Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"Gezi" kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

Marmaris’e 21 kilometre uzaklıkta bulunan ve ender rastlanır doğal güzelliklere sahip Turunç beldesi, son yıllarda yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmeye başladı.

Kış aylarında 2 bin civarında olan nüfusun, yazın 15 binin üzerine çıktığı Turunç’ta, konaklama tesislerinin Temmuz ayı başından itibaren yüzde 100 doluluk oranına ulaştığı belirtildi.

Beldesinin turizm potansiyeli hakkında bilgi veren Turunç Belediye Başkanı Ali Fuat Fidan, doğal güzellikleri ve bu güzelliklerin halkı tarafından özenli bir şekilde korunması nedeniyle Turunç’un turizmdeki yıldızının sürekli yükselme gösterdiğine işaret etti.
Turunç beldesinin yatak kapasitesinin 2 bin 500′ü Turizm Bakanlığı belgeli olmak üzere toplam 7 bin olduğunu kaydeden Belediye Başkanı Fidan, bu sayının gelecek yıllarda artmasını beklediklerini söyledi.
 

10 yıldır Mavi Bayrak lan halk plajı

Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, son 10 yılda sürekli mavi bayrak ödülünü alan marina ve plajlar arasında Turunç Halk Plajı’nın da bulunduğuna dikkati çeken Başkan Fidan, ”Bakanlığın sitesindeki açıklamayı okuduğumuzda 10 yıldır aralıksız olarak mavi bayrak ödülü alan tek halk plajının Turunç olduğunu gördük ve çok sevindik” dedi.
Köyken altyapısını tamamlayan tek turizm beldesinin Turunç olduğunu anlatan Fidan, muhtarlık zamanından itibaren kurulan dernek çatısı altında mavi bayrak çalışmalarına başlandığını kaydetti.

Turunç halkı olarak, deniz ile kumsalın temiz ve güvenilir olduğunu kanıtlayan mavi bayrağa önem verdiklerini belirten Fidan, ”Bu işe başlarken Turunç Mavi Bayrak Geliştirme Derneği’ni kurmuştuk. Yıllarca bu dernek bünyesinde çalışmalar devam etti. Belde olduktan sonra belediyeyle bu işi yürüttük. Duyarlılığımız, altyapımızın sağlam olması, arıtma tesisimizin çok iyi çalışması bu ödülü sürekli almamızda etkili oldu. Deniz suyu tahlillerini sürekli alıp tahlil ettirerek, son durumumuzun ne olduğunu aralıksız takip ettik” diye konuştu.

Bu konudaki en önemli başarının belde yaşayanlarına ait olduğunu ifade eden Fidan, Turunçlular olarak yıllarca mavi bayrağı bırakmayacaklarını dile getirdi.
Mavi bayrak ödüllü sahilin genişliğini 40 metreye çıkartmak için bir proje hazırladıklarını söyleyen Fidan, şunları ifade etti:

”Sahilimizin genişliğini 40 metre yapmayı hedefliyoruz. Bununla ilgili bir proje çalışması yaptık. Projeyi izin almak amacıyla ilgili bakanlığa gönderdik. Denizi doldurmadan kazıklama sistemiyle projeyi hayata geçirmek istiyoruz. Geri dönüşümlü maddelerden oluşan direkleri belirli aralıklarla çakarak sahilden denize giden kumu tekrar geri almayı planlıyoruz.”

 

Güneşin doğuşu ve batışını gören antik kent: Amos

Turunç’un Kumlubük koyu yakınlarında bulunan ve 4 bin yıllık geçmişe sahip olduğu belirtilen Amos Antik Kenti’nin gün yüzüne çıkartılarak turizme kazandırılması için başlatılan çalışmalar ise sürüyor.

Marmaris Ticaret Odası ve Marmaris Müze Müdürlüğü’nün öncülüğünde yürütülen çalışmalar kapsamında ilk olarak antik kentin çevre temizliği gerçekleştirildi.
Çalışmaların tamamlanmasının ardından Amos’un gelecek yıl turistlerin uğrak yerlerinden birisi olacağının beklendiğini ifade eden yetkililer, bu sayede Turunç’un turizm potansiyelinin daha da artacağını söyledi.

Rodos birliğinin önemli ilçelerinden biri olan Amos, Helen dilinde ”Ana Tanrıça Tapınağı” anlamına geliyor. Helenistlik dönemde ”Samnaios” adıyla bilinen Apollon, bu kentin baş tanrısı sayılmış. Tepe üzerinde kurulan kentin etrafı 1,8 metre kalınlığında ve 3,5 metre yüksekliğinde kulelerle desteklenen surlarla çevriliymiş. Helenistlik devirden Doğu Roma dönemine kadar sürekli yerleşim gören kentin, ayakta kalan en önemli yapısı ise tiyatrosu.

Turunç beldesine 10 dakika uzaklıkta olan Amos, çevresindeki koyları görebilen hakim bir noktada kurulmuş. Güneşin doğuşu ve batışını görebilme imkanı sunan antik kentte, teraslar da bulunuyor.

İngiliz Daily Mirror gazetesi, doğu Akdeniz’de Türkiye’nin de aralarında bulunduğu kimi destinasyonların, yüzde 24′ten başlayan fiyat düşüşleri dolayısıyla, rezervasyonlarını yaptırmamış İngiliz aileler için uygun tatil olanağı sunduğunu belirtti.

İngiliz Daily Mirror gazetesinin seyahat sayfasında yayımlanan “Son dakika aile tatilleri için büyük fırsat” başlıklı habere göre henüz tatil rezervasyonlarını yaptırmayan İngiliz aileler, tatil paketi fiyatları düşmüş durumdayken “karlı” durumda bulunuyor. Durgunluk ve gelecek yıl için yüksek vergi kaygılarının halkı daha dikkatli harcama yapmaya sevkettiğini belirten DM, “Co-op Travel tarafından yapılan bir araştırma en büyük fiyat düşüşlerinin doğu Akdeniz’de, Paphos, Girit, Zante ve Türkiye’de görüldüğünü, tümünde 2009′a göre yüzde 24 fiyat düşüşü olduğunu saptadı. Zirvedeki 20 tatil destinasyonunda bir aile için ortalama harcamanın ortalama 232 sterlin (yaklaşık 600 TL) düştüğü belirtilen haberde ailelere yönelik geç dönem rezervasyonlar için güçlü bir piyasa ortaya çıktığı, binlerce ailenin indirimli fiyattan tatil satın aldığı kaydedildi. DM, avroya karşı güçlü sterlinle eski İspanya ve Fransa gibi eski “gözdelerin” de geçen yıla göre daha “ulaşılabilir” tatil olanağı sunduğunu kaydetti. 

Küçük Hindistan: Hakkari

Hakkari, cadde ve sokaklara başıboş bırakılan inekler yüzünden ‘küçük Hindistan’a dönüştü…

 Çöplüklerden beslenen, cadde ve sokakları pisleyen, başıboş dolaşarak hem yayalar, hem de sürücüler için sıkıntı oluşturan inekler, belediyenin aldığı karar doğrultusunda toplanmaya başlandı.

10 kişilik zabıta ekibi, cadde ve sokakları adeta mesken tutan başıboş inekleri yakalayarak, araçlarla kent merkezinden 5 kilometre uzaklıktaki Gopsi mevkisinde oluşturulan barınağa götürdü.

İneklerinin zabıta ekiplerince toplandığını öğrenen vatandaşlar ise geri almak için barınağa akın etti. Zabıta ekipleri ile vatandaşlar arasında tartışma yaşanması üzerine barınağa gelen Belediye Başkan Yardımcısı Hatice Demir ve Zabıta Amiri Fahri Berkaya, vatandaşları son kez uyardı.

Sorumsuzca davranışlar nedeniyle cadde ve sokaklarda beslenen ineklerin, kenti adeta köy görünümüne dönüştürdüğünü vurgulayan Demir, bugüne kadar inek sahiplerinin konuya duyarsız kaldığını ifade etti.

Barınağa bırakılan ineklerin, para cezası kesilerek, tutanak karşılığı sahiplerine son kez teslim edileceğini bildiren Demir, şunları söyledi:
”Zabıta ekiplerimiz çarşıda gıda, sağlık ve benzeri konuları takip etmek yerine sürekli ineklerin peşinde koşuyor. Yaptığımız toplantıda bu ineklerin toplatılmasına karar verdik. İnek sahiplerine sürekli uyarıda bulunduk. Ancak, bu uyarılarımız bugüne kadar dikkate alınmadı. Bizim amacımız özellikle yaz aylarında cadde ve sokaklarda başıboş dolaşan, yaşamı olumsuz etkileyen, kentte kötü görüntü oluşturan bu sorunu gidermek. İl Müftülüğü ve muhtarlar aracılığıyla inek sahiplerini bir kez daha uyaracağız. Bundan sonra başıboş inekleri keserek, etini dar gelirli ailelere dağıtacağız.”

Öte yandan; Hindistan’da, Hindu geleneğinden dolayı inek en kutsal hayvan olarak görülür. İstemeyerek de olsa ineğin öldürülmesi büyük bir günah sayılır.

Hindistan’da sokaklarda sıcaktan bunalmış, iyice hantallaşmış, bir deri bir kemik kalmış ineklere rastlanılması doğaldır. İnekler cadde ve sokaklarda diledikleri gibi dolaşır, yaya kaldırımları üzerinde güneşlenir, tapınaklara girer, pazar yerlerine pislerler, kimse onlara ilişmez hatta saygıyla selamlarlar.

İstanbul Klasik Otomobilciler Derneği (İKOD) üyeleri aileleriyle birlikte 40 klasik araçtan oluşacak konvoyla iki günlük Ege Bölgesi gezi programı için 17 Temmuz Cumartesi günü İstanbul’dan İzmir’e hareket edecek.

 İKOD’dan yapılan yazılı açıklamaya göre, bir döneme damgasını vurmuş ve tarihsel değeri olan klasik otomobillerin bugünün koşullarında muhafaza edilerek gelecek kuşaklara aktarılmasını kendisine misyon edinen derneğin kuruluşunun ikinci yılı dolayısıyla Ege gezisi programı düzenlendi.

40 klasik araçtan oluşacak konvoyla yola çıkacak dernek üyeleri, iki günlük gezi programında ilk olarak Manisa Akhisar’da Keskinoğlu şirketler grubuna ait klasik otomobil müzesi ve Keskinoğlu torunlarının dedeleri adına kurdukları tarihi Ravika köyünü ziyaret edecek.

Dernek üyeleri, daha sonra İzmir Alsancak Gündoğdu Meydanı’nda klasik otomobillerini sergileyerek, İzmirli klasik otomobil sevenleri buluşturacak.

Gezi sürecince bölgede bulunan çeşitli klasik otomobil koleksiyoncularıyla temaslar kuracak dernek üyeleri, Ege Bölgesi’nden de katılacak klasik otomobilcilere ait araçlarla Alsancak, Göztepe, Karşıyaka’da şehir turu atacaklar ve izleyicileri nostaljik bir yolculuğa sürükleyecekler.
Dernek üyeleri geçen yıl da kalabalık bir konvoyla Ankara’ya giderek, Anıtkabir ziyaretinde bulunmuş, İstanbul’daki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resmi geçit törenine 50 klasik otomobille katılmışlardı.

Bu çiçeğin adı vuvuzela

Güney Afrika’nın güneybatısında keşfedilen bir çiçeğe, kıtadaki ilk Dünya Futbol Şampiyonası dolayısıyla “Vuvuzela” adı verildi.

 Ulusal Biyoçeşitlilik Enstitüsü (Sanbi) Başkanı Tanya Abrahamse, Sunday Times gazetesine yaptığı açıklamada, bu sarı yapraklı çiçeğin Güney Afrika’da bu gece sona erecek 2010 Dünya Futbol Şampiyonasının sembolü haline gelen ve kulakları sağır edici gürültü yapan düdüğe benzediğini belirtti.

Abrahamse, bitkinin huniye benzer şeklinden ötürü enstitüden emekli bir çalışanın teklifi üzerine bu ismi koymaya karar verdiklerini anlattı.

“Morea Vuvuzela” bitkisinin susen ailesine mensup olduğu, ancak tarım ve şehirleşmenin tehdidinde bulunduğu belirtildi.
 

Doğu Anadolu’da turizm atağa geçecek

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde şehir ve kültür turizmi konusunda çok ciddi kaynak ayırdıklarını ve alt yapı çalışmaları yaptıklarını belirterek, ”Van bizim özellikle üzerinde durduğumuz bir yöre. Van eksenli bir turizm gelişmesi planlamaya çalışıyoruz. Şu anda iki yöreye özel biçimde önem vermeye çalışıyorum. Doğuda Van, iç doğuda Erzurum olmak üzere iki bölgede Doğu Anadolu turizmini ayacağa kaldırmaya çalışıyoruz” dedi.

 Bakan Günay, turizmin bulunduğu bölgede bütün üretici sektörler arasında ilişki kurmayı sağladığını, küçük esnafa kadar dayanan bir hizmet ağı imkanı sunduğunu ifade ederek, Hatay, Gaziantep, Urfa, Mardin ve Adıyaman’da, hatta Van’a, Kars’a Ağrı’ya İshak Paşa Sarayı’na kadar olan coğrafyada inanılmaz bir kültür turizmi potansiyeli bulunduğunu söyledi.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde geniş bir damak tadı, yemek kültürü ve gastronomi konusunda büyük zenginlik olduğunu dile getiren Günay, ”Terör asıl o bölgeyi olumsuz etkiliyor. Türkiye’nin batısında şu ana kadar biz düşe kalka çok iyi bir yere geldik Allah’a şükürler olsun ama Doğu ve Güneydoğu insanı turizmden büyük bir gelir elde edebilir. Büyük bir istihdam kapısı çünkü turizm” diye konuştu.
Sadece Nemrut’un bölgeye milyonlarca insanın gelmesini sağlayabileceğine dikkati çeken Bakan Günay, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Sadece Mardin, Gaziantep, Urfa, Hatay Müzesi tüm bunlar dünya çapında çok önemli destinasyonlar haline gelebilir. Biraz terör bölgenin yakasını bıraksa. O bölgede herhangi bir yörede mayın, bomba patladığı zaman bir ölümlü olay ortaya geldiği zaman, sanıyorum ki bu bölgeye olan ilgi ne yazık ki azalıyor. Bu bölgedeki potansiyelin gecikmesine, kendisini devreye sokmasına engellenmesine yol açıyor. Van bizim özellikle üzerinde durduğumuz bir yöre. Van eksenli bir turizm gelişmesi planlamaya çalışıyoruz. Şu anda iki yöreye özel biçimde önem veriyorum, doğuda Van, iç doğuda Erzurum olmak üzere Doğu Anadolu turizmini ayacağa kaldırmaya çalışıyoruz. Mesela Diyarbakır İçkale’yi yeni bir müze alanı haline getiriyoruz.
Mardin bir anlamda yenileniyor. Mardin ve Midyat’ta çeşitli kamu kurumlarıyla işbirliği içinde tarihi kent dokusunu ortaya çıkarma konusunda yoğun bir çabamız var. Urfa’da mozaik çalışması, bir kaç yıldan bu yana yapılıyor, yeni bir müze girişimimiz, sokak sağlıklaştırması, tarihi mekan düzenlemeleri var. Aynı şekilde Gaziantep hızla ayağa kalkmış durumda. Bölgenin tek ve en büyük mozaik müzesini yapıyoruz. Bu yılın sonunda açılışını gerçekleştirmeye, mevcut müzeyi iyileştirmeye çalışıyoruz.”

Bakan Günay, Doğu Karadeniz bölgesinde de turizm odaklı bir kalkınma planı hazırladıklarını anımsatarak, ”Karadeniz ve Doğu Anadolu’da turizm odaklı kalkınma potansiyelini ayağa kaldırma konusunda yoğun bir çalışma sergiliyoruz. Terör ne yazık ki bu bölgelerde, iç Karadeniz’de, Doğu Anadolu’da bir bomba patladığı zaman, potansiyelin gecikmesine, kendisini devreye sokmasının engellenmesine yol açıyor” dedi.

”Çarpık kentleşme büyük sorun”

”Türkiye’nin kültür ve turizmdeki en büyük sorunu sizce nedir?” sorusuna, ”Israrla her yerde söylüyorum. Türkiye’nin kültür yapısını da her yerde tahrip eden, turizm potansiyelini de önemli ölçüde etkileyen çarpık kentleşme” yanıtını veren Bakan Günay, Türkiye’nin çarpık kentleşmeyle baş etmeye çalıştığını vurguladı.
Günay, şöyle konuştu: ”Biz yaylalarımızı da çok katlı ve estetiği olmayan yapılarımızla, deniz kenarında da aynı şekilde çok katlı ve estetik duygusundan yoksun yapılarla doldurmuşuz. Caddemiz, sokağımız, meydanımız yok. Günlük yaşamımız ne yazık ki estetikten yoksun apartmanlarla kuşatılmış ve kıstırılmış vaziyette. Yaşam tarzımızın o eski zarafetini, özgünlüğünü, nezaketini ortaya koyacak fiziksel mekanlardan koparılmışız. Eğer bu son 50 yıl içinde, bu çarpık kentleşme yaşanmamış, şehirlerimiz daha estetik kaygısı ve gelecek duygusuyla kurulmuş olsa şu an Türkiye olduğundan çok daha çekici bir ülke haline gelebilirdi. Ne yazık ki dünyanın başka ülkelerini görünce insan içinde çok derin bir acı hissediyor. Çarpık kentleşmenin bundan sonra kesin olarak durması, var olanlarla elden geldiğince mücadele edilmesi ve ancak Türkiye’nin önünün açılabileceği konusundaki düşüncelerimi yüksek sesle gittiğim kasaba festivallerinde bile ifade ediyorum.”

Turizmi çeşitlendirme çalışmaları

Bakan Günay, ”erken rezervasyon rakamlarıyla” ilgili soru üzerine, Türkiye’nin turizmde geçen yılı artıyla kapatan tek ülke olduğunu hatırlattı. Erken rezervasyon kampanyasının iki yıldan bu yana iç turizme yönelik yapıldığını kaydeden

Bakan Günay, ‘‘Yoğun bir yakınma oluyordu önceki yıllarda bizim yurttaşlarımız yabancılardan daha pahalı hizmet alıyorlar diye. Bizde erken rezervasyon kampanyası başlatarak aynı indirimlerden kendi yurttaşlarımızın da yararlanmasını sağlamaya çalıştık. Geçen yıl yüzde 40′lar civarındaydı sanıyorum bu yıl yüzde 60′lar civarında bir artış sağlandı. Erken rezervasyon sayesinde iç turizmde büyük bir hareketlilik sağlandı. Böyle devam edecek gibi görünüyor” diye konuştu.

Türkiye’de mevsimi genişletmek ve turistlerin ilgi alanını büyütmek konusunda çok büyük ve somut çalışmaları bulunduğunu vurgulayan Bakan Günay, termal turizmin de bunlardan biri olduğunu dile getirdi.

Türkiye’nin termal alanda büyük bir potansiyeli bulunduğunu anlatan Günay, ”Termal Master Planı’nı bitirdik. Türkiye’de şu anda çok sayıda Erzurum’dan İzmir’e kadar çeşitli alanlarda termal alanı tahsis edebileceğimiz elimizde hazırlığımız var. Bu konuda yatırımcılara her türlü kolaylığı göstermeye hazırız” diye konuştu.

Kongre turizminin de çok önemli olduğunu belirten Günay, şunları söyledi: ”Kongre turizmi müşterisi aynı zamanda kanaat önderi. Kendi mesleğinin, toplumunun önde geleni olduğu için. Onlar hem yüksek harcama yapıyorlar hem de anlatım etkileme güçleri son derece yüksek. Kongre turizmi konusunda İstanbul’da Kongre Vadisi bitti çok önemli bir alan kazandık. Haliç’te eski Sütlüce mezbahası denilen yerde şu anda Haliç Kongre Merkezimiz oluştu, hem kültür hem de kongre etkinliklerinde kullanıyoruz. Ayazağa ile ilgili kongre ve kültür, konser salonu çalışmalarımız var. Ege Bölgesi’nde, İzmir’de çok önemli bir yatırım var TÜRSAB ile birlikte gerçekleştirmeye çalıştığımız. KOMER kongre merkezi, Doğu Akdeniz’in en büyük kongre merkezi olacak ve Kuşadası, İzmir, Ege turizmine çok büyük katkı sağlayacak.

Bunun yanı sıra Ankara’da, Konya’da, Antalya’da Türkiye’nin çeşitli yerlerinde kongre turizmi konusunda yeni yatırımlar var. Oteller salonlarını imkanlarını büyütmeye çalışıyorlar. Kış turizmi, Türkiye’nin yine küresel ısınma çağında önemli çekim alanlarından birisi. UNIVERSIAD 2011 Erzurum’da yapılacak, çok ciddi bir alt yapı yatırımı var. Ayrıca Sarıkamış’ı bu destinasyona katmak, Ilgaz’da, Davraz’da başka alanlarda, Uludağ’da yeni düzenlemeler yapmak ve kış turizmi potansiyelini geliştirmek konusunda gayretlerimiz var.”

Sıcaklara dikkat!

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Acil Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gürkan Ersoy, aşırı sıcaklar nedeniyle sıcak çarpmasına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Acil Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gürkan Ersoy,  hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği dönemlerde, sıcak çarpması vakalarında artış gözlendiğini anlattı. Haziran ayı itibariyle acil servis başvurularının, sıcaklığa bağlı olarak yüzde 10 ila 20 oranında arttığına işaret eden Ersoy, ”Özellikle yaşlılar, çocuklar ve hamileler sıcaktan çok etkileniyor. Kalp hastalıkları, sıcak çarpmaları artıyor. Sıcakla birlikte insanların tahammülü gücü azalıyor ve kavgalar yaralanmalar, darplar artıyor” dedi.

Sıcak havanın olumsuz etkileri konusunda çocuklar, hamileler ve yaşlıların yüksek risk grubunda bulunduğunu, ancak çeşitli meslek gruplarında bulunanların da sıcak havadan etkilenme riskine karşı önlem alması gerektiğini belirten Ersoy, şöyle konuştu: ”Tatil sezonu başladı ve havalar son derece sıcak seyrediyor. Geçen haftalar biraz serin olmasına rağmen, sıcaklıklar birden arttı. Ağustos ayında görülen sıcaklık değerlerine vaktinden önce ulaşıldı. Sıcak çarpmasına dikkat edilmeli. Sıcak çarpmasına karşı en ucuz ve etkili yöntem, tedbir almaktır. 11.00 ile 17.00 saatleri arasında çok mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamak gerekiyor. Dışarı çıkılması gereken hallerde, açık renkli, ince giysiler giyerek, şapka ve şemsiye kullanılmalı, güneş gözlüğü takılmalı ve yüksek koruma faktörlü güneş kreminden yararlanılmalı. Eğer doktorunuz aksini söylemediyse 2 litrenin üzerinde sıvı tüketmelisiniz. Alkol kullanımı, mümkün olduğunca akşam saatlerinde olmalı ve az miktarlarla kısıtlanmalı. Kızartma ve baharatlı yemeklerden uzak durulmalı. Kalp, tansiyon ve böbrek hastalığınız yoksa, kortizonlu ilaç kullanmıyorsanız, doktorunuz tarafından yasaklanmadıysa, aldığınız tuzu biraz artırabilirsiniz. Terle birlikte tuz da kaybettiğimiz için halsizlik, yorgunluk, bitkinlik yapabilir.”

Güneş çarpması halinde yapılması gerekenler

Doç. Dr. Ersoy, güneş çarpan kişilere yapılacak en önemli yardımın, süratle 112 Acil Servis ekibine haber verilerek, sistemin harekete geçmesini sağlamak olduğunu söyledi. Acil durumların her an gerçekleşebileceği ihtimaline karşı bireylerin ilkyardım eğitimi almasının faydalı olacağını söyleyen Ersoy, şunları kaydetti: ”İlkyardım eğitimi bulunmayan kişilerin yapılabileceği en iyi şey, sağlık ekiplerine haber vermek olacaktır. Doktorlar gelene kadar, hasta, usulüne uygun olarak serin bir yere taşınmalı, üzerine ıslak çarşaf örtüldükten sonra el bileği, kasıklar, koltuk altı gibi damarların yüzeye yakın geçtiği bölgelere havluya sarılı buz torbaları konulmalı, vücut sıcaklığının düşmesi sağlanmalıdır. Eğer şuuru açıksa, vücut sıcaklığını düşürmek amacıyla hastanın soğuk içecekler tüketmesine yardımcı olunmalıdır.” Ersoy, sıcak havalarda çocukların kesinlikle otomobilin içinde yalnız bırakılmaması gerektiğini, araç içi sıcaklığın yüksek oluşunun, çocuğun hayatını tehlikeye düşüreceğini sözlerine ekledi.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Acil Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gürkan Ersoy, aşırı sıcaklar nedeniyle sıcak çarpmasına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Acil Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gürkan Ersoy,  hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği dönemlerde, sıcak çarpması vakalarında artış gözlendiğini anlattı. Haziran ayı itibariyle acil servis başvurularının, sıcaklığa bağlı olarak yüzde 10 ila 20 oranında arttığına işaret eden Ersoy, ”Özellikle yaşlılar, çocuklar ve hamileler sıcaktan çok etkileniyor. Kalp hastalıkları, sıcak çarpmaları artıyor. Sıcakla birlikte insanların tahammülü gücü azalıyor ve kavgalar yaralanmalar, darplar artıyor” dedi.

Sıcak havanın olumsuz etkileri konusunda çocuklar, hamileler ve yaşlıların yüksek risk grubunda bulunduğunu, ancak çeşitli meslek gruplarında bulunanların da sıcak havadan etkilenme riskine karşı önlem alması gerektiğini belirten Ersoy, şöyle konuştu: ”Tatil sezonu başladı ve havalar son derece sıcak seyrediyor. Geçen haftalar biraz serin olmasına rağmen, sıcaklıklar birden arttı. Ağustos ayında görülen sıcaklık değerlerine vaktinden önce ulaşıldı. Sıcak çarpmasına dikkat edilmeli. Sıcak çarpmasına karşı en ucuz ve etkili yöntem, tedbir almaktır. 11.00 ile 17.00 saatleri arasında çok mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamak gerekiyor. Dışarı çıkılması gereken hallerde, açık renkli, ince giysiler giyerek, şapka ve şemsiye kullanılmalı, güneş gözlüğü takılmalı ve yüksek koruma faktörlü güneş kreminden yararlanılmalı. Eğer doktorunuz aksini söylemediyse 2 litrenin üzerinde sıvı tüketmelisiniz. Alkol kullanımı, mümkün olduğunca akşam saatlerinde olmalı ve az miktarlarla kısıtlanmalı. Kızartma ve baharatlı yemeklerden uzak durulmalı. Kalp, tansiyon ve böbrek hastalığınız yoksa, kortizonlu ilaç kullanmıyorsanız, doktorunuz tarafından yasaklanmadıysa, aldığınız tuzu biraz artırabilirsiniz. Terle birlikte tuz da kaybettiğimiz için halsizlik, yorgunluk, bitkinlik yapabilir.”

Güneş çarpması halinde yapılması gerekenler

Doç. Dr. Ersoy, güneş çarpan kişilere yapılacak en önemli yardımın, süratle 112 Acil Servis ekibine haber verilerek, sistemin harekete geçmesini sağlamak olduğunu söyledi. Acil durumların her an gerçekleşebileceği ihtimaline karşı bireylerin ilkyardım eğitimi almasının faydalı olacağını söyleyen Ersoy, şunları kaydetti: ”İlkyardım eğitimi bulunmayan kişilerin yapılabileceği en iyi şey, sağlık ekiplerine haber vermek olacaktır. Doktorlar gelene kadar, hasta, usulüne uygun olarak serin bir yere taşınmalı, üzerine ıslak çarşaf örtüldükten sonra el bileği, kasıklar, koltuk altı gibi damarların yüzeye yakın geçtiği bölgelere havluya sarılı buz torbaları konulmalı, vücut sıcaklığının düşmesi sağlanmalıdır. Eğer şuuru açıksa, vücut sıcaklığını düşürmek amacıyla hastanın soğuk içecekler tüketmesine yardımcı olunmalıdır.” Ersoy, sıcak havalarda çocukların kesinlikle otomobilin içinde yalnız bırakılmaması gerektiğini, araç içi sıcaklığın yüksek oluşunun, çocuğun hayatını tehlikeye düşüreceğini sözlerine ekledi.

Doğada yapılan yürüyüşler
Yürüyüş… Adımların birbirini takip etmesi… Ayrıca bir spor… Arabaların çoğalmasıyla neredeyse unutulan yürüyüş aslında bir yaşam şekli ve incelikleri olan bir spor aynı zamanda. “Doğada yapılan yürüşüyler Trekking&Hiking” yürüyüşün tüm incelikleri okurlara sunuyor.

Şehir ve insan hayatının yoruculuğundan kurtulmak isteyenlerin en sık başvurduğun kaçamaklardan biri trekking. Aynı zamanda doğayı tanımanın da ilk adımı olan trekkingin de kendine has incelikleri var.

Kutsal Zafer Şahin’in hazırladığı “Doğada yapılan yürüşüyler Trekking&Hiking” yürüyüş meraklılarına rehber olmaya aday.Bir Trekking rehberi olan Şahin’in kitabı, Dijital Sanat Yayınları tarafından çıkarıldı. Kitabı aynı zamanda internet sitelerinden de temin edebilirsiniz.

Kutsal Zafer Şahin

Şahin, yazar, paraşüt, atıcılık, dağcılık lisanslarına ve çeşitli sertifikalara sahiptir. 1998 de kısa bir süre Beyoğlu’nda Fotografevi isimli acentede Trekking Yardımcı Rehberi ve Trekking Rehberi olarak çalıştı. Böylelikle profesyonel trekking rehberliği hayatı başlamış oldu. 1998-2001 seneleri arasında İstanbul ve Yıldız Teknik Üniversitelerinin yamaç paraşütü branşında ilk eğitmenliklerini yaptı. 2001 de ilk çalışmalarına başladığı Pusula Doğa Sporları Merkezi’ni 2003 de resmileştirdi ve 2004 de de “Serüvenci Kahvesi” ismini verdiği kafeyi açtı. 2006 de “Doğada Yapılan Yürüyüşler-Trekking & Hiking” İsimli başvuru kaynağı niteliğindeki bu kitabı hazırladı. 2006-2007 de Ogzala Turizm’in işletmesini yürüttü. 2007′de ortak çalışmalara başladığı 4×4 Super Sport Dergisi’nde kısa bir süre yazı işleri müdürlüğü yaptı ve halen derginin doğa sporları editörlüğünü yürütmekte.

Sağlıklı bir yaşam için spor yapanlarda, yüksek hava sıcaklıklarının gözetilmemesi halinde kas kramplarından ölümle sonuçlanabilecek ısı felcine kadar çeşitli rahatsızlıkların ortaya çıkabileceği bildirildi

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Spor Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Gür, günlük aktiviteler sırasında harcanan enerjinin yüzde 20-30′unun çalışan kas ve organlar tarafından kullanıldığını, yüzde 70-80′inin ısı enerjisine dönüştüğünü söyledi.

Fiziksel aktivite sırasında üretilen ısı miktarının, istirahat şartlarının 15-20 katına ulaştığına işaret eden Gür, şöyle devam etti:
”Vücut iç ısımızı düzenleme mekanizmalarının aktif hale gelmesi, beynimizdeki bir termostat tarafından yapılmaktadır. Termostatın ilk devreye soktuğu sistem ise terlememizi sağlayan mekanizmalardır. Bu mekanizmayla cilt kan akımımız 3-4 kat artar ve kan yoluyla cildimize ulaşan vücut iç ısısı, vücut dışına terleme ve buharlaşma yoluyla aktarılır. Beraberinde de doğal olarak vücuttan sıvı kaybı olur. Bu mekanizma, yeterli sıvı alındığı sürece sağlıklı bir şekilde çalışır.”

Gür, vücut sıvı dengesinin bozulmasına bağlı olarak dolaşan kan miktarının azalmasıyla beyin ve böbrek gibi hayati organların işlevlerini korumak için cilde giden kan akımının azalacağını anlatarak, bunun da terleme yoluyla vücut iç ısısının dışarıya transferinin azalması anlamına geldiğini vurguladı.

Yüksek çevre ısısı, ciltteki buharlaşmayı azaltması nedeniyle yüksek nem, güneş ışınları, rüzgar veya esinti yokluğunun, sıcak çarpmasına neden olabileceğini dile getiren Gür, kusma, ishal, ateşle seyreden hastalıkların varlığı, yorgunluk, güneş yanıkları, çok fazla giyinme, güneş ışınlarını emen koyu renkli ve buharlaşmayı engelleyecek kıyafetler giymenin, yüksek çevre ısısının vücut üstündeki etkisini artıracağına dikkati çekti.

14 yaş altıyla 40 yaş üstünde risk artıyor

Hakan Gür, özellikle 14-15 yaşının altındaki çocuklar ile 40 yaşın üstündekilerde, vücut ısı düzenleme mekanizmalarının 15-40 yaşlarıyla karşılaştırıldığında yeteri etkinlikte çalışmadığını belirterek, ”Bu kişilerin sıcak ortamlarda egzersiz yapması, daha riskli olacaktır. Ayrıca obez (aşırı kilolu) ve zinde olmayan kişiler de daha fazla risk taşır. Alkol de vücut sıvı dengesini bozduğu, vücudu susuz bıraktığı için riski artırır” diye konuştu.

Prof. Dr. Gür, sıcaklık artışıyla birlikte karşılaşılabilen sağlık sorunları hakkında şu bilgiyi verdi:
”Öncelikle kas kramplarıyla karşılaşabiliriz ki bu tür kramplar germe hareketleriyle rahatlamaz. Diğer daha önemli bir sorun ise bitkinliktir. Genellikle baş ağrısı, kollarda bacaklarda ürperme, yorgunluk, kas krampları, üşüme veya titreme, çok terleme, hızlı fakat zayıf nabız, soğuk ve nemli bir cilt ile karakterizedir.

Isı/sıcaklık felci ise çok ciddi, ani gelişen ve yaşamı tehdit eden bir durumdur. Vücut iç sıcaklığı 40 derecenin üstündedir. Baş ağrısı, garip davranışlar, nöbet geçirme, bilinç kaybı, koma, sıcak/kırmızı fakat tersiz bir cilt ile karakterize ölüme kadar varabilecek ciddi bir durumdur.”


Sıvı alımına dikkat

Olumsuz durumlardan korunmak için, sportif aktivitelerin günün serin saatlerinde yapılması, spor öncesi, sırası ve sonrasında sıvı alımına dikkat edilmesini öneren Gür, ayrıca hafif, buharlaştırmayı kolaylaştıracak giysilerin giyilmesinenin önemine dikkati çekti.

Gür, sıcaklık kaynaklı krampları çözmek için yeterli sıvı alınması, ilgili bölgeye buz masajıyla birlikte germe yapmanın yardımcı olacağını belirterek, sıcaklık nedeniyle bitkinlik oluşması halinde öncelikle aktiviteye ara verilmesi, daha ileri belirtiler görüldüğünde duruma müdahale edilmesi gerektiğini dile getirdi.

Hakan Gür, ayrıca, serin ve gölgelik bir yere taşınacak kişinin, üstündeki giysilerin azaltılması, kan dolaşımın yüksek olduğu boyun, koltuk altı, kasık bölgesi, kol ve bacaklara soğuk torbaları ile ıslak havluların konulabileceğini, kol ve bacaklara yumuşak masaj yapılarak cilt dolaşımının artırılabileceğini sözlerine ekledi.