Cumhuriyet gazetesinin değerli yazarlarından Hikmet Çetinkaya, gazetenin İmtiyaz Sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk ile pazar sohbetlerine devam ediyor. Çetinkaya’nın İlhan Selçuk ile yaptığı son görüşmesi bugünkü Cumhuriyet’te…

Hikmet Çetinkaya

 
Hava bir açıp bir kapıyor… Lodoslar, poyrazlar arasında bir İstanbul…
 
Ve dün öğle saatleri…
 
İlhan Ağabey koltuğunda oturmuştu. Kız kardeşi Ülfet Ertel ve ben…
 
Türkiye’yi ve dünyayı konuştuk üçlü sohbetimizde. İlhan Ağabey anlattı, biz dinledik.
 
Türkiye’de yaşanan siyasi gerilim, hükümet-asker arasındaki gerginlik.
İlhan Ağabey, sürekli sorular soruyor ve yanıtlarını arıyordu.
 
Bir ara şöyle dedi:
 
“Her şeyimizi laik demokratik Cumhuriyete, Mustafa Kemal’e borçluyuz. Laik demokratik Cumhuriyeti yaşatacağız. Türkiye bir hukuk devleti. Hukuk her zaman bize gerekli. Kışkırtmalara gelmemeliyiz. Çünkü bu yurt bizim. Tüm siyasetçiler, bilim insanları, gazeteciler sağduyulu olmak zorunda. Aklımızı yitirmeyelim. Bölünmeyelim. Bizi ayrıştırmak isteyenlere karşı ulusça tümlüğümüzü koruyalım.”
 
Gözlüklerini düzeltti…
 
Gözlerinde eksik olmayan bir pırıltıyla devam etti konuşmasına:
 
“Hiç durmadan değişen çevre… Dünya olayları… Toplumsal koşullar… Bilim… Üretim güçleri… Üretim ilişkileri… Renkten renge giren dünya haritası… Dalgalanan koşullar…”
İnsan yanlış yapabilirdi, çevresini ve olayları değerlendirirken. .. İlhan Ağabey’in deyişiyle “her şeyi ben bilirim” şişinmesi içinde. Üstelik Türkiye’ye tepeden bakıp, dünya sorunlarını hallaç pamuğu gibi atarak gözü kapalı mı yürümeli insan?
Yoksa daha alçakgönüllü bir yaklaşım içinde, sağını solunu gözeterek mi olayları ele almalı?
İlhan Ağabey’in söylediği her kelimenin bir anlamı ve derinliği var…
***
Bilgece ve bir alçakgönüllülükle olaylara yaklaşmak erdem değil midir?
İlhan Selçuk, hem bir bilge, hem de alçakgönüllü…
Son olayları kaygıyla izliyor, devletin önemli kurumlarının yıpratıldığının altını çiziyor…
Konu dönüp dolaşıp etnik ve dinsel kimliğe geliyor:
“…Biz Türkçü değiliz, Turancı olamayız; Lozan sınırları içinde insan haklarını sonuna dek uygulayabilen bir uygarlık anlayışını yeğlemek güzeldir.
 
Ne var ki Kürtçü de olamayız, dinci de!
Kürt olmakla, Kürtçü olmak arasında da altı çizilmesi gereken bir ayrım var.
Anadolu halkı ne Türkçülüğün ardından koşacaktır, ne Kürtçülüğün, ne dinciliğin!
Çünkü, bu toprakları mezbahaya çevirmek için, şovenlik üstünde yükselen bir etnik çatışmanın tohumlarını ekmek isteyenlerin ardına yuvalanmış emperyalizmi, yakın tarihin ardında tanımıştır.”
Birinci Dünya Savaşı’yla Turancılık yıkılmıştı…Türkçülüğün düşün lideri Ziya Gökalp de değişen gerçeklere göre yeni yorumlar yapmak zorunda kaldı. Mütarekede İngilizlerin
Malta’ya sürdüğü Gökalp, 1924 yılında Diyarbakır milletvekiliyken gözlerini yaşama yumdu.
İlhan Ağabey, bir önemli noktanın altını çiziyor bu arada:
“İkinci Dünya Savaşı’nda Türkçülük yeniden canlanır gibi oldu. Hitler Almanyası’nın Yeni Nizam’ının etkisiyle Orta Asya’ya dönük Turancılık hevesleri başladı ama bu kısa sürdü.
Türkçülük, bir tür şovenliktir; Türk olmakla Türkçü olmak arasında bir ayrım var. Atatürk Cumhuriyeti kurulurken Türkçülük kapandı. Çağdaş ulusalcılığın sınırları çizildi. CHP’nin Aatı okundan birisi “milliyetçilik”ti ama ırkçılık değildi. Daha çok kültürel içeriği ağır basan bir ilkedir. Halkçılık ise demokrasi kavramıydı.”
 
***
 
Evet biz ne Türkçü oluruz, ne Kürtçü, ne dinci!
Birey olmamız gerekiyor!
İlhan Selçuk, son aylarda yaşananlardan, hükümet-TSK gerginliğinden kaygılanıyor.
İlhan Ağabey, “Demokrasi bilincimiz birey olduğumuz sürece gelişir” deyip ekliyor:
 
“Cumhuriyet devrimi bizi geçmişimizden koparmıyor; geçmişimize bağlıyor. Bu güzel ülkemizde yaşadığımız için mutlu olmalıyız. Kısır çekişmelerle uğraşmamalıyız. Bilim, araştırma, inceleme, önyargısız yaklaşım, bilimsel sentez çabası… Cumhuriyet devrimi bize bu fırsatı sağlıyor. Yoksa geçmişimizin cahili kalırız.
Mustafa Kemal Atatürk, laik Cumhuriyeti, yeni kuşakların eğitimini akla ve bilime dayalı öğretim düzeni üzerinde kurmuştu, şeriatçı bu düzeni değiştirdi; Milli Eğitim’de şeriata bağlı kuşaklar yetiştiriliyor, gün geçtikçe denge tersine dönüyor. Bu denge dönüşümü emperyalist güçlerin işine yarıyor.
Bugün Türkiye’de 12 Eylül yasaları hâlâ sürüyor, insanlar gece yarıları gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.
Devletin kurumlarıyla hükümet arasındaki sürtüşme herkesi tedirgin ediyor.
Bu sorunları, demokrasimizi geliştirip temel hak ve özgürlükleri sağlarsak aşabiliriz.”
Sohbetimiz bitti… Dışarıya çıktım… İnceden bir yağmur altında yürümeye başladım…