Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"Türkan SAYLAN" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

Mercedes-Benz Türk’ün Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ile 2004 yılında başlattığı ”Her Kızımız Bir Yıldız” projesi kapsamında desteklenen öğrencilerin sayısı 2010-2011 eğitim öğretim yılında 1.000′e çıkarılacak.

 Mercedes-Benz Türk’ün Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ile 2004 yılında başlattığı ”Her Kızımız Bir Yıldız” projesi kapsamında bu yıl Adana, Aksaray, Denizli, Sinop, Trabzon ve Van’dan gelen ”yıldız kızlar”, ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel ve Mercedes-Benz Türk Direktörler Kurulu Başkanı Wolf-Dieter Kurz ile buluştu.

Aysel Çelikel, konuşmasında, her bireyin insanca yaşam hakkı bulunduğunu ve bunun yolunun, çocukların, özellikle kızların eğitiminden geçtiğini belirterek, dernek olarak bireyin eğitiminden yola çıkmak gerektiğini fark ettiklerini söyledi. Eğitime verilen desteğin, sadece burs vermekten ibaret olmadığını, kız öğrenci yurtları, okullar, anaokulları, anasınıfları, kütüphaneler açıklarını kaydeden Çelikel, şu anda 42 projeyi aynı anda aynı biçimde yürüttüklerini vurguladı. Çelikel, Türkiye’nin 2020′ye kadar kız-erkek arasındaki eğitim farkının ortadan kaldırılamayacağı ülkeler arasında görüldüğünü dile getirerek, ”Ama biz bunu aşacağız” dedi.

Wolf-Dieter Kurz da programı kriz yılında da sürdürmüş olmaktan dolayı mutluluk ve gurur duyduklarını ifade ederek, ”Böylece bu sosyal sorumluluk projesi, kişilerden bağımsız, sürdürülebilir, istikrarlı bir proje olduğu kanıtladı” diye konuştu. Eğitime destek verenlerin sayısının artığını belirten Kurz, sadece kendilerinin desteklediği kızların sayısının artmadığına dikkati çekti.

”Her Kızımız Bir Yıldız Projesi”, olanakları kısıtlı, çalışkan ve kısa sürede meslek sahibi olmayı amaçlayan ilköğretim okulu mezunu kız öğrencileri mesleki eğitime teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda desteklenen öğrencilerden bir grup, geleneksel bir etkinlik halini alan ”yaz buluşması” için bir hafta İstanbul’da ağırlandı. Öğrenciler, İstanbul gezileri sırasında Mercedes-Benz Türk’ün Hoşdere Otobüs Fabrikası’nı gezip Mercedes-Benz Türk’ün üst yönetimi ile bir araya geldi, Dolmabahçe Sarayı, Miniatürk, Florya Atatürk Köşkü, Koç Müzesi ve İstanbul Akvaryum’unu ziyaret etti.

Proje kapsamında, Adana, Afyon, Aksaray, Ankara, Antalya, Aydın, Batman, Bingöl, Bolu, Bursa, Çanakkale, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Düzce, Edirne, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Gümüşhane, Hakkari, Hatay, Isparta, İstanbul, İzmir, İzmit, Kayseri, Kırklareli, Konya, Malatya, Mardin, Mersin, Muğla, Osmaniye, Samsun, Sinop, Sivas, Şanlıurfa, Tekirdağ, Trabzon, Van ve Zonguldak olmak üzere 42 ilden öğrencilerle yürütülen projede, öncelik verilen mesleki branşlar motor, elektrik/elektronik, torna/tesviye, makine ressamlığı, bilgisayar ve muhasebe olarak sıralanıyor.

2004-2005 eğitim-öğretim yılında 200 kız öğrenci ile başlayan proje, Mercedes-Benz Türk’ün yanı sıra bayiler, yan sanayi firmaları ve Mercedes-Benz Türk çalışanlarının desteği ile bugün 950 öğrenciyi kapsıyor. Desteklenen öğrencilerin sayısı 2010-2011 eğitim-öğretim yılında 1.000′e çıkarılacak.

ÇYDD’den yeni şube

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel, derneklerine ilginin, desteğin azaldığı dedikoduları olduğunu belirterek, ”Bu dedikoduları çıkaranlar üzülsünler. Çünkü ilgi azalmıyor, artıyor” dedi.

ÇYDD’nin Karaman şubesinin açılışına katılan Prof. Dr. Çelikel, burada yaptığı konuşmada, Karaman ile birlikte derneğin şube sayısının 99′a ulaştığını belirtti.

Amaçlarının Atatürk devrimlerinin korunması, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması olduğunu ifade eden Prof. Dr. Çelikel, ”Aradan 21 yıl geçti. Saygınlığı olan bir dernek olduğumuza inanıyorum. Siz de bu dernek çatısı altında faaliyet göstermekten gurur duyun. Çünkü yaptığımız iş insani bir iş. Nerede olursa olsun ister bu dünyada isterseniz öbür dünyada insana verilen destek kadar mukaddes bir iş olamaz” dedi.

Derneğin bugüne kadar 43 bin 700 kız çocuğuna 4 ile 7 yıl arasında eğitim desteği verdiğini anlatan Prof. Dr. Çelikel, şunları kaydetti:
”Bu sayı her geçen yıl artıyor. Derneğe ilginin, desteğin azaldığı dedikoduları var. Bu dedikoduları çıkaranlar üzülsünler. Çünkü ilgi azalmıyor, artıyor. Çünkü projelerimiz destek verdiğimiz çocuklarımız artıyor. Okullar, ana okulları, kütüphaneler yaptırıyoruz. Bizim bu topluma bir borcumuz var. Atatürk’e, Cumhuriyetimize bir borcumuz var. Bu borcu ödeyeceğiz. Şimdi dernek hakkında dedikodular yapılıyor. Merhum Başkanımız Türkan Saylan hakkında kötü konuşuyorlar. Bunlara inanmayın. Türkan Saylan kendini insanlık hizmetlerine adamış bir kişiydi.”

Konuşmasının ardından kurdeleyi keserek derneğin yeni kurulan Karaman şubesinin açılışını gerçekleştiren Prof. Dr. Aysel Çelikel, daha sonra Piri Reis Kültür Merkezi’nde düzenlenen ”Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve Anayasa değişiklikleri” konulu panele katıldı. Prof. Dr. Çelikel’in oturum başkanı olduğu panele, CHP Merkez Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum ve Doç. Dr. Ümit Kocasakal konuşmacı olarak katıldı.

Yaşamını ülkemizin eğitim ve sağlık sorunlarının çözümüne adayan, idealist eğitimci, özverili hekim, Türkiye’nin aydınlık yüzü, örnek insan Prof. Dr. Türkan Saylan, ölümünün 1. yıldönümünde anıldı.

 Geçen 18 Mayıs’ta kaybettiğimiz Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı(ÇYDD) Prof Dr.Türkan Saylan bugün saat 11.00′de Zincirlikuyu’daki mezarı başında saygı, sevgi ve özlemle anıldı. Törende konuşan ÇYDD Başkanı Prof.Dr. Ayse Çelikel;

“Değerli dostlar,
toplumsal sorunlar için çözüm üretirken, insanlara hizmet etmeyi bir yaşam biçimi haline getirmiş olan sevgili yol arkadaşımız Türkan Saylan’ı sevgilerimizle, dualarımızla, yüreğimizde hüzün ile anıyoruz. O, görevini en iyi şekilde tamamlayarak huzur içinde aramızdan ayrıldı.

Yorulmak bilmeyen azmi ve iradesi, mücadele gücü, hayatını vakfettiği lepralı hastaları, eğitimine destek verdiği onbinlerce genç, okullar, öğrenci yurtları, kütüphaneler, anaokulları, demokratık özerk üniversite ve insan hakları mücadelesi, Türkan Saylan’ı unutulmaz kılan özellikler ve eserlerinden bazıları.

Türkan Saylan kendisine yapılan iftiralardan, yalanlardan, kötülüklerden hiç yılmadı. Çünkü uğruna mücadele verdiği Atatürk sevgisi, Cumhuriyetimizin değerleri, çağdaş insan ve çağdaş topluma ulaşma ülküsüne inancı tamdı.

Türkan Saylan, ülkesini, toplumunu, insanları seven, onlara yardımcı olmak için uğraş veren, hoşgörülü, uzlaşmacı af etmesini bilen bir toplum önderidir.
Kaybının birinci yılında, yaşama kazandırdığı gençler, hastaları, herhangi bir dönemde hayatını kolaylaştırdığı insanlar, aileler, ÇYDD yöneticileri, şubeler, gönüllüler, dostları ve bütün Atatürkçüler onu hasretle anıyorlar, dualarını eksik etmiyorlar. Işıklar içinde uyu sevgili Türkan Saylan”
sözleriyle bütün Türkiye adına Türkan başkanı selamladı.

Adını taşıyan parkta anıldı

Saylan için Beşiktaş Belediyesi tarafından yaptırılan, öğrencilerle temsil edildiği heykelinin de bulunduğu parkta anma töreni düzenlendi.

Törende konuşan ÇYDD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Yüksel, çocukluğunun Arnavutköye yakın bir yerde geçtiğini belirterek, ”Arnavutköyü Türkan hoca her zaman bizimle paylaşırdı. Onun için biz de Arnavutköylüyüz. Benim çocukluğum da burada geçti. O zamanlar bir gün bu parkın adının ”Prof. Dr. Türkan Saylan Parkı” olacağını hayal edemezdik” dedi.

Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal da Türkan Saylan’ın Atatürkçü olduğunu, hayatını eğitime, hizmete adadığını ve Beşiktaş sakini olarak onun tecrübelerinden yararlandıklarını anlattı.

Ünal, ”Son aylarında hastaneye ziyarete gittiğimiz zaman, ‘Hocam biz bir şey yapmak istiyoruz’ dedim. ‘Bize izin verir misiniz’ dediğimizde ‘İsmimi caddelere, sokaklara verme’ demişti. Ben de ‘Sokaklara vermeyeceğim’ dedim. Biz de onun adını bu parka verdik” diye konuştu.

Törene, tiyatro ve sinema sanatçısı Altan Erkekli’nin yanı sıra, öğrenciler, ÇYDD yöneticileri ile Saylan’ın çok sayıda seveni katıldı.

Törene katılanlar, Beşiktaş Belediye Başkanı Ünal ve Tiyatro sanatçısı Erkekli ile Türkan Saylan’ın küçük öğrencilerle birlikte temsil edildiği heykeli önünde fotoğraf çektirdi.

Fotoğraf: Serkan Yıldız

Prof.Dr.Türkan Saylan’a Mektuplar Yarışmasında dereceye girenler
 
Birinci Olan Mektup
13.11.2009
Merhaba Türkan Saylan Hanım,
Lütfen beni affedin. Ben size nasıl hitap etmem gerektiğini bilmiyorum. Türkan Öğretmen mi? Türkan Teyze mi? Türkan Abla mı? Ya da Türkan Hanımefendi mi? Ama samimi olarak içimden geçeni isterseniz eğer, ben size çok daha içten, çok daha yakın bir şekilde seslenmek istiyorum.
Ben size belki de bütün lisanlardaki en güzel kelimeyle hitap etmek istiyorum. Sizi bir anne olarak isimlendirmek istiyorum. Umarım kabul edersiniz, umarım siz de beni kendinize böyle yakın hissedersiniz.
Onun kadar doğurgan ve onun kadar cömert olduğun için sana,
TOPRAK ANNE demek istiyorum.
Tüm karanlıkları aydınlatıp, bana yol gösterdiğin için sana,
IŞIK ANNE demek istiyorum.
Her üşüdüğümde bedenimi ve hatta içimi ısıttığın için sana,
GÜNEŞ ANNE demek istiyorum.
Onun kadar engin ve onun kadar büyük olduğun için sana,
DENİZ ANNE demek istiyorum.
Her akşam dualarımda mutlaka yer aldığın için sana,
MELEK ANNE demek istiyorum.
Onlar kadar güzel koktuğun ve onlar kadar zarif olduğun için sana,
ÇİÇEK ANNE demek istiyorum.
Yüzlerce hastayı iyileştirdiğin onlara adeta can verdiğin için sana,
CAN ANNE demek istiyorum.
Onun kadar berrak, onun kadar duru olduğun için sana,
SU ANNE demek istiyorum.
Onun kadar uçsuz bucaksız, onun kadar görkemli olduğun için sana,
GÖKYÜZÜ ANNE demek istiyorum.
Yeri geldiğinde onun kadar sert ve dayanıklı olduğun için sana,
ÇELİK ANNE demek istiyorum.
Yeri geldiğinde ise onun kadar yumuşak ve tatlı olduğun için sana,
PAMUK ANNE demek istiyorum.
Her zaman, çağdaşlığın örneği olduğun, Hep Atatürk’ü izlediğin için sana,
ÇAĞDAŞ ANNE demek istiyorum.
Ya da bunların hepsini bir yana bırakıp,
Seni onun kadar sevdiğim için başka hiçbir şey eklemeye gerek görmeden sana,
ANNE DEMEK İSTİYORUM
SENİ ÇOK ÖZLEDİM ANNE DEMEK İSTİYORUM.
BEDENİN BELKİ ARAMIZDA DEĞİL AMA, DÜŞÜNCELERİN VE ÖĞRETİLERİN HEP YANIMIZDA, YANIBAŞIMIZDA DEMEK İSTİYORUM.
SEN RAHAT UYU ANNE DEMEK İSTİYORUM.

Sevgilerimle,
Oğlun
Asrın Andaç
 
İkinci Olan Mektup

DENİZLİ, 12.10.2009

Sevgili Türkan Saylan,

Sizi, ilk kez televizyonda mavi-beyaz bandananızla, çiçeklerle bezenmiş bir pencereden mola işareti yaparken gördüm. Sonradan öğrendim ki; başarılı bir yaşama haksız eller uzanmış, sizinle o gün tanıştım.
Ben yanan ışıklarımı gölgelendirecek kadar karanlığı olanlara karşı, kelebek misali bir günlük hürriyet için, binlerce kez kanat çırpmayı göze almak isterim. Don Kişot kadar şövalye ruhlu, küçük gölgeli büyük adam olmak idealimdir. Bunun için; yeni görüşler ve yeni fikirlerin doğamı ve benliğimi aydınlatan ateş böcekleri olduğunu düşünürüm. Sizi tanıyınca; karanlığımdaki ateş böceklerime bir yenisi daha eklendi.
Hayatta iniş çıkışlar olabilir. İnsan denize benzer. Derin yerleri de vardır; sığ yerleri de. Başarmak için bir şeylerden vazgeçmek gerekir. Ancak vazgeçeceğimiz şey asla hayat olmamalıdır. Hayat sizin için gerçekten değerliydi bana göre. Her anını bir yürek gülümsetmek için harcadınız. Kim bilir o yumruğumuz büyüklüğündeki cevahire kaç gülücük sığdırdınız? Hayat size tokat atsa da kaç defa yeniden başladınız inatla, hırsla, çabayla….
Ayrıcalık herkesin fark edebileceği bir şey değildir. Cüzam hastalarının sizin güneşli ufkunuz olacağını hiç düşünmüş müydünüz? Herkese gıpta edilecek bir cesaret gösterdiniz. Hayata beyaz tarafından bakabilmek bir erdemdir bence. Siz sunu başardınız. İnsanlara yaşama sevinci aşılarken, bunun bir denizci düğümü kadar sağlam; ancak bir saç teli kadar ince olan sevgi bağından ibaret olduğunu kanıtladınız.
Kurduğumuz hayallerin; gerçekleşmesi zordur ama imkansız değildir. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile yüzlerce “Kardelen”in solup gitmesine engel oldunuz. Gerçekten büyük bir projeyle senelerdir unutulmuş en kuytu köşelere bile ulaştınız. Sizin sayenizde Türkiye binlerce kalem tutan ele kavuştu.
Benim kahramanım Mustafa Kemal Atatürk’tür. Şu ana kadar hiçbir gözde ben; o kadar derin ve bir o kadar da zengin bir deniz görmedim. Sizin kahramanınız da Atatürk’tü. Hep kendinizi iki şekilde tanıtırdınız : Kemalist ve feminist. Atamızın en büyük ideali ülkemizi çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmaktı. Gençlere vasiyetlerinden biri buydu. Bunu bilmek yeterli değil, gerçekleştirmeye çalışmak önemlidir. İşte siz bunun bilincinde olan bir Atatürk kadınıydınız.
İç güzelliğin her şeyden önemli olduğunu çok küçük yaşlarda fark ettiniz. Hiç aynaya bakmadığınızı biliyorum ve belki de aynanın karşısında bile iki yüzlü olmaya tahammül edemediniz.
İnanın ki; insanlık okulu açılsaydı, siz gerçek bir eğitim savaşçısı olarak bölümü birincilikle bitirirdiniz.
Gerçek mutluluk; yaz yağmuruna benzemez. Umulmadık anda birden bire boşalmaz insanın üstüne. Gerçek mutluluk insanın hayata ve çevresine karşı davranışlarıyla azar azar, birike birike oluşur. Bence siz mutluydunuz. Umudu ve mutluluğu yeşertip çoğaltarak yaşadınız, yaşayacaksınız. Sizde Nazım Hikmet’in şu dizelerini gördüm:
“yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine!”
Sevgilerimi sunuyor, öpüyorum.
Hürriyet İlköğretim Okulu / DENİZLİ  
İlayda FİDAN
 

Üçüncü Olan Mektup

Sayın Türkan Saylan.                                                                                          Van / 23 Ağustos 2009
Sevgili Türkan teyzem. Sana teyzem dedim diye bana kırılma, sen benim değil bütün çocukların teyzesi, ablası, annesi, hatta babaları bile oldun. Hiç kimse senin yaptığın gibi eğitime bu kadar önem veremez, hatta hiç kimse bizleri bu kadar sevemez.
Türkan teyze…Televizyonu açtığımda direk sana yönelik suçlamalar, sorgulamalar, evini aramalar vb. gibi olaylar yüzünden seni televizyon, internet, radyo, yanlış tanıtsa da ben seni eğitim sevdalımız ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan olarak tanıdım.O hiç bitmeyen enerjisiyle, sevgisiyle, arkadaşlığıyla, dostluğuyla, yardımlaşma coşkusuyla, kanserle savaşmanla hayatı her ne sebep olursa olsun gülen benim kızıl saçlı Türkan Teyzem olarak kalbime gömdüm.
Her sabah aynanın karşısına geçip kendi kendime bir gün ben de Türkan Saylan olacağım dediğim bile oluyordu.Küçük Kardelenler için açtığın yurt, okul, kreş, burs, Anasınıfı açtın. Kadınların sosyal ve kültürel alanda yanlarında oldun.
“ Ben en çok saate bakarım, aynaya hiç bakmam” sözüne her zaman hayran kaldım. Bu sözün bile senin nasıl biri olduğunu anlatıyor.
Şimdi sana bir arkadaşımın bana anlattığı olayı anlatmak istiyorum. Bir akşam babam çok hastaydı. Bu hastalık onu son görüşüm, belki de ona son kez baba diyecek tim.Uzun uzun bana baktı. Her bakışında sanki bana bir şeyler demek istiyordu.
Yavaş yavaş kendini topladı ve bir haykırışta “oku oğlum sen büyük adam ol” dedi. Bu babamın son sözleri. Benim hayatta ayaklarımı sert basmama sebep oldu, böylelikle eğitimin öğretimin ne olduğunu öğrendim, hatta Türkan Saylan teyzemi tanıdım. İşte Türkan Teyzem benim gibi başka bir kardelen daha. Şimdi kendi kendime soruyorum. Seni unutmak kolay mı?
Şimdi sonsuz bir yolculuktasın. Bizlerin yanında olmasan bile bizler senin ve ulu önder  Atatürk’ün yolundan hiçbir zaman ayrılmayacağız. Sen bu toplumun, ailenin, arkadaşlığın, yediden yetmişe herkesin içinde bir Türkan Saylan bıraktın. Saygılarımla.
Talip Kavak

Prof. Dr. Ayşe Yüksel

Ülkemizde lepra hastalığı ve hastalar için yaptıklarınız, başardıklarınız size ulusal ve uluslararası ödüller kazandırdı. Ama sizin için asıl ödül lepra hastalarını iyileştirmeniz, onlara ve ailelerine kazandırdığınız sosyal haklar, güzellikler idi.

Her yıl ocak ayının son pazar günü, özellikle lepra hastalığının görüldüğü ülkelerde Dünya Lepra Günü olarak anılmaktadır. Geçmişte, ülkemizde hastalık yanlış bilindiğinden, olmaması gereken düşünce ve yaklaşımlar yaşanmış, hastalar kendilerini gizlemek durumunda kalmışlardır. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin en uzak köşesindeki 28. serviste kendi kendilerine kalan, arada bir astronot gibi giyinip gelen doktorların ilaçlarını bıraktığı hastaların bu görüntüsü, henüz bir tıp öğrencisi iken Türkan Saylan’ı çok incitmiştir. İnsan haklarına aykırı bu durumu düzeltmek için, yıllar sonra kollarını sıvamasına neden olmuştur.

İlk iş olarak yurtdışında lepra eğitimi almış, 1976 yılında Cüzamla Savaş Derneği’ni kurmuş ve Sağlık Bakanlığı onayı ile lepra konusunda çalışmaya başlamıştır. 1981 yılında 28. servis, Sağlık Bakanlığı, İstanbul Tıp Fakültesi ve Cüzamla Savaş Derneği arasında yapılan protokol ile özel dal hastanesine dönüştürülmüştür.

Evdeki tedavi

Heyecanla, istekle, gönüllülükle, akılcı, bilimsel yaklaşımlarla çalışan ekibin başarısı ile her geçen yıl tanı konulan yeni vakalar azalmış, tedavisi tamamlanmış lepralı hastalarda fiziksel ve sosyal rehabilitasyonları için Bakırköy’deki bu şirin hastaneye gelmişlerdir. Ne yazık ki Lepra Hastanesi kapatılıp Dr. Sadi Konuk Devlet Hastanesi’ne bağlandı. Burası cildiye servisi olacak, sonrasında da yanına başka başka klinikler açılacak. Lepralı hastaların durumu şimdi ne olacak? Ben de, 1980-2001 yılları arasında, Türkan Hoca ile birlikte çalıştım. Hekimler, hemşireler, gönüllüler onun önderliğinde hem hastanede hem de ülkemizin her yöresinde yaşayan hastalarımızın evlerinde, aileleri ile birlikte muayene edilmesi, tedavi ve rehabilitasyonlarının planlanması için çalıştı.

Yıllar içinde ondan ne çok şey öğrendik; sevgili hocam, sizinle lepra hastanesine gittiğim ilk gün, hastalarla iletişiminiz, onlara dokunmanız, hastanın en güzel yanını görüp onu dile getirmeniz beni çok etkilemişti.

Güven duygusu

Hastalığın erken tedavi edilememesi nedeni ile sakatlıklarının çok fazla olduğu Sinem Hanım’a, elleri sizin avucunuzda iken, ona cildin ne kadar güzel demeniz birdenbire hastanın yüzünde güller açtırmıştı, ben de şaşırmıştım. Bizler genç, yeni mezun, deneyimsiz idik ama siz bizlere o kadar çok güveniyordunuz ki, verdiğiniz görevleri başarı ile gerçekleştirmek istememiz, kendi düşüncemizi, planımızı uygulamamız için yönlendirmeniz, cesaretlendirmeniz sonucu değerlendirmemiz hep sizden öğrendiklerimiz.

Haftada üç gün Lepra Hastanesi’nde çalışıyordunuz, sizin geleceğiniz günleri iple çekiyorduk, sizinle çalışırken her birimiz büyüyor, güçleniyor, başarıyı tadıyorduk.

Kurduğunuz bu ekip, dayanışmayı, kendini geliştirmeyi, öğrenmeyi, üretken ve yararlı olmayı hep istekle, heyecanla gerçekleştirdi.

Lepra konusu ile yalnızca ulusal düzeyde ilgilenmiyordunuz; çalışmalarımıza maddi destek sağlamak, ülkemizde lepranın durumunu ilgili kuruluşlarla paylaşmak, çözümler üretmek, bizlerin lepra konusunda kapsamlı eğitim görmesini sağlamak için başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere uluslararası lepra organizasyonları ile de iletişim kuruyordunuz. Bizler de dünyaya açılıyor, başka ülkelerde lepra konusunda neler olup bittiğini öğreniyorduk.

Sizinle çalışmaya başladığım ilk yıllarda, hastanemizin küçük salonunda Dünya Lepra Gününü anıyorduk. Birden beni de, içimden geldiği gibi konuyla ilgili konuşma yapmam için davet ettiniz. Benim kalabalık önünde ve bir amaca yönelik yaptığım ilk konuşmaydı, ne kadar heyecanlanmıştım. Her yıl bu günü daha da geliştirerek anma etkinlikleri düzenledik.

Bu yıl da 31 Ocak Pazar gününü 57. Dünya Lepra Günü olarak anıyoruz. Ne yazık ki siz fiziksel olarak bizimle değilsiniz. Öğrettikleriniz, gerçekleştirdikleriniz, bıraktıklarınız, sevginiz, güzelliğiniz hep içimizde, hep bizimle. Siz hep bizimlesiniz, bizimle kalacaksınız.

Yaşamın birçok alanında iz bıraktınız, eserler yarattınız. Cüzamla Savaş Derneği ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği olarak Merhaba Yaşamak-Türkan Saylanın Yaşama Kattıkları sempozyumunun ilkini hazırladık. Bu yılki konularımız sizin tıbba, lepraya ve hukuka kattıklarınız olacak.

Sizin sayenizde, lepra hastalığı ülkemiz için artık önemli bir sağlık sorunu değil çok şükür. Gerçekleştirdiğiniz korunma, tedavi ve rehabilitasyona yönelik hizmetler ile yeni vakalar yok denecek kadar azaldı. Var olan lepradan etkilenmiş kişilerin yaş ortalamaları epey yüksek, onların gereksinimi yaşamlarının sonuna kadar hem tıbbi hem de sosyal açıdan refah içinde yaşamaları.

Hastalar, sizin varlığınızda hak ettikleri bu yaşama sahip oldular. Şimdi onlar bize emanet, devletimizin güvencesinde, bizlerin desteği ile onlar sağlıklı ve insan haklarına uygun bir şekilde yaşamalılar.

Cüzamla Savaş Derneği, onu destekleyen duyarlı, yürekli dostlarının maddi ve manevi destekleri ile bunu başarabilecektir. Siz dokunulmadık bir hastalığa dokundunuz, öğrencilerinizi, sağlıkçıları dokundurdunuz, bu hastalığın kökünün kazınmasında çok önemli bir rol oynadınız, başardınız. Başka süreğen hastalıklara da örnek olacak bir yol haritası belirlediniz. Eğer ondan yararlanabilirsek birçok hastalığın sosyal tıp anlayışı ile çözümlenmesine yeniden tanık olabiliriz.

Ülkemizde lepra hastalığı ve hastalar için yaptıklarınız, başardıklarınız size ulusal ve uluslararası ödüller kazandırdı. Ama sizin için asıl ödül lepra hastalarını iyileştirmeniz, onlara ve ailelerine kazandırdığınız sosyal haklar, güzellikler idi.

Ufkun ötesini görebilme yetiniz, öngörünüz ile gerçekleştirdikleriniz bugün lepra konusunda sorunlu ülkeler tarafından örnek alınarak hayata geçiriliyor. Bir gün bu çalışmalar meyvelerini verecek, Leprasız bir dünya gerçekleşecek. Size, yaptıklarınıza, çalışmalarınıza yüreklerden kopan sevgi ve saygı gönderiyoruz.

Işık içinde uyuyun bizim sevgili hocamız.

Prof. Dr. Ayşe Yüksel-Cüzamla Savaş Derneği Genel Başkanı

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), kuruluşundan bu yana yaptığı tüm çalışmaları, “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Bir Çağdaşlaşma Öyküsü” adlı kitapta toplandı.

“Türkan Saylan’ın Aziz Hatırasına Saygıyla” kitaba bir sunuş yazısı yazan ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel, “Bizlere ulusal bir miras bırakmış olan kurucu ve yaratıcı Genel Başkan Prof. Dr. Türkan Saylan’ın aziz hatırası önünde saygıyla eğilirken kız çocuklarının ve gençlerinin eğitimlerine katkı yaparak onların yeni bir hayatın kapılarını açmalarını sağladığımızı düşündükçe kutsal bir görevi yerine getirdiğimiz inancı içerisindeyiz” dedi.

“Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Bir Çağdaşlaşma Öyküsü” adlı kitapta, bir derneğin ülkeye kattığı kazanımlar ile ÇYDD kapsamında eğitim ve öğretimde alınan yol anlatılıyor. Derneğin 20 yılında kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, proje sorumlularının, proje ve derneğe destek vermiş gönüllülerin duygu ve düşüncelerinin anlatıldığı yazılara yer veriliyor. Derneğin kuruluş öyküsünden bugüne dek üstlendiği projelere konu olan kitapta, “İlk, orta ve yükseköğrenim burslarıyla neredeyse 60 bin gence ulaştık. Ana sınıflarımızda, okullarımızda, yurtlarımızda eğitim gören her çocuk ve genç ‘Çağdaş Yaşam’ın anlamını düşünüyor. Hepsinin ötesinde, o ‘tutucu’ diye nitelenen ve ‘Kızlarını okutmaz bunlar’ denilen onbinlerce velinin evlatlarıyla övünmeleri ve yeni yetişen her çocuğun okula gitmelerini sağlamaları çok önemli bir açılım” ifadelerine yer veriliyor.

ÇYDD’nin eğitim sorununun nasıl çözülebileceğini projeleriyle ilgili kurumlara gösteren bir dernek olduğunun vurguladığı kitapta, derneğin 2009-2010 öğretim yılında 1148 ilköğretim ve lise öğrencisine 4 yıllık burs verdiği anlatılarak özetle şöyle deniliyor: “Böylece bu yıl geçen yıl verdiğimiz burslarla birlikte 20 bin 490 kızımızın eğitimine destek vermiş olacağız. Üniversite burslarında da bu yıl mevcut 3 bin 837 öğrenciye bin öğrenci daha eklendi.”

Yıldızlar, sadece geceleri görünür insan gözüne.

Oysa onlar, her zaman yerli yerinde, nerede olmaları gerekiyorsa, oradadırlar. Bazen başka bir güneşten yansıyan, bazen kendilerinin güneş olup yaktıkları ışık, yıldız ömürleri boyunca deler geçer karanlıkları…

Sonra bir gün, milyarlarca insanın ömrüne eşit bir ömrün sonunda bir gün, onları var eden ateşi besleyen enerji kaynağı biter, yörüngelerinden çıkan yıldızlar, son ışıklarını çakarak kayıp giderler sonsuz boşlukta.

Kimi insanlar, gece yıldızlara bakarken bir yıldız kaydığını görünce, ışığının yansıdığı dünyadan bir can eksildiğine inanırlar.

İnancın tartışması olmaz. Efsane deyip geçebilirsiniz, ama depremlerden önce görülen “yıldız yağmuru”, birbiri ardına kayan yıldızların, depremin alacağı canların habercisi olmadıklarını kim iddia edebilir?

***

Türkan Saylan ölmeden az önce, milyarlarca kilometre uzaklıktan yeryüzüne ışık gönderen bir büyük, bir parlak yıldızın, Türkan hoca son dondurmasını yerken en son kıvılcımlarını çaktığına ve onun son soluğuna yörüngesinden kayarak eşlik ettiğine eminim.

Türkan Saylan, çocukları aydınlatmak için harcadığı ömür ışığının sonunda, ölüme karşı son savaşını verirken, onunla “Allah’ın sopası yok, kanser saçlarını döktü, kafasını örttü,” diye alay eden yecüc mecücler, boşuna sevinmesin!

Evrenin “henüz” sonsuz sayılan boyutlarında, dünyadaki insan nüfusundan çok daha fazla yıldız var ve her saniye, milyonlarcası sönerken milyonlarcası ışıldıyor.

Oysa, kadın kafasını örttürmek için kanseri bile Allah’ın sopası gibi algılayan yecüc mecüclerin, ne onlarla birlikte kayacak, ne de yerlerine doğacak yıldızları var. Onlar, belki Türkan hocanın yaşına varacak, belki varamayacak, ama ömür zilleri son teneffüsü çaldığında, evrenin kara deliklerine karışacaklar.

Merak etmesinler, evrensel sonsuzlukta ışık insanlarına eşlik eden yıldız sayısı kadar, karanlıktan beslenen ve karanlığı besleyenleri yutup öğüten kara delik de var.

Uğurlar olsun Türkan Saylan hocamız, yıldızların ışığına emanet ettiğimiz eserini, aydınlattığın çocuklar ışıtacak ve hatıran, evrenin dengesine güvenirsin sen, çok iyi biliyorsun ki, karanlıkların ömründen daha uzun olacak…

iyi olacak eflatun

her şey iyi

sen sarıya çalmadan

biz geliriz sana

o yelkensiz kayığa, kimsesiz binmiş çocuğu kurtar sen önce

sonra paltosunun astarını tersyüz etmiş kadına bi’el ver

duydun mu sokağa atılan dulu, kocası birden ölünce?

sen yolu bulanla, yolu sapanı önceden bi’ayırıver

iyi olacak eflatun

her şey iyi

Sen güneşi sarmadan

gel gir koluma

az önce öldü o bebe bulunamadı aranılan kan yaşarsa babası hiç sevmeyecekmiş, töreye kurban gidecekmiş az önce döndü kasırga, ayrılığı bol limandan korkuyu, ihaneti öğretmiş, bi daha gelmeyecekmiş

iyi olsun eflatun

her şey iyi

varsa elimizden gelen?

sen anladın eflatun…

sen gördün!

sen bildin!

Nerhan Hepşen / Üç Vakit Ayna, Hermes Yayınları, 2009)

Bugün 19 Mayıs… Atatürk’ün tüm mazlum uluslara örnek olacak Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için Samsun’a ayak bastığı gün. Ve bu güzel günde kendi deyimiyle, “Atatürk’ün kızı” Türkan Saylan Hoca’yı ebediyete uğurluyoruz. Bu anlamlı günde veda etmek Türkan Hoca’ya yakıştı. Geride binlerce, on binlerce “Atatürk kızı” bırakarak, gönül huzuru içinde ayrıldı aramızdan. Mekânı cennet olsun, bütün Türkiye’nin başı sağ olsun.

Biraz daha yaşadı
Ne kadar sakin sakin söylemişti televizyonda:
“Benim biraz daha yaşamam gerekiyor” diye.
“Biraz daha” yaşaması gerekiyordu gerçekten ve biraz daha yaşadı.
Ölüme hazırlanırken, “kuvvetli şüphe” ile evinde, LAW silahı, suikast silahları, darbe planları aranınca, biraz daha yaşaması gerekiyordu. Gerekiyordu ki, son dersini verebilsin. O dersi de verdi. Gözaltına alınan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin yöneticilerinin hepsi serbest kaldıktan, Türkan Hoca’nın evinde silah, patlayıcı madde arayanlar mahcup olduktan sonra ölebilirdi. Öyle yaptı.
“Ben üzerime düşen görevleri yaptım, artık ölüme hazırım” dedi ve öldü!

Son ödülü: Ergenekon
Türkan Saylan Hoca’ya güzel ömrü için verilen ödülleri saysak bu yazıya sığmaz.
Ne yazık ki devletin verdiği son ödül, Ergenekon oldu. Ölümüne 5 kala terör örgütüne üye olmak “kuvvetli şüphesi”yle evi arandı. Ergenekoncu, terörist, darbeci, PKK destekçisi, Hıristiyan misyoneri ilan edildi!
Ergenekon soruşturmasında birçok uygulama eleştirildi. Ama herhalde, varıyla yokuyla kendini Ergenekon soruşturmasına adamışlara bile “Bu kadar da olmaz” dedirten Türkan Saylan Hoca’ya yapılan muameledir. Kamu vicdanında en küçük bir yer bulamayan bu muamele Türk halkı tarafından iade edilmiştir.

Bir çınar gibi
Türkan Saylan Hoca bir çınar gibiydi. Bir çınar gibi ayakta öldü. En büyük teselli, okulla buluşturduğu on binlerce kızımızdır.
Nerede bir insanlık varsa, nereye bir insanlık lazımsa orada mutlaka Türkan Hoca vardı. Onu cüzzam hastalarından sormak gerekir. Onu Posof’un mezrasından, Edirne’nin köyünden alıp okula, yurda yerleştirdiği kız çocuklarından sormak gerekir. Onu Cüzzamla Savaş Derneği’nden, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ndeki mücadele arkadaşlarından sorup öğrenmek gerekir.
Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık hedeflerine, ancak Türkan Saylan Hoca gibi değerlerle ulaşabiliriz. Özellikle kız çocuklarının eğitimden geçtiğini görmekle kalmayıp, ömrünü bu hedefe bahşedebilen Türkan Hoca’larla başarabiliriz.
Türkan Saylan, insan olmanın, hekim olmanın, eğitimci olmanın ne demek olduğunu bir ömür vererek kanıtladı. Abideleşmesi bundandır.

Ayıbı bile güzelleştirdi
Türkan Hoca, kendisine yapılan ayıpları bile güzelleştirecek kadar sağlam bir kişiliğe sahipti. Pencereden el sallarken, kapıda biriken sevenlerini sakinleştirirken, “Benim biraz daha yaşamam gerekiyor” derken yaptı bunu.
“Hıristiyan misyoneri” diyenlere, “Evet. Ben bir misyonerim. Cumhuriyet misyoneriyim” diye sakin sakin cevap verirken yaptı.
19 Mayıs’ta veda etmek yakıştı Türkan Hoca’ya…

Utanıyorlar mıdır acaba şimdi? Hani o, ziyaretine gelenleri selamlamak için başını, boynunu sarıp cama çıktığında, “Hayatını örtü düşmanlığına adadı. Ömrünün son döneminde başörtü takmaya mecbur kaldı” diye yazanlar…
“Evi basıldığında ağır hasta görüntüsü vermişti, tarikatlara söverken ise turp gibiydi” diye yalan düzenler…
“Konu Müslümanlık olunca hastalığını unutuyor” diyerek onu hedef gösterenler…
“Battaniyesini atıp konsere koştu” başlığıyla onu kendileriyle karıştırıp takiyeci ilan edenler…
Evini basıp 20 yıllık ajandalarını götürenler…
Din, her şeyden önce vicdansa…
Yürekleri hepten çöl olmadıysa…
Şeytan ruhlarını esir almadıysa…
Vicdan azabı çekerler mi?
Bir özür dilerler mi?
* * *
Türkan Saylan, bu ülkenin yüz akıydı.
Ancak samimiyetle inanmış insanlarda rastlanabilecek bir feda kültürünün son temsilcisi…
İnsanların yardımına koşmak, cehaletle savaşmak uğruna koşulsuz kendinden vazgeçecek bir örnek insan…
İçi boşaltılmış “ahlak” kavramının etten, kemikten hali… Demokrasiden taviz vermeyen laiklik hassasiyetinin sesi…
Bir eğitim mücahidi…
“Annesi Hıristiyan, kendisi misyonerdir” diyenler annesinin Müslümanlığa geçiş belgesi karşısında başlarını öne eğmişler midir acaba?
“Kendini acındırmak için hasta taklidi yaptığını” söyleyenler ölümü karşısında günaha girdiklerini fark edip hicap duymuşlar mıdır?
* * *
Tek başına bir toplumun kaderini değiştiren insanlar vardır; Türkan Saylan, onların başında anılacaktır.
Onunla ilk görüşmemiz, 15 yıl önceydi. “Sarı Zeybek”e Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin verdiği ödülü onun elinden almıştım.
Son görüşmemizde “Kardelenler” için bir kampanya filmi planlıyorduk birlikte… Ve o yine, hepimizi hayranlığa sürükleyen bir enerjiyle, Anadolu’daki kızların durumunu anlatıyordu.
“Anadolu’yu küçücük katkılarla değiştirmek mümkün” diyordu.
“Bir kızın özgürlüğünün bedeli 200 YTL” idi.
Bulabildiği her kuruş, onun için kurtarılmış kızlar demekti.
* * *
Hasta halinde evinin basılması ve derneğinin yöneticilerinin, arşivinin götürülmesi, Ergenekon’un dönüm noktası oldu; soruşturmanın zihni arka planını ortaya koydu.
“Çağdaş Yaşam”, cami duvarıydı soruşturmanın…
Saylan’a dokunulmasını kimse onaylamadı; birkaç vicdansız hariç… Onlar da bir süre insafsızlıklarıyla hatırlanacak, sonra unutulup gideceklerdir.
Radyoaktiviteyi keşfeden, iki Nobelli Marie Curie, 1911’de Fransız Bilimler Akademisi’ne üyelik için davet edildiğinde bir gazete “O Fransız değil, Yahudidir” diye yazmıştı. Yayın etkili olmuş, Madam Curie Akademi’ye alınmamıştı.
Ne oldu?
Fransız Bilimler Akademisi’ne ilk kadın üye, ancak 68 yıl sonra, 1979’da seçilebildi.
Yalan kampanya yürüten gazete, halen tarihin çöplüğünde serili…
“Madam Curie” adı ise tarihi ışıtıyor. Türkan Saylan için de öyle olacak.
Adı, imdadına yetiştiği kızların yüreğinde ve hayatını adadığı ülkenin vicdanında yaşayacak.
Ruhu ise, ancak cehalete karşı açtığı savaş sonuçlandığında huzura kavuşacak…

O Bu yazıyı yazarken aşağıda gazetenin önünden binlerce insan oluk oluk Zincirlikuyu’ya doğru akıyor…

Bazıları ellerinde Mustafa Kemal’in fotoğrafıyla işlenmiş Türk bayrakları taşıyorlar…

Bazıları bayrak işlemeli kırmızı şapkalar giymişler, bazıları beyaz tişört…

Dün 19 Mayıs’tı…

Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmak üzere, Bandırma Vapuru’na bindiği gün…

Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç tarihi…

Türkan Saylan’ın cenazesinin böyle bir güne denk düşmesi bir tesadüf müdür acaba?..

Yoksa Tanrı muhteşem gücünü ve varlığını bu olayda göstermekte midir?..

Mustafa Kemal’e adanmış, onun eğitim gönüllüsü olmuş, cüzzamla savaşmış, kardelenler yaratmış, bir Cumhuriyet kadınının cenazesi 19 Mayıs’a denk düşüyor…

Onbinler aşağıda caddeden slogonlar atarak geçiyor…

***

Emin olabilir ki o onbinler…

Türkan Saylan’ın en çok görmek isteyeceği şey, cenazesinin böyle kalkmasıydı…

Sivil, demokrat, Cumhuriyetçi, laik kitleler tarafından Mustafa Kemal ve Türkan Saylan fotoğrafları beraberce taşınarak…

“Yiğidim aslanım burda yatıyor” türküsü söylenerek…

Modernliğin, Cumhuriyet’in, birey olmanın ve okuyan Türk kadınının alkışlarıyla, kilometrelerce yürünerek…

***

Bir şey çok önemlidir;

Benimle katıldığı televizyon programında kendisine karşı yapılan haksızlıklardan hesap soracağını söylerken, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gideceğim…” demişti…

Daha bir ay önce, 16 Nisan’da…

Laik, Cumhuriyetçi, sivil ve demokrat bir önder kadın, “Haksızlıklara karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne” gideceğini söylüyor…

Dünya demokrasisinin geldiği noktayı, müktesebatı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kimliğinde öne çıkartıyor…

“Biz Avrupa’ya girmeye çalışıyoruz” diyen AKP’nin de, “Atatürk’ün ulusalcılığı Batı karşıtıdır…” diyen bir bölüm ulusalcanın da dikkatle okuması gereken bir tutum Saylan’ın pozisyonu…

Sivil ve demokrat olabilmek…

Ve başkalarına sivil ve demokrat davranırken, Mustafa Kemal’den kendi içinde vazgeçmemek…

Kazandığın birçok şeyde onun imzası olduğu bilmek ve hissetmek…

Ona duyduğun şükranı, ipe sapa gelmez birkaç dönekçe lafa kurban etmemek… Hepsi hepsi bu değil miydi Türkan Saylan?..

Hepsi hepsi bu değil midir söylediklerimiz ve mücadelisini verdiğimiz?..

***

DÜNKÜ CENAZEYİ İYİ OKUMASI GEREKENLER…

1) Her mitingi, her eylemi darbe tezgâhçılarının yaptığını sananlar…

Her olayda muvazzaf ya da emekli subay parmağı arayıp, “Yine bir darbe ihtimali var” çığırtkanlığına düşenler…

2) Geniş katılımlı cenazelerin ve sokaktaki mitinglerin “demokrasiye hizmet etmediğini söyleyen” zevat…

Miting kültürü almamış, sokağın sesinini haykırmasındaki demokrasiyi keşfetmemiş, mitingi anarşi, yürüyenleri “yürümekle yolları aşındıramayacak bir anarşist” potansiyeli olarak görenler…

***

3) Türkiye’de, Cumhuriyet ve Mustafa Kemal’le başlayan her şeyi, “Toplumu yukarıdan aşağı tek tip elbiyese sokmaya çalışan bir asker-sivil bürokrat komplosu” olduğuna inananlar…

Sorun onlara bakalım?..

Ölümü de onlar organize etti?..

4) Türkiye’de yaşayan insanların, Mustafa Kemal’e, kendi laik ve özgür hayat biçimine sahip çıkamayacaklarını düşünen gafiller…

Onların tek bir merkezden idare edileceğini düşenecek kadar saflaşabilen yaratıklar…

Onlar bilmezler ki, “Bir insan kolay kolay kendi yaşam biçiminden ve inançlarından vazgeçemez ve dönekleşemez…”

İnanç inançsa, yaşam biçimi okkalıysa insanın, baskı altında tırsması için kendinden vazgeçmesi gerekir…

Dün yürüyen onbinler, kimsenin kendinden vazgeçmeye niyeti olmadığını gösterdiler…

Teşekkürler…

***