Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"Şarap" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

Nevşehirli bir şarap firmasının ürettiği 4 marka, şarap alanındaki önemli yarışmalar arasında gösterilen Concours Mondial de Bruxelles’de 2 altın, 2 gümüş madalya kazandı.

 Firmanın sahibi Hasan Turasan, Concours Mondial de Bruxelles yarışmasının kalite ve ciddiyet açısından dünyadaki uluslararası şarap yarışmaları içinde ilk üç sırada yer aldığını söyledi.

Kırmızı, beyaz ve rose dallarında yarışmaya katıldıklarını ve yarışmada Turasan Rose’nin altın madalya kazandığını belirten Turasan, şarabın Türkiye’de üretilen rose şarapları içinde uluslararası yarışmalarda ilk altın madalya kazanan ürün olduğunu dile getirdi.

Seneler Cabernet Sauvignon, Merlot ve Syrah karışımından elde ettikleri bir ürünün de aynı yarışmada altın madalya kazandığını ifade eden Turasan, Seneler Narince ve Seneler Öküzgözü şaraplarının ise gümüş madalya kazandığını bildirdi.


“Başarıda kalite sürekliliği önemli”

Kalitelerindeki sürekliliğin kazandıkları başarıda önemli olduğuna dikkati çeken Turasan, doğru zamanda doğru hareketleri yapmanın başarılarına katkı sağladığını dile getirdi.

Yıllık 2 milyon litre üretim kapasitesine sahip olduklarını ifade eden Turasan, toplam olarak 24 çeşit ürüne sahip olduklarını söyledi.

Yarışmayla gelen başarının ardından Avrupa’daki şarap uzmanlarından olumlu tepkiler aldıklarını aktaran Turasan, ”Türkiye’de şarapçılığın ilerleyebilmesi için sektörün önünün açılması lazım” diye konuştu.

Şarabın ülkeler arasında iyi bir reklam aracı olduğunu belirten Turasan, ”Eğer çok iyi bir planlama yapılabilirse Türkiye, 10 sene içerisinde, dünya üzerinde çok iyi bir şarap markası olabilir” dedi.

“Ödüllü şaraplar Çin’e ihraç ediliyor”

Yarışmanın ardından ödül kazanan şarapları Çin’e ihraç etmeye başladıklarını anlatan Turasan, kendi alanında Çin’e ihracat yapan ilk firmalardan olduklarını söyledi.

İhracat oranlarının şu an için çok yüksek boyutta olmadığını belirten Hasan Turasan, ”Bizim için önemli olan ihracat hareketini başlatabilmekti. Çünkü, dünya pazarında Türk şarabı çok az biliniyor” ifadesini kullandı.

Sektörün önünün açılması için önerilerini de anlatan Turasan, şarap üreten ülkelerle ithal eden ülkelerdeki vergilendirme sisteminin çok farklı olduğunu bildirdi.

Şarap üreticisi ülkelerde ürünün üzerinde herhangi bir vergi olmadığını vurgulayan Turasan, Türkiye’deki vergilendirme sisteminin üretici için ağır olduğunu kaydetti.

Şaraba nasıl bakıldığının önemli olduğunu da dile getiren Turasan, ”Şarabın ham maddesi üzümdür. Türkiye, konumu gereği üzüm yetiştirmeye son derece elverişli bir ülkedir. Bana göre, katma değeri son derece yüksek bir üründür” şeklinde konuştu.

Hürriyet Gazetesi yazarı Oğul TÜRKKAN, şarap konusunda oldukça önemli bir noktaya dikkat çekmiş. Ben de gerçekten bölgesel farklılıkları yansıtan daha az “sanayileşmiş” şarapları tercih etmeye çalışırken, ne yazık ki  bu tür şarapları  ülkemizde bulmamız giderek zorlaşmaya başladı. Oysa ki, şarap üretiminde ön sıralarda yer alan birçok ülkede, sadece şarabın üretildiği bölgeye giderek satın alabileceğiniz belki de adını bilmediğiniz pek çok çok özel şarabı bulmanız mümkün. Dileğim bunun bizim ülkemizde de sürdürülebilmesidir.
 
Burak Küçükebe
 
Oğul TÜRKKAN’IN yazısını aynen aktarıyorum:
 

Butik şarabın arzı hakkında

Geçenlerde Londra’daydım. Amacım bu dünyanın en güzel yeme içme şehrini tekrar koklamak ve tatmak, aynı zamanda da Masters of Wine (*)’ların toplantısına katılmaktı.

Bu uluslararası toplantıda, Master of Wine’lar ile yuvarlak masa toplantısı düzenleyip şarap tadımı ve güncel konuların tartışmasını yaptık.

Sabahtan, dünyadan Shiraz üzümünden şaraplar tattıktan sonra, ardından da dünyadan Riesling üzümünden şarapları tadıp yorumladık.

Her biri üretildiği toprağı yansıtan, birbirlerinden farklı lezzetlere sahipti.

Avustralya Riesling’inde yöreye özgü “lime” kokusu kendini diğerlerinden ayrıştırmasını sağlarken, Alman Riesling’i geç hasattan kaynaklanan tatlılığı ile öne çıkıyordu. Shiraz’larda ise; Fransız Shiraz’ı baharatlı tatlar sunarken Güney Afrika Shiraz’ı ise yuvarlak ve meyvemsiliği ile diğerlerinden ayrışıyordu.

Bu arada şunu belirtmek isterim ki, hepsi birbirinden güzeldi.

Ardından şarap piyasasından konu açıldı. Yuvarlak masa şövalyeleri gibi şarap şövalyeleri masanın çevresinde felsefi tartışmalara başladık. Tartışma süpermarketlerin şarap üreticileri ve butik şarap satıcılarının üzerindeki etkisinin tüketici üzerinde şarap seçimini daraltıp daraltmadığı ile ilgiliydi.

Günümüzde dünyadaki şarabın yaklaşık %70’i süpermarketlerde satılıyor. Süpermarketler ise raf dönüşü yüksek, kendi ödeme şartlarına uyan, tedarik sınırı olmayan üretici ve ithalatçılarla çalışırlar. Şarabın ticari koşulları ile kalitesi arasında seçimlerini ticari koşuldan tarafa kullanırlar. Ayrıca talebi yönlendirmelerinden dolayı, üreticiler üzerinde şarabın tarzı ve fiyatı hakkında yaptırım sahibi olurlar. Üretici ve ithalatçılara hangi şarabın satıp, hangisinin satmadığını söylerler. Diğer taraftan şarabın ruhuna aykırı ürünler tasarlatırlar desek dünya genelinde yanlış olmaz. Yöreye özgün özenli şaraplar ise satışta bilgi aktarımı gerektirdiğinden sürümlerinin yavaşlığı nedeniyle raflarda boy gösteremez.

Şarap tarımsal bir ürün olduğundan kaliteli ve geleneksel şarap sonlu bir ürün olup toprağına ve kültürüne özgü köken özellikleri, iklim, işlenme özellikleri gibi unsurlardan etkilenir. Bir anlamda şarabın doğasında bu romantik özellik vardır. Bölgesel iklim, toprağın su tutma özellikleri, geleneksel üretim alışkanlıkları, yöreye özgün veya uygun üzümler gibi birçok unsur şaraba kişilik kazandırır.

Süpermarketler ise orta bir kalitede, kökenini pek yansıtmayan, bilindik üzümlerden yapılan, tedarik sorunu olmayan ürünler satmayı tercih ediyorlar. Bu ürünlere de şarap deniyor ancak bunlar daha çok sanayi ürünü tarzında neredeyse sonsuz ürünler. Bir anlamda gazozlar gibi kalitede standartlığın, yüksek kalite ve bölge karakterinden önemli olduğu bir üretim tarzında ürünler.

Peki, tüketici neden süpermarketten şarap alır?

Bu sorunun cevabı pratiklikte yatıyor. 

Tüketicinin süpermarketten şarap alması diğer alışverişini yaparken kolayına geliyor. Diğer taraftan süpermarketlerin şarapta sanki her yerden daha ucuzlarmışçasına yapmış olduğu promosyon kampanyaları da en uygun fiyatın süpermarkette olduğu intibasını yaratıyor.

Ayrıca süpermarket şarabın kalitesi ile doğrultulu bir seçim yapmayıp, sadece alım şartlarını ve raf dönüş hızını göz önünde bulundurarak alım ve arz ediyor.

Yavaş yavaş, İngiltere’de büyük zincirler (Marks and Spencer gibi) Master of Wine’lardan danışmanlık alarak seçimlerinin sağlam bir zemine, şarap bilgisine bağlamaya çalışıyorlar. Bir anlamda bu kısır döngüyü kırmaya çalışıyorlar.

Peki, bunun sonucunda ne oluyor?

Küçük ve butik üretimler süpermarketin satış şartlarına uymadığından raflarda yerini alamıyor. Özellikle, yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi romantik özellik taşıyan şaraplar tüketiciye arz edilemiyor.

Şarap romantik ruhunu kaybedip gitgide bir sanayi ürünü halini alıyor. Dünyada butik şaraplar satan mağazalar gitgide zora düşüyor.

İşte yuvarlak masa tartışmalarından bu sonuç çıktı.

Peki, Türkiye’de durum ne?

Şarabın en yaygın dağıtım kanalı yine süpermarketler. Burada tüm seçim sanayii tipi şaraplardan oluşuyor.

Birçoğunda fiyatlar ucuz gibi gözükse de (kampanya dönemleri hariç) piyasanın üstünde.

Butik şarap satıcısı deyince bir avuçtan öteye gitmiyor. Butik şarap mağazaları Türkiye’de yaşayamıyor. Butik üretici de ürünlerini satacak kahraman aracı bulamıyor. Bir anlamda “kahraman bakkal süpermarkete karşı” misali.

Durum böyle olunca hep beraber sanayii tipi üretilen şarapları tüketiyor oluyoruz.  Özel üretimlere (diğerlerinden daha fazla desteğe ihtiyaçları olmasına rağmen) hiç katkıda bulunamıyoruz. Şarapta Türkiye’nin toprak özelliklerini yansıtacak ürünlerin çoğu başlarını bile kaldıramıyor. Sanayii tipi üretici de butik şarapları yaygın dağıtım ağı ve iletişim avantajlarını kullanarak satmayı beceriyor. Sadece butik üretim yapanlar da sanayii tipi üretime doğru kayıyorlar. Tüketici adına ve gelişmekte olan Türk şarapçılığı adına çok yazık oluyor.
 
* Master of Wine: MS şarap üstadı
 

Oğul TÜRKKAN-Hürriyet-02/06/2010