Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"EMEK Sineması" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

Amerika’dan yazan Dr. Fuat Ulus’un Emek Yazısı

Altmış yedisinde, 40 seneye yakındır ABD’de Transaksiyonel Analiz odaklı filmlerle grup terapi seanslarını yürüten bir psikiyatr doktorum.

Bu uzmanlığıma, daha çocuk yaşlarından bir sinema bağımlısı olmam sebep gösterilebilir.

İlk okulda önce yine bir sinema bağımlısı olan annemin arkasına takılarak, 1950’lerin ortalarından Tıp Fakültesi ve askerlik devirlerinde, bu sefer de annemi koluma takarak 1971 senesine kadar uzanan, o sinema benim, bu sinema senin, sinema-kolikleşme, son senelerde hem İngilizce ve hem de Türkçe iki ayrı sinema-terapi kitabımın yayınlanması yanında, milletler arası konferanslarda sinema-terapi atölye çalışmalarını derlemem ile de devam etmiştir. Eşim kocasına, kızlarım da babalarına senelerce tatlı-sert sabır göstermişler, bu bağımlılığın olumlu ve yapıcı yerlerde kullanılmasında bana sonsuz derecede yardımcı bulunmuşlardır.

Bu gün yıkılmaktan-değişmekten korumaya çalıştığımız Emek Sinemasının benim sinema-kolik bağımlılığında da rolü büyük olmuştur.

Genelde Beyoğlu ve özelde de Emek Sinemasına olan tanıklığıma annemin etkisinin yanında 1957-60 senelerinde Beyoğlunda yer alan İstanbul Atatürk Erkek Lisesi’nin (İlham Gencer ve Ediz Hun, mezunları arasındadır) lojistik yakınlığı da gösterilebilir.

Kurtuluş’tan, liseli arkadaşlar ile beraber Kasımpaşa’ya inerek Taksim’e çıktığımızda okulumuza gitmeden önce, bizleri soldaki Taksim Sineması karşılardı. İstiklal Caddesine girildiğinde de, sağda Fransız Konsolosluğunu geçtikten sonra, Lisemize gitmek üzere soldaki ikinci sokağa sapardık. Sapmayıp ta yola devam edilecek olsa, yine hemen solda Lale Sineması bizlere gülümserdi. Sağda Saray Muhallebicisinin yanında Saray Sineması görüntüye gelir, yine sağ köşede de Melek (Şimdi kurtarılmaya çalışılan Emek) Sineması ortaya çıkardı. Melek Sinemasına girmek isteyen sağa döner, çıkmaz sokak gibi duran Yeşilçam sokağının sonuna doğru Ar Sineması görüntülenirdi.

İstiklal Caddesinde yola devam edildiğinde, solda önce Alkazar, yanında da Atlas Sinemaları bizleri selamlardı. Karşılarında Lüks ve Rüya/İpek Sinemaları yer alır, adeta rekabet havalarına girerlerdi.

Eh, solda Galatasaray Lisesine geldiğimizde artık sinema şölenini de tamamladığımızı zanneder ama bazen tiyatro, bazen sinema olarak hizmet veren, Galatasaray Lisesini solda bırakıp geçildiğinde sağ tarafta kalan Elhamra Sinemasını da çiğnemeden geçemezdik.

Bu orta okul-lise devirlerini yansıtan anılara sonraki yıllarda birkaç sinema daha eklenmişti. Lale Sinemasının karşısına düşen yerde zeminlerine birkaç merdiven silsilesiyle inilen düzeyde Fitaş ve Dünya açılmıştı. Yeşilçam sokağının karşısında, içeriye dönük sokak için de ikinci “Melek” sineması açılmış, bu gün “Emek” diye nitelediğimiz sinemamızın da ismi Melek olduğundan, sonradan açılana “Yeni Melek” denmiş, Melek (Emek) Sineması da çoklarınca sanat severlerin konuşma diline “Eski Melek” olarak mal edilmişti. Ar Sineması da devamlı değişime uğrayarak “Yeni Ar” ismiyle anılmaya başlamıştı.

Bu sinema grubunun en enteresan taraflarından biri her birinin kendine göre izlenen karakterleriydi. Hatta bilet satan gişedeki hanımdan, 5-10 dakika aradaki gazoz ve frigo satan işçilerine, yer gösterenlerine kadar, çalışanlar her sinemanın değişmez bir parçası olmuşlardı. Biz ailece sinema-kolikler, bazen yoldan geçerken bu tanıdığımız çalışanlara filmin güzel olup-olmadığı hakkında fikirlerini sorar, zevkimizi bilenler de filmin çekiciliği üzerine yorumda bulunurlardı.

Taksim Sineması, vizyona girip diğer sinemalarda oynadıktan bir müddet sonra yerini yenilerine terkeden filmleri, “elden düşme” filozofisinde ucuza oynatırdı. Alkazar Sinemasının pek te iyi bir ünü yoktu ve biz liselilere, ailelere, ve diğer “düzgün” vatandaşlara, gitmemeleri düzeyinde uyarma yapılırdı. Atlas devamlı Amerikan ve o zamanlar üne kavuşmaya başlayan “Spaghetti Western” Kovboy ürünleri oynatırdı – Leone’nin ilk “Triloji” filmi olan “Fistful of Dollars – 1964” gösterimini orada gördüğümü anımsamaktayım – Taksim’den Ordu Evine yürüme mesafesindeki ve zaman zaman müzik şölenleri verilen Şan Sineması hep Fransız, İtalyan ve Alman filmleri getirirdi. Saray Sinemasındaki filmler çoğunlukta Türkçe dublajlı oynatılırdı.

Bu karakterler içinde o zamanki “Melek-Eski Melek,” şimdiki “Emek” Sinemasının iç yapısına, mimarisine ve sinema salonunun girişteki yapıtlarına hiç bir sinemanın erişemediği bütün sinema severlerce kabul edilmişti. Sinema başlamadan önce oturanlar arkadan izlendiklerinde, başlarını bir oraya, bir buraya döndürerek, şu köşeyi, bu köşeyi işaret ederek birbirlerine gösterdikleri düzeyde, adeta sinemaya film seyretmeye değil de, müzeye gelmiş sanat severler görüntüsü verirlerdi. Emek Sinemasının, öteki sinemalardan olan diğer bir farkı da, sinemalar birçok ıvır-zıvır yapıtları ile zamanımızdaki gibi daracık giriş yerlerine ve kapılara sıkıştırılmadan önce, köşede, her dört yönden de izlenilebilecek ilan-reklam veren büyük bir panosunun bulunduğu idi. Diğer bir deyişle, İstiklal Caddesi-Yeşilçam Sokağı kavşağında yürümekte olanlar, diğer sinemalarda ne oynadığının daha farkında değilken, bu pano ile “Melek-Eski Melek-Emek” te ne gösterilmekte olduğunu görürlerdi.

Gittiğimiz o kadar film arasında Emek’te hemen anımsaladığım, Charlton Heston’un ilk filmlerinden olan 1952 yapımı “Ruby Gentry” gösterimidir. Bunu lise ikinci sınıfta iken, 1958 sezonunda annemle izlemiştik. O zamanlar, Hollywood filmlerini senelerce beklerdik. Şimdilerde, Amerika’da ve Türkiye’de aynı anda başlayan programların aksine, o devirde iyi ve kaliteli filmler yıllarca beklenir, bazıları da maalesef, ama uzunlukları yüzünden, ama siyaset yaşamına uymadıklarından, ama ahlaka aykırı olarak algılandıklarından sansür heyetlerince “makas edilir,” kesilir-kısaltılırlardı. Buna rağmen, biz sinema-kolikler, yine de sinemalarda boş yer bırakmazdık!

Bütün sinemalar yüzde elli iskontolu 12:00 öğle gösteriminden sonra, 2:15, 4:30, 6:45 ve suare, 9:30 seanslarını sürdürmekteydiler. Hafta sonları çok zaman annem ile, bazen de arkadaşlarımla, önce ucuz matineye gider, arkasından diğer bir sinemada oynayan ikinci filmin 2:15 matinesine yetişmek için daha birinci film bitmeden kalkar, koşuşturmaya başlardık. Emek Sineması’nın avantajı, Beyoğlu’nun ortasında, her sinemaya hemen hemen eşit uzaklıkta olması idi. Bundan dolayı, sinema severlerce “merkezsel” olarak tanımlanmış, diğer sinemaların matinelere yetişmek için koşuşturulma düşünüldüğünde ilk matine için seçilen sinema olma gereksinimi yerleşmişti.

Tabii, İstanbul nüfusunun 1.5 milyon olduğu zamanlar, sinemaların girişi de “majestik” denilebilen bir görünüşe sahipti. Her sinema rahat, geniş, lüks ve ferah girişlerinin yanında, o sinemaya özel poğaçacı, fındık-fıstıkçı ve diğer yiyecek-içecek satan “babadan-oğula” geçme aile işçiliğindeki Beyoğlu esnafının dükkanları ile süslenmişti. Sinema severler bu esnafı tanır, sinemada yemek-içmek üzere birşeyler almada, veya sinemadan çıktıktan sonraki ihtiyaç kavramında, yalnız oynayan film hakkında değil, futboldan siyasete kadar birçok konu odağında da sohbete girişirlerdi.

Şimdi…

Geleneklerimizi korumada titiz geçiniriz…

Emek Sineması, gelenek-göreneklerimizin uygulandığı bir sanat yeri olarak ün yapmıştır. “Emeğimizi” koruma, geleneğimizi koruma ile özdeşleşmiş bulunmaktadır.

Bizde bir söz vardır:

“İnsan ölür eser kalır, eşek ölür semer kalır…”

Bütün arzum, çağdaşlarımla beraber zamanı gelip te bu dünyadan göçüp-gittiğimizde Emek Sineması’nın yine ayakta kalmasının yanında, yıkılması-değişmesi şöyle dursun, bilakis ihya edilerek milletler arası bir film festival merkezi şeklinde hizmet vermeye devam edebilmesidir.

Haydi arkadaşlar, öldüğümüzde arkamızda bir “eser” kalsın…

Dr. Fuat Ulus
Erie, Pennsylvania/ABD

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Afet Komitesi Sekreteri Mücella Yapıcı, Emek Sineması’nın yıkılmasının da öngörüldüğü ”Kentsel Gelişim ve Yenileme” projesini engellemek için kamuoyu desteği beklediklerini söyledi.

İstanbul- TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Afet Komitesi Sekreteri Mücella Yapıcı, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde, proje kapsamında bulunan Emek Sineması’nın yıkılacağı iddialarına ilişkin bir basın toplantısı düzenledi.

Bakanlar Kurulu’nun 20 Haziran 2006 tarihli kararıyla Emek Sineması’nın da bulunduğu alanı ‘‘yenileme alanı” ilan ettiğini belirten Yapıcı, bu karar gereği Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Yenileme Alanları Kültür ve Tabiat Varlıklarının Koruma Bölge Kurulu’nun 9 Ekimde ön projeleri uygun bulduğunu anımsattı.

Emek Sineması’nın yıkımının öngörüldüğünü bu kararla ilgili olarak öncelikle yürütmenin durdurulması ve iptali için TMMOB olarak dava açtıklarını belirten Yapıcı, Emek Sineması’nın da içinde bulunduğu Tarlabaşı çevresinin sit alanı olarak kabul edilmesine rağmen ”yenileme ve taşıma” adı altında kültürel varlıkların yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını savundu.

Yapıcı, projenin Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi’ne ve Venedik Tüzüğü’ne rağmen ilerlediğini öne sürerek ”Kentsel Gelişim ve Yenileme Projesini engellemek için kamuoyu desteği bekliyoruz” dedi.

Avukat Can Atalay’da ”Kentsel Gelişim ve Yenileme projesi’nin dayandığı 5366 sayılı yasanın, 2863 sayılı yasayla çeliştiğini öne sürerek söz konusu kanunun Anayasa’nın 5, 35, 46 ve 63.üncü maddelerine aykırı olduğunu iddia etti.

Bu proje nedeniyle kültürel değerlerin yok olmasına sessiz kalınmaması gerektiğini belirten Atalay, kamuoyunun desteğini ve çözüm önerilerini beklediğini ifade etti.

Mimarlık ve sinema tarihimizin ilkleriyle anılan en büyük yapıtı Beyoğlu Emek Sineması’nın kapatılması üzerine tepkiler çığ gibi büyüyor.

 TMMO’sının açtığı davanın ardından 29.Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin açıldığı ilk günde sanatseverler gece 21.00’den itibaren gece yarısına kadar sinema önünde toplandılar. Kurdukları perdede sessiz film “Kamelyalı Adam”ı gösterdiler, imza topladılar ardından müzik eşliğinde dans ederek seslerini duyurdular.

Festival sinemaları çıkışlarında “Emek Benim/İstabul Benim/Yıktırmıyorum!” yazan el broşürleri dağıtıldı.
Sinemaseverler; “Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin ya da öncesinde Sinema Günleri’nin bütün önemli etkinliklerinin gerçekleştirildiği Emek Sineması’nın son sekiz aydır kapalı olmasına İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı başta olmak üzere tüm “sanat” çevresinin sessiz kalışına isyanım var!

Yıkanların, yıkımı gizleyenlerin, bütün bunlara şahit olup da susanların cepleri kentsel dönüşümün rantıyla dolu. AKP hükümetinin 2002’den bu yana küresel kent olma yolundaki İstanbul’da kentsel dönüşüm, yenileme, yeniden canlandırma kavramları arkasına gizlemeye çalıştığı tüm uygulamaları kamu yararına aykırı bulduğum için Emek Sineması’nın yıkılmasına karşıyım.” diye haykırırken, sinemacılar; “Ülkede bakkallar, Beyoğlu’nda AKM, Devlet Tiyatroları şimdi sıra sinemalarda. Her gün yerli yabancı binlerce insanın akın ettiği Beyoğlu’nun yok etmek istiyorlar.” diye durumu özetliyor. Festivale gelen ve Emek sinemasının durumunu ilk kez fark eden İstanbullu sanatseverler şaşkın, hüzünlü; “Dehşete düştük. İnanmak istemiyoruz. Sebep ne?” sözleriyle olan biteni anlamaya çalışıyorlar.

Binlerce anısı olan sanatçıların içi kan ağlıyor. Bunlardan biri de festivallerde Şakir Eczacıbaşı’yla birlikte defalarca sahneye çıkan tiyatro sanatçısı Tilbe Saran.  Sanatçı, Emek Sineması ile ilk tanışmasını anlatıyor;
“Emek sinemasına -sanırım- ilk kez 4 yaşındayken Ayşe annemle gitmiştim. Annem perdeye yansıyacak büyülü görüntüleri ancak karanlıkta görebileceğimi, sessizce oturursam  o ışıgın içinden  beyaz perdeye akacak hikayeyi izleyerek çok eğleneceğimi söyledi sonra da Ayşe anneme acıkırsa muzunu yedirirsin diyerek bizi yolcu etti. Sabahtı, hava güneşli ama soğuktu.Teşvikiye’den Beyoğlu’na nasıl gittiğimizi hatırlamıyorum.

Masal kitaplarındaki kraliçe saraylarına benzer kocaman salona, kadife perdeye, altın yaldızlı çerçevesine koltukta büzülerek baktığımı anımsıyorum.  Koltuk çok büyük ben çok ufaktım. Işıklar yavaş yavaş sönüp o kalın perde hafif hafif sallanarak iki yana ayrılırken  Ayşe anneme yapıştığımı ve onun “korkma, bak annen ne dedi, şimdi sihirli görüntüler başlayacak” diye yumuşacık sesi ve tombul kollarıyla beni sarmaladığını, elimi tuttuğunu ve perdeyi daha rahat görebilmem için paltosunu katlayıp altıma yerleştirdiğini anımsıyorum….

Sonra Tom ve Jerry başladı. Kocaman ekranda oradan oraya koşuşturan komik hayvanlar…Ayşe annenin elini ne zaman gevşettiğimi ve koltuğa bağdaş kurduğumu anımsamıyorum. Derken fareleri kovalayan kedi ve  farelerin kediye uyguladığı şiddet bana hiç de komik gelmemeğe başladı. Oysa  o kocaman bir dürbün gibi büyülü ışık hüzmesinin içinde çok komik şeyler saklı olduğunu söylemişti annem. Ama beyaz perdedeki hayvanlara olanlar annemin söz verdiği gibi hiç de komik değidi.

Kediye içim acımaya başladı bir süre sonra gözlerimden akan yaşlara hıçkırıklarımda eklenince Ayşe annem “evladım orada olanlar gerçek değil” diye beni teskin etmeğe uğraştı. Ne o yumuşacık sesi ne o tombul kolları beni yatıştıramadı ve giderek içimde uyanan isyanı bastıramadı. Kollarından kurtulup koltuğun üzerine hangi ara çıktığımı hangi ara yumruğumu sallayarak “eşşoğlueşşek fareler” diye basbas bağırmaya başladığımı anımsamıyorum. Hangi ara Ayşe anne benim ağzıma muzu tıktı hangi ara biz o kocaman salondan çıktık anımsamıyorum.

Tek anımsadığım,içimi çeke çeke ağzımdaki kocaman muzu yutmaya çalışırken Ayşe annemin kırmızı paltomun düğmelerini çekiştire çekiştire ilklemeğe çalışması ve o  muzun tadının tuzlu olduğu…

Şimdi Emek sinemasını yıkacaklarmış…Çocukluğum, gençliğim eyvah! Eyvah onca açılışta, kapanışta beraber olduğum dostlar…. Artık muzlar hep tuzlu olacak….”

Emek isimli, Paris’in günümüzdeki en büyük sineması 2800 kişilik kapasitesi ile Le Grand Rex’i hatırlanan, bu sinema klasiğinin perdesini, sahnesini, koltuğunu yaşamış Tilbe Saran ve onlarca sanatçı, müze gibi sinema olarak korunmasını beklerken, el üstü tutulmasını umarken yok edilmesini kabul edilemez buluyor.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı,

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’na,

Biz aşağıda ismi bulunan, sinemaseverler, festivalseverler ve kültürel mirasımıza sahip çıkmak isteyenler olarak 86 yıllık geçmişiyle, anılarımızın, gençliğimizin, kültürümüzün, sinemamızın içinde büyük bir yer eden, Yeşilçam sokağındaki tarihi Emek Sinemasının kapatılmasına ve yıkılmasına karşıyız.

Nihai çözüm Emek Sineması’nın, Türk ve dünya sinemasının festivallerde gösterilen seçkin örneklerini seyircilerle buluşturan, Türk ve yabancı yönetmenler ve oyuncuların katılımıyla film sonrası söyleşileri düzenleyen, belirli haftalarda yeni Türk yönetmenlerine, sinema öğrencilerine ve yetenekli kısa filmcilere eserlerini gösterme imkanı sağlayan, sinema sarayı geçmişine ve binasına, Türkiye’nin sembol sineması olma özelliklerine yaraşır bir sinema ve film merkezine dönüştürülmesi, kısaca Emek Sineması ve Film Merkezi olmasıdır.

Saygılarımızla,

Mehmet Kurtkaya, Makine Yüksek Mühendisi
Gülbin Tatlıağız
Gül Pamuk, Sanatçı
Yoel Meranda, Sinemacı
Bayram Şahin, Köşe yazarı
Melani Sarıtaş, Koç üniv. Matematik bölümü öğrencisi
Ayşın Kancı Ürkmez
Selin Karabulut, Koç üniv.felsefe öğrencisi
Caner Kaya
Prof. Dr. Özgen Eralp, Tıp Doktoru
Alper Seber, Çağrı Merkezi Yöneticisi
Turgay Yıldızlı, İnteraktif medya tasarımcısı
Nihal Açıkgöz, İnşaat mühendisi
Pelin Yıldız, Doktor
Ayşegül Kesirli, Araştırma Görevlisi
Meriç Ozan, Yönetmen Yardımcısı Reklam
Aslıhan Özcan, Psikolog
Banu Binat, Yüksek Mimar
Ali Ercivan, Senarist ve Sinema Yazarı
Oya Topçuoğlu, University of Chicago Doktora Öğrencisi
Esra Bütüner, Mühendis
Müesser Ceylan Elaçmaz, Fotoğrafçı
Özgür Yenice, Bankacı
Başak Cöne
Birkan Işın, Avukat
Nur Emiroglu, Ev kadını
Saba Demircioğlu, Makine Yüksek Mühendisi
Dünya Yazman, Yayıncı
Mesut Günsev, Gazeteci-yazar KKTC
Burcu Çapanoğlu, Sanat Tarihçisi
Pınar Çelen, Endüstri Ürünleri Tasarımcısı
Ali Dülger, İç Mimar
Çetin Demir, Oyuncu
Zeynep Atikkan, Gazeteci-yazar
Berk Atmaca, Bilgi üniv Bilgisayar Bil. öğrencisi
Erkan Nazlı, Mimar
Özkan Güven
Pelin Horzum, Bankacı
Nilgün Er, Bankacı
Osman Kuran, İnşaat Mühendisi
Fatma Altzinger, Psikanalist
Leyla Tekbulut, Mühendis
Fatma Aytaç, Endüstri Mühendisi
Yaşar Ahmet Özkul, Elektrik Mühendisi
Müfide Pekin, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim görevlisi
Nilşah Kömürcüoğlu
Selim Cem Denizyaran, Mühendis
Özer Türkmen, İşletmeci
Özlem Tiftikçi, Elektronik Mühendisi
Prof. Dr. İsmail H. Özsabuncuğlu, Yeminli Mali Müşavir
Altan Yücel, Yönetmen
Sema Ocakçıoğlu, Emekli ev hanımı
Bengü Shepard, Eğitim
Rana Kuruoğlu, Hekim
Seza Ülgener, Pedagog
İlke Güzelsoy, Tasarımcı
Meral Şengül, Tekstil
Mustafa Dora Bakan, Görsel İletişim Tasarımcısı
Ufuk Özgül, Gazeteci
Can Çerçi, Yazılım Uzmanı
Barış Trak, İnşaat Mühendisi
Beril Öztopçu, Peyzaj Mimarı
Murat Arda, Endüstri Mühendisi
Erol Tezeren, Aktör
İsmail Yalçınkaya, Danışman
Sema Temizkan
Aylin Karaçam, Muhasebeci
Bilge Okay, İktisatçı
Murat Dervişoğlu, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Renan Akman, Çevirmen
İsmail Şara, Elektrik Mühendisi
H.Cahit Özen
Selin Peker, Işık Üniv. Orta Doğu Araştırmaları Yük. Lisans Öğrencisi
Nüket Franco, italyanca öğretmeni
Haluk İnanıcı, Avukat
Prof. Dr. Piraye Oflazer, Doktor, Öğretim Üyesi
Kerim Kürkçü, Yüksek Mimar
Selin Erçil, Araştırma Görevlisi
Şelale Birgen, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim görevlisi
Candan Yenigün, Eğitimci
Fatih Artvinli, Sağlık Memuru
Rezan Avunduk, Emekli bankacı
Pınar Gediközer
Damla Kalan Dilekcan, Ajans Başkanı
Sabri Burçin Dermenci, Reklamcı
Mehmet Besimoğlu, Ekonomist
Hacer Özbakir, Matematikçi
Aylin Gürdağ, Sanat Yönetmeni
Orhan Güzelsoy, Ekonomist
Gülşah Durak, Gazeteci
Levon Balıkcıoğlu, Aşçı
A.Ümit İşler, İşletmeci
Nilay Yurtsever, Mimar
Elif Altıntuğ, Dış Ticaret Yönetici
Saffet Karaveyisoğlu, İşletmeci
Hamit Göz, Tıp Doktoru
Gülay Elif Girgin, Ekonomist
İskender Ünal, Öğretmen
Nilüfer Öznoyan Ronchetti
Zeyno Elbaşı, Mühendis
Evangelos Stoiçefidis, Lojistik
Önder Ilgar
Seher Fazlıoğlu, Ekonomist
Özge Ertem, Araştırmacı
Selin Yiğiter, Halkla İlişkilerci
Doç. Dr. Besim Bülent Bali, İktisatçı Öğretim Üyesi
Hülya Kesim, Avukat
Nigar Hacızade, Araştırma Görevlisi
Mehmet Ali Özdemir, Sigortacı
Gülçin Orgun, İktisatçı
Merih Yurtkuran, Bankacı
Hatice Bitgen, Bankacı
Aylin Bekem
Ayşegül Cebenoyan, Emekli
Günay Pesen Mutlucan, Sanat Galerisi Yöneticisi
Yarkın Cebeci, Bankacı
Didem Çiçek, Araştırmacı
Emek Büyükçelik Uyar, Oyuncu
Ferda Erdinç
Dilek Solakoğlu, Doktor
Gülru Hotinli, Ekonomist
Tuba Uçar, Danışman
Tarık M. Bayazıt, İşletmeci
Sadi Çilingir, Sinema Yazarı
Zeynep Uğural, Reklamcı
Umut Eldem, Öğrenci
Emirhan Esenkova
Bülent Burak Tokatlıgil, Memur Kameraman
Demet Erol, Psikolojik Danışman
Banu Birecikligil, Ressam
Ayşe Esmerer, Yönetim Danışmanı
Efe Öğrük, Sinema işletmecisi
Mehmet Gençer, Istanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim üyesi
İnci Abacı Kutun, Mimar
Güven Mendi, Grafik Tasarımcı
Adnan Tonguç, Mütercim
Fatih Özgüven, Yazar
Mehmet Ali Önal, Pratisyen Hekim
Zeynep Başkurt, Su Ürünleri Mühendisi
Ezgi Aksoy, Yazar
Feryal Akıncıer, Öğretmen
Zeynep Ülgen
Levent Karataş, Şair
Öykü Şener, Reklamcı
Sevgi Umur, Üniversite Öğrencisi
Rıza Oğuz Bozkurt, İnşaat Yük Mühendisi
Selen Alper, Reklamcı
Ayda Şirin Manukyan, Eğitmen
Melike Haslak
Sevile Sırtaş, İnsan Kaynakları Uzmanı
Sedef Sayın Çay
Prof. Dr. Mustafa Sercan, Hekim
Beril Sözmen, Akademisyen
İlke Erensoy, Psikiyatrist
Neylan Acar Tunalı, Film Tanıtım Danışmanı
Nilay Kırcı, İşletmeci
Mehmet Özyurt, Sanayici
Göknur Topçu, Marmara Üniv. Sinema TV Öğrencisi
Onur Karamercan, İstanbul Üniv. Müt. Tercümanlık Öğrencisi
Sadrettin Soylu, Y.Mimar
Eytan İpeker, Sinemacı
Ali Ağa, Sinemacı
Aydın Pesen, Öğretim Görevlisi
Dr. Abdül Lama, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı
Müjde Gürlek, İşletmeci
Sevin Özaydın, Avukat
Zeynep Demet Uluşahin
Melek Isingor Tonizzo, Tıp Doktoru
Selçuk Taylaner, Görüntü Yönetmeni
Nihan Sezan, Turizmci
Mehmet Akif Gürsoy, Hekim
Serdal Kanuncu, Hekim
Ayda Arel, Sanat Tarihçisi
Nuray Turan, Ev hanımı
Şahika Yüksel
Mehmet Çakmak, Doktor
Kami Sevim, Restoratör
Ahmet Balioğlu, İşletmeci
Fatma Balioğlu, Avukat
Gulten Pakdil, Öğretim Üyesi
Ali Berkan, Emekli İth. Paz. Uz.
Haluk Kaplanoğlu, Film Dağıtımcısı
Ayla Ödekan, Sanat Tarihçisi
Doğa Doğu, Çevirmen
Didem Incegöz, Bilgi Üniversitesi Reklamcılık Öğrencisi
Melih Yenigün, Hekim
Ayda Uluhan, Doktor
Tilbe Saran
Cüneyt Türel
Gökşin Sanal, Emekli Yönetici
Nazan Yücel, Y. Mimar
Merve Tezcan
Nazan İpşiroğlu, sanat yazarı
Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, Tıp doktoru
Ural Aküzüm, Avukat
Mine Özgüroğlu Çukurçeşme, Doktor
Serra Yılmaz, Oyuncu
Deniz Tarba Ceylan, Öğretim üyesi
Hüsam Süleymangil, Rehber
Neslihan Yalav, Kütüphane görevlisi
Deniz Yalav, Rehber
Gül Yalav Tan, Psikolog
Yael Barşah, Klinik Psikolog
İsmet Ok, Kimya Mühendisi
Ceren Algon, Mimar
Zeynep Erkut, Emekli
Ahmet Eyiceoğlu, Yük. Elektrik Müh.
Şevin Welbourne, Bankacı
Ayşenur İğdem, Doktor
Canan Barut, İşletmeci
Sibel Özman, Yönetici
Gül Emel Karakaş, Ekonomist
Ebru Tanrikulu, Endustri Muhendisi
Noyan Özkan, Avukat
Ayşe Saylam, Yönetici Asistanı
Esma Sevgim Turan, Reklamcı
Burak Sencil, İktisatçı
Özge Demirdöğen, Sosyolog
Isenbike Bilgili, Avukat
Hasan Oğan, Doktor
Tuğba Tanrıkulu Çil, Pazarlama Uzmanı
Zeynep Balaban, İç Mimar
Özlem Öğüt Yazıcıoğlu, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim üyesi
Engin Bayraktar, Şirket Yöneticisi
Sevinç Özgen, Hekim
Tuncay Pulcu
Türker Vardar, Endüstri Mühendisi
Esra Mungan, Boğazici Universitesi Öğretim üyesi
İklil Şanal, Avukat
Oğuz Berk, Doktor
Nuzhet Betil, Mali Müşavir
Bekir Tasalı
Özge Pınar Yasavul, Mimar
Nihan Bora, Gazeteci
Dilek Tüzün Aksu, Akademisyen
Enis Durak, Prodüktör
Berk Doğan, Fotoğrafçı
Alaz Pesen, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi
Neşenur Domaniç, Çevirmen
Senem Göl Beşer, Akademisyen
Turan Kurtuluş, Avukat

Fuat Beşkardeş,Doktor

Yukarıdaki metni onaylıyorsanız ve siz de adınızın, soyadınızın ve mesleğinizin onaylayanlar listesinde yer almasini istiyorsanız lütfen ad, soyad ve mesleğinizi bir e-mail ile

onay @ işareti emeksinemasiniyasatalim.org

adresine yollayınız. Onaylayanların listesini bir sonraki güncellemede sitemizde yayınlayacağız. E-mail adresiniz gizli tutulacaktır. 18 yaşını doldurmuş olmanız gerekir. Üniversite öğrencileri, üniversitelerinin isimlerini ve bölümlerini de yazabilirler.

 

Türk sinemasıyla özdeş Yeşilçam sokağındaki 86 yıllık Emek sineması, yalnızca Istanbul’un değil Türkiye’nin sinema geçmişini barındırmaktadır. Yalnız Istanbul’un değil aynı zamanda Türkiye’nin sembol sineması olan Emek sinemasının özelleştirilmesini, ardından yıkılarak alışveriş merkezi içine taşınmasını öngördüğü basında yer alan proje yalnızca bir kültürel mirasımızın yok edilmesi, sinema geçmişimizin bir parçasının silinmesi değildir. Aynı zamanda, bağımsız sinema salonlarının yok oluşu meselesidir, bağımsız sinemaya, sinema sanatının geleceğine vurulan ağır bir darbedir. Bugün sinema hızla büyük şirketler tarafından üretilen, büyük şirketler tarafından dağıtılan, büyük şirketlerin zincir salonlarında gösterilen bir ürün haline gelmektedir. Bu niteliğe sahip sinemanın diğer ticari sanayi ürünlerinden örneğin bir otomobilden bir farkı kalmamıştır. Hatta dikkatli bakılırsa otomobillerin dağıtımının bile daha az merkezi olduğu göze çarpar, çünkü otomotivde yerel bayiler vardır. Emek sineması yalnızca geçmişin değil, kültürel geleceğimizin de bir parçasıdır. Bunu birkaç örnekle anlatmakta büyük fayda görüyorum. Türk sinemasının ünlü yönetmenlerinden Atıf Yılmaz’ın ölümünü öğrenen sinema camiası o sabah apar topar Emek sinemasında bir araya gelmişti. Bu tamamen refleks olarak gerçekleşen bir toplanmaydı, çünkü Türkiye’de sinemanın adresi Emek sinemasıydı. Dünyanın pek çok ünlü yönetmeni ve Hollywood yıldızları, örneğin Harvey Keitel 2005′te, John Malkovich 2009′da yaşam boyu başarı ödüllerini bu sinemada izleyicilerin önünde aldılar. Emek sineması yıkılırsa geriye sadece alışveriş merkezindeki sinemalar kalacak. Düşünün bir, Atıf Yılmaz’ın ölümü üzerine toplanan sinema camiasının alışveriş merkezinin müzikli, gürültülü kalabalıkları arasında bir salona doluştuğunu! Lütfü Kırdar Kongre sarayı var diyenler burasının bir çok amaçlı toplantı merkezi olduğunu sinema kültürüne ait olmadığını biliyorlardır. Ya o gün bayi toplantısı varsa? Çareyi Starbucks’ta toplanmakta mı bulacak sinemacılar? Veya John Malkovich odülünü sinemada seyircilerin alkışları önünde almak için alışveriş merkezindeki sinemaya gelecek, çıkışta da yaşam boyu başarı ödülünün yanında kendine bir lastik ayakkabı mı alacak? Bu örnekler Emek sinemasının yıkılmasının ne kadar akıldışı olduğunu nasıl yeri doldurulamaz bir boşluk bırakacağını gösteren örneklerden sadece birkaçıdır. Yukarıdaki örneklerden ve yandaki sütunda yer alan Emek için nihai çözüm önerisinden de anlaşılacağı üzere Emek sineması, yalnızca kültürel mirasımız değildir, aynı zamanda Türk ve dünya bağımsız sineması için geleceği temsil etmektedir.

Mehmet Kurtkaya