Türkan Saylan ölümsüzlüğe vardı.. Ardında ona minnet, ona şükran dolu on binler, sevgi, saygı dolu milyonlar bırakarak..
Türkan Saylan ölümsüzlüğe vardı.. Yenilmeden.. Eğilmeden.. Dimdik..
Türkan Saylan ölümsüzlüğe vardı.. Ölümüyle bir takım alçakların canına okuyarak..
Bugün, 19 Mayıs’ta, Atatürk’ün Cumhuriyeti kurmak için Samsun’a ayak bastığı günün yıldönümünde, Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük törenlerinden birine hazır olun.. Yüz binler gidecek.. Milyonlar ekran başında izleyecek..
Türkan Saylan’ın şahsında Atatürk’ün ilkelerine, çağdaşlığa ve cumhuriyete saldıran alçaklar ise sinecek, saklanacak delik arayacak, insan içine çıkmaya cesaret edemeyecekler..
O alçaklar ki, bütün dünyanın sevdiği, saydığı bir bilim kadını, insanlığa, insana, özellikle de bu ülkenin ezilmiş, silinmiş kadınlarına, kızlarına adanmış bir hayat için utanmadan, sıkılmadan, yüzleri kızarmadan “Darbeci” dediler.. Onu öldüren darbeyi, ölümle savaşırken acımasızca, haince vurdular..
Bu ithamı hiç anlayamadı, sindiremedi.. Zaten çok hassas giden sağlığı, evine yapılan baskın ve bu baskını bahane ederek yapılan alçakça, haince saldırılar yüzünden iyice sarsıldı ve bir daha kendisini toparlayamadı..
Nasıl toparlardı ki..
Nasıl toparlasın, nasıl dayansın, böylesi bir alçaklığa, o zayıf, o naif bünye..
Bütün dünyanın önünde eğildiği bilim adamlığı, cüzamla savaşta yaptığı dünya çapında önderliğin yanında, ikinci bir hedefte daha odaklandı.. Okutulmayan, okuyamayan kız çocuklarını sahiplenmek.. Onların çağdaş eğitim yapmalarını sağlamak..
Onu da başardı.. Şu an tam 29 bin kız öğrenci, Saylan’ın önderlik ettiği sivil toplum örgütünün sağladığı bursla okuyor..
Gerek bilim kadını, gerek sivil toplum örgütü yöneticisi olarak ulaştığı başarılar, ona yığınla, ulusal ve uluslararası ödüller kazandırdı.. En son geçen hafta Boğaziçi Üniversitesi ona iki Onursal Doktorluk Ünvanı birden verdi.. Saylan hastalığı çok ağırlaştığı için, törene katılamazken, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları hâlâ ona ve onurlandıran Boğaziçi Üniversitesi’ne sövmekle meşguldüler.
Bu muhteşem kadının, bu anıt insanın iki büyük günahı vardı..
Atatürkçüydü ve laikti.. Atatürk düşmanları, laiklik denince tüyleri ürperenlerle ve de onlara yaranmak için düşüncelerini satan dönekler, açık seçik Atatürk’e sövemedikleri, laikliği lanetleyemedikleri için bir hain formül buldular..
Bu ülkede ne kadar Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve laik varsa, onlara “Darbeci” demeğe başladılar.. Türkan Saylan’ı listelerinin başına koydular.
Saylan bir eşsiz toplum lideri olduğu için, en ağır saldırılara da o uğradı.. Hiç utanmadan, hiç sıkılmadan sövdüler Saylan’a.. Ne iğrenç şeyler yazdılar, söylediler hakkında..
Utanmadan..
Ama o eşsiz kadını yürekten vuran “Darbeci” ithamı oldu.
Darbeci, bir ömrü, pek çoğunun yanına bile yaklaşmadığı cüzamlılara adar mı?..
Darbeci, bir ömrü, bu ülkenin genç kızları çağdaş eğitim alsınlar, okusunlar, uygar Türk kadını olarak ülkeye hizmet etsinler diye tüketir mi?.
Darbeci öldüğü ana kadar, insan için, insanlık için, bilim, çağdaşlık için savaşır mı?.
Türkan Saylan doktordu. Hastalığını biliyordu. Sonunu da.. “Ölüme hazırım” diyecek kadar biliyordu..
Yılları değil, günleri sayılı insan “Darbeci” olabilir mi?. Darbeyi düşünebilir mi?.
Ama alçaklığın, ama hainliğin, ama utanmazlığın sonu yok.. Dediler..
Aslında diyerek kendi kuyularını kazdılar..
Nasıl kazdıklarını bugün sindikleri delikten, canlı yayın yapan televizyonları izlerken görecekler..
Bu hainliklerinin, bu alçaklıklarının, bu utanmazlıklarının, Atatürk Cumhuriyeti’nin yılmaz ve yenilmez sahiplerini nasıl birleştirdiğini, nasıl bir araya getirdiğini görecekler..
Türkan Saylan’ın ölüsü, yaşayanından çok daha ağır, çok daha müthiş, çok daha unutulmaz bir tokat atacak onlara..
Ölümsüz Türkan Saylan!..
Sana selam.. Sana saygı.. Sana şükran!..
Yaşarken ve ölürken yaptıkların için!.