Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"M. Cemal BEŞKARDEŞ" tarafından yazılmış yazıları görüntülüyorsunuz

Yeşilay Derneği Konya Şube Başkanı Sabri Pişkin, sigarayı bırakmak için ilk önce iradenin kuvvetlendirilmesi gerektiğini, sigaranın zamana yayılarak değil bir anda bırakılmasının etkili olacağını söyledi.

Konya- Bir Hayalim Var Eğitim, Sağlık, Kültür ve Çevre Derneği Konya Şubesi tarafından, 9 Şubat ”Dünya Sigarayı Boykot Günü” dolayısıyla, Konya Dedeman Otel’de ”Sigarasız Ailem ve Sigarasız Beldem” projesi kapsamında toplantı düzenlendi. Derneğin Konya Şube Başkanı Kadir Dikici, toplantının açılış konuşmasında, gelecek nesillerin sağlıklı bir hayat sürmesi için sigara içenleri sigara bırakmaya davet ettiklerini söyledi.

Bir takım maddi kazanç elde etmek isteyenlerin çocukları hedef olarak gördüğünü savunan Dikici, dünya markası olma yolunda ilerleyen Türkiye’nin sigara engeliyle karşı karşıya olduğunu, bu engelin toplum desteğiyle aşılacağının mümkün olduğunu belirtti.

Özel Nakiboğlu Bilgi Hastanesi Başhekimi Dr. Kutsi Öncü ise gelişmiş ülkelerin sağlık politikasının, hastalığa yakalanmadan önce önlem alınması şeklinde olduğunu söyledi. Hastane açılarak ya da çok sayıda ilaç üretimi yapılarak hastalıklarla mücadele etmenin yetersiz olduğunu ifade eden Öncü, şunları kaydetti:

”Sağlığın evrensel ilkeleri; temiz hava, dengeli beslenme, spor yapma gibi kurallardır. Bunlardan temiz havayı yok eden en etkin şey de sigaradır. Bunun yanı sıra, insan vücudunda her gün 1 trilyon civarında hücre ölürken 1 trilyon hücre doğar. Yani insan vücudundaki hücreler 100 günde yenilenir. Ancak yenilenmeyen bazı bölgeler ve organlar vardır. Beyin hücreleri, sinir hücreleri, kalp kası, akciğer, böbrek ve kadınlarda yumurtalıklar insan vücudunun yenilenmeyen organlarıdır. Sigaranın bu organlarımıza zararı oldukça fazladır.”
 

Sigara nasıl bırakılır?

Toplantıya katılan Yeşilay Derneği Konya Şube Başkanı Sabri Pişkin de dünya genelinde günde 300 bin kişinin sigara nedeniyle öldüğünü açıkladı. Sigaranın zararlarının insan vücudunda yavaş ve sinsice ilerlediğini belirten Pişkin, şöyle devam etti:

”Sigarayı bırakmak için önce irademizi kuvvetlendirmeliyiz. Sigara bir anda bırakılmalıdır, zamana yayarak sigara bırakılmaz. Bırakan kişiler sigarayı hatırlatacak ortamlardan uzak durmalıdır. Sigara aklına geldiği zaman bu kişi spora yönelmeli, strese girmemelidir.” Konya İl Müftüsü Şükrü Özbuğday da bütün ilahi dinlerde ”dinin, canın, aklın, malın, neslin korunması” ilkelerinin bulunduğunu belirtti.

Sigaranın bazı din adamları tarafından ”mekruh” bazı din adamları tarafından da ”haram” olarak nitelendirildiğini anımsatan Özbuğday, ”Zararları konusunda herkes hemfikirdir. Hem tıbben hem dinen zararlı olduğu belirlenmiştir. Ama son yıllarda sigaranın sağlığa ciddi anlamda zarar verdiğini söyleyip, sigaraya ‘haram’ diyen din adamı sayısı arttı” diye konuştu.

Balbay ve Özkan’dan Uğur Mumcu mektubu

İkinci ”Ergenekon” davasının tutuklu sanığı gazeteciler Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan’ın, gazeteci Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin 18. yılı dolayısıyla, kamuoyuna duyurulmak üzere Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel’e mektup yazdığı bildirildi.

İzmir- İzmir Gazeteciler Cemiyetinden (İGC) yapılan yazılı açıklamaya göre, İGC ve Gazetecilere Özgürlük Platformu Dönem Başkanı da olan Atilla Sertel‘e gönderdiği mektupta Balbay, şu görüşleri ifade etti:

”Yıllar geçtikçe Uğur Mumcu’nun niçin katledildiği daha berraklaşıyor, daha netleşiyor. 2011 yılından 1993′e baktığımızda şunları görüyoruz, Uğur Mumcu, Türkiye’nin Ankara’dan yönetilmemesi için öldürüldü. Bugün, Türkiye’nin uluslararası alanda attığı pek çok adımdan, verdiği pek çok sözden, en son Ankara’daki Türkiye Cumhuriyeti devleti kurumlarının haberi oluyor.

Uğur Mumcu, yönü uygarlığa, çağdaşlığa değil Ortadoğu bataklığına dönük bir Türkiye’nin oluşması için öldürüldü. Bugün, bakmayın sahte AB söylemlerine; hükümet, Lübnan’daki hükümetin devrilmesine ülke sorunlarından daha çok üzülüyor. Uğur Mumcu, Türkiye’nin tüm temel değerlerinin, Cumhuriyetin tüm kazanımlarının yıpratılması, tüketilmesi için öldürüldü.”

Özkan ise Mumcu’nun ”Bir inanç, iman ve mücadelenin adı” olduğunu belirterek şunları kaydetti:

”Mustafa Kemal düşüncesinin 20. yüzyıla ulaşan en değerli kaynaklarından biriydi. O kaynak, Anadolu’nun gürül gürül akan nehirlerinden biri oldu 24 Ocakta. O güne kadar bizim Uğur ağabeyimizdi, şimdi özgürlük, bağımsızlık ve doğruluğun mihenk taşı oldu. Biz o ırmaktan beslenmeye o ırmağın mihenk taşlarına bilincimizi bilemeye devam ediyoruz. Anadolu ondan beslenmeye hep devam edecek.”

İstanbul’a ait kültürel değerleri tek çatı altında toplamak ve elektronik ortamda herkesin kullanıma sunulmasını amaçlayan ”İstanbul Kültür Mirası ve Kültür Ekonomisi Envanteri Projesi” tamamlandı.

İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili, Richmond Otel’de düzenlenen bilgilendirme toplantısında, projenin Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ortaklığında, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının desteğiyle gerçekleştirildiğini söyledi.

İstanbul’un neyi olup olmadığına ilişkin bilgilerin elde olması ve herkesin kullanıma açık halde bulunması ana fikriyle yola çıkıldığını vurgulayan Bilgili, konuşmasını şöyle sürdürdü: ”Bundan sonra elektronik ortamda, her isteyen, İstanbul’un bilgilerine sahip olabilecek. İstanbul üzerine proje geliştirebilecek, kentin kültür, kültür endüstrisi ve turizm politikasını ortaya çıkarabilecek. İstanbul dünyada iddialı bir şehir. İddialı olmanın gereklerini de yerine getirmek gerekiyor. En büyük eksiklerimizden biriydi. İstanbul’un kültür ve turizm potansiyeline yönelik envanterimizi yarından itibaren kullanıma açmış olacağız.”

”Türkiye’de bir ilk, dünyada da iddiaya sahip”

2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının desteğiyle geç de olsa bu projeyi hayata geçirmeyi başardıklarını vurgulayan Bilgili, envanterin hem kültürel mirasa ilişkin bütün bilgileri içerdiğini hem de kültür endüstrisini ve kültürün tüm boyutlarını kapsadığını kaydetti.
Bilgili, ”Bu yaptığımız çalışma Türkiye’de bir ilk, dünyada da bir iddiaya sahip” dedi.

”İstanbul Kültür Mirası ve Kültür Ekonomisi Envanteri Projesi” kapsamında İstanbul’da 200 kurumla iş birliği yapıldığını ve ülkenin en iyi uzmanlarıyla çalıştıklarını ifade eden Bilgili, ”Bu çalışma, Türkiye’nin diğer şehirleri için model olacaktır. Mardin böyle bir envanter hazırlayacaksa yöntem burada. Gerekirse danışmanlık da yaparız. Her şehir kendi envanterini bizim yaptığımız bu usulle hazırlarsa Türkiye’nin kültür mirası ve endüstrisi envanteri de ortaya çıkmış olur” şeklinde konuştu.

Emre Bilgili, sadece Türkiye’deki değil dünyadaki şehirlere de talep etmeleri halinde destek verebileceklerini kaydetti. Bilgili, envanterin elektronik ortamda sürekli geliştirilip güncelleneceğini, projenin bundan sonraki asil sahibinin İstanbul Valiliği veya İstanbul Büyükşehir Belediyesi olacağını, onların kendi aralarında bu konuda anlaşacağını vurguladı. İnternet sitesinin, şu anda sadece Türkçe olduğunu, daha sonra farklı dillerde de hazırlanabileceğini aktaran Bilgili, bu çerçevede 17 kitap hazırlandığını ve 3′ünün İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından basıldığını anlattı.

”İnsanlığa ve Türk milletine adanmak üzere hazırlandı”

TÜBA Başkanı Yücel Kanpolat da tarih boyunca 3 büyük imparatorluğa başkentlik yapmış, bulunduğu coğrafyanın en önemli kenti İstanbul’un neyi olup olmadığını ortaya koyan bu projenin çok büyük önem taşıdığını vurguladı.

Projenin kar amaçlı değil, insanlığa ve Türk milletine adanmak üzere hazırlandığını dile getiren Kanpolat, projeyi başka ülkelerle de paylaşmaya hazır olduklarını söyledi. Proje koordinatörü Hakan Tanrıöver de projenin 15 ay boyunca 48 kişilik bir ekibin, İstanbul’da kültürün yaratıldığı ve tüketildiği alanlarda yaptığı saha çalışması sonucunda tamamlandığını belirtti.

Analitik verilerin yer aldığı 150 bin web sayfası ve 60 bin fotoğraftan oluşan ”www.istanbulkulturenvanteri.gov.tr’‘ adresinden ulaşılabilecek dinamik bir web sayfası tasarlandığını anlatan Tanrıöver, sitenin yarın sabahtan itibaren açılacağını belirtti. Tanrıöver, bilgi ve verilerin ”kentsel mimari”, ”arkeoloji”, ”halk kültürü”, ”kültür ekonomisi”, ”haritalar” ve ”İstanbul bibloyografyası” olmak üzere 6 başlıkta toplandığını kaydetti.

Aynı mekanın 200 yıllık serüveni

Siteden, 1776 yılından bu yana aynı mekanın geçirdiği 200 yıllık değişimin takip edilebileceğini, tüm tarihi haritaların da sitede yer aldığını kaydeden Tanrıöver, ”İstanbul’un var olduğu bilinen, ama derli toplu bir hali bulunmayan kültürel ve geleneksel değerler toplanarak kayıt altına alındı. Böylece İstanbul meraklıları ve araştırmacılara yol gösterecek olağanüstü bir kaynak sağlandı” diye konuştu. Tanrıöver, İstanbul ile ilgili yazılan tüm kitapların, doktora ve yüksek lisans tezlerinin künyelerinin de siteye konduğunu dile getirdi.

Sistemde 39 ilçedeki kentsel mimari alanında 27 bin 690 yapının kayıtlı olduğunu ifade eden Tanrıöver, ”Bu çalışma kapsamında, yarından itibaren yeni belirlenen bin kentsel mimari öğeyi koruma kurullarına tespit ettireceğiz” dedi.

Tanrıöver, yeni envanterlerin Silivri, Çatalca ve Arnavutköy’de bulunduğunu, bunların, tek yapı ölçeğindeki küçük yapıları içerdiğini söyledi. Kentteki kayıp eserlerin envanter kapsamında bulunmadığına işaret eden Tanrıöver, ”1776′dan 2010′a kadar İstanbul’un geçtiği tarihi evrelerini nokta bazında görebileceğiz” ifadesini kullandı.

Deniz surları envanter altına alındı

İstanbul deniz surlarının, ilk defa bu detayda envanter altına alındığını vurgulayan Tanrıöver, çalışmalar sırasında deniz surlarının etrafında tespit ettikleri kötü yapılarla kirli görüntüleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tarih Çevre Koruma Müdürlüğüne ilettiklerini söyledi. Tanrıöver, Süleymaniye bölgesindeki özgün olmayan çalışmaları Vakıflar Müdürlüğüne bildirdiklerini anlattı.

Kentin kültür altyapısının mekansal dağılımını da harita üzerine yerleştirdiklerine işaret eden Tanrıöver, proje kapsamındaki yayınların, projede elde edilen verilerin analitik incelemesini içerdiğini söyledi. Tanrıöver, ”İstanbul Kültür Mirası ve Kültür Ekonomisi Envanteri Projesi” için toplam bütçenin 1 milyon 512 bin TL olduğunu ifade ederek, bunun 1 milyon lirasının İstanbul 2010 Ajansının, geri kalanının ise TÜBA ve Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla sağlandığını kaydetti.

 

Keşke bize Atatürk’ü bu denli sevdirmeselerdi…

O zaman kolaydı…

Onun bize bıraktığı değerler tarumar edilirken umursamaz,

Emaneti ilkelere kulak asmaz, umut ve şevkle kurduğu

Cumhuriyet totaliter rejime dönüşürken dönüp bakmazdık.

Diyelim ki laiklik mi tekmeleniyor?

..Şöyle deyip geçerdik:…

 

“Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eden, en büyük tahribatı vermiş olan sistemin

ilkelerinden birisi de laikliktir…”(Abdullah Gül -1992)

 

Ya da “Ne mutlu Türküm diyene” mi demişti Atatürk?.

Şunları söyleyip dönüp giderdik:

 

“…Milliyetçilik öyle olmuş ki Türkçülük şeklinde olmuş…

 Mesela ‘Ne mutlu Türküm diyene’ lafını tutup

Her yere yaza yaza, özellikle hiç olmayacak yerlere yaza yaza,

Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür…”(Abdullah Gül-1992)

 

Atatürk’ü bize sevdirmeselerdi…

Diyelim ki bize onun “vatan sevgisini” soranlara atıp-tutardık:

 

“…Seyahat ederseniz Doğu ve Orta Anadolu’ya geldikçe ‘Önce vatan’ yazdığını da görürsünüz. Yani bunlar tek parti döneminden kalan, halkın kendi inanç değerleriyle bütünleşmemiş bir dünya sistemini halka zorla kabul ettirmektir…”(Abdullah Gül-1992)

 

Misal Atatürk’ün rüyası ve ideali “çağdaş yaşam” mı söz konusu?.

Soran olursa kılıfına uydururduk:

 

“…Başörtüsü (türban) fiili olarak çözülmüş durumda. Biliyorsunuz özel televizyon yayınları da böyle olmuştu. Fiili uygulama hukuki düzenlemeden öne geçmiştir. Şimdi hukuki düzenlemenin yapılması gerekir…”(Cumhurbaşkanı Abdullah Gül – 2010…Bundan üç gün önce…)

 

Ne yapalım ki bizim yüreklerimizde Atatürk sevgisi var…

 

Bugün 10 Kasım…

Bu yüzden; onun kurduğu Cumhuriyeti her fırsatta tekmeleyenlerin, bir gün onun yerine çıkıp oturmalarına ve fiili durumu hukukun üstüne bastırıp da ülkemizi Arabistan’a çevirmelerine katlanamayız…

İtirazımız var…

 

10.Kasım.2010 

Bekir COŞKUN 

CUMHURİYET 

Balbay’ın ‘Silivri’ kitabına ilgi yoğunluğu

Silivri’de tutuklu bulunan Mustafa Balbay’ın, Ergenekon davasını ve yargılama sürecini anlattığı “Silivri Toplama Kampı – Zulümhane” isimli kitabı büyük ilgiyle karşılandı. Kitap daha piyasaya çıkmadan yurdun dört bir yanından sipariş yağmaya başladı.

Cumhuriyet Kitapları yetkilileri kitaba olan ilgiyi zaten beklediklerini ama gelen taleplerin tahminlerinin de üstünde olduğunu belirttiler.

Önümüzdeki günlerde okurla buluşacak olan “Zulümhane üç bölümden oluşuyor. Balbay birinci bölümde Ergenekon iddianamesinde yer alan suçlamaları ayrıntılarıyla irdeliyor. Genelkurmay’ın, Emniyet’in, MİT’in ve Jandarma’nın var olmadığını resmi olarak mahkemeye bildirdikleri, uydurma Ergenekon örgütü üzerinden sanıklara yöneltilen suçlamaları anlatıyor. İkinci bölümde suçlamalara verdiği yanıtları özetlerken, uydurma iddiaların sanıklar tarafından nasıl çürütüldüğünü açıkça gözler önüne seriyor. Üçüncü bölümde ise, “Silivri Toplama Kampı” adını verdiği cezaevinde, delilsiz suçlamalarla tutuklanan diğer sanıklarla birlikte yaşadıklarını, başlarına gelenleri ve duygularını anlatıyor. Kitabın sonundaki “Sayın Yargıçlar” başlıklı bölümde ise, Balbay’ın duruşmalar sırasında, yargıçlara hitaben yaptığı konuşmaların metinleri yer alıyor.

Balbay kitabını şu sözlerle bitiriyor: “Sayın yargıçlar… Öylesine tartışmalı delillerle hakkımızda öylesine ağır cezalar istiyorsunuz ki; Hammurabi kanunları, bu uygulamaların yanında ‘Hamur Abi’ kalırdı. Şu gerçeği tarihteki hiçbir yargılama değiştiremediği gibi, Silivri mahkemeleri de değiştiremeyecek: Türküleri yakanlar, yasaları yapanlardan daha güçlüdür. Türküleri yakılanlar, yasaları uygulayanlardan daha güçlüdür. Bizim türkülerimiz yakılacak, o türkülerle Silivri yıkılacak!”

“İstanbul’a yapılmış bir saldırı”

Yazar Ahmet Ümit, farklı kesimlerden İstanbulluyu bir araya getirdiği son kitabı ”İstanbul Hatırası”nda, polisiye kurgu içerisinde şehrin tarihine ışık tutuyor.

Yazar Ahmet Ümit, İstanbul’un tarihi ve kültürüne her zaman ilgi duyduğunu belirterek, bu konuyla ilgili yaklaşık 10 yıl önce bir kitap yazma fikrinin oluştuğunu aktardı. Ümit, 2 bin 600 yıllık bir şehri anlatmanın zor olduğunu vurgulayarak, bu nedenle uzun süren bir araştırma çalışması yaptığını anlattı.

Kitabı yazdıktan sonra İstanbul’a hayranlığının artığını ifade eden Ümit, ”Bilmediğim o kadar çok şey öğrendim ki… Ben de bilmiyorum, çünkü ben İstanbul tarihçisi, kent sosyoloğu değilim. Karşılaştığım bilgilerin muazzamlığı o tarih, o kültür beni şaşırttı. Açıkçası bu kadarını ben de beklemiyordum. Hayranlığım arttı, diğer yandan öfkem de arttı. Ancak İstanbul’a değil, İstanbul’da yaşayan insanlara. Böylesi muhteşem bir şehir var ve biz bunu tanımıyoruz, talan ediyoruz, yağmalıyoruz. Burayı sadece rant getiren bir toprak parçası, bir deniz olarak görüyoruz. Bu çok çirkin bir şey. Bu da öfkemi artırdı” diye konuştu.
Ümit, şehrin tarihi ve kültürüyle ilgili farkındalık oluşturmak istediğini dile getirerek, şöyle devam etti:
”Tarihi bütünlüğü çok doğru bir şekilde anlattım gibi bir iddiam yok. Ben tarihçi değil, romancıyım. Amacım bir farkındalık yaratmaktı. Aldığım tepkiler de bunu başardığımı gösteriyor. Kitap, manevi anlamda da beni çok mutlu etti. Bir yazar olarak duygularımı, düşüncelerimi, ruhumu besleyen bir kitap oldu.”

Sanat galerisindeki arbede

Ahmet Ümit, zamanla şehirde yaşanan toplumsal değişime de değinerek, şu görüşlerini dile getirdi:
”Tophane’deki o hareketi sanata veya farklı hayatlara yönelik bir saldırı olarak alırsak, bu İstanbul’a yapılmış bir saldırıdır. Bu şehir her zaman çok kültürlüydü. Bu şehirde Paganlar, Hristiyanlar, Museviler, Müslümanlar, Türkler, Ermeniler, Rumlar, Venedikliler, Cenevizliler, dünyanın çok değişik yerlerinden kültürler burada bir arada yaşadılar. Dolayısıyla bugün artık bir alt kültür grubunun ya da bir dini grubun ‘bize uymuyor’ diye bir başka gruba saldırması İstanbul’un ruhuyla çelişen bir şeydir. Bunun bir tek adı vardır ‘barbarlık’. Sadece İstanbul’un değil, Anadolu’nun da çok sesli, çok kültürlü olması, doğal olarak hoşgörüyü, birlikte yaşamayı ve mahalle baskısının ortadan kaldırılmasını gerektiren bir şey.”

Olayın ayrıntılarını bilmediğini belirten Ümit, ”Olay hakikaten nasıl olmuş? Orada gerçekten mahalleli yapmamış da fanatik bir grup kendi içinde örgütlenerek mi yapmış bunu yoksa fanatik grup bunu mahalleliyi provoke ederek mi yapmış? Bilemiyorum… Ne olursa olsun tümüyle yanlış bir hareket. Ancak yanlış hareket deyip geçilmeyecek bir şey. Burada hükümet birinci derecede sorumludur, çünkü oradaki sanatseverlerin, sanat etkinliğinin, çağdaşlaşmanın garanti altına alması gereken hükümettir” şeklinde konuştu.


Fatal error: Allowed memory size of 33554432 bytes exhausted (tried to allocate 30720 bytes) in /home/beskarde/public_html/fuat/wp-content/themes/arjuna-x/templates/post/post-header.php on line 18