada son dönemdeki CHP politikalarıyla ilgili bazı önemli değişikliklerin olabileceğini ortaya koyduğunu kaydeden gazete, bu çerçevede “Beklenmeyen bir çıkışla” Kılıçdaroğlu’nun, iktidara gelmesi halinde yüzde 10 barajını indirmeye söz verdiğini belirtirken “Bu, Türkiye’nin büyük Kürt azınlığını temsil eden partilerin ana bir talebidir. Şimdiye kadar hem hükümet hem de CHP, yüzde 10′luk barajı düşürmeyi reddetmişlerdi” diye yazdı.

ABD’li gazete, Kılıçdaroğlu’nun, yoksullar ve emeklilere yönelik olarak “sosyal demokrat mesajlarına odaklanmasını” da diğer önemli değişiklik olarak niteledi. “Türkiye’nin laik-İslami bölünmesinden de konuşmaktan kaçındı” diyen gazete, bu kapsamda AKP’nin, ifade ve din özgürlüklerine ilişkin sert yasalarda değişiklik yapılmasını benimsendiğini, CHP’nin ise şimdiye kadar bu değişikliklere karşı çıktığını kaydetti.

CHP’nin modern Türkiye kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından yaratıldığını ancak, partinin son yıllarda güç kaybettiğini, 2007 seçimlerinde AKP’nin yüzde 47′lik desteğine karşı oyların yüzde 21′ini elde ettiğini yazan WSJ, “Son dönemdeki kamu oyu yoklamaları, AKP’nin gerilediğini gösterse de CHP bundan yararlanamadı ve geçen yıl yapılan yerel seçimlerde oyların ancak yüzde 23′ünü kazanabildi” yorumunu yaptı. Analizde şöyle devam edildi:

“Siyasi gözlemciler bunun, partinin, Atatürk’ün laik devrimine yönelik iddia olunan İslamcı tehditten korunmak için demokratik süreçten çok orduya dayanan, modası geçmiş bir otokratik ideolojinin tutsağı imajından kaynaklandığını söylüyorlar.”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun görkemli bir Kurultay’da ve büyük bir destek ile CHP Genel Başkanlığına seçilmesi dünyada da yankılandı. Yabancı medya, “Türk Gandi muhalefete liderlik yapacak”, “Analistler, partiye yeni bir soluk verebileceğini sölüyüyorlar”, “Türk solu için çok olumlu bir işaret”, “APK’lilere ilişkin yolsuzluk dosyaları ile gündemi etkilemişti” dedi.

Londra/New York- Kemal Kılıçdaroğlu’nun görkemli bir Kurultay’da ve büyük bir destek ile CHP Genel Başkanlığına seçilmesi dünyada da yankı buldu. Yabancı medya “Türk Gandi muhalefete liderlik yapacak”, “Analistler, partiye yeni bir soluk verebileceğini sölüyüyorlar”, “Türk solu için çok olumlu bir işaret”, “APK’lilere ilişkin yolsuzluk dosyaları ile gündemi etkilemişti” gibi yorumlar yapıldı.
 

FT: Türk Gandi muhalefete liderlik yapmak için seçildi

İngiliz Financial Times gazetesi, “Türkiye’nin ana muhalefet partisi, gelecek genel seçimde iktidardaki İslami eğilimli AK Parti’ye meydan okumak üzere yeni lideri olarak yolsuzluklara karşı mücadele eden birini seçti” diye yazdı. “Aralarında askerler ve üst düzey yargıçların bulunduğu laik güçleri temsil eden CHP’nin uzun yıllarca parti liderliğini yapan Deniz Baykal’ın, seks videosu skandalının ardından istifa etmesi nedeniyle altüst olduğu”nu kaydeden gazete, Baykal döneminde CHP’nin birçok reformu bloke ettiğini, ülkenin değişen gerçeklerden habersiz olmakla suçlandığını kaydetti.

Ahmet Duran Demir adındaki 67 yaşındaki emeklinin “Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’deki yoksuzluğu yeneceğine ve herkes için eşitlik getireceğine güveniyorum. O bizim umudumuz” sözlerini de aktaran gazete, 43 yaşındaki turizmci Özlem Kalay‘ın “O CHP için çok, çok büyük bir şanstır” değerlendirmesini de yansıttı.

Financial Times, habere son verirken de “Analistler, nüfusu çoğu Kürt olan Güneydoğu’dan gelen, yumuşak sözlü, CHP yönetim kadrolarından Kılıçdadoğlu’nun Temmuz 2011′de yapılması gereken seçimler öncesi partiye yeni bir soluk verebileceğini söylüyorlar” diye yazdı.
 

NYT: Türk solu içi çok olumlu bir işaret

ABD’nin büyük gazetelerinden New York Times ise, “Kamu yolsuzluklarına muhalefeti ve hükümette şeffaflığa desteğiyle tanınan 61 yaşındaki Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti lideri seçilmesi ile Cumhuriyet Halk Partisi veya CHP, ülkenin laik solunun temsilcisi olarak imajını yeniden tesis etmeyi umuyor. CHP’nin etnik azınlıklara daha çok hak verme isteksizliği, siyasete elitist yaklaşımı ve işçi sınıftan seçmenlerle bağ kurma başarısızlığı, sık sık gerileyen popülaritesinden ve son on yılda tekrarlanan seçim yenilgilerinden sorumlu tutuluyor” yorumunu yaptı.

Rekor sayıda delegelerin Kılıçdaroğlu için oy kullandığını belirten gazete, Rahşan Ecevit‘in Kurultay’a katılmasına da dikkat çektiği haberinde “Uzun bir süreden beri bölünmüş olan birçok sol eğilimli grup, en az şimdilik, siyasi çevrelerde sakin kişiliği, kendisine ‘Gandi Kemal’ lakabını kazandıran Sayın Kılıçdaroğlu’nun liderliğinin altında birleştiği gibi görünüyor” ifadesini de kullandı.

NYT, birçok analistlerin, Kılıçdaroğlu’nun seçilmesini Türk sol için çok olumlu bir işaret olarak gördüklerini söylediklerini de kaydederken, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde CHP’nin, güçlü İslami kökleri ve işçi sınıfı arasında yaygın popülaritesi olan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne(AK Parti) karşı çok daha güçlü bir performansına göstermesi bekleniyor” diye yazdı.
 

BBC: AKP’lilere ilişkin yolsuzluk dosyalarıyla gündemi etkilemişti

İngiliz yayın kurumu BBC, Kılıçdaroğlu’nun bazı AKP’lilere ilişkin yolsuzluk iddialarıyla gündeme geldiğini ve gündemi etkileyen bir siyasetçi olduğunu belirterek Kılıçdaroğlu’nun Kurultay’da coşkuyla ve “Hoş geldin sakin güç”, “Hoş geldin halkın adayı” gibi anonslarla karşılandığını kaydetti. Kılıçdaroğlu’nun, protokole ayrılan yerlere ancak 30 dakikada ulaşabildiğine dikkat çeken BBC, “Kılıçdaroğlu’nun jest yaparak kendisine ayrılan yere değil, delegelerin arasına oturdu” dedi.

CHP Genel Başkanlığı için tek aday olarak çıkan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin bugün yapılan 33. olağan kurultayda yoğun alkışlar arasında tarihi konuşmasını yaptı. Kılıçdaroğlu, 70 dakika süren konuşmasının ardından Bülent Ecevit ile özdeşleşen kasketi takarak, salondakileri selamladı.

İstanbul- Kamuoyunda Gandi Kemal olarak anılan Kemal Kılıçdaroğlu yoğun katılımlı kurultayda konuşmasını yaptı. Kılıçdaroğlu, 70 dakika süren konuşmasının ardından Bülent Ecevit ile özdeşleşen kasketi takarak, salondakileri selamladı. Yoğun alkış ve “Başbakan Kemal” sloganlarla konuşması sık sık kesilen Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:

- Geliyoruz, geliyoruz iktidara geliyoruz!  Hepinizi en içten duygularla selamlıyorum.

“O failleri bulmak boynumuzun borcudur”

- Böylesine görkemli bir toplantıda, İnönü, Ecevit ve Deniz Baykal’a kadar görkemli tarihin sahibi olacağız ve o görkemli tarihi ileri taşıyacağız. Hepinizi en içten duygularla selamlıyorum. Hepinize yürekten, içten ‘Merhaba’ diyorum. Sayın Baykal’a yapılan komplonun failleri ortaya çıkmış değil. O failleri bulmak boynumuzun borcudur.

“Taşeronculuğu CHP iktidarında gömeceğiz”

- Zonguldak’ta kara elmas için alın teri döken madenciler gündemimiz. Recep Bey diyor ki bu yörenin insanları bu olaylara alışık. Ölüm bu mesleğin kaderinde var diyor. Bizim kadar yaşamını yitiren işçiler var. Nasıl oluyor da başka yerde yaşamını yitirmeyenler Zonguldak’ta kader oluyor. Onların ailelerine başsağlığı diliyorum. Meraklanmasınlar iş sağlığı ve iş güvenliği nedir, biz onarla öğreteceğiz.

-Bu işçilerimizin bir sorunu daha var. Yaşamlarını kaybeden bu işçilerin tamamı taşeron işçisi. CHP iktidarında taşeronluğu tamamen gömeceğiz. Kamuda çalışan hiçbir işçi yaşamı boyunca asgari ücrete mahkum olmayacak. Örgütlü toplum olacağız. İlk gideceğim yer Zonguldak olacaktır, emeğin başkenti Zonguldak olacaktır.

- Bu kongre tarihi bir kongredir, artık düğmeye basıyoruz artık iktidara koşuyoruz. Halkla beraber yürüyeceğiz.

“Önce halk”

- Türkiye’de rüşvetin, haksızlığın sonunu getirmek inşallah bize nasip olacak. Bunlar hukuk dediler, hukuku katlettiler, demokrasi dediler, demokrasiyi katlettiler. Söz veriyorum, özel yetkili mahkemelere de son vereceğiz. Bunlar onurlu dış politika diye Dubai’ye gidip 10 milyar dolara Türkiye’nin onurunu masaya yatırdılar. Artık iktidara koşuyoruz. Mustafa Kemal bu ülkeyi kurarken ’önce halk’ dedi.

 - Biz Türkiye’yi içinde bulunduğu çıkmazdan çekip çıkarmaya mecburuz. Bunu ancak CHP yapabilir. Çünkü CHP, Kuvayı Milliye demektir, çünkü CHP Müdafaa-i Hukuk demektir, çünkü CHP Anafartalardır, Conk Bayırı’dır İzmir’de Hasan Tahsin, Lozan’da İnönü’dür. Erzurum’da Nene Hatun, Kahramanmaraş’ta Sütçü İmamdır. Genlerinde ulusal çıkarları korumak, halkının çıkarlarını korumak vardır. CHP değişimci ve devrimcidir. Değişimi ve devrimi sonuna kadar götüreceğiz. Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz. Demokrasinin çıtasını yükselteceğiz. Korku imparatorluğu değil, sevgiyi egemen kılacağız. Kardeşçe beraber olacağız. Kine kitabımızda asla yer yoktur. Bir ozanımızın dediği gibi ‘yok edeceğiz insanın insana kulluğunu’. Kardeşçe yaşayacağız, barış türküleri söyleyeceğiz. Hep beraber bu coğrafyada kucaklaşarak güzel Türkiye’yi yeniden yaratacağız. Bütün toplum katmanlarıyla beraber olacağız. Bu ülkeyi kuran lider şunu söylüyor; ‘çalışmadan yorulmadan ve üretmen rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler evvele hasiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar’….

- Soruyorum Sayın Başbakan’a: “Recep Bey, işsizlik fonundan aldığın paranın ne kadarını GAP’a harcadın?” Açıkla bakalım. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yapılan ayrışma politikalarını ters yüz edeceğiz. Herkesin karnı doyacak. Türkiye’de barış rüzgarları esecek. İnançlara ve her etnik kimliğe saygılı olacağız.

“Neden AKP’ye oy veriyorsun?”

- Geçinemiyorsan neden AKP’ye oy veriyorsun, senin haklarını ben savunuyorum. Emekli dediğimiz bir köşeye atılmış bir insan değil. Yıllarca çalıştı. Bu kadar çalışmanın bedeli bu mudur? Biz onları atılan köşeden çıkarmak istiyoruz. Bunun yolu CHP’nin iktidarından geçer.

-Sanayici artık bu ülkenin kamu görevlisidir. Sanayici üretecek, istihdam yaratacak. Onun önünü biz açacağız. Esnaf özü itibarinde sosyal demokrattır. Siz esnafı bitiriyorsunuz. Ben esnaftan da oy istiyorum. Kim bu aklı fikri veriyor Recep Bey’e onu da anlamıyorum ben.
Recep Bey ekonomiyi bilmiyor

- Türkiye’nin en büyük sorunu işsizlik. Recep Bey ekonomi nedir bilmiyor, piyasa nedir bilmiyor. Ekonomi bilmeyen adamların ülkeyi yönetmesine hazır mısınız? O zaman bunları alşağı etmeliyiz, sandığa gömmeliyiz. Recep Bey diyor ki, ‘’Her üniversiteyi bitiren iş bulacak diye bir şey mi var?’’ Bu kural senin için geçerli olabilir ama fakir fukara için nasıl geçerli olacak. İşsizliği bitireceğiz diye söz verdiler. Verdiği sözün arkasında durmayan adam yiğit değildir.

“Sen de insaf yok mu?”

- Ama meraklanmasın CHP iktidarında ekonominin ne olduğunu görecek. Diyarbakır’ın Bağlar semtinden yıllar önce bir kamyondan kadınlara ekmek dağıtıyorlar. Bu görüntüde kadınlar ekmek almak için birbirlerini eziyorlardı. Sende insaf yok mu? Sen bunu nasıl teşhir edersin. Bunlar insanın yoksulluğunu kullanıp rant elde ettiler. Halkın devrimcisi olacağız, halk için çalışacağız. Bu coğrafyada bir tek çocuk bile yatağa aç girmeyecek. Herkese söylüyorum, bu düzen bizim aşımıza ekmeğimize göz koyan düzendir. AKP mutlaka hesap verecek

- Her ailenin sigortası olacak. 1971’den beri bu sigortalar uygulanmıyor. Neden aile sigortası yok? Çünkü yoksulun yoksulluğunu sürdürmek bunların politikası. Bize oy verip vermemesi önemli değil. Bizim için o bir insandır. Onun yoksulluğunu gidermek bizim boynumuzun borcudur.

“Madur edebiyatı

- Bir mağdur edebiyatıdır gidiyor. 7 yıldızlı otellerde tatil yaparsın, adam mağdur. Saraylarda düğün yaparsın adam mağdur. Havuzlu villada oturursun, adam mağdur. Anlamak mümkün değil. İşsizlik, yoksulluk var, yatağa aç giden çocuklar var, beyefendiye bir uçak yetmiyor, Recep Bey ikinci bir uçak alıyor yine mağdur. Çocuğunu Amerika’da okutursun, masrafını da bir işadamına yüklersin ama Recep Bey mağdur. Katar emirinin düğününe Başbakanlık uçağı ile gidersin ama beyefendiler mağdur. Anlamak mümkün değil. Bu ülkede işsizler, yoksullar, sokakta kağıt toplayanlar mağdur değil mi? Dersane parası ödemedi diye çocuğu intihar eden aile mağdur değil mi? Geçimi için böbreğini satan mağdur değil mi? Böyle bir anlayış olabilir mi? Bu anlayışı da ters yüz edeceğiz. AKP iktidarında doğru eğri, eğri de doğru oldu. Bunu değiştireceğiz. Eğri eğri olacak, doğru da doğru.

“Korku imparatorluğuna son vereceğiz

-Tam bir korku imparatorluğu yaratıyorlar. Medya, sivil toplum kuruluşları korkudan konuşamıyor. Bunun adına demokrasi diyorlar. Buna demokrasinin faşist yönetimi diyoruz. Hukuku yüreklendirmek, yargı bağımsızlığını sağlamak lazım. Kimse korkudan Recep Bey’i eleştiremiyor. Bu nasıl düzen. Benim bildiğim iktidarlar eleştirilir. Bu korku imparatorluğuna biz son vereceğiz.

“TRT= Tayyip Radyo Televizyon”

-Sizin her yaktığınız elektrikten TRT’ye pay gider. TRT’nin yeni Tayyip Radyo Televizyon. Buna da isyan ediyorum. Benim vergimler bana haber vermiyorsun. İstanbul’un merdiven altı atölyelerinde binlerce genç kız üretim yapar. Siz hiç Recep Bey’in bu kızlar kayıtdışı çalışıyorlar, bunları sigortalı yapalım dediğini duydunuz mu? Ama biz o kızlarımızı sigotalı örgütlü yapacağız.

“Recep bey bu işi bilmiyor

- İşsizlik açlıktır moral değerleri yitirmedir. Peki işsizlik giderildi mi? Recey beyin çok güzel buluşu var. Her işveren işçi alsa sorun çözülür. Mucize gerçekleşti mi? Recep Bey ekonomiyi ve piyasayı bilmiyor. Çünkü ekonomi nedir bilmiyor. Ekonomi bilmeyen birinin ülkeyi yönetmesine razı mısınız?  O halde al aşağı etmeli sandığa gömmeliyiz.

“Fakir fukaranın gemileri mi var?”

- Her üniversite bitiren iş bulacak diye bir şey yok diyor Recep Bey. Fakir fukaranın gemileri mi var? Verdiği sözü tutmayan yiğit değildir.

- 30 insanımız canını yitirdi. Özelleştirdiğimiz fabrikalarda kapının önüne koyduk. O bölgede istihdam yaratacağız. Özel sektör fabrika kuracaksa sıfır faizle kredi vereceğiz. Mayınlı arazileri topraksız köylüye vereceğiz.

Dış politika

Dış politikaya satranç ustalığıyla yaklaşmak lazım. Kişisellikle dış politika yürütülemez. Oldu bitti ile dış politika yönetilemez. ben imza atayım dediğinizde sorun çözülmez. Çözemediler işte. Kıbrıs’ı gördünüz. Kıbrıs halkı AKP’nin getirdiği iktidarı sandığa gömdü. Şimdi sıra bizim milletimizde. Önümüzdeki seçimde Kıbrıslıların yaptığı gibi AKP’yi sandığa gömeceğiz. Duygusallıkla, at pazarlıklarıyla dış politika gitmez. 1 milyar dolara Türkiye’nin dış politikasını masaya yatıracaksın… Bunu dış politika denmez. Bunun hukuktaki adı vatana ihanettir.

-AB çok önemli. 2. Genel Başkanımızın imzasıyla başladı bu süreç. Bir çağdaşlaşma projesi olarak görüyoruz. Ama bize uygulanan çifte standardı kesinlikle kabul etmiyoruz. Ya adam gibi gibi oturur müzakere eder, tarih verirsiniz ya da kusura bakmayın biz size mahkum değiliz. Çünkü, gelecek, dinamizm, gençlik bizde. Elbette ki AB’nin standartlarını yakalamak isteriz, ama artık Türkiye’yi ikinci sınıf ülke olarak görmekten vazgeçsinler. Türkiye, onurlu bir ülkedir. Çifte standart bizi rahatsız ediyor. AB temsilcileri Türkiye’de otel lobilerinde oturarak Türkiye gerçeğini öğrenemezler. Son istişare raporları bunun belirtisidir. Verdikleri raporlar arasında çelişkiler var. Nasıl bunlar oluyor? Son anayasa değişiklikleri desteklediklerini söylediler. Bu değişiklikleri niye kendi ülkenizde yapmıyorsunuz? Yapmıyorlar. Peki niye bize dayatıyorsunuz.

-CHP demokrasiyi getirmiş bir partidir, çok partili rejimi getirmiş bir partidir. Bu ülkeye demokrasiyi getirdik, parti içi demokrasiyi de getireceğiz. Daha demokratik bir yapı olacak. Tüzüğü değiştirerek bunu yapacağız. Bütün partilere örnek olacağız.

-Türkiye önemli bir noktadadır. Raydan çıkmış bir tren nereye çarpacağı belli olmadan gidiyor. Her alanda belirsizlikler oluşmaya başladı. Başbakan bu belirsizlikleri sadece seyrediyor. Bizim artık bu saatten sonra bölünme lüksümüz yoktur. Bu ülkenin aydınları, sanatçıları, solcuları, işçisi, çiftçisi, memuru temiz toplumdan yana olmak zorundadır. Hayatın her tarafında hukuku egemen kılacağız. Yargı bağımsızlığını getireceğiz. Artık bir yürüyüş başlattık, temiz Türkiye yürüyüşü, halktan yana yürüyüş. Herkesi kucaklamak zorundayız. Buna inanan bütün yurtseverler, inancı, etnik kimliği ne olursa olsun CHP çatısı altına gelsin. Burada ona yer var. Önce birleşeceğiz.

“Talan düzeni kurdular”

-Bunlar 3 Y ile mücadele edeceğiz dediler. Bunlar Y’yi ”yemek” olarak anladılar. Artık bunların kırdığı ceviz bini aştı. Talan düzeni, vurgun düzeni yarattılar. Bunun hesabını sormak hepimizin boynunun borcudur. Hep beraber çalışacağız. Halkı aydınlatacağız, kucaklayacağız. Onun dertlerine derman olacağız. Halk için politika yapacağız. Biz zengin olmayacağız, yakınlarımız zengin olmayacak. Kazandığının hesabını vermeyene siyaseten hesap soracağız.

-Bu kurultay, iktidar koşusudur. İktidar koşusunu yapacağız. Hazır mısınız? Siz hazırsanız söz veriyorum, ben de hazırım. Hep beraber gideceğiz. Bir sloganımız olacak: Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçe yürüyeceğiz.

CHP’nin 33. Olağan Kurultayı’nda CHP Genel Başkanlığı’na seçilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun hayat hikayesi…

Ankara- Kemal Kılıçdaroğlu, Tunceli’nin Nazımiye ilçesinde doğdu, ilk ve ortaöğrenimini Erciş, Tunceli, Genç, Elazığ gibi Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaptı. Yükseköğrenimini yapmak için girdiği Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden (Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi) 1971′de mezun oldu.

Lisans öğrenimini tamamladığı 1971 yılında, girdiği hesap uzman yardımcılığı sınavının ardından Maliye Bakanlığı’nda göreve başladı. Daha sonra hesap uzmanı olan Kılıçdaroğlu, bir yıl Fransa’da kaldı. Hesap uzmanlığını 1983′e kadar sürdürdü ve aynı yıl Gelirler Genel Müdürlüğü’ne atandı. Burada önce daire başkanı olarak görev aldı, daha sonra aynı kurumun genel müdür yardımcılığını yaptı.

Kemal Kılıçdaroğlu 1991 yılında Bağ-Kur’a atandı. Burada genel müdürlük yapan Kılıçdaroğlu, 1992 yılında da Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü’ne geçti. Daha sonra kısa bir süre Türkiye Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda müsteşar yardımcısı olarak görev yaptı. 1994 yılında Ekonomik Trend dergisi tarafından “Yılın Bürokratı” seçildi. Kemal Kılıçdaroğlu, 1999′un Ocak ayında kendi isteğiyle Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü’nden emekli oldu.

Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı çalışmalarında Kayıtdışı Ekonomi Özel İhtisas Komisyonu’na başkanlık eden Kılıçdaroğlu, Hacettepe Üniversitesi’nde de bir süre ders verdi. Daha sonra Türkiye İş Bankası’nda yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı.


Siyasi yaşamı

Kılıçdaroğlu’nun siyaset yaşamı ise 11 Ocak 1999′da SSK Genel Müdürlüğü’nden ayrılmasıyla başladı. Kılıçdaroğlu, DSP’den 18 Nisan 1999′daki genel ya da yerel seçimlerde aday olmak için istifa etse de bu isteği gerçekleşmedi. Ardından Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi 22. dönem için yapılan 3 Kasım 2002 Milletvekili Genel Seçimleri’yle Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili olarak Meclis’e girdi. 22 Temmuz 2007 Milletvekili Genel Seçimleri’nde de İstanbul’dan 23. dönem milletvekili seçilen Kemal Kılıçdaroğlu, bugüne kadar CHP’de Grup Başkanvekilliği görevinde bulundu. Kılıçdaroğlu, bugün itibariyle bu görevinden istifa ederek, CHP Genel Başkanlığı için adaylığını açıkladı.
Dişli ve Fırat’ı istifa ettirdi

Kemal Kılıçdaroğlu’nun adı en çok yolsuzluk dosyalarını ortaya çıkarmakla anıldı. AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’yi, Silivri’de bir arsanın imar durumunu değiştirme karşılığında 1 milyon dolarlık iş takibi ücreti talep etmekle suçlayan Kılıçdaroğlu, bu iddiasını daha sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik bir soru önergesiyle TBMM’ye taşıdı. Dişli, iddialar karşısında partisindeki görevinden istifa etti.

Kılıçdaroğlu, 22 Eylül 2008′de düzenlediği bir basın toplantısında ise, “Baron” olarak adlandırdığı, AKP eski Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat hakkında çeşitli iddialar ortaya attı. Fırat’ın en büyük ortağı olduğu “Menas” adlı şirketin ürünlerini yurtdışına götüren tırda 89 kilogram eroin yakalandığını ve Menas’ın hayali ihracat yaptığını iddia eden Kılıçdaroğlu, bu kez de 25 Eylül günü gazeteci Uğur Dündar tarafından yönetilen tartışmada Dengir Mir Mehmet Fırat ile bir araya geldi. Bu tartışmadan bir süre sonra da Fırat, sağlık durumunu gerekçe göstererek istifa etti.

Kılıçdaroğlu Almanya’nın Frankfurt kentinde görülen Deniz Feneri yolsuzluk davasının Türkiye ayağına ilişkin de bazı belgeler de açıkladı.
Gandi Kemal

Kılıçdaroğlu, 2009 yerel seçimlerinden önce yine Uğur Dündar tarafından yönetilen bir tartışmada, bu kez Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek ile bir araya geldi. Tartışmada, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin doğalgaz abonelerinden fazla para aldığını ortaya koyan Kılıçdaroğlu, Gökçek’in aksine program boyunca sergilediği sakin tavırları nedeniyle, “Gandi Kemal” unvanına kavuştu. Kılıçdaroğlu’nun bu lakabı, Hindistan’ın barışçıl, ruhani lideri Mohandas Karamçand Gandi’den geliyordu.
CHP’nin oyunu yüzde 25 artırdı

Kılıçdaroğlu, 2009 Yerel Seçimleri’ne Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak katıldı. Seçimi AKP adayı Kadir Topbaş kazandı; ancak Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı için aldığı oy oranını 2004 Yerel Seçimleri’nin yüzde 25′in üstünde bir oranda artırdı.

Selvi Kılıçdaroğlu ile evli olan Kemal Kılıçdaroğlu, üç çocuk babası. Bir yıl Fransa’da görev yapan Kılıçdaroğlu’nun yabancı dili ise Fransızca.

22 Mayıs 2010