<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gml="http://www.opengis.net/gml"
>

<channel>
	<title>Bir Psikiyatristin Günlüğü &#187; Ruh Sağlığı</title>
	<atom:link href="http://fuat.beskardes.com/kategori/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fuat.beskardes.com</link>
	<description>Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Jan 2012 19:15:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Her Yönüyle Stockholm Sendromu</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2323/her-yonuyle-stockholm-sendromu.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=her-yonuyle-stockholm-sendromu</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2323/her-yonuyle-stockholm-sendromu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 19:15:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2323</guid>
		<description><![CDATA[Dr. A. Fuat BEŞKARDEŞ Kategori: Kişilik Bozuklukları Stockholm Sendromu nedir, Stockholm Sendromu kimlerde görülür, Stockholm Sendromu’nun tedavisi nasıldır, Stockholm Sendromu’nun belirtileri nelerdir? Rehinenin kendisini rehin alan kişiye duygusal anlamda bağlanması olarak özetlenen bir tablo olarak ortaya çıkan Stockholm Sendromunu Yrd. Doç. Dr. Fuat Beşkardeş her yönüyle e-psikiyatri.com için anlattı… Ülkemizde de zaman zaman gündeme gelen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<div>
<div>
<address><a title="Uzm. Dr. A. Fuat BEŞKARDEŞ" href="http://www.e-psikiyatri.com/author/fbeskardes/">Dr. A. Fuat BEŞKARDEŞ</a></address>
</div>
<p>Kategori: <strong><a href="http://www.e-psikiyatri.com/eriskin-psikiyatri/kisilik-bozukluklari/">Kişilik Bozuklukları</a></strong></div>
<div>
<h3><strong>Stockholm Sendromu nedir, Stockholm Sendromu kimlerde görülür, Stockholm Sendromu’nun tedavisi nasıldır, Stockholm Sendromu’nun belirtileri nelerdir?</strong></h3>
<p><a href="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/stockholm_sendromu.jpg?84cd58"><img title="Her yönüyle Stockholm Sendromu" src="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/stockholm_sendromu-150x150.jpg?84cd58" alt="kisilik bozukluklari Her yönüyle Stockholm Sendromu" width="150" height="150" /></a></p>
<p>Rehinenin kendisini rehin alan kişiye duygusal anlamda bağlanması olarak özetlenen bir tablo olarak ortaya çıkan Stockholm Sendromunu Yrd. Doç. Dr. Fuat Beşkardeş her yönüyle e-psikiyatri.com için anlattı…</p>
<p>Ülkemizde de zaman zaman gündeme gelen hatta siyasete dahi konu olan Stockholm Sendromunu <a title="NPİSTANBUL Hastanesi" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/npistanbul-hastanesi/">NPİSTANBUL Hastanesi</a>’nden Yrd. Doç. Dr. Fuat Beşkardeş anlattı…</p>
<h4><strong>STOCKHOLM SENDROMU NEDİR?</strong></h4>
<p>Rehinelerin, kendilerini esir alanların duygularını anlama noktasına gelmeleri ve kendisini rehin alan kişilerle geçirdikleri sürenin sonunda onlara yardımcı olmaya başlaması ve nihai olarak da onlarla özdeşim kurmalarına <a title="Stockholm Sendromu" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/stockholm-sendromu/">Stockholm Sendromu</a> denmektedir.</p>
<p>Bu sendromun anlamını genişleterek insanın kendisini zora sokan, üzen koşulları benimsemesi, savunması ve bu koşulları yaratan nedenleri görmemesi, ezenin yanında yer alması olarak da tanımlayabiliriz.</p>
<h4><strong>GELİŞİM MEKANİZMASI</strong></h4>
<p>Sürekli şiddet yaşamanın bir sonucu olarak kurbanlar saldırganla özdeşleşmeye ve bir hayatta kalma stratejisi olarak onun için hareket etmeye başlayabilir. Kurbanın iradesinin saldırgana bağlı olması gönüllü bir karar değil, şiddetin doğrudan sonucudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_28639"><a href="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/fuat_beskardes1.jpg?84cd58"><img title="Her yönüyle Stockholm Sendromu" src="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/fuat_beskardes1-150x150.jpg?84cd58" alt="kisilik bozukluklari Her yönüyle Stockholm Sendromu" width="150" height="150" /></a>Yrd. Doç. Dr. Fuat Beşkardeş</p>
</div>
<p><strong>Travmatik bağlanma süreci…  (Appelt,Kaselitz, Logar 2004)</strong></p>
<p>“Şiddet uygulayanın ilk hedefi kurbanı köleleştirmektir ve bu amaca kurbanın hayatının her alanında despotça bir denetim kurarak ulaşır.  Ancak salt boyun eğme onu nadiren tatmin eder; suçlarını haklı göstermenin psikolojik ihtiyacı içindedir ve bunun için kurbanın onayına ihtiyaç duyar. Bu yüzden durmaksızın kurbanından saygı minnet ve hatta sevgi göstermesini talep eder. Saldırganın nihai hedefi gönüllü bir kurban yaratmak gibi görünmektedir”. (Herman, 1992)</p>
<h4><strong>GELİŞİM SÜRECİ</strong></h4>
<p>Bu sendromun ortaya çıkmasının temel nedeni, hayatta kalma içgüdüsüdür. Dış dünyadan tamamen soyutlanan kurban, ihtiyaçları için kendisine baskı yapan kişiye bağımlı olduğunu hisseder. Saldırganın yaptığı küçük iyilikler kurbanın gözünde büyür, zamanla kurban kendisini saldırganın yerine koyup olayları onun gözünden görmeye, yaptıklarına hak vermeye başlar.</p>
<p>Kurban tarafından baskıcının şiddet eğiliminin tamamen göz ardı edilmesi sonucunda, içinde bulunulan tehlike de reddedilir.</p>
<p>Kurban, tek olumlu ilişkisinin şiddet gösteren ile kendi arasında olan olduğunu düşündüğü için bu ilişkiyi de kaybetmek istemez ve dolayısıyla saldırgandan ayrılması gittikçe zorlaşır.</p>
<p><strong>Stockholm Sendromuna yani saldırganla özdeşleşmeye yatkınlık yaratan durumlar</strong></p>
<p>1.Hayati tehlikelilik durumu 2.Dış dünyadan soyutlanmışlık 3.Bulunduğu ortamdan kaçamaz halde olma (ya da kaçamayacağına kanaat getirmişlik durumu ) 4. Saldırganın ara sıra arkadaşça ve yakın davranması</p>
<p>Graham ve Rawlings (1998) bu koşulların genellikle <a title="aile içi şiddet" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/aile-ici-siddet/">aile içi şiddet</a> olaylarında ortaya çıktığını ve kurbanların saldırganla özdeşleşme gösterebileceklerini belirtirler. Bu durumlarda şiddete uğramış kadın, saldırganı kışkırtacak veya öfkelendirecek herhangi bir şey yapmaktan çok korkar. Onun takdirini kazanmaya çalışır ve onun tarafınaymış gibi davranır. Savaşta, savaş esirlerinde de karşı tarafa patolojik bağlanma söz konusu olur. Saldırganıyla özdeşim kurulan bu durumda rehin alan kişiye mağdur taraf çeşitli duygular besleyip, onunla özdeşim kurar ve kişide kişilik değişimi yaşanır.</p>
<h4><strong>STOCKHOLM SENDROMUNUN GÖRÜLDÜĞÜ BELLİ BAŞLI GRUPLAR</strong></h4>
<p>Rehin alma durumu ve benzer bir baskı yaratan kaçırılma durumlarında (rehine-esir alan) Tecavüze uğrama, ensest ya da cinsel tacize maruz kalan çocuklarda  (istismara uğrayan çocuk-istismar eden ebeveyn) Savaşta bulunma, savaş esirleri, toplama kamplarında yaşama durumlarında Hayat kadınlarında (pazarlanan) Aile içi şiddete maruz kalınması durumlarında  (dövülen eş-döven eş) Yoğun dini  (tarikat benzeri ) ve siyasi baskı uygulanması durumlarında (brainwashing durumlarında)  (takipçi-lider)</p>
<p>Uzun süren hapishane deneyimlerinde (tutuklu-gardiyan) Ev hapsine maruz bırakılma durumlarında</p>
<h4><strong>TARİHÇESİ</strong></h4>
<p>İlk kez psikiyatr Bejerot tarafından tanımlanan sendrom, ismini 1973 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşanan bir olaydan almaktadır.</p>
<p>Banka soyguncusu tarafından 6 gün boyunca rehin tutulan banka görevlisi bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır.</p>
<p>Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz, nişanlısını terk ederek kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler, sonunda da onunla evlenir.</p>
<p>23 Ağustos 1973 günü Stockholm’de bir bankayı soymak üzere basan soyguncular 4 banka görevlisini 6 gün (131 saat) rehin tuttu.</p>
<p>Soyguncular banka personeline iyi davrandı, aralarında iyi ilişkiler oluştu;</p>
<p>Rehineler polisin bankayı basacağını fark edip soyguncuları uyardılar; Daha sonra mahkemede soyguncular aleyhine ifade vermek istemediler, savunma ücreti için para topladılar. Olay, “soyguncular bankadan para çalamadılar ama bazı insanların kalbini çaldılar” biçiminde yorumlandı…</p>
<p>1974 yılında Patty Hearst isimli bir milyoner kadın bir terörist grup tarafından kaçırıldıktan 2 ay sonra onlarla birlikte bir banka soygunu yaparken yakalandı. Avukatları SS mazeretini kullandıysa da mahkeme kabul etmedi ve hapse mahkûm etti.</p>
<p>2001 yılında İngiliz bayan gazeteci Yvonne Ridley, Afganistan’da Taliban tarafından kaçırıldı, ilk 11 gün onlarla kavga etti, yemek yemedi. İslâm dinini incelemesi şartıyla serbest bırakıldıktan sonra İslâm dinine ilgi duydu, 2003 yılında da Müslüman oldu.</p>
<h4><strong>STOCKHOLM SENDROMU GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER</strong></h4>
<p>*Deneyimin (rehin, esir alınma vb gibi) süresi ve yoğunluğu *Rehinenin esir alana yakınlık ve bağımlılık derecesi *Rehin alınan kişinin kendi ortamından psikolojik olarak ne kadar uzaklaştığı *İçinde bulunulan durumun kendine özgü hassasiyeti SYMONDS (1980) SS Gelişim Riski Triadı 1.Hostil bir çevrede bulunma 2.İzolasyon hali 3.Çaresizlik hisleri Sonuç olarak bu kişilerde regresyon ve çocuklaşma eğilimi görülmekte ve bu duruma ”Travmatik İnfantilizm” adı da verilmekte.. ‘Travmatik İnfantilizm’ durumu da kişinin hayatını tehlikeye sokan kişiye yakınlaşmasına ya da onun davranışlarını taklit etmesine yol açabilmekte. ”Frozen Fright” (Donmuş Korku) : Symonds tarafından tanımlanmış olup, kurbanların ani tehlike karşısında paralize olma hallerini anlatmak için kullanılmaktadır, bir çeşit dissosiyatif reaksiyon olarak da değerlendirilebilir.</p>
<h4>S<strong>TOCKHOLM SENDROMU TRAVMATİK BAĞLANMA</strong></h4>
<p>Travmatik Bağlanma Nasıl Oluşur ve Güçlenir?</p>
<p>Şiddet ve şiddet tehditleri. Şiddet içerikli ile iyi davranma arasında gidip gelerek değişen tutarsız davranışlar bağlanmayı arttırır. Eğer uygunsuz bir düşünceye sahip olurlarsa istismarcının bunu anlayıp daha şiddetli öç alacağı düşüncesi. Izolasyon bağlanmayı arttırır. Utanç ve stigmatizasyon <a title="korkular" href="http://www.e-psikiyatri.com/eriskin-psikiyatri/korkular-eriskin-psikiyatri/">korkular</a>ı ( özellikle tecavüz, ensest, seks işçiliğiyle ilgili)</p>
<h4><strong>TRAVMATİK BAĞLANMANIN BELİRTİLERİ</strong></h4>
<p>- PTSB semptomları &#8211; Ufak bir iyiliğe karşı bile çok yoğun minnet duyguları &#8211; Şiddeti ve şiddet tehdidini inkar &#8211; Rasyonalizasyon &#8211; İstimarcıya ve kendine olan öfkenin reddi &#8211; Kötüye kullanımı önlemeye yönelik güce sahip olduğuna yönelik bir inanç &#8211; Durumdan ve istismardan ötürü kendi kendini suçlama eğilimi &#8211; İstismarcının ihtiyaçlarına aşırı duyarlılık &#8211; İstismarcı şiddet davranışını azaltsın diye onu memnun etme çabaları &#8211; Dünyayı istismarcının perspektifinden değerlendirme, kendine ait <a title="bakış açısı" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/bakis-acisi/">bakış açısı</a>nı kaybetme &#8211; Kendini de istismarcının <a title="bakış açısı" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/bakis-acisi/">bakış açısı</a>yla değerlendirme &#8211; İstismarcıyı iyi biri olarak değerlendirme ya da onu da kurban olarak görme &#8211; Hayatta kaldığı için ve onu öldürmediği için istismarcıya minnet duyguları besleme</p>
<h4><strong>LİMA SENDROMU</strong></h4>
<p>Stockholm sendromunun tersi olarak adlandırılır. <a title="Stockholm sendromu" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/stockholm-sendromu/">Stockholm sendromu</a> ile aynı koşullarda meydana gelir ve rehin alan kişiler kurbanlarına bağlılık hissederler.</p>
<p>1996′da Peru’nun Lima kentinde gerçekleşen Japon elçiliği rehine krizinin ardından bu adı almıştır.</p>
<p>Çeşitli ülkelerden diplomat, asker ve işadamlarının bulunduğu partiyi basan 14 gerilla yüzlerce kişiyi rehin aldı. 4 ay süren krizde militanlar rehinelerin ihtiyaçlarını karşıladı, sevecen davrandı ve çoğunu salıverdi…</p>
<h4><strong>MEDYA ÖRNEKLERİ</strong></h4>
<p>- George Orwell 1984 isimli romanını 1949 yılında yazmıştı ve kitapta Winston karakterlerinin, kendisine işkence yapan kişiye aşık olduğunu anlatmaktaydı. &#8211; İlk çekimi 1933 yılında yapılmış olan King Kong filminde de, canavara kurban edilmek üzere olan sarışın kız King Kong tarafından kurtarılır, kız da onu sever… &#8211; Celladına aşık olan köle &#8211; A life less ordinary filminden karaler &#8211; They weren t bad people they let me eat, they let me sleep, they gave me my life, a hostage from flight 847 &#8211; Costa Gavras’ın Mad City filmi, &#8211; Güzel ve Çirkin (Beauty and the Beast) filmi &#8211; Terence Stamp’ın oynadığı The Collector, &#8211; Woody Allen’in Sleeper, &#8211; Sidney Lumet’nin Dog Day Afternoon, &#8211; Nick Cassavetes’in John Q filmi, &#8211; David Hackl’ın  Saw (Testere)  filmi &#8211; Samuel L.Jackson ve Kevin Spacey basrollü  “The Negotiator“ filmi &#8211; Stockholm Sendromunun örneklendiği öyküleri olan başka yapımlardır…</p>
<p>Türk Sinemasındaki örnekleri için; &#8211; Gırgır ali, Cüneyt Arkın-Hülya Koçyiğit &#8211; Seni seviyorum, Yaşar Alptekin, Melike Zobu &#8211; Fırtına, Kadir İnanır, Harika Değirmenci &#8211; Deniz Yıldızı, Kenan Kalav, Gülben Ergen</p>
<h4><strong>STOCKHOLM SENDROMU’NUN TEDAVİSİ</strong></h4>
<p>- Psikoterapi &#8211; Farkındalık oluşturma çabaları (kötü muamele yapan kişinin davranışlarının amacı ve neye hizmet ettiğiyle ilgili)</p>
<p>Travma Terapisi</p>
<p>1.Güvenliğin Tesis Edilmesi 2.Hatırlama ve Yas 3.Hayatla yeniden bağ kurulması</p>
<p>Yeterli zaman ve mekan sağlanması Anlayış ve empati Güçlü ve sağlıklı dayanışma grupları</p>
<p><strong>Şaban Özdemir (NPGRUP)</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2323/her-yonuyle-stockholm-sendromu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<georss:point featurename="Tarabya,Sarıyer"> </georss:point>
	</item>
		<item>
		<title>Çözümsüz değilsiniz! Çaresiz değilsiniz!</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2321/cozumsuz-degilsiniz-caresiz-degilsiniz.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cozumsuz-degilsiniz-caresiz-degilsiniz</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2321/cozumsuz-degilsiniz-caresiz-degilsiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 19:39:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2321</guid>
		<description><![CDATA[  Uzm. Dr. A. Fuat BEŞKARDEŞ 03 Ocak 2012 Çözüm yok, çare yok diye düşünmeyin! Sorunlara nasıl yaklaşmalıyız. Olumsuz düşünceden sıyrılıp çözüm odaklı nasıl düşünebiliriz? Günlük yaşamda basit nedenlerden ötürü sorunu yönetemeyen milyonlarca kişiden biri zaman zaman biz oluruz. Sorunlar yaşamın olağan bir parçası kabul görürken, sorun karşısında gereksiz davranışlarda bulunup hem kendimizi hem de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1> </h1>
<div>
<address><a title="Uzm. Dr. A. Fuat BEŞKARDEŞ" href="http://www.e-psikiyatri.com/author/fbeskardes/">Uzm. Dr. A. Fuat BEŞKARDEŞ</a></address>
</div>
<div><abbr title="2012-01-03T12:42:33+00:00">03 Ocak 2012</abbr></div>
<div>
<h3>Çözüm yok, çare yok diye düşünmeyin! Sorunlara nasıl yaklaşmalıyız. Olumsuz düşünceden sıyrılıp çözüm odaklı nasıl düşünebiliriz?</h3>
<p><a href="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/korkular.jpg?84cd58"><img title="Çözümsüz değilsiniz! Çaresiz değilsiniz!" src="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/korkular-150x150.jpg?84cd58" alt="eriskin psikiyatri Çözümsüz değilsiniz! Çaresiz değilsiniz!" width="150" height="150" /></a></p>
<p>Günlük yaşamda basit nedenlerden ötürü sorunu yönetemeyen milyonlarca kişiden biri zaman zaman biz oluruz. Sorunlar yaşamın olağan bir parçası kabul görürken, sorun karşısında gereksiz davranışlarda bulunup hem kendimizi hem de çevremizdekilerin <a title="ruh sağlığı" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/ruh-sagligi/">ruh sağlığı</a>nı olumsuz yönde etkileriz çoğu zaman. Peki sorunlara nasıl yaklaşmalıyız. Yaşam sorunlarını etkin biçimde çözmenin basamakları var mı? Olumsuz düşünceden sıyrılıp çözüm odaklı nasıl düşünebiliriz?</p>
<p>Dr. Fuat Beşkardeş çözüm odaklı düşünebilmenin şifrelerini anlattı…</p>
<p>NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Fuat Beşkardeş sorun çözmeye olumlu ve olumsuz yönelimi olan kişiler ve özellikleri olduğuna dikkat çekiyor. Beşkardeş; bu kişilerin özelliklerini şöyle tanımlıyor.</p>
<h4><strong>SORUN ÇÖZMEYE OLUMLU YÖNELİMİ OLAN KİŞİLERİN ÖZELLİKLERİ:</strong></h4>
<p><strong></strong>- Sorunları genelde olağan, sıradan ve yaşamın kaçınılmaz olayları olarak görürler.</p>
<p>- Sorunları, kaçınılması gereken göz korkutucu olaylar olarak görmektense, kendilerini geliştirmeleri (yeni bir şey öğrenme, yaşamı daha iyi yolda değiştirme, kendini daha iyi hissetme gibi) bir uğraş için bir fırsat olarak görürler.</p>
<p>- Sorunların bir çözümü olduğuna ve bunu kendi başlarına bulabilecek yeterlikte olduklarına inanırlar.</p>
<h4><strong>SORUN ÇÖZMEYE OLUMSUZ YÖNELİMİ OLAN KİŞİLERİN ÖZELLİKLERİ:</strong></h4>
<p>- Soruna neden oldukları için kendilerini suçlama eğiliminde olurlar, ‘yetersiz, yeteneksiz, işe yaramaz, kötü, talihsiz’ diye genellikle kendilerini olumsuz tanımlarlar.</p>
<p>- Sorundan kaçmaya ya da herhangi bir tasarı kurmaksızın saldırmaya çalışırlar.</p>
<div><a href="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/fuat_beskardes.jpg?84cd58"><img title="Çözümsüz değilsiniz! Çaresiz değilsiniz!" src="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/fuat_beskardes-150x150.jpg?84cd58" alt="eriskin psikiyatri Çözümsüz değilsiniz! Çaresiz değilsiniz!" width="150" height="150" /></a></div>
<div>Psikiyatri Uzmanı Dr. Fuat Beşkardeş</div>
<p>- Sorunun üstesinden gelme beklentileri düşüktür, çünkü ya sorunu çözülemez olarak görürler ya da sorunu başarıyla çözebilecek yeterliliklerinin olmadığını düşünürler.</p>
<p>-Sorunu, yeterli birinin, çok çaba harcamadan hemen çözmesi gerektiğini düşünürler. Bir başkasının sorunu çözmesini yeğlerler.</p>
<p>Dr. Beşkardeş sorunun tanımlanmasının da önemine dikkat çekiyor ve 5 aşamalı olduğunu ifade ediyor.</p>
<p>1.Var olan gerçekleri arama: 5N, 1K: Ne, nerede, ne zaman, neden, nasıl ve kim.</p>
<p>2. Bu gerçekleri açık bir dille tanımlama</p>
<p>3. Gerçekleri varsayımlarda ayırt etme</p>
<p>4. Gerçekçi amaçlar saptama</p>
<p>5. Aşılacak engelleri belirleme</p>
<p>Yaşam sorunlarını etkin biçimde çözmenin ayrıntılarını da belirtiyor Dr. Fuat Beşkardeş.</p>
<p>“D’Zurilla ve Nezu tarafından tanımlanmıştır.</p>
<p>1. Aşama: Tutum: Bir sorunu çözmeye kalkışmadan önce, söz konusu soruna karşı ve bununla baş edebileceğinize dair olumlu ve iyimser bir tutum takınmalısınız.</p>
<p>2. Aşama: Tanımlama: Tüm verileri elde ederek, sorunu çözmenin önündeki engelleri belirleyerek ve gerçekçi bir amacı belirterek, sorunu doğru bir biçimde tanımlamalısınız.</p>
<p>3. Aşama: Seçenekler bulma, alternatifler üretme.</p>
<p>4. Aşama: Öngörme: Olumlu ve olumsuz sonuçları öngörme ve en az zararla,en çok yarar getireceğini düşündüğümüz en iyi seçeneğin seçimi</p>
<p>5. Aşama: Deneme: Bir eylem tasarısı oluşturduktan sonra bulduğunuz çözümü gerçek yaşamda dener ve işe yarayıp yaramadığını görürsünüz. Elde ettiğiniz sonuçla yetinebiliyorsanız sorunu çözmüşsünüz demektir. Yetinemiyorsanız, başa dönüp daha iyi bir çözüm arayışına girmelisiniz.”</p>
<p>Dr. Fuat Beşkardeş olumsuz düşünmeyi bırakma ve sağlıklı çözüm odaklı düşünmenin öğrenilebileceğini de kaydediyor.</p>
<p>“- Ne düşündüğümüz, çoğu zaman ne hissettiğimizi etkiler. Herhangi bir olayla ilgili olarak ne hissettiğimiz, o olayla ilgili ne düşündüğümüze bağlıdır.</p>
<p>- Hiçbir şey eksiksiz ve çok yetkin değildir. Sorunlar, yaşamın olağan bir parçasıdırlar ve bütün dünyayı denetim altında tutamayız.</p>
<p>- ’Bütün insanlar yanlış yapabilirler, ben de yanlış yapabilirim’.</p>
<p>- Olumsuz düşünceler içinde olduğumuz her an, bizi yaşamımızın olumlu yanlarına odaklanmaktan alıkoyar.</p>
<p>- Kötü bir ilişki olabilmesi ya da çatışma doğabilmesi için en azından iki kişiye gereksinim vardır.</p>
<p>- Sorunlar, öğrenme sırasında üstesinden gelinmesi gereken engellerdir, insanlar genellikle zorluklar karşısında kendilerini geliştirirler.</p>
<p>- İyi tanımlanmış bir sorun yarı yarıya çözülmüş demektir. Sorunu görmek, çözümü görmeye yardımcı olur.”</p>
<p>Ne denli çok çözüm yolu seçeneği yaratılırsa, o denli nitelikli çözümler bulunabileceğini ifade eden Dr. Beşkardeş, ön yargıdan uzak durulması, akıllara gelen her düşünceye değer verilmesi ve göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Çeşitlilik noktasında yöntemler üzerinde düşünmenin önemli olduğunun altını çizen Dr. Beşkardeş yaşamdan çıkarılacak derslerin de olduğunu söylüyor.</p>
<h4><strong>YAŞAMDAN ÇIKARILACAK DERSLER</strong></h4>
<p>- Epiktetos :’İnsanlara <a title="rahatsızlık" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/rahatsizlik/">rahatsızlık</a> veren, olayların kendisi değil, bu olaylara getirdikleri <a title="bakış açısı" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/bakis-acisi/">bakış açısı</a>dır’.</p>
<p>- <a title="Shakespeare" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/shakespeare/">Shakespeare</a> : ‘Hiçbir şey iyi ya da kötü değildir. Düşüncelerimiz onu belirler’.</p>
<p>- Dengeli bir yaşam kurabilmeniz için değiştirebileceğimiz durumları değiştirmeye çalışmanız, değiştiremeyeceklerinizi olduğu gibi kabul edip bunlara katlanmak için yeni bir algı geliştirmeniz ve ayırt etmek için yeterince akılcı davranmanız gerekmektedir.</p>
<p>-’Geçmiş anlaşılır, gelecek ise yaşanır. Yaşamınızı kendiniz yazın’</p>
<p><strong> Şaban Özdemir (NPGRUP)</strong></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2321/cozumsuz-degilsiniz-caresiz-degilsiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hoşgeldin 2012:Mutluluğa Vietnam Formülü&#8230;.</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2312/hosgeldin-2012mutluluga-vietnam-formulu.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hosgeldin-2012mutluluga-vietnam-formulu</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2312/hosgeldin-2012mutluluga-vietnam-formulu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 21:11:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2312</guid>
		<description><![CDATA[2012 Yeni Yıl Dilekleri Yerine: Mutluluğa Vietnam Formülü Ferrarisini Satan Bilge’nin sözleri değil bu sözler, Hiç Ferrarisi olmamışların ve olmayacakların sözleri. &#160; “Yoksul ülkelerde insanlar neden mutlu?” denir durur. Büyük bir merak konusudur bu, Kuzey Atlantik ülkelerinde. &#160; Yıllardır Asya’da çalışıyorum. Bu işin sırrını çözdüğüme inanıyorum. &#160; Geleneksel bir Vietnam ailesine konuk olalım şimdi. Aile, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2012 Yeni Yıl Dilekleri Yerine: Mutluluğa Vietnam Formülü</strong></p>
<p>Ferrarisini Satan Bilge’nin sözleri değil bu sözler,</p>
<p>Hiç Ferrarisi olmamışların ve olmayacakların sözleri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yoksul ülkelerde insanlar neden mutlu?” denir durur.</p>
<p>Büyük bir merak konusudur bu, Kuzey Atlantik ülkelerinde.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yıllardır Asya’da çalışıyorum.</p>
<p>Bu işin sırrını çözdüğüme inanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geleneksel bir Vietnam ailesine konuk olalım şimdi.</p>
<p>Aile, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan</p>
<p>120 bin nüfuslu ırmak, okyanus ve dağ kentinde, o mavi-yeşil kentte, HoiAn’da yaşıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Onları en son, aylar önce, mide sorunları çekerken ziyaret ettim.</p>
<p>Hayatın bir çok alanında kararsızlıklar ve açmazlar yaşadığım bir dönemdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Neden hasta?” diye soran babaya,</p>
<p>“Stresten” dediler.</p>
<p>Yanıtı şu oldu: “Stres ne demek?”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu ailenin söz dağarında ‘stres’ sözcüğü yoktu.</p>
<p>Ben bir büyükkentli olarak onların söz dağarına ‘stres’i soktum.</p>
<p>Kendimden hala utanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu aile, çok para kazanmaz.</p>
<p>Ömürlerinde ellerine en çok geçen para, belki bizim her ay aldığımız maaşa denktir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biz “gelecekte ne yapacağız?!” diye dertlenirken,</p>
<p>Onlarda ‘gelecek kaygısı’ diye bir kavram da yok.</p>
<p>Neden?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü bu evin ve hatta mahallenin her bireyi, kollektif ağlarla birbirlerine bağlı.</p>
<p>Biri hasta düşse, “kim bakar bana?!”, “hastane masraflarını nasıl karşılarım?!” diye kaygılanmıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü ailede olmadığı durumda bile, mahallelilerin aralarında para toplayacağını, birinin mutlaka kendilerine bakacağını bilirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kapıları her zaman açıktır. Komşular, kapıyı çalmadan girerler.</p>
<p>Sanki bütün bir mahalle, tek bir aile gibidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu konuda bir araştırma yapılmış mı bilmiyorum.</p>
<p>Ama gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki,</p>
<p>Vietnamlı geleneksel ailelerin,</p>
<p>Kuzey Atlantikli ailelerle karşılaştırıldığında</p>
<p>genel kaygı düzeyleri çok düşük.</p>
<p>Oysa Kuzey Atlantiklilerin gelir düzeyi, kat kat fazla.</p>
<p>Büyükkentlileşmemiş Vietnamlılarda iyimserlik düzeyi çok yüksek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mutluluğun formülü yalnızca bu değil:</p>
<p>Budist Vietnamlılarda çok güçlü bir tarih algısı var.</p>
<p>Onlar, ölen atalarının ruhlarının aileyi koruduğuna inanıyor.</p>
<p>Her evin bir duvarı, Buda’ya ve atalara adanmış bir sunak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu sunaklarda, sıklıkla, Ho Çi Min’in portresi oluyor.</p>
<p>Büyük kurtarıcının ruhunun tüm Vietnamlıları koruduğuna inanılıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnançlarında bir tanrı yok, peygamber yok; Buda, peygamber sayılmıyor. Tanrı yok, peygamber yok, atalara inanç var yalnızca.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Budist Vietnamlılar, yaşamlarındaki önemli kararlar için, atalarının ruhlarına danışıyorlar.</p>
<p>Tütsü yakıp yazı-tura atıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güney Hindistan’da güne başlarken, uğur getirmesi için, bir hindistan cevizinin yere vurulup kırılması gibi, Budist Vietnamlılar da, sabah temizliğiyle birlikte, evlerinin önünde tütsü yakıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet, bunlar, batıl inançlar; fakat bu inançlar, yaşayanlarla ölüleri kaynaştırdığı için, Vietnamlıların, yaşamın travmaları karşısında daha sağlıklı olmasını sağlıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ferrarisini Satan Bilge’nin sözleri değil bu sözler,</p>
<p>Hiç Ferrarisi olmamışların ve olmayacakların sözleri.</p>
<p>Ama belki Ferrarisini Satan Bilge’yle aynı sonuçlara varacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şu dünyada sevenleriniz olmalı.</p>
<p>Ölüleri hergün anmalı;</p>
<p>hem hepimize ortak olan sona, ölüme hazırlanmak için</p>
<p>hem de yaşamdaki travmalara daha sağlıklı tepkiler verebilmek için.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birçok akıl hastalığının kentlerde ortaya çıkması</p>
<p>ya da kentlerde yaygınlaşması rastlantı olamaz.</p>
<p>Hem psikolog hem şehir plancısı olarak,</p>
<p>önümüzdeki yılları bu konularda araştırmalar yaparak geçirmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne yani? Sonuç ne? Kentleri bırakalım köylerde mi yaşayalım?</p>
<p>Yok, öyle birşey söylemedik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nerede olursanız olun,</p>
<p>bir insanlık mucizesi olan</p>
<p>ve insan soyunun bugünlere gelebilmesini sağlayan</p>
<p>kollektif ağları yakalamaya çalışın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ömrünüzü uzatmak istiyorsanız,</p>
<p>yaşayanları da ölmüşleri de sevin.</p>
<p>İyimser olmaya çalışın ve boş bir iyimserlik olmasın bu.</p>
<p>Kesinlikle unutmayın travmaların yasını tutmayı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yapılan araştırmalarda, iyimser olmayanların</p>
<p>kalp hastalıklarına daha sık yakalandıkları bulunuyor.</p>
<p>Ve yas tutmayanların ve yas tutmasını bilmeyenlerin</p>
<p>yakın ya da uzak gelecekte</p>
<p>bir hatta birkaç psikolojik sorun yaşama olasılığı çok yüksek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yas tutmayı da sevinmeyi de bilin,</p>
<p>“İyimser bir gül olsun yanaklarınızda” (A.K.)</p>
<p><strong>Mutlu Yıllar!</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2312/hosgeldin-2012mutluluga-vietnam-formulu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyanın En Mutlu ve En Mutsuz Ülkeleri</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2307/dunyanin-en-mutlu-ve-en-mutsuz-ulkeleri.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dunyanin-en-mutlu-ve-en-mutsuz-ulkeleri</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2307/dunyanin-en-mutlu-ve-en-mutsuz-ulkeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2011 17:46:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2307</guid>
		<description><![CDATA[Forbes dergisi tarafından hazırlanan dünyanın en mutlu  ve en mutsuz ülkelerinin listesinde Norveç, bir kez daha en mutlu ülke olurken Orta Afrika Cumhuriyeti ise en mutsuz ülke seçildi. Türkiye, listede 75. sırada yer aldı. &#160; Norveç, 54 bin doları bulan kişi başı gayrisafi milli hasılası (GSMH), toplumsal  yaşamı ve güvenlik koşullarıyla bir kez daha dünyanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<p><strong>Forbes dergisi tarafından hazırlanan dünyanın en mutlu  </strong><strong>ve en mutsuz ülkelerinin listesinde Norveç, bir kez daha en mutlu ülke </strong><strong>olurken Orta Afrika Cumhuriyeti ise en mutsuz ülke seçildi. Türkiye, </strong><strong>listede 75. sırada yer aldı.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=85032" alt="" align="right" border="0" /><br />
Norveç, 54 bin doları bulan kişi başı gayrisafi milli hasılası (GSMH),<br />
toplumsal  yaşamı ve güvenlik koşullarıyla bir kez daha dünyanın en<br />
mutlu ülkesi  oldu.</p>
<div>
<p>Forbes dergisi, merkezi Dubai&#8217;de bulunan<br />
Legatum Enstitüsü uzmanları  tarafından hazırlanan dünyanın en mutlu ve<br />
en mutsuz ülkelerinin listesini  yayımladı.</p>
<p>2011 listesini<br />
hazırlarken küresel nüfusun yüzde 93&#8242;ünü oluşturan  110 ülkeyi sekiz<br />
farklı kategori açısından değerlendiren Legatum Enstitüsü  uzmanları, bu<br />
kategorileri ekonomi, girişimcilik, yönetim, eğitim, sağlık,  güvenlik,<br />
bireysel özgürlükler ve sosyal ilişkiler ağı olarak sıraladı.</p>
<p>Buna<br />
göre ilk sırada 54 bin doları bulan kişi başı GSMH&#8217;si ile Norveç<br />
geldi. 2009 ve  2010&#8242;da da listenin başında yer alan Norveç&#8217;te nüfusun<br />
yüzde 95&#8242;i yaşam  standartlarından mutlu, yüzde 74 ise çevrelerindeki<br />
insanları güvenilir  buluyor.</p>
<p>Listede Norveç&#8217;i girişimcilik ve fırsat eşitliğinde dünya birincisi  olan Danimarka izliyor.<br />
Üçüncü sırada ise eğitim olanakları, etkili hükümet  bürokrasisi ve gelişen ekonomisiyle Avustralya yer alıyor.</p>
<p>Dünyanın<br />
en mutlu  20 ülkesinin 14&#8242;ü Avrupa kıtasında 3&#8242;ü Asya&#8217;da yer alıyor.<br />
İngiltere&#8217;nin 13.  sırada, Almanya&#8217;nın 15. sırada ve Fransa&#8217;nın 18.<br />
sırada yer aldığı listeye  Singapur 16. sıradan, Hong Kong 19 sıradan ve<br />
Tayvan da 20 sıradan  girdi.</p>
<p>Türkiye ise, 14 bin dolarlık kişi<br />
başı GSMH tutarı ile 75. sırada yer  aldı. Nüfusun yüzde 60&#8242;ının kendini<br />
güvende hissettiği Türkiye&#8217;de nüfusun sadece  8,4&#8242;ü diğer insanları<br />
güvenilir buluyor.</p>
<p>Dünyanın en mutsuz ülkesi ise, 1 yaş  altı<br />
çocukların yüzde 10&#8242;unun yaşamını yitirdiği ve yoksulluğun hüküm sürdüğü<br />
Orta Afrika Cumhuriyeti.</p>
<p>Bu ülkeyi sivil hakların göz ardı edildiği Zimbabve  izliyor.</p>
<p>Nüfusun<br />
sadece yüzde 30&#8242;unun okuma yazma bildiği ve işsizlik  oranının yüzde<br />
20&#8242;ye çıktığı Pakistan, listede üçüncü sırada  geliyor.</p>
<p>Myanmar,<br />
Küba ve Kuzey Kore vatandaşlarının ankete katılmasına izin  vermediği<br />
için listede yer almadı. Söz konusu kategorilerde yeterli veri elde<br />
edilemeyen Libya, Irak, Afganistan, Somali ve Haiti&#8217;de listenin dışında<br />
tutuldu.</p>
<p>Listeye göre en mutlu 10 ülke, şöyle sıralanıyor:</p>
<p>1. Norveç<br />
2.  Danimarka<br />
3. Avusturya<br />
4. Yeni Zelanda<br />
5. İsveç<br />
6. Kanada<br />
7.  Finlandiya<br />
8. İsviçre<br />
9. Hollanda<br />
10. ABD</p>
<p>Dünyanın en mutsuz  ülkeleri ise şöyle sıralanıyor:</p>
<p>1. Orta Afrika Cumhuriyeti<br />
2.  Zimbabve<br />
3. Etiyopya<br />
4. Pakistan<br />
5. Yemen<br />
6. Sudan<br />
7.  Nijerya<br />
8. Mozambik<br />
9. Kenya<br />
10. Zambiya</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2307/dunyanin-en-mutlu-ve-en-mutsuz-ulkeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<georss:point featurename="Tarabya,Sarıyer"> </georss:point>
	</item>
		<item>
		<title>Meditasyon sinir hücrelerinin iletişimini etkiliyor</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2303/meditasyon-sinir-hucrelerinin-iletisimini-etkiliyor.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=meditasyon-sinir-hucrelerinin-iletisimini-etkiliyor</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2303/meditasyon-sinir-hucrelerinin-iletisimini-etkiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2011 20:38:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Davranış Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2303</guid>
		<description><![CDATA[Meditasyonun, beyin sinir hücreleri arasındaki iletişim ağı üzerinde etkili olduğu bildirildi. &#160;  Bilim adamları, sonuçları Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmada, düzenli olarak yapılan meditasyonun, insan beyninin korku, psikolojik rahatsızlıklar ve dikkat sorunlarıyla ilgili bölümünde olumlu etki yarattığını gördü. Araştırmada, beynin algılama ve otokontrol ile ilgili kesimleri arasındaki iletişimin de daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<p><strong>Meditasyonun, beyin sinir hücreleri arasındaki iletişim ağı üzerinde etkili olduğu bildirildi.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<div>
<p> Bilim adamları, sonuçları Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmada, düzenli olarak yapılan meditasyonun, insan beyninin korku, psikolojik rahatsızlıklar ve dikkat sorunlarıyla ilgili bölümünde olumlu etki yarattığını gördü.<br />
Araştırmada, beynin algılama ve otokontrol ile ilgili kesimleri arasındaki iletişimin de daha güçlü olduğu tespit edildi.</p>
<p>Araştırmayı yürüten, Yale Üniversitesinden<strong> Judson Brewer</strong>, düzenli meditasyonun ağrılara karşı etkili olabildiğini, sigara ve benzeri maddelerin bağımlılığından kurtulmada da fayda sağlayabildiğini belirtti.</p>
<p>Brewer, yaptıkları araştırmada, meditasyonun özellikle Default Mode Network (DMN) olarak adlandırılan iletişim ağı üzerinde etkili olduğunu gördüklerini ifade etti.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2303/meditasyon-sinir-hucrelerinin-iletisimini-etkiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkler çalışıyor ama mutlu değil</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2278/turkler-calisiyor-ama-mutlu-degil.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=turkler-calisiyor-ama-mutlu-degil</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2278/turkler-calisiyor-ama-mutlu-degil.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Oct 2011 21:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2278</guid>
		<description><![CDATA[40 ülkede araştırma yapıldı; Türkiye ‘memnuniyet listesi’nde 32. sırada yer aldı. Çalışma saatlerine göre de Türk insanı daha çok çalışıyor. Paris merkezli Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD’nin ‘How’s life’ (Hayat nasıl) raporu, 40 ülkede yürütülen araştırmalar sonucunda insanların yaşamlarından memnun olup olmadığını tespit etti. Mutluluk ve refah derecelerini ortaya koyan raporda, Türkiye memnuniyet sıralamasında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>40 ülkede araştırma yapıldı; Türkiye ‘memnuniyet listesi’nde 32. sırada yer aldı. Çalışma saatlerine göre de Türk insanı daha çok çalışıyor</strong>.</p>
<p><a href="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2011/10/TYUI.jpg?84cd58"><img title="Türkler çalışıyor ama mutlu değil" src="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2011/10/TYUI-150x150.jpg?84cd58" alt="calisana psikolojik destek cpd Türkler çalışıyor ama mutlu değil" width="150" height="150" /></a>Paris merkezli Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD’nin ‘How’s life’ (Hayat nasıl) raporu, 40 ülkede yürütülen araştırmalar sonucunda insanların yaşamlarından memnun olup olmadığını tespit etti.</p>
<p>Mutluluk ve refah derecelerini ortaya koyan raporda, Türkiye memnuniyet sıralamasında 32. oldu.</p>
<p>OECD 11 kriter üzerinden hareketle; gelir, barınma, sağlık ve iş-ev dengesi gibi insanların yaşam kalitelerini ortaya koyacak sorular sordu. Araştırmaya göre, insanlar için en önemli mutluluk kriteri gelir olarak tespit edildi. Bunu sağlık, temiz çevre ve güvenli yaşam çevresi izliyor. Ancak rapora göre, yüksek gelir her zaman iyi yaşam demek değil.</p>
<p>OECD, raporu şöyle özetliyor:</p>
<p>“İnsanlar giderek zenginleşirken ve iş olanakları artarken; daha iyi şartlarda barınmak, hava kirliliğinde uzaklaşmak istiyor.</p>
<p><strong>İnsanlar giderek daha uzun yaşıyor, daha eğitimliler ve suç oranları azalıyor.”</strong></p>
<p>İşte, “İşinizi seviyor musunuz? Sağlığınız nasıl? Çocuklarınıza yeteri kadar vakit ayırabiliyor musunuz? Komşularınıza güveniyor musunuz? Genel olarak hayatınızdan memnun musunuz?” gibi soruların sorulduğu raporun sonuçları:</p>
<p>Katılımcılara hayatlarından memnun olup olmadıkları sorulduğunda Danimarka en olumlu cevabı vererek ilk sırayı aldı. Kanada 2., Norveç 3. olurken Türkiye 32. ve Çin son sırada yer aldı.</p>
<p>Katılımcılara “Bugün nasıl hissediyorsunuz” sorusu sorulduğunda Türkiye en az olumlu cevabı vererek sonuncu oldu. Soruya en olumlu cevabı veren ülke Danimarka oldu. 2. sırada İzlanda ve 3. sırada ise Japonya var.</p>
<p>Politikada aktif olan ülkeler arasında Norveç, Finlandiya ve Danimarka başta geliyor. Bu ülkede yaşayanların yüzde 60′ı bir politikacıyla iletişim kurduğunu, bir imzaya veya protestoya katıldığını belirtti. En az aktif olanlar ise Türkler, Portekizliler ve Ruslar. Türkiye bu sırada sonuncu oldu.</p>
<p>Yeşil çevre olmamasından şikayet edenlerin başında İtalya ve Türkiye geliyor. Türkiye listede 2. sırayı aldı. Bu ülkedekilerin üçte biri yeşil alanın az olmasından yakınıyor. Finlandiya, Danimarka ve İsveç ise şikayetçi değil.</p>
<p>Ülkeler arasında en fazla çalışan ülke Türkiye olarak belirlendi. Son sırayı ise Hollanda aldı.</p>
<p>İşe gitmek için harcanan süre ortalama 38 dakika olarak belirlendi. Türkiye’de ise bu süre 40 dakika veya daha fazla. Türkiye işe gitmek için en fazla süreyi harcayan 3. ülke oldu. İlk sırada Güney Afrika yer aldı.</p>
<p>Okul çağında çocukları olan annelerin çalışma oranları ise yüzde 24 olarak belirlendi. Bu listede Türkiye sondan 3. oldu. İlk sırada olan ülke ise Almanya.</p>
<p>Katılımcılara ülkedeki havanın temizliğinden memnun olup olmadıkları sorulduğunda Türklerin yaklaşık yüzde 70′i olumlu cevap verdi. Hava memnuniyeti sıralamasında Türkiye sondan 10′uncu oldu. Suyun temizliği sorulduğunda ise, Türklerin yaklaşık yüzde 65′i memnun olduğunu söyledi. Ancak Türkiye sondan 3. sırada yer aldı.</p>
<p>Uzun dönemli işsizlik rakamları kadınlarda ve gençlerde yüksek görüldü. Kadınlar ve erkekler arasında büyük boşluk görülmezken en fazla boşluk Yunanistan’da görüldü. İrlanda’da ise erkeklerde işsizlik oranı yüksek çıktı. Son 15 yıl içinde aşağı yukarı tüm OECD ülkelerinde kadınlar için işsizlik oranı düşüş gösterdi. İspanya, İtalya ve İrlanda’da keskin bir düşüş tespit edilirken, Türkiye ve Çek Cumhuriyeti’ndeyse tam tersi işsizlik oranlarında artış belirlendi.</p>
<p>Tüm ülkelerde yaşlı (55-64 yaş) nüfusun istihdam oranı genç nüfusa göre daha düşük. Bunun en çok görüldüğü ülkeler Türkiye, Macaristan, Polonya; en yüksek olduğu ülkeler ise İzlanda, Yeni Zelanda ve İsveç. 15-64 yaş arası çalışan oranına bakıldığında Türkiye en son sırada yer aldı. İlk sırayı ise İzlanda aldı.</p>
<p>İş yeri çalışma ortamından memnun olup olmama konusunda ise; Danimarka, Norveç, İngiltere, İsviçre, Avusturya, Belçika, Hollanda ve Almanya’da her on kişiden dokuzu işinden hoşnut olduğunu belirtti. Türkiye’de her iki kişiden biri, Yunanistan’daysa her üç kişiden ikisi çalışma ortamından memnun. Türkiye çalışma ortamından en az memnun olan ülke oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2278/turkler-calisiyor-ama-mutlu-degil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman sosyal medyada geçiyor</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2277/zaman-sosyal-medyada-geciyor.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=zaman-sosyal-medyada-geciyor</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2277/zaman-sosyal-medyada-geciyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Oct 2011 20:58:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Davranış Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2277</guid>
		<description><![CDATA[Toplam bin üniversite ve lise öğrencisiyle yapılan araştırmaya göre gençler bir haftanın yaklaşık 3’te birini sosyal medyada geçiriyor. Youth Insight’ın yaptığı sosyal medya araştırmasının sonuçlarına göre, haftada 50 saatini sosyal medyada geçiriyor. Araştırma, gençlerin sosyal medyadaki davranışlarını anlamak, sosyal medya yoluyla markalar ile aralarında kurdukları ilişkinin boyutunu tanımlamak, markaların bu yolla gençliğe ne kadar ulaşabildiğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Toplam bin üniversite ve lise öğrencisiyle yapılan araştırmaya göre gençler bir haftanın yaklaşık 3’te birini sosyal medyada geçiriyor.</strong></p>
<p><a href="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2011/10/Haber29.jpg?84cd58"><img title="Zaman sosyal medyada geçiyor" src="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2011/10/Haber29-150x150.jpg?84cd58" alt="eriskin psikiyatri Zaman sosyal medyada geçiyor" width="150" height="150" /></a></p>
<p>Youth Insight’ın yaptığı sosyal medya araştırmasının sonuçlarına göre, haftada 50 saatini sosyal medyada geçiriyor. Araştırma, gençlerin sosyal medyadaki davranışlarını anlamak, sosyal medya yoluyla markalar ile aralarında kurdukları ilişkinin boyutunu tanımlamak, markaların bu yolla gençliğe ne kadar ulaşabildiğini öğrenebilmek amacıyla yapıldı.</p>
<p>Türkiye’deki lise ve üniversite öğrencilerini temsil edecek şekilde 7 coğrafi bölgeden 500 lise ve 500 üniversite öğrencisinin katılımı gerçekleştirilen araştırmada, anketlere katılan gençlerde yaş aralığı lise öğrencileri için 15-20, üniversite öğrencileri için 18-26 oldu. Araştırma sonuçlarına göre, gençler, 25 saat hafta içi, 25 saat hafta sonu olmak üzere bütün bir hafta 50 saatini sosyal medyada geçiriyor. Üniversite öğrencilerinin ortalama arkadaş sayısı 400, lise öğrencilerinin 439 iken, gençlerin Facebook’ta ortalama 415 arkadaşları bulunuyor.</p>
<p>Üniversitelilerin yüzde 71’i en fazla akşam 20.00-02.00 arası, liselilerin yüzde 67’si 16.00-24.00 arası Facebook’ta zaman geçiriyor.</p>
<p>Facebook’ta her iki gençten biri, en az bir markanın sayfasını takip ediyor. Facebook’ta marka sayfalarının takip edilme oranı üniversite öğrencileri için yüzde 43, lise öğrencileri için yüzde 49.  Beğenilen/takip edilen marka sayısı, ortalama 17 iken, en çok beğenilen sayfalar, hazır giyim ve telekomünikasyon markalarının sayfaları. Sosyal medyada çıkan markalar hakkındaki olumlu ve olumsuz yorumlar, her iki gençten birini etkiliyor. Olumsuz yorumlardan etkilenme oranı, olumlu yorumlara göre daha fazla. Twitter’da üniversite öğrencilerinin takip ettiği ortalama ünlü sayısı 24, lise öğrencilerininki 22,8 oldu.</p>
<p>Liselilerin yüzde 43’ü ve üniversitelilerin yüzde 39’u, en az 1 ünlü sayfasını takip ederken, en az 1 marka sayfasını takip etme oranları sırası ile yüzde 18 ve yüzde 9.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2277/zaman-sosyal-medyada-geciyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TPD İstanbul Şubesi 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü Basın Açıklaması</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2276/tpd-istanbul-subesi-10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gunu-basin-aciklamasi.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=tpd-istanbul-subesi-10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gunu-basin-aciklamasi</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2276/tpd-istanbul-subesi-10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gunu-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 18:20:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2276</guid>
		<description><![CDATA[&#160; TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ 10 EKİM DÜNYA RUH SAĞLIĞI GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI: &#160; Her yönüyle ruh sağlığını ele aldığımız bugün Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul Şubesi adına, verimli bir ruh sağlığı hizmeti sunabilmenin koşullarına odaklanmak istiyorum. Nitelikli bir ruh sağlığı hizmeti, huzurlu, mesleğinden yeterli doyumu alan, üretebilen ve kendini geliştirebilen ruh sağlığı çalışanları tarafından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ</p>
<p>10 EKİM DÜNYA RUH SAĞLIĞI GÜNÜ</p>
<p>BASIN AÇIKLAMASI:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her yönüyle ruh sağlığını ele aldığımız bugün Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul Şubesi adına, verimli bir ruh sağlığı hizmeti sunabilmenin koşullarına odaklanmak istiyorum.</p>
<p>Nitelikli bir ruh sağlığı hizmeti, huzurlu, mesleğinden yeterli doyumu alan, üretebilen ve kendini geliştirebilen ruh sağlığı çalışanları tarafından verilebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanın ruh sağlığının temel göstergelerinden biri verimli ve tatmin edici bir çalışma yaşamının olmasıdır. Her hekim hastasına yeterli özeni ve dikkati göstererek hizmet verme hakkına sahip olmalıdır. Bu, hekimin hastasına karşı yükümlülüğünü yerine getirmesini ve etik ilkelere uymasını sağladığı kadar hekimin kendisine de mesleki doyum olanağı veren bir haktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İçinde bulunduğumuz yıl, <em>Sağlıkta Dönüşüm</em> adı altında çıkarılan yeni yasalar ve alınan kararlar ile hekimlerin çalışma koşullarının giderek belirsizleştiği, performans sistemi ile verilen hizmetin niteliğinden çok hizmetin birim zamanda ne kadar çok kişiye verildiğinin önemsendiği, uygulanan politikaların getirdiği engellemeler ve dayatmalarla hekimlik sanatının değersizleştirilmeye çalışıldığı bir yıl oldu. Hekimlerin sorunları dile getirme girişimleri ve aksaklıklara dikkati çeken eylemleri <em>“marjinal girişimler” </em>olarak değerlendirildi.</p>
<p>Yanlış sağlık politikalarının sonucu olarak karşılaşılan sorunlarda, asıl sorumlu olanlar yasa koyucular değilmiş de, bu durumdan en olumsuz etkilenenler oldukları halde hekimlermiş gibi gösterildi.</p>
<p>Suçlayıcı ve aşağılayıcı tutum ve söylemlerle hekimler hedef gösterilerek, hasta ile hekim karşı karşıya getirildi.</p>
<p>Hekimler içinde bulunduğumuz yıl içerisinde daha önce karşılaşmadıkları yoğunlukta şiddete maruz kaldılar, pek çok meslektaşımız görev başında darp edildi, yaralandı, ölüm tehlikesi ile karşılaştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Duygu durum bozuklukları ve kaygı bozuklukları gibi bazı ruhsal rahatsızlıkların ortaya çıkmasında kişinin karşılaştığı engellerin, ruhsal bütünlüğünü tehdit eden dayatmaların ve belirsizliğin önemli etkenler olduğu bilinmektedir. Hastalarının ruh sağlığını her şeyden daha fazla önemseyen psikiyatrlar bugün kendi ruh sağlıklarını düşünmek zorunda kalmışlardır.</p>
<p>Bilimsel dayanağı olmayan gerekçelerle dayatılan koşullar nedeniyle mesleklerini özgürce uygulama olanakları kısıtlanan meslektaşlarımız <em>çaresiz hissetmektedirler.</em></p>
<p>Öğretim üyeleri ve asistanlar, öğretim görevliliği ile klinisyenliğin birbirinden tamamen ayrı alanlarmış gibi kabul edilmesi nedeniyle bozulan usta-çırak ilişkisinden ve bunun eğitime olumsuz etkisinden dolayı <em>mutsuzdurlar.</em></p>
<p>Kişisel ve mesleki geleceklerini öngörülmez kılan belirsizlikler, günden güne değişen sistemler ve pek çok kez hedef gösterildikleri için görev başında karşı karşıya kalınan saldırılardan dolayı meslektaşlarımız <em>tedirgindir.</em></p>
<p>Uygulanan sağlıksız sağlık politikaları, mesleği değersizleştirmeye yönelik tutumlar ve kullanılan suçlayıcı, aşağılayıcı söylemler nedeniyle meslektaşlarımız <em>umutsuzdur.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul şubesi olarak hastalarımıza hak ettikleri nitelikli hizmeti sunabildiğimiz, hekim ve sağlık çalışanlarına mesleki doyum olanağı sağlayan, <em>“hekimlere dayatılarak”</em> değil, <em>“hekimlere danışılarak”</em> düzenlenen, <em>siyasi kaygılara</em> değil <em>bilimsel verilere</em> dayanarak düzenlenmiş bir sağlık politikası için umudumuzu korumak istiyoruz.</p>
<p>Türkiye Psikiyatri Derneği olarak bu yıl sloganlarımızı “Ruh ve Beden Sağlığı Bir Bütündür”,</p>
<p>“Ruh Sağlığı Olmadan Sağlık Olamaz!” ve “En iyi yatırım sağlığa, ruh sağlığına yatırımdır!” olarak belirledik.</p>
<p>Konuşmamı, psikiyatri hekimlerinin trajikomik durumunu vurgulayan bir başka slogan önererek bitirmek istiyorum:</p>
<p>“Toplumun sağlığı için en iyi yatırım hekimlerin ruh sağlığına yapılan yatırımdır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Saygılarımla, teşekkür ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dr. Ayşegül Sütçü</p>
<p>Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2276/tpd-istanbul-subesi-10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gunu-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DÜNYA RUH SAĞLIĞI GÜNÜ RUH SAĞLIĞI PLATFORMU -TÜRKİYE BASIN BİLDİRİSİ</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2275/dunya-ruh-sagligi-gunu-ruh-sagligi-platformu-turkiye-basin-bildirisi.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dunya-ruh-sagligi-gunu-ruh-sagligi-platformu-turkiye-basin-bildirisi</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2275/dunya-ruh-sagligi-gunu-ruh-sagligi-platformu-turkiye-basin-bildirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 18:19:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2275</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Dünya Ruh Sağlığı Federeasyonu (WFMH) Dünya Ruh Sağlığı Günü’nü 1992’de başlattı; bu ruh sağlığının ve ruhsal hastalıkların özgül yönlerine dikkat çekilmesi için yürütülen tek küresel kampanya olup, halen 135’ten fazla ülkede 10 Ekim’de yerel, bölgesel ve ulusal Dünya Ruh Sağlığı Günü anma etkinlikleri ve programları yoluyla kutlanmaktadır. &#160; 2011 Dünya Ruh Sağlığı Günü kampanyası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Dünya Ruh Sağlığı Federeasyonu (WFMH) Dünya Ruh Sağlığı Günü’nü 1992’de başlattı; bu ruh sağlığının ve ruhsal hastalıkların özgül yönlerine dikkat çekilmesi için yürütülen tek küresel kampanya olup, halen 135’ten fazla ülkede 10 Ekim’de yerel, bölgesel ve ulusal Dünya Ruh Sağlığı Günü anma etkinlikleri ve programları yoluyla kutlanmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2011 Dünya Ruh Sağlığı Günü kampanyası <strong><em>“En İyi Yatırım Ruh Sağlığına Yatırımdır” </em></strong>cümlesiyle açılıyor. Bu yılın teması “<strong><em>ruh sağlığı alanına yatırım yapılmadığı takdirde, ruh sağlığı bozuk bireylerden oluşan ve ruh sağlığı bozuk bir toplumda diğer yatırımların verimli olmayacağı </em></strong><strong><em>hatta bir anlamı olamayacağını</em></strong>” vurgulamaktadır. Ruhsal hastalıklar seçici davranmaz; herkese, her kültürde ve yaşamın her evresinde olabilir. Gerek bireylerin yaşadığı ruhsal hastalıkların tanı, tedavi ve rehabilitasyonunun en iyi koşullarda yapılabilmesi için ciddi yatırımların gerekli olması, gerekse toplum genelinde şiddet, zorlama, diyalog eksikliği ve  hoşgörüsüzlükle mücadele için yine insana yatırım yapılması gündemimizde en önde.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2011 ylında ruh sağlığıyla doğrudan bağlantılı olarak ön plana çıkan konular:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1. Adeta bir soykırım haline gelmekte olan <strong>kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri</strong>.</p>
<p>Bu şiddet ve cinayetlerin artışı toplumun şiddet katsayısının ne denli yüksek olduğunun bir işareti olduğu kadar şiddetin özellikle bazı bireylere-kadınlara- cinsiyeti nedeniyle yöneldiği gerçeğini de ortaya koyuyor. Bu sarmalın durdurulması için devlet ve toplumun tüm kesimlerinin ortak çalışması yakın zamanda yayınlanmış olan Ruh Sağlğığı Eylem Planı gibi bir Kadına Şiddetin Çözümü Eylem Planının yapılmasını gerekli görüyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2. <strong>Ruh sağlığı hizmetlerinin nicelik ve nitelik açısında geliştirilmesi</strong>. Ruh Sağlığı Eylem Planında ortaya koyulan hedeflerin gerçekleştirilmesi için kaynakların adil kullanılması.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3. <strong>Ruh Sağlığı Savunuculuğu (Avukatlığı)’nun toplum içinde tüm katmanlara yayılması</strong> için özellikle hastaların damgalanması, kaynakların arttırılması, insan gücünün desteklenmesi konularında farkındalığın arttırılması.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>4. <strong>Ruh Sağlığı Yasasının 2015 yılından önce çıkarılması</strong> için çalışmaların hızlandırılması.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplumda en acil meselenin bölgesel, toplumsal ve bireysel düzlemlerde barış ikliminin yerleştirilmesi ve bu konuda söylenenleri dinleme ve hareket etme zamanı olduğunu söylüyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu konuda basının da duyarlıkla Ruh Sağlığı Savunucuları olarak bizlerle işbirliği içinde çalışmasını talep ediyoruz. Kamuoyunu oluşturan bireyler sağlığın önemli bir parçası olan ruh sağlığının korunması için harekete geçmeli, çünkü “<strong>ruh sağlığı herkese gerekli</strong>”.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ruh Sağlığı Platformu Yürütme Kurulu Adına</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Peykan G. Gökalp</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şizofreni Dernekleri Federasyonu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türk Psikologlar Derneği</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Psikiyatri Hemşireleri Derneği</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Derneği</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye Psikiyatri Derneği</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türk Nöropsikiyatri Derneği</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2275/dunya-ruh-sagligi-gunu-ruh-sagligi-platformu-turkiye-basin-bildirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ 10 EKİM DÜNYA RUH SAĞLIĞI GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2274/turkiye-psikiyatri-dernegi-10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gunu-basin-aciklamasi.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=turkiye-psikiyatri-dernegi-10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gunu-basin-aciklamasi</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2274/turkiye-psikiyatri-dernegi-10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gunu-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 18:18:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2274</guid>
		<description><![CDATA[&#160; 10 Ekim 2011 &#8220;EN İYİ YATIRIM RUH SAĞLIĞINA YATIRIM&#8221; Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu tarafından 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı gününün bu yıl ki teması “En iyi yatırım ruh sağlığına yatırım” olarak belirlenmiştir. Tüm dünyada birçok insan ruhsal hastalıklardan muzdariptir. Öyle ki hastalıklar nedeniyle oluşan tüm kayıpların %14’ü nöropsikiyatrik hastalıklara bağlıdır. Depresyon, şizofreni, alkol ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>10 Ekim 2011</strong></p>
<p><strong>&#8220;EN İYİ YATIRIM RUH SAĞLIĞINA YATIRIM&#8221;</strong></p>
<p>Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu tarafından 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı gününün bu yıl ki teması “En iyi yatırım ruh sağlığına yatırım” olarak belirlenmiştir. Tüm dünyada birçok insan ruhsal hastalıklardan muzdariptir. Öyle ki hastalıklar nedeniyle oluşan tüm kayıpların %14’ü nöropsikiyatrik hastalıklara bağlıdır. Depresyon, şizofreni, alkol ve madde kullanım bozuklukları gibi ruhsal hastalıklar kalp hastalıkları, kanser ve inme gibi diğer tıbbi hastalıklardan çok daha fazla yeti yitimine yol açarlar. Diğer taraftan bedensel hastalıkların oluşumu ve seyri üzerine olan etkileri göz önüne alındığında ruhsal hastalıklara bağlı kayıpların dünya ekonomisindeki payının daha yüksek olduğu düşünülebilir. Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu daha önceki yıllarda da belirlemiş olduğu benzer temalara “Ruh sağlığı olmadan sağlık olmaz”, “Ruh sağlığı ve beden sağlığı bir bütündür” gibi sloganlarla ruhsal hastalıkların insan yaşamına ve dünya ekonomisine getirdiği yük ve tehditlere dikkat çekmiştir.</p>
<p>Her yıl dünyadaki insanların %30’una yakını ruhsal bir bozukluk geçirmektedir. Bu insanların özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaşayan üçte ikisi sağlık hizmetlerindeki eksikler nedeniyle hiçbir yardım kurumuna ulaşamamakta ya da yetersiz tedavi almaktadırlar. Ruhsal hastalıkların oluşturduğu kayıplar bilinmesine rağmen dünyadaki hemen hemen bütün ülkelerde ruh sağlığı alanında çalışanların sayısı, ayaktan ve yataklı ruh sağlığı hizmetleri sunan merkezlerin sayısı, yapısı ve ruh sağlığını geliştirmek, korumak ve ruhsal hastalıkları tedavi etmek için sunulan hizmetin niteliği hala olması gerekenin çok altındadır. Ülkemizde de bu alanda kısıtlılık söz konusudur. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı 2011 verilerine göre halen aktif olarak çalışan 1625 psikiyatrist bulunmaktadır. Ülkemizde 100 bin kişiye düşen psikiyatrist sayısı 2,20’dir. Avrupa Birliği’nin 15 ülkesinde 100 bin kişiye ortalama 12,9 psikiyatrist düşmektedir. DSÖ Avrupa bölge ülkeleri arasında en az psikiyatrist oranına sahip olan ülke Türkiye’dir. Psikiyatri yatak sayısı da benzer şekilde yetersizdir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ, WHO) 2008 verilerine göre Avrupa bölgesinde her 100 bin kişiye 8  psikiyatri yatağı düşen İtalya’dan sonra 100 bin kişiye 10 psikiyatri yatağı ile (adli ve uzun süreli bakım ve bağımlılık tedavisi için kullanılan yataklar dahil) Türkiye ikinci en az yatak sayısına sahip ülkedir. Ancak İtalya’da tüm dünya ülkeleri için örnek olabilecek yeni ve farklı yöntemler uygulanmaktadır. Ayaktan tedavi merkezlerinin çokluğu ve evde bakım hizmetlerinin yeterliliği düşünüldüğünde yatak sayısının azlığı İtalya’daki ruh sağlığı hizmetlerinin değerlendirilmesinde yanıltıcı olacaktır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye Avrupa bölgesinde, ruh sağlığı hizmetleri ve koruyucu hekimlik açısından en kötü koşullara sahip ülkedir.</p>
<p>Dünya üzerinde ruhsal hastalığı olan birçok kişi hala tedaviye ulaşamamaktadır. Ruh sağlığını bozduğu bilinen yoksulluktan işsizliğe, şiddetin yaygınlaşmasından dezavantajlı grupların hak kayıplarına kadar birçok konuda devletlerin, hükümetlerin yeterince çaba harcamamaları nedeniyle etkili önlemler alınamamaktadır. Öte yandan hâlihazırda yürütülen politikalar mevcut sorunların çözümüne yetmediği gibi birçok devlet uluslararası sözleşmelerin ihlaline göz yummakta ya da hayata geçirilebilmesi için gerekli çabayı göstermemektedir. Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu (WFMH) bu nedenle ruh sağlığı alanına yatırımların arttırılmasını amaç edinmiş bir kampanya başlatarak dört temel nokta üzerinde durmuştur; <strong>Birlik, Görünürlük, Yasal Haklar, İyileşme.</strong></p>
<p><strong>Birlik:</strong> Dünyada ruh sağlığı alanında birçok farklı örgütlenme mevcuttur; psikiyatrist, psikolog, psikolojik danışman ve sosyal çalışmacıların meslek dernekleri, hasta dernekleri, hasta yakınları dernekleri vb. Tüm bu yapılanmaların hükümetlerin sağlık konusundaki politik gündemlerine ruh sağlığı alanında yapılacak çalışmaları eklemesi için işbirliği içinde çalışması gerekmektedir. Hükümetler ruhsal hastalıkların oluşturduğu yeti yitiminin, insanların ruhsal iyilik halini sürdürememelerinin, çalışma günü kayıplarının ve bu hastalıkların toplam ekonomik sonuçlarının farkına varmalıdır. Ruhsal hastalıkları önlemek ve tedavi etmek için etkili sağlık politikalarının hayata geçirilmesi teşvik edilmelidir. 2011 yılında ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından birçok dernek, kurum ve kişinin işbirliği ve çabası ile hazırlanan Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı (2011–2023) umut vericidir. Türkiye Psikiyatri Derneği olarak eylem planındaki desteklediğimiz konularda tüm üyelerimizle birlikte gerekli kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde çalışmaya hazır olduğumuzu iletmek isteriz.</p>
<p><strong>Görünürlük; </strong>Ruhsal hastalıklar ve ruhsal hastalığı olanlara dair damgalamayla (stigma) mücadele edilmelidir. Ruhsal hastalığı olan kişiler yersiz olarak toplum tarafından kendisine ve topluma zarar verebilecek, tehlikeli, korkutucu kişiler olarak algılanıp düşmanca ve ayrımcı tutumlara maruz kalabilmektedirler. Birçok insan, etiketlenme korkusu nedeniyle ruhsal hastalıklarını saklamakta, bu nedenle tedavi kurumlarına başvurmamaktadır. Damgalama (Stigma) karşıtı mücadelede ruh sağlığı alanında çalışan kurumlar, dernekler ruh sağlığı alanında çalışanları, akademisyenler, hastalar ve hasta yakınları, sağlık çalışanları ve hatta tıp öğrencileri ile tüm gönüllülerin yer alması sağlanmalı, basın yayın kurumları aracılığıyla damgalama (stigma) karşıtı mücadele etkinleştirilmeli ve tüm topluma ulaşması sağlanmalıdır. Damgalamaya karşı mücadele sonucunda ruhsal hastalığı olan daha fazla kişi tedavi olanağı bulacaktır.</p>
<p><strong>Haklar; </strong>Giderek azalsa da, dünyada ve ülkemizde ruhsal hastalığı olan bazı kişiler ruh sağlığı alanında çalışan bazı kişi ve kurumlarca mevcut bilimsel bilgi ile uyumsuz, bilim dışı, çağ dışı bazı tedavi ve müdahale yöntemlerine maruz kalmaktadırlar. Tüm dünyada ruh sağlığı çalışanları hasta haklarına duyarlıdırlar. Ülkemizde halen bir ruh sağlığı yasası yoktur. Derneğimiz uzun yıllardır Ruh Sağlığı Yasası’nın bir an önce çıkarılması konusunda çaba harcamaktadır. Bu yıl geliştirilen Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı’nda Ruh Sağlığı Yasası’nın çıkarılma tarihi olarak 2015 belirlenmiştir. Bu sürecin hızlandırılması derneğimizin öncelikli taleplerindendir. Ruh sağlığı hizmeti veren kurum ve kuruluşların, tedavi koşullarının ve müdahale yöntemlerinin denetlenmesi, düzenlenmesi ve geliştirilmesinde yetkili kurumların oluşturulması ve bu kurumların etkin şekilde çalışması hedeflenmelidir.</p>
<p><strong>İyileşme; </strong>Ruhsal hastalıkların iyileşmesini en zorlaştıran etken ruhsal hastalığı olan milyonlarca insanın tedavi için sağlık kurumlarına başvuramamasıdır. Tüm dünyada başta psikiyatr ve klinik psikologlar olmak üzere ruh sağlığı hizmeti veren sağlık çalışanlarının sayısı kısıtlıdır.  Son zamanlarda geliştirilen bilgisayar teknolojilerinin etkili kullanımı ile dünyada Avustralya, Hindistan ve bazı Avrupa ülkelerinde yardımcı sağlık personeli aracılığıyla ruhsal hastalıklar için tarama, tanı koyma ve tedavi uygulamalarının yapılması yaygınlaşmaya başlamıştır. Ülkemizde psikiyatrist sayısı Avrupa Birliği ülkelerinin onda biri kadardır. Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı’na göre ülkemizde psikiyatr yetiştiren kurumlarda eğitim kontenjanları %100 arttırılsa bile 2050 yılında nüfus başına düşen psikiyatrist sayısı Avrupa Birliği ortalamasına ulaşılamamaktadır (100.000 kişiye 12,9 psikiyatr). Ayrıca Psikiyatrist yetiştiren eğitim kurumlarındaki eğitim kalitesi de bir diğer sorundur. Yeni açılan üniversitelerin tıp fakültelerinde ve eğitim araştırma hastanelerinde eğitici konumundaki az sayıda öğretim üyesi ve özerk psikiyatri kliniği olmayan bir ortamda eğitim alarak yetişen psikiyatristlerin mesleki yetkinliklerinin sağlanmasında güçlük çekileceği açıktır. Tüm bunlarla birlikte son günlerde hekimlere karşı adeta düşmanca sayılabilecek bir tutum sergilenmesi, anayasa mahkemesi kararları hiçe sayılarak çıkartılan kanun hükmünde kararname ile hekimlerin hasta bakma alanlarının giderek daraltılması, kamu üniversitelerinde çalışan öğretim üyelerinin bu kurumlardan göçe zorlanması, eğitim ve araştırma hastanelerinde yıllardır eğitici konumunda çalışan nitelikli donanıma sahip meslektaşlarımızın birçoğunun son kararnameyi takip eden ay içinde istifa etmesi ya da emekliye ayrılması endişe vericidir. Zaten son derece az olan psikiyatrist sayısının yanında yeni psikiyatristleri yetiştirecek nitelikli eğitici kadroları da eğitim kurumlarından uzaklaştırılmaktadır.</p>
<p>Ülkemizde sağlık hizmetleri kamusal bir hizmet olmaktan çıkarılmıştır ve özel sektörün sağlık hizmetlerindeki payı % 30’lara ulaşmıştır. Tedavi hizmetlerine ulaşmak için hem muayene hem ilaç tedavisi aşamalarında katkı payları tahsil edilmektedir. Sağlık ocakları kapatılmış, koruyucu sağlık hizmetleri endişe verecek şekilde düzensizleşmiş ve azalmaya başlamıştır. Özel hastanelerde daha düşük ücretlere hekim çalıştırılması için Sağlık Bakanlığı ile özel hastane sahipleri arasında protokol imzalanmıştır. Performansa dayalı ödeme sisteminin yerleşmesi ile hekimlerin yüksek nitelikte hasta bakım ve tedavi hizmeti vermesi değersizleştirilmiş, az zamanda çok sayıda hasta bakmak teşvik edilir hale gelmiştir. Gerek özel sağlık kuruluşlarında, gerek kamuda gerekse üniversitede çalışan hekimler bir sonraki ay ekonomik durumlarının ne olacağını öngöremez hale gelmişlerdir.  Ciddi bir hastalığa bağlı olarak çalışamadıkları dönemde ya da yıllık izin dönemlerinde aylık kazançları yarıdan fazla azalmaya başlamış, hasta hekimler istirahat raporu alamaz, yıllık izinlerini kullanamaz hale gelmişlerdir. Performans sisteminin uygulandığı dünya ülkelerinde çok önceden beri bilinen geciken tanılar,  artan tedavi maliyetleri giderek bizim ülkemizde de sorun oluşturmaya başlamıştır. Sağlık hizmetlerinin niteliği, kalitesi düşürülmüş, hekimler ve sağlık çalışanları seri üretim yapan fabrikalardaki çalışma koşullarına mahkûm edilmiş, hekimlerin mesleki doyumları azalmıştır.</p>
<p>Umutlarımızı canlı tutmak istediğimiz bu tablo içinde 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün temasını bir kez daha hatırlatıyoruz:</p>
<p><strong> “Ruh ve Beden Sağlığı Bir Bütündür” </strong></p>
<p><strong> “Ruh Sağlığı Olmadan Sağlık Olamaz!” </strong></p>
<p><strong> “En iyi yatırım sağlığa, ruh sağlığına yatırımdır!” </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Doç. Dr. Doğan Yeşilbursa</strong></p>
<p><strong>Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı</strong></p>
<p><strong>Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu adına</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>KAYNAKLAR;</p>
<p>1. Patel V., Garrison P, de Jesus Mari J. ve ark.<strong>The Lancet&#8217;s Series on Global Mental Health: 1 year on.</strong> Lancet. 2008; 11: 372(9646); 1354–1357.</p>
<p>2. <a href="http://www.wfmh.org/00GreatPush.htm">http://www.wfmh.org/00GreatPush.htm</a> adresinden 8 Ekim 2011 tarihinde yararlanılmıştır.</p>
<p>3. <a href="http://www.wfmh.org/03GreatPush.htm%20adresinden%208%20Ekim.2011">http://www.wfmh.org/03GreatPush.htm adresinden 8 Ekim.2011</a> tarihinde yararlanılmıştır.</p>
<p>4. Alataş G., Kahiloğulları A., Yanık M. <strong>Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı(2011-2023)</strong>,  Sağlık Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2274/turkiye-psikiyatri-dernegi-10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gunu-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

