Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"Fuat BEŞKARDEŞ" tarafından yazılmış yazıları görüntülüyorsunuz

Boğaziçi Üniversitesi’nde Atatürk’ün 73 ölüm yıldönümü bağlamında dün akşam “Bir Entelektüel Olarak Mustafa Kemal Atatürk” sempozyumu gerçekleştirildi.

 

Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Zafer Toprak’ın düzenlediği konferansa uluslararası üne sahip yerli yabancı araştırmacı ve akademisyenler; François Georgeon, Erik-Jan Zürcher, Fabio Grassi, Nermin Abadan Unat, Oktay Yenal ve Talat Halman katıldı.

Feyyaz Berker Vakfı’nın katkılarıyla gerçekleşen sempozyum öncesinde gazeteci Mithat Bereket’in kardeşiyle birlikte Anıtkabir Müzesi Kütüphanesi’nde bulunan  Atatürk’ün okuduğu, el yazısıyla notlar aldığı 4000’in üzerinde esere dayanarak ve yedisi sempozyuma katılan on bilim insanının fikirlerine yer vererek hazırladığı filmin 15 dakikalık kısa bir versiyonu da gösterildi.

Sempozyumda yerli ve yabancı bilim insanları dönemin koşullarına da değinerek Atatürk’ün tartışmasız rasyonel düşünen, çağdaş uygarlığı hedefleyen büyük bir entelektüel olduğunun altını çizerek; “Onun entelektüelliği sadece bir okuma değil problem çözme aracıdır” dediler.

Zürcher; “Eskiden kopuş ve yeniden doğuşun sembolü olan Ankara’nın başkent olması gibi Cumhuriyet’in ilanı da büyük ölçüde Atatürk’ün dehasıdır” dedi.

Nermin Abadan Unat; “Bugün tam manasıyla ateş hattında olan Atatürkle ilgili konuşmak henüz suç değil ama olmak üzere. Her türlü iddia ortaya atılyor” diyerek  Şükrü Hanioğlu’nun son kitabında ileri sürdüğü hususları eleştirerek “Tarih manipüle ediliyor” dedi.

Devlet erkânı Anıtkabir’de

Bağımsız laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ölümünün 73.yıldönümünde Anıtkabir’de törenle anıldı. Ülkenin dört bir yanından gelen çocuk, yaşlı, genç, her yaştan yurttaşlar ellerinde taşıdıkları Atatürk resimleri ve Türk bayraklarıyla Anıtkabir’e akın etti.

Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ölümünün  73.yıldönümünde Anıtkabir’de törenle anıldı. Törene Cumhurbaşkanı Abdullah  Gül’ün başkanlığında devletin zirvesi katıldı.

Fuat Beşkardeş

 

Aslanlı Yol’da yürüyüş ile  başlayan törene, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Lideri Devlet Bahçeli,  Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Bekir Bozdağ, Anayasa Mahkemesi Başkanı  Haşim Kılıç, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ile sivil ve asker çok  sayıda devlet yetkilisi katıldı.

Cumhurbaşkanı Gül’ün Atatürk’ün mozolesine  Cumhurbaşkanı yazılı kırmızı beyaz karanfillerden oluşan çelenki koymasının  ardından saat tam 9.05′te saygı duruşunda bulunuldu ve sirenler çalmaya başladı.  Bayrakların yarıya indirilmesinin ardından İstiklal Marşı okundu. Mozolenin  başında yapılan törenin ardından Cumhurbaşkanı Gül ve beraberindeki heyet Misk-ı  Milli Kulesi’ne geçti. Burada bulunan Anıtkabir özel defterini imzalayan  Cumhurbaşkanı Abdulah Gül, şunları yazdı:

“Türkiye’yi hedefiniz olan muasır  medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için var gücümüzle çalımaya devam  edeceğiz. Ebediyete intikal edinişinizin 73. yılında sizi sevgi, saygı ve  rahmetle anıyoruz. Ruhunuz şad olsun., sevgi ve şükranla  anıyoruz.”

Cumhurbaşkanı Gül başkanlığındaki heyetin ardından, Anıtkabir  Tören Alanı’nda bulunan resmi görevliler sırayla mozoleye girerek Atatürk’ü  selamladı.

 

Yurttaşlar Anıtkabir’e akın ediyor

Sabah saatlerinde düzenlenen devlet töreninin ardından Anıtkabir,  halkın ziyaretine açıldı. Anıtkabir’in avlusunda Atatürk’ün 10. Yıl Nutku kendi  sesinden yayınlandı.

Ülkenin dört bir yanından gelen çocuk, yaşlı, genç, her  yaştan binlerce kişi, yakalarında ve ellerinde taşıdıkları Atatürk resimleri ve  Türk bayraklarıyla Anıtkabir’e akın etti. Ziyaret sırasında Ata’nın kabrinin  bulunduğu bölümden Zafer Kulesi’ne kadar uzun kuyruklar oluştu.

Ellerinde  Türk bayraklarıyla Anıtkabir’e gelen küçük ziyaretçilerden bazıları da  alınlarında ”Atam izindeyiz” bantları takarak Ata’nın kabrini  selamladı.

Yurttaşlardan bazıları burada dua ederken, kimi ziyaretçiler de  ellerindeki çiçekleri Ulu Önder’in kabrine bıraktı.

Pusetlerinde bebekleriyle  gelenler de olurken, kimi ziyaretçiler Ata’nın kabrinin önünde fotoğraf  çektirdi.

Ulu Önder Atatürk’ün ziyaretçileri arasında Betül ve Zehra isimli  ikiz kardeşler de vardı. Atatürk’ü çok sevdiklerini dile getiren ikizler,  ”Atam” şiirini birlikte okudu.

Saat 09:05; yurtta hayat durdu

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 73′üncü yılında yurttaşlar tarafından saygıyla anıldı.

Tüm Türkiye’de saat 09:05′te hayat durdu. İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nde sürücüler saat 09.05′de araçlarını durdurarak saygı duruşunda bulundu.

Atatürk Havalimanı’nda büyük önder için havalimanı çalışanları, polisler ve yolcular saygı duruşunda bulundu. Atatürk Havalimanı’nda hayat iki dakika dururken yabancı yolcularda saygı duruşuna katıldı. Dış Hatlar Terminali Gidiş Katı’nda dev bir Atatürk resmi ve Türk bayrağı asıldı.

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

BAYRAM

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan…


Görmenin nasıl bir
bayram oldugunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık…


Sızlamayan her organ, hele de burun diregi
bayramdır.

Bayram
dır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayip “çok sükür bugünü de gördük” diyebilmek…


Sevdiklerinle geçen her gün
bayramdır.

Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmus bir
ilişkiyi bitirmek de öyle…


En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendigine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek
bayramdır.

Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarini müşfik bir sevgiyle
okşayan anne
bayramdır.

“Ona güvenmistim, yanılmamışım” sözü
bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak
bayram

Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller
bayramdır.

Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi
bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek
bayram..
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.


Can Yücel
Doktorlar Ne İstiyor?

Doktorlar mesleklerini icra ederken her türlü ticari, idari, siyasi etkiden uzak olmayı, mesleki bağımsızlıklarını istiyorlar. İş güvencesi ve onurlu bir emeklilik istiyorlar. Bunlardan başka talepleri de yok. Çok şey istiyor, bu doktorlar.

Sağlıkta dönüşüm programı ile doktorlara performansa dayalı maaş ödenmesine başlandığından beri sağlıkta her hizmetin parasal bir karşılığı var ve bu durumun yarattığı kafa karışıklığı en çok doktorları incitiyor. Hele sağlık sisteminde yaşanan sorunların salt bir maaş sorunuymuş gibi gazete sütunlarına taşınıyor olması, bakmayın sessiz durduklarına doktorların onuruna dokunuyor.

Akıllı insanlardır, doktorlar.

Hayatta amacın para kazanmak olduğunu düşünselerdi, bu işin doktor maaşı ile olmayacağını bilir iş kurar veya ticaret yaparlardı. Tüketimin ışıltısının göz kamaştırdığı, her şeyin fiyatının bilinip değerinin bilinmediği bir dünyada yaşıyor olsak da birileri bedel ödemek ve katlanmak pahasına para kazanmak yerine yüreğinin sesini dinler. Onlar doktor olur, öğretmen olur, gazeteci olur. Aradıkları, zenginlik ve rafah dolu bir hayat değildir. Onlar, yaşam enerjilerini ve heyecanlarını hayallerinin, ideallerinin peşinden gitmekte bulurlar.

Doktorlar gururlu insanlardır.

Mesleğin hakkını verebilmek için çalışkan olmanın yanı sıra yüreğini de işe katmak gerektiğini bilerek mesleğe atılırlar. Bedenleri tedavi ederken o bedenlerin içindeki hayatlara da dokunduklarını bilirler. Onları ayakta tutan yaptıkları işe olan inançlarının verdiği gururdur. O gurura paha biçmeye kalkanlara güler geçer, hekimler. Anlaşılamadıklarının da farkındadır. O gün işini tamamlayıp evine giden hekimin performansı bitti zannedenler bilmezler ki bu mesleğin zamanı mekanı yoktur. Hekimler hatır sormak için bile akşamları birbirini aramazlar. Gece çalan telefon sesinin hastanede yatmakta olan hastalarından biriyle ilgili sorun olduğunu düşündürüp doktorun kalbinin daha hızlı atmasına yol açabileceğini düşünür ve aramazlar arkadaşlarını. Üstelik o kalp çarpıntısının performans çizelgesinde bir karşılığı da yoktur.

Doktorlar fedakar insanlardır.

O Pazar günü Van’da yaşanan deprem felaketi haberini aldıktan sadece 3 saat sonra kimseden emir almadan İstanbul’dan üç tır dolusu sağlık malzemesi gönüllü 9 doktor ve 9 hemşire ile deprem bölgesine yola çıktı. Pek çok şehirde de benzer durum yaşandı. Devletten bile önce oraya doktorlar gitti. Üstelik performans uygulaması yüzünden bölgeye gitmekle o ay daha az maaş alacağını bilerek gönüllü oldular. Mesleğin fedekarlık gerektirdiğini bilir doktorlar, onlar insana inanır ve hastalarından başka kimseye eyvallah etmezler. Doktorların bu umursamaz tavırları “kibir” gibi algılansa da gururdan başka bir şey değildir. Onu da bilen bilir.

Doktorlar sabırlı insanlardır.

Söylemesi gerekeni söyler ve zamanın kendini haklı çıkaracağını düşünüp bekler. Sağlık hakkının hava gibi, su gibi yaşamsal bir gereksinim olduğunu, bu hakkı paraya tedavül etmenin sorunları çözmek yerine daha büyüklerine yol açacağını söyler ve sabırla bekler. Sağlıkta dönüşüm adı altında sağlık çalışanlarını cendereye sokacak uygulamaları gerçekleştirenlerin tüm ihtişamlarına, onca dalkavuğun övgüsüne karşın istenen sonucu vermeyeceğini bilir ve bekler. Beklenen sonuç alınamayıp sistem tıkandıkça “sağlık çalışanlarının dönüşüme ayak dirediği, onun için başarısız olunduğu” gibi akıllara ziyan fikirler ile doktorların suçlanmasını, bu suçlamaların sağlık çalışanlarına yönelik şiddete dönüşmesini de sabır ve metanetle karşılar. Aklını kullanıp para kazanmak yerine hayalleri ve idealleri için didinen doktorların, sadece para kazanmak için çalıştığını sanan zihniyet, yapılan işi de parasal karşılığı gibi küçümsemektedir. Bu durum hastaların doktorlarına olan güvenini sarsmakta sağlık çalışanlara yönelik şiddeti doğurmaktadır. İşte bu ortamda bile doktorlar susuyorsa bunu kabullenme ve teslim olma şeklinde algılamak büyük yanılgıdır. Dedim ya gururlu insanlardır, doktorlar.

Yıllar önce bir çalışma bakanının dediği gibi “doktorlar çok şey ister”. İş güvencesi ister, mesleki bağımsızlık ve onurlu bir emeklilik ister. Yüreğini mesleğine adamış pek çok insan gibi fedakarlık ve sabır gerektiren bu mesleği, her türlü ticari, idari, siyasi etkiden uzak, mesleki bağımsızlığı ile iş güvencesi ile ve onurlu bir emeklilik beklentisi içinde yapmak isterler. Doktorlar ne kadar çok şey istiyor, değil mi?

 

Mehmet Uhri (Dr.)

  • Türkiye sizinle gurur duyuyor

İlk gün yola çıkan gönüllü sağlık personeli, hayat kurtardı, yaraları sardı. Yardımlarda yaşanan pekçok sıkıntıyı sağlıkçılar unutturdu..

 

Van’da meydana gelen 7.2′lik depremin ardından yardımların bölgeye ulaştırılmasından vatandaşlara dağıtılmasına, çadır eksikliğine kadar pekçok konuda çeşitli sıkıntılar yaşanırken sağlık alanında hiçbir sorun yaşanmaması dikkat çekti.

Van depreminin ardından tüm Türkiye seferber olurken, gönüllü sağlık uzmanlarından oluşan Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi’nin (UMKE) kahraman personeli de tüm imkanlarıyla yardım elini depremzedelere uzattı.

Depremden çok kısa bir süre sonra bölgeye intikal eden gönüllü sağlık profesyonelleri, büyük bir özveriyle çalışarak, enkazdan çok sayıda vatandaşı sağ olarak çıkardı, depremzedelerin yaralarını sardı. Sağlık Bakanı Recep Akdağ da başta UMKE gönüllüleri olmak üzere tüm sağlık personeline HABERTÜRK TV ekranlarından teşekkür etti.

GÖNÜLLÜ KAHRAMANLAR: UMKE

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Ankara UMKE Ekibi doktorlarından Hasan Kuş, Murat Şimşek ve Ulaş Avcı ile birlikte HABERTÜRK TV Ankara Temsilcisi Alican Türkoğlu’nun sorularını yanıtladı.

Konuşmasına, depremin ilk saatlerinin enkaz altında kalanları kurtarabilmek açısından oldukça önemli olduğunun altını çizerek başlayan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Gönüllü sağlık personellerimizden oluşan UMKE ekibimizi anında olay yerine intikal ettirdik. Yirminci dakikada 2 ambulansımız acil yaralıları Patnos’a götürmek üzere yola çıkmıştı. İlk 30 dakika içinde Erciş Devlet Hastanesi personelinin hemen hemen tamamı hastane bahçesinde hizmete hazırdı. Böyle bir travmanın ardından hastaneye koştukları için teşekkür ediyorum hepsine. Çok büyük bir görev şuurudur bu” şeklinde konuştu.

“4 ÇOCUĞU SAĞ OLARAK ÇIKARDILAR”
Bakan Akdağ, “Yolda olan acil cihaz ambulansı ilk 15 dakikada Erciş’e ulaştı. Çevre illerden ambulanslar da ilk 1 saat içinde Erciş’e ulaştılar” derken, depremden çok kısa süre sonra, saat 15′te Van’daki UMKE ekibinin enkazdan 4 çocuğu sağ olarak çıkardığını açıkladı.

“1 SAATTE TÜM EKİPMANLARIYLA HAZIR HALE GELİYORLAR”
Sağlık Bakanı Akdağ, UMKE’nin çalışma şeklini ise şu şekilde anlattı:

“Bunu bir bürokratik kademe oluşturmaksınız, doğrudan bizim bakanlığımızda SAKOM adını verdiğimiz bir acil müdahale merkezimiz var. Bu merkezin telekominikasyon imkanları çok geniş. 24 saat zaten çalışıyorlar. Derhal haberleşme başlıyor. Mesela Ankara UMKE ekibine hazır olun denildiği zaman bir kişi beş kişiye haber vererek toparlanıyorlar. 1 saat içerisinde tüm ekipmanlarıyla yola çıkmak üzere hazır hale geliyorlar. Bu arkadaşlarımız sadece talimatla hareket eden insanlar olmadıkları için,
gönüllü olarak çalıştıkları ve çok da iyi eğitim almış insanlar oldukları için malzemeler evlerinde de var ve derhal harekete geçebiliyorlar.  Çevre illerden hareket 1 saat bile sürmüyor. Daha çabuk intikal edip, çalışmalara başlıyorlar UMKE ekipleri.

5 bine yakın UMKE personelimiz var. Bunlar sağlık profesyonelleri ama gönüllü insanlar. Gittikleri yerlerde ne tür sıkıntıların olabileceğini biliyorlar, ruhen hazır ve tahammüllüler.”

Sağlık Bakanlığı ve İstanbul Eczacılar Odası, 7.2 şiddetinde depremin yaşandığı Van’ın Erciş ilçesinde yaşayan depremzedelere reçete ile ”ücretsiz ilaç” veriyor.

 

Sağlık Bakanlığı tarafından Erciş’te Kızılay tarafından kurulan Yenişehir çadır kentinin girişinde bulunan sahra hastanesi bünyesinde oluşturulan eczane ile İstanbul Eczacılar Odası tarafından eczaneye dönüştürülen karavanda bölgede yaşayan depremzedelere, doktorlar tarafından yazılan reçetelerin ibraz edilmesi halinde ücretsiz olarak ilaç veriliyor.
Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan eczanede, 30′a yakın personeli vardiyalı olarak görev yapıyor.

Karavanda eczane hizmeti

Deprem bölgesindeki çalışmaları hakkında bilgi veren İstanbul Eczacılar Odası Yönetim Kurulu Üyesi Sevgi Kavak, yaklaşık üç gündür deprem bölgesinde olduklarını belirterek, ”Bu organizasyonu İstanbul Ecza Koop ve İstanbul Eczacı Odası işbirliğiyle gerçekleştiriyoruz. İstanbul Ecza Koop ve İstanbul’da faaliyet gösteren diğer depolarla çalışan eczacılardan toplanan ilaç bağışları tırlarla getirildi. İlaçlar ağırlıklı olarak İstanbul Ecza Koop’tan geldi, diğer depolarımız daha çok medikal malzeme yardımı yaptı. Reçete karşılığı halkımıza ücretsiz olarak dağıtıyoruz” diye konuştu.

Kavak, hijyen konusunda çadır kentte yaşayan depremzedelere uyarılarda bulunarak, ”Özellikle çöpler mümkün olduğunca bir araya atılmalı. Depremzedelerimizden çocuk bezi, kadın hijyenik pedlerini mümkünse yakmalarını rica ediyoruz. Çünkü bunlar hastalık sebebi” şeklinde uyarıda bulundu.

Karavan eczanede depremzedelere ilaç veren Eczacı Cem Erdal Ünal ise depremzedelerin daha çok mama, çocuk bezi talebi olduğunu belirterek, ”Depremzede ailelere mamayı da ücretsiz dağıtıyoruz. Hastalara reçetede yazanın dışında el jeli, dezenfektan veriyoruz” dedi.

Can Dündar’dan yeni bir tarihçe: Canım Erdalım Sevgili Babacığım

Milli Şef İsmet İnönü ile oğlu Erdal İnönü’nün mektuplaşmaları… Türkiye’ye damgasının vurmuş İnönü ailesinin, tarihimizin en kritik dönemlerinden birini kapsayan sıcak, samimi ve çarpıcı mektupları… ‘Canım Erdalım Sevgili Babacığım’ Can Dündar’ın derlemesiyle Can Yayınları etiketiyle raflarda.

 

Canım Erdalım Sevgili Babacığım, İsmet İnönü ve Erdal İnönü’nün, tarihimize damgasını vurmuş baba-oğlun mektuplaşmalarından oluşuyor. 1947 yılında, Amerika’ya fizik okumaya giden Erdal İnönü’nün, babasına daha uçaktayken yazdığı mektupla başlayıp, 1952 yılı tarihli dönüş yolunda yazdığı mektubuyla son bulan bu kitap, bir Cumhurbaşkanı ile bilim adamı olmaya hazırlanan oğlunun en samimi duygu ve düşüncelerini dile getirdikleri mektupları gözler önüne seriyor. Döneme ait belgeleri, gazeteleri, kartpostalları ve fotoğrafları da bir araya getiren Can Dündar, bu tarihi mektuplara belgesellerine has bir zenginlik katıyor. Kitap, Türkiye tarihinin kaderinin değiştiği beş yıla ışık tutuyor.

Türkiye tarihine damgasını vurmuş İnönü ailesinin, bugüne dek özenle gizledikleri özel hayatlarına tanıklık etmemizi sağlayan Can Dündar, daha önce hiç dile getirilmemiş sayısız anekdotu aktarıyor: En yoğun dönemlerinde bile hemen her gün oğluyla yazışmaya zaman ayırarak günlük hayatı, görüştüğü insanlar, okuduğu kitaplar, tarihi gelişmeler hakkında ona bilgi veren İsmet İnönü ve Amerika hayatından, gözlemlerinden, katıldığı aktivitelerden, seyahatlerinden, hocalarından, derslerinden, sıkıntılarından bahseden, dünyadaki ve Türkiye’deki siyasal ve bilimsel gelişmeleri ilgiyle takip eden Erdal İnönü’nün kişiliklerini, gözden ırak kalmış yönlerini gözler önüne seriyor. Canım Erdalım Sevgili Babacığım, dönemin önemli, ilginç olaylarının da izini sürüyor: Erdal İnönü’nün Amerika’da evlendiğine dair yayılan söylentiler; Ömer İnönü’nün bir trafik cinayetiyle suçlanmasıyla İnönü’lere karşı yürütülen karalama kampanyası; suikast söylentileri ve Türkiye’de tek parti iktidarının devrilişi sürecinde yaşananlar… İsmet İnönü ve Erdal İnönü Mektuplaşmaları, İnönü Ailesi’nin bir dönemin tarihiyle kesişen mahrem hayatlarına ışık tutuyor.


Fatal error: Allowed memory size of 33554432 bytes exhausted (tried to allocate 30720 bytes) in /home/beskarde/public_html/fuat/wp-content/themes/arjuna-x/templates/post/post-header.php on line 18