Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"Televizyon" kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

Ne demek oluyor Fringe?

Sözlük anlamı ‘sınırda’ olan ‘fringe’le, bilim dünyasında kabul edilebilirlik sınırlarında olan deneyler anlatılıyor. Sahte bilimle ‘fringe’ bilim arasındaki fark ise şu: Sahte bilim, bilimle amatör olarak uğraşan kişilerin yaptıkları deneyler ve iddiaları kapsarken, ‘fringe’ bilimde saygın ve ‘gerçek’ bilim insanları, meslektaşları tarafından garipsenen yöntemlere başvuruyor. Türk Vikipedia’sı bu alana ‘Sınır-bilim’ ismini takmış. 


 

Dizinin konusuna gelince; 

Dizi Boston’a düşen bir uçak ile başlıyor.Almanya’dan kalkan uçağın içinde bulunan birinin kendisine insülin iğnesiyle kendine bir tür zehir enjekte eder ve tüm mürettabıyla yolcular ile birlikte Boston’a düşer.Burada görevli olan FBI ajanı Olivia Dunham ve gizli aşkı Ajan Scott olayı araştırmaya başlarlar.Daha sonra bu tip olaylarla ilgilenen ve  uzun süredir akıl hastanesinde yatan Dr. Walter Bishop ve oğlu Peter Bishop kadroya dahil olurlar ve Fringe ekibi kurulmuş olur. 

Fringe Oyuncuları Fringe Oyuncuları 

Fringe Dizisi Oyuncu Kadrosu ve Görevleri; 

  • Joshua Jackson, Peter Bishop adında babasıyla(Dr. Walter Bishop) araları pek iyi olmayan ve kendi çapında işler yapmaya çalışan ve aynı zamanda kimya bilgisi üst düzeyde bir bir karakteri canlandırıyor.
  • John Noble, Dr. Walter Bishop adında zamanında devlet adına çok önemli deneylere ve çalışmalara imza atmış fakat bu çalışmaların sonucunda akıl hastesine düşmüş bir bilim adamını canlandırıyor.
  • Anna Torv, Olivia Dunham adında azimli, başarılı ve iyi bir kariyer sahibi olan bir FBI ajanını canlandırıyor.
  • Mark Valley, John Scott adında Olivia Dunham’ın hem iş partneri hem de sevgilisi olan bir FBI ajanınını canlandırıyor.
  • Kirk Avecedo, Charles Francis adında Olivia Dunham ve John Scott arkadaşı olan FBI ajanını canlandırıyor.
  • Jasika Nicole, Astrid Farnsworth adında Olivia Dunham’ın yardımcı olan bir FBI çaylak ajanını canlandırıyor.
  • Lance Reddick, Philip Broyles adında olayı çözmekle görevli olan ekibin liderini olan bir FBI ajanını canlandırıyor.
  • Blair Brown, Nina Sharp adında zamanında Dr. Walter Bishop ile teması olan birisiyle birtakım işler çevirerek değişik alanlarda hizmet veren bir teknoloji şirketinin patronunu canlandırıyor.

Dizinin diğer dikkat çeken yanı ise başlangıç müzikleri.Çok kısa sürse de bu müzikler acayip güzel.Şu ana kadar üç farklı şekilde yayınlanan Fringe başlangıç müziğini sizlerle paylaşmak istiyorum.

‘Medyada hiç kolay adam görmedim’

Pelin Batu, “Tarihin Arka Odası” programıyla konuşuluyor son aylarda. Bu kadar ilgi çekmesinin nedeni kimi zaman konuşmaları, kimi zaman da hareketleri. Ama o bunları umursamıyor, içinden geldiği gibi davranıyor. Kendisine yönelen bu ilginin de medyanın doğasından kaynaklandığının farkında…

Sinem Dönmez

Pelin Batu, Habertürk’te yayımlanan Tarihin Arka Odası programının üç sunucusundan biri. Neredeyse her hafta bir olayın yaşandığı program. Murat Bardakçı ve Erhan Afyoncu ile girdiği polemikler, program sırasında uyuyakalması ya da ağzından çıkan bir söz Batu’yu sürekli gündeme getiriyor. Ama en çok da Bardakçı ve Afyoncu’nun ona karşı tutumu, kendi deyimiyle “ti’ye almaları” kimi zaman izleyenleri çileden çıkarıyor. O ise “Batu artık bu programdan ayrılmalı, kendisini bu kadar ezdirmemeli” diyenlere inat Tarihin Arka Odası’nda kalmaya kararlı.

- Öncelikle Tarihin Arka Odası’ndan başlayalım. İlk kez bir tarih programı bu kadar izleniyor sanırım…

- Aslında ben de çok şaşırıyorum. Program başlarken bunun niş bir seyircisi olur diyordum. Zaten tuhaf saatlerde, akşam 11’de başlıyor, sabaha kadar sürüyor. Televizyonlarda hakikaten alternatif bir program yok, ya böyle hoplayıp zıplayıp göbek atılan lay lay programlar, ya da çok sıkıcı, insanın içini bayan, didaktik programlar var. Bizimki ikisinin arasında bir yerde.

- Ben de izlediğimde çok gülüyorum bazen. Ama her pazartesi yeni bir “Pelin Batu haberi” okumak tuhaf. Sizinle uğraşıyorlar mı?

- Program bir şekilde tutulduktan sonra, insanlar aradan cımbızla almayı alışkanlık haline getirdi. Tipik bir televizyon figürü değilim, uğraşacak bir şeyler buluyorlar. Medyayı Meksika dizilerine benzetiyorum. Hani, dizide bazı karakterler belli dönemlerde ön plana çıkar, 6- 8 ay konuşulur, sonra unutulur. Medyada da topu topu 15 karakter var, arada sırada biri ön plana çıkıyor. Polemikler oluyor, o ona laf çakıyor, sonra unutuluyor.

- Sizin için en çok söylenen şey, programı bırakmanız gerektiği. “Niye bunu çekiyor?” diyorlar.

- Çekme olarak düşünmüyorum bunu. Her hafta ortalama 4 kitap okuyorum program için. Her hafta bir şey öğreniyorum. Evet çok kolay adamlar değiller. Ama medyada şimdiye kadar hangi adamla çalışsam hiç kolay olmadı zaten. En sakin, efendi insanların bile o ekrana çıkınca tuhaf, egomanyak insanlara dönüştüğünü gözlemledim bu zamana kadar. Ama sonuçta keyif aldığım bir iş yapıyorum.

- Bu programda benim yaşadığım da Türkiye’deki ataerkilliğin başka bir biçimi demişsiniz. Öyle mi hakikaten?

- Büyük cümleler kurmaktan çekiniyorum. Şimdi “toplum ataerkil, bu program da onun yansıması” demek, çok iddialı bir cümle olurdu. Ama olaylara farklı bir perspektiften bakınca, hatta topluma biraz uzak olunca böyle oluyor. Daha geniş görebildiğimi hissediyorum ama bazen de kaybolduğumu hissediyorum. Bazen tarihi olgulara şaşırdığım, anlayamadığım oluyor. Onlar da benim yabancılığımla dalga geçmek demeyeyim ama ti’ye alıyorlar. Ben alışığım, bununla dalga geçebiliyorum ama insanlar seyredince deli olduklarını da biliyorum. Bazı arkadaşlarım “kafasına kitap geçirmek istiyorum” diye mesajlar atıyor.

- Murat Bardakçı olmadan Erhan Afyoncu’yla program yapar mıydınız peki?

- Muppet Show’daki ihtiyarlar gibi oluruz yapsak. Murat Bardakçı dengeleyici programda.

- Peki bir şey sormak istiyorum, o reklamda neden oynadınız?

- Çok mu kötü? Aslında ben çok eğlendim çekerken ama. Çekerken de gülüyorduk, çok komik olacak diye.

- Erkeklerin paşam, padişahım diye büyütüldüğünü söyleyen Pelin Batu, o temada bir şeyi nasıl çeker diye düşündüm açıkçası.

- Ben tam tersine bir parodi olarak okudum o reklamı. Murat Bardakçı, gözlükleri, elinde tarih dergisiyle… Gerçi öyle de okunabilir, evet. Çok fazla ülkeden arkadaşım oldu, hiç bu kadar şımartılmış erkek varlıkları görmedim. Annelerin oğullarını padişahım, koçum, aslanım diye büyütmesi sonuçta o insanın büyüdüğünde risk almamasına, özverili davranmamasına yol açıyor. Eninde sonunda annesinin kucağı var.

Türk Sineması tatmin etmiyor

- Akademik kariyeriniz var bir yandan da. Öğretmenliği düşünüyor musunuz?

- Çok istiyorum. Okulu çok seviyorum. Sorgulayan, okumaktan haz alan insanlarla dolu oluyor çevrem. Hayatta olan biten bir sürü berbat şeyden uzaklaşmış oluyorsun. Çok daha naif, çok daha yaptığı işten mutlu insanlarla çevrili oluyorsun. Medyada, televizyonda, sinemada bu yok. Herkes birilerine pislik atıyor, herkes memnuniyetsizlik halinde, tatminsiz, o kadar boğucu ki. Kimse birbirini sevmiyor ama gülümsüyor. Okul olmasaydı, gergin ve mutsuz olurdum onu biliyorum.

- Sinemada yeni bir projeniz var mı?

- Sinema açısından çok tatmin olduğum söylenemez. Kötülediğimden değil, ama uzun zamandır bir sette “ne kadar güzel bir şey yaratıyoruz”u hissetmedim. Yaptığın işe inanmak lazım. Güzel bir şey yarattığına, dünyaya güzel bir şey bıraktığına inanmak. Benim hayatım güzel filmler, güzel müziklerle geçiyor. O kadar müteşekkir oluyorum ki onları yaratanlara. Ben de isterdim, insanların seyredince dertlerini unutabilecekleri, iyi şeyler düşünebilecekleri, hissedecekleri bir şey yaratmak.

- Yazmayı düşünüyor musunuz?

- Bir arkadaşımla yazdığımız bir senaryo var. Ama rafa kaldırdık. Çünkü hiçbirimiz kolumuzun altına senaryo alıp “hadi bu filmi çekin” diyecek insanlar değiliz. İnsanları ikna etmeye çalışmak ağırıma gidiyor. Çok saygı duyuyorum işini kovalayan insanlara, bir rol kapmak için yönetmeni ikna edenlere. Ama ben yapamıyorum.

Lost finali: Hayal kırıklığı
 
Lost dizisi, 2 saatlik bir final bölümüyle hayranlarına veda etti. İşte Lost’un finalinde yaşananlar!
 

 

     
Yaklaşık 6 yıldır milyonlarca kişi tarafından ilgiyle izlenen; sonu hakkında binlerce teori ortaya atılan “Lost” adlı dizinin son bölümü yayınlandı. Ancak fanatik izleyiciler finali tatmin edici bulmadı!

2004 yılından beri tüm dünyada bir fenomen haline gelen Amerikan yapımı “Lost” dizisinin finali önceki gün sabaha karşı yayınlandı. Milyonları ekrana kilitleyen dizinin Türkiye’deki hayranları da saatlerini 5.00’e kurup, pazarı pazartesiye bağlayan sabah, ekran başına geçti. Geç kalanlar ise dün akşam Dizimax’te yayınlanan finali izledi.
Bölümde, bugüne kadar Lost’ta yer alan tüm karakterlerin bulunduğu görüldü. Ancak karmaşık bir kurgusu bulunan dizide, birçok soru işaretinin yanıtını bulmayı uman izleyicilerin büyük bölümü hayal kırıklığına uğradı. Lost hayranları 2.5 saat süren bölümde yepyeni soru işaretleriyle karşılaştı.

NELER OLUYOR?

“The End” (Son) başlıklı 2 bölümlük finalde, gizemli adanın yeni koruyucusu Jack Shephard ile adayı yok etmeye çalışan John Locke arasında bir mücadele yaşanıyor. Bu mücadelede galip gelen Shephard, batmak üzere olan adayı kendini feda ederek kurtarıyor. Hurley adanın yeni koruyucusu oluyor; Sawyer, Kate, Claire, Miles, Richard ve Lapidus uçakla adadan ayrılıyor. Finalin son sahnesinde dizinin ölenler dahil tüm karakterleri, bir kilise töreninde bir araya geliyor. Burada babası Christian Shephard’la konuşma yapan Jack Shephard, bu konuşma sonunda öldüğünü anlayarak arkadaşlarının yanına, kilisenin diğer tarafına gidiyor.

SİNİR BOZUCU’

Christian Shephard’ın kilisenin kapısını açmasıyla içeri göz kamaştırıcı bir güneş ışığı giriyor ve bölüm sona eriyor. Dünya basını, senaristleri izleyicileri tatmin etmeyen ve soruların tamamını yanıtlamayan “sinir bozucu” bir final hazırlamakla eleştirdi.
İngiliz The Telegraph Gazetesi’nden Michael Deacon, finali heyecan verici ama mantıksız bulurken, eleştirmen Mary McNamara Amerikan Los Angeles Times Gazetesi’ne “Daha kötüsü de olabilirdi” dedi. İnternet bloglarında ise final, duygusal anlamda tatmin edici ancak, mantıksal anlamda yetersiz bulundu.
Lost’un fanatik hayranları da, Türkiye’de hâlâ yasak olan Youtube’a final bölümüyle ilgili videolar yükledi. Görüntülerde, bazı hayranların 6 senedir süren dizi sona erdiği için göz yaşlarına boğuldukları, bazılarının ise finalin tam anlamıyla bir “rezalet” olduğunu söyledikleri görülüyor.

‘Lost takipçileri 6 yıl sonunda daha iyisini hak ediyordu’

FİNALDE her şeye bir açıklama getirilemeyeceği zaten uzun süredir belliydi; 6’ncı sezonun gidişatı da ümit verici değildi.
Ama her şeye rağmen “Lost”u 6 yıldır takip edenler daha iyisini hak ediyordu. Bu final bence Lost takipçilerinin büyük bir bölümünü tatmin etmekten uzak. Bir kere, dizinin en önemli kahramanı olan “Ada”, tarihi ve gizemleriyle tümüyle geri plana itilmiş. İkincisi, bu finalle bilimkurgusal ve fantastik öğelerin değeri düşürülerek vasat ve romantik bir mistisizm tercih edilmiş. 6’ncı sezondaki “sideways” denilen “alternatif dünya”nın bir tür “geçiş ya da öte dünyaya hazırlık” bölgesi çıkması bence bayat ve banal bir fikir. Öyle ki, insanın içinden “6 yıl boyunca biz bu diziyi bunun için mi seyrettik?” demek geliyor.

NEREDE ORİJİNALLİK?

“Boşuna seyretmeyin herkes en başından beri ölü” ya da “Her şey kahramanlardan birinin rüyası çıkacak” diyerek Lost takipçilerini yıllardır kızdıranlar belki haklı çıkmadı ama bu finali seyrettikten sonra “Lost”un da çok orijinal bir dizi olmadığı anlaşıldı.

Hayal kırıklığı yarattı

NBC’de yayınlanan bir eleştiride “Lost’un finali bu mu yani, dalga mı geçiyorsunuz bizimle?” denilirken; Los Angeles Times’ın bir eleştirmeni de finalin, altı yıldır sürüp giden kafalarda soru işareti yaratan efsaneye yakışmadığını söyledi.

İşte Lost hayranlarının isyanı:

* Finali böyle yapanlara var ya, hurley kadar taş düşsün kafalarına.

* Ancak bir Türk dizisinin finali böyle yapılabilirdi (bkz: sağır oda)…
daha sonra lost’u türkler çekmiş diye haberler çıkarsa demedi demeyin.

* Ya şu finali beğenenleri gerçekten anlamıyorum. 5 sezondur bir sürü ilginç sorularla karşılaştık, senaristler son bölümde bazı sorulara cevap vereceklerini söylediler. Ama söyler misin hangi soruya cevap verdiler? Tüm dünya bu adamlara sövüyor şu an.

*Son bölümde Tosun Paşa’dan etkilenmişlerdir. Neydi lan o sawyer-jack-kate-hurley ile flocke-desmond-ben’in karşılaşma sahnesi?! Adeta yeşil vadi için kapışacak görüntüsü verdiler. Küçük eniştenin karısı kate’in silaha davranması ise biraz daha hollywoodvari olmuş.

*İndirip takipçisi olmayı düşündüğüm bir anda sonunu getirdiler. Ben ne diyim şimdi?

*Saçmalayacaklarını biliyordum da bu kadarını beklemiyordum. Onca süre kafa patlattık ama adamlar gitti toteme bağlandı. Pek yorumlanacak bir şey yok bana göre. O kadar bilimsellikten, deneyden sonra her şeyi tek bir ışığa bağlamak yapılabilecek en kötü şeydi.

*İsmi heroes şeklinde değiştirilmesi gereken dizi. Hereos’ta bu kadar kahraman yok. Bu ne ya! Yazmayayım yazmayayım diyorum ama dayanamıyorum. Son ana kadar bekledik, bir şekilde açıklayacaklar, neler gördük şimdiye kadar dedik, hep ertelediler, hep oyaladılar, ağzımıza bir parmak bal çalıp uyuttular ama el insaf bu ne! Dalga mı geçiyorsunuz yahu!!

* Hepsi ölüymüş ne demek! Arkadaş sorarlar adama hurley’i niye janjanlı gösterdiniz madem öyle, ölülerle konuşuyor diye!

*Mutlu son mu şimdi bu? Sonsuza dek mutlu yaşadılar şeklinde bitirmedik, hepsi zaten ölüydü şeklinde bitirip mutlu son anlayışında bir çığır açtık mı demek bu yani! Of burada oturmuş ciddi ciddi soruyoruz biz de ya!

*Çok sinirliyim arkadaş.

*Adadaki hikayenin bitişi şahane ama dizinin bitişi berbat, flashsideways’in manasızlığı olmasa mükemmel bir final olacakmış. Jack’in ölümü ile yaratılan kontras hariç hiç bir manası yoktu flashsideways’in, 6 sezonu tamamen çöpe dönüştürmüş adamlar sırf merak yaratmak adına. Bu ne lan? Herifler “ışığa gel” finali yaptılar höh ya.

Televizyon dünyasında son yılların en popüler iş alanlarından birisi olan yerli diziler “yaprak dökümü” yaşıyor. Altı büyük kanalda geçen yıldan devam eden ve yeni yayına giren 64 diziden 28′inin yayından kalktığı belirlendi.

 Aylık iş ve ekonomi dergisi CNBC-e Business’ın yaptığı araştırma, son dönemde televizyonlarda yayımlanan yerli dizi sayısının ciddi şekilde azaldığını ortaya koydu. Buna göre, son bir yılda reyting canavarına kurban giden pek çok yerli dizi yayından kaldırılırken, kanal yönetimlerinin dizi yapımcılarına bölüm başına ödediği ücretler yüzde 50′ye varan oranlarda geriledi, ödeme vadeleri ise iki haftadan altı aya kadar uzadı. Oyuncu ücretleri de yüzde 30 civarında gerileme gösterdi. Krizin de tetiklediği bu gelişmelerin etkisiyle kriz öncesi 650 milyon dolara ulaşan sektördeki iş hacminin yaklaşık 350 milyon dolar seviyesine kadar gerilediği ortaya çıktı.

Yayına girmeden kaldırılan dizi bile var

Araştırma ayrıca, son zamanlarda yayına giren dizilerin ne kadar kaliteli olursa olsun, en çok izlenen programlar arasına giremediği zaman derhal yayından kaldırılabildiğine işaret edilirken, yayına girmeden kaldırılan dizilerin de olduğuna dikkat çekildi. Buna göre, “Kış Masalı”, “Nefes”, “Elveda Rumeli”, “Yalancısın Sen”, “Aşk Bir Yalan”, “Kül ve Ateş” ile “Sonbahar” ve “Balkan Düğünü” gibi, bu yıl yayına giren ya da geçen yıllardan devam eden 64 dizinin 28′inin yayından kaldırıldı. Yine, araştırmada bu nedenle, son zamanlarda tanınmış oyuncuların yer aldığı iddialı dizilerin yanı sıra özellikle genç oyuncuların yer aldığı ve daha az kişinin rol aldığı düşük maliyetli dizilerin tercih edildiği belirtildi.


Dizisi kaldırılan yapımcıyı ağır maliyet bekliyor

Sektör temsilcilerinin verdiği bilgilere göre herhangi bir dizinin yayınına son verilmesi, yapımcılar için “dizisi kaldırıldı, başarısız oldu” imajını da aşan ağır maliyetlere yol açıyor.

Altıoklar Prodüksiyon’un kurucu ortağı Mehmet Altıoklar, kanalların sadece dört bölüm için garanti verdiğini belirterek, “Oysa, bir dizinin kendini kurtarması için en az 13 bölüm yayınlanması gerekiyor. Dizi çekilmeden önce dört aylık bir hazırlık aşaması oluyor. Bu dönemde bir Ar-Ge yatırımı var. Dekor ve lansman giderleri de eklendiğinde ortaya ciddi bir maliyet çıkıyor. Bu giderlerin riski tamamen yapım şirketlerine kalıyor. Bu maliyetleri karşılayamayan küçük şirketler yerlerini birkaç büyük şirkete bırakıyor. Şu anda sektör 3-5 şirketin bütün dizileri yaptığı bir yapıya bürünüyor. Küçük şirketlerin yapımları deneme amaçlı kullanılıyor. Finansman gücü yüksek yapımcılar daha fazla risk alarak daha fazla iş alabilecekler. Küçükler, projesi olsa bile finansman riskini alamadığı işe giremeyecek” dedi.

Dizilerin altın çağı bitti

Yönetmen Osman Sınav da dizi sektörünün altın çağı geride kaldığını belirterek, “Hepimiz hesaplarımızı ona göre yapmalıyız. Kriz tamamen bitse, ekonomi yeniden büyümeye başlasa bile o altın çağı yakalamak zor. Kanalları hâlâ diziler taşıyor, taşıyacak da…” diye konuştu.

61. Emmy ödülleri sahiplerini buldu. ‘Mad Men’ bu yıl da en iyi dizi seçilirken, Charlie Sheen 4. kez eli boş döndü. Jessica Lange ödülünü alırken Alec Baldwin’i ateşli bir şekilde öpünce salonda alkış koptu.

61. Emmy ödülleri, Los Angeles’taki Nokia Theatre’da düzenlenen törenle sahiplerine verildi.

Ödül töreninden önce gelenek olduğu üzere kırmızı halı seremonisi yapıldı. Ünlü isimler tören salonuna giderken, kırmızı halıda poz verdiler. Halı üzerinde adeta şıklık yarışı yaşandı.

“How I Met Your Mother”ın Barney’si Neil Patrick Harris’in sunduğu ödül töreni, simultane çeviriyle CNBC-e’de, orijinal sesiyle ise e2’den canlı olarak yayınlandı.

‘MAD MEN’ EN İYİ DİZİ
Törenlerde e-2′de yayınlanan “Mad Men” drama dalında “En İyi Dizi” ödülünün sahibi oldu.

’30 ROCK’ VE ALEC BALDWIN’E ÖDÜL
Komedi dalında “En İyi Dizi” ödülünü ise “30 Rock” dizisi kazandı.

Dizinin başrol oyuncusu Alec Baldwin de komedi dalında “En İyi Erkek Oyuncu” seçildi. ‘Urited States Of Tara”da oynayan Toni Collette, yine aynı dalda en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.

DRAMDA EN İYİ OYUNCU ÖDÜLLERİ
Drama dizisi dalında “En İyi Erkek Oyuncu e2′de yayınlanan “Breaking Bad” ile Bryan Craston seçilirken; bu dalda “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülünü “Lost”daki rolüyle Michael Emerson kazandı.

Drama dalında “En İyi Kadın Oyuncu Ödülü”, “Damages” dizisindeki rolüyle Glenn Close’un olurken, bu daldaki “Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü” de CNBC-e dizisi “24″‘deki rolüyle Cherry Jones’un oldu.

KOMEDİNİN EN İYİLERİ
Komedi dalında “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülü CNBC-e’de yayınlanan “Two and A Half Men” ile John Cryer’ın olurken, bu dalda “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülünü yine CNBC-e’de yayınlanan bir diğer dizi “Pushing Daisies” ile Kristin Chenoweth kazandı.

İşte gecenin bütün kazananları:

Drama
En İyi Dizi: Mad Men
En İyi Kadın Oyuncu: Glenn Close (Damages)
En İyi Erkek Oyuncu: Bryan Cranston (Breaking Bad)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Michael Emerson (Lost)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Cherry Jones (24)
En iyi Kadın Konuk Oyuncu: Ellen Burstyn
En İyi Erkek Konuk Oyuncu: Michael J. Fox
En İyi Yönetmen: E.R
En İyi Senaryo: Matthew Weiner ( Mad Men)

Komedi
En İyi Dizi: 30 Rock
En İyi Kadın Oyuncu: Toni Collette ( United States of Tara)
En İyi Erkek Oyuncu: Alec Baldwin ( 30 Rock)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Kristin Chenoweth (Pushing Daisies)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Jon Cryer (Two and a Half Men)
En İyi Kadın Konuk Oyuncu: Tina Fey
En İyi Erkek Konuk Oyuncu: Justin Timberlake
En İyi Senaryo: Matt Hubbard (30 Rock / Reunion)
En İyi Yönetmen: Jeffrey Blitz (The Office)