<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gml="http://www.opengis.net/gml"
>

<channel>
	<title>Bir Psikiyatristin Günlüğü &#187; Hayata Dair</title>
	<atom:link href="http://fuat.beskardes.com/kategori/hayata-dair/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fuat.beskardes.com</link>
	<description>Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Jan 2012 19:15:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>&#8216;İsyanlarım eserlerime de yansır&#8217;</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2315/isyanlarim-eserlerime-de-yansir.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=isyanlarim-eserlerime-de-yansir</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2315/isyanlarim-eserlerime-de-yansir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 22:01:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2315</guid>
		<description><![CDATA[Piyano virtüözü ve besteci Fazıl Say yeni eserlerini, &#8216;Sivas 93&#8242; projesini, medya ve yeni kuşaklarla ilgili düşüncelerini anlattı. Zeynep Altıok Akatlı Dostum Fazıl Say’la onca zamansızlık içinde adeta zaman çalarak söyleştik. Onun hep kalabalık, hep koşturmacalı yaşantısı içinde sonbahardan kalma gri-mavi bir kış gününde yeni evinde buluştuk. Fazıl İstanbul’dayken sıklıkla zaman geçirdiğimiz “Bach che”li evde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<p><strong>Piyano virtüözü ve besteci Fazıl Say yeni eserlerini, &#8216;Sivas 93&#8242; projesini, medya ve yeni kuşaklarla ilgili düşüncelerini anlattı.</strong></p>
<p><a href="?yer=yazar&amp;aranan=Zeynep%20Alt%FDok%20Akatl%FD%20">Zeynep Altıok Akatlı </a></p>
<p>Dostum <strong>Fazıl Say</strong>’la onca zamansızlık içinde adeta zaman çalarak söyleştik. Onun hep kalabalık, hep koşturmacalı yaşantısı içinde sonbahardan kalma gri-mavi bir kış gününde yeni evinde buluştuk. Fazıl İstanbul’dayken sıklıkla zaman geçirdiğimiz “Bach che”li evde değiliz bu kez. Benim de ilk kez tanıştığım yeni ev, bana sorarsanız, Fazıl’ın “denize bakma durağı”. Kısa süreli yol aralarında yalnızca bedenen değil, manen de dinlendiği ve yeni eserlerini ürettiği huzurlu bir durak. Fazıl beni “Bu aralar bana beş tane ben lazım galiba” diyerek karşıladı. O, hep çok yoğun ama son iki yıldır her zamankinden de farklı bir üretim sürecinde. Bu süreçte birbirinden yapı olarak da farklı birçok büyük eser besteledi.</p>
<div>
<p><strong>- Öncelikle yeni çalışmalarından söz eder misin?</strong></p>
<p>-Bu yıl dört eser var. “Hayyam Klarinet Konçertosu” biliyorsun gündemde. Klarinet Ömer Hayyam’ı temsil ediyor. Orkestra içinde Hayyam’ın karısı da viyolonselle temsil ediliyor. Eser Hayyam’ın çocukluğundan başlayarak yaşamını anlatıyor. Neden Hayyam? Çünkü benim için 13-14 yaşından beri önemi olan bir şair. Dörtlüklerinin bana yol göstericiliği var. Neredeyse bütün dörtlüklerini ezbere bilirim. Büyük bir sevgi ve bağlılık var yani. Hayyam’cı insanlar öyledir. Kendilerini Hayyam gibi hissederler biraz&#8230; Bu eser benim de bir sürü şey öğrendiğim, yazmayı geliştirdiğim bir eser oldu.</p>
<p>O bittiğinde bahar aylarında yazdığım dört şarkım var. Piyano eşlikli ve klasik bir ses için yazıldılar. Yani caz ve pop sesleri için de uyarlanabilecek şarkılar değil. İlla ki söyleyen klasik olacak. Virtüöz bir notasyonu var. İkisi Almanca şarkılar. İlk şarkı Nâzım’dan “Masalların Masalı”. İkinci şarkı Avusturyalı şair Ingeborg Bachmann’ın. Biliyorsun onun trajik bir ölümü de var. Sigarayla yatakta uyuyakalıyor ve yanarak ölüyor. “Büyük Yük” diye Almanca bir şarkı. Üçüncü şarkı Turgut Uyar’dan: “Göğe Bakma Durağı”. Muhteşem bir ilişki şiiridir. Dert, özlem, hınç ve iyisi kötüsü, karanlığı aydınlığı bir arada çok güzel bir şiirdir. Son şarkı ise Rilke’nin “Panter” şiiri. Rilke’nin de Alman edebiyatında önemli bir yer tutan şair olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>‘Müzik kendimi ifade yöntemim’</strong></p>
<p><strong>- Bu eserler sana siparişle mi geliyor? Nasıl belirliyorsun bir sonraki çalışmanın ne olacağını?</strong></p>
<p>-Siparişler çoğunlukla iki-üç yıl önceden veriliyor ve tema olarak da tamamen serbest bırakılıyorum. Ben anlatmak istediklerini müzikle anlatan biriyim. 5 yaşından beri kendini piyanoyla doğaçlama içgüdüsü ile anlatan biriyim. “İstanbul Senfonisi”nde olsun, “Hayyam”da olsun ben hep provalarda orkestranın içinde gezdim. Çalgıların yanında oturdum, bir sonraki eser için enstrümanların orkestra içindeki ruhlarını daha iyi öğrenmek istedim. Eşlikte ya da ana fikirde enstrümanları nasıl kullanacağın önemlidir. Enstrümanların sınırlarını iyi bilmek gerek. Besteci için orkestrayı öğrenmek, anlamak mühimdir, bu zenginleşme demek.</p>
<p><strong>Savaşın anlamsızlığı</strong></p>
<p><strong>- Peki, az önce söz ettiğin eserler tamamlandı, hatta icra edildi. Bu yılın çalışmaları devam ediyor, biliyorum. Heyecanla beklediğim “Mezopotamya Senfonisi”nden söz edelim mi?</strong></p>
<p>Az önce anlattığım benim öznel gelişimim içinde “Mezopotamya”da anlatacak şeyim çoktu. Bir kere Mezopotamya ismi tarihi bir isim. Güneydoğu ya da Ortadoğu değil eserin ismi. İçinde tarih de var. 10 bölümlük bir eser, 55 dakika. “İstanbul Senfonisi” 45 dakikaydı; o bile fazla provalı, büyük ve masraflı bir eserdi. Bu artık iyice fil, mamut durumunda yani. Ay ve Güneş diye iki bölüm var. Eski Mezopotamya uygarlıklarının inançlarıydı, korkularıydı, taptıkları şeylerdi Ay ve Güneş. Bunların bugünün insanı için de yansımaları var. Dicle ve Fırat üzerine iki bölüm var. Nehir bölümleri güzel.</p>
<p>Eserde hem Mezopotamya tarihi boyunca hem de günümüzde yoğun yaşanan trajik olaylar var. Terör, savaş, acı çok var. Biliyorsun, günümüz filozoflarının özellikle Ortadoğu için “ölüm kültürü” gibi bir tanımları var. Bölge kültürü olarak görüyorlar bunu. Kürt, Arap, Yahudi olarak değil, bir bölgenin kültürü olarak tanımlıyorlar ölümü onlar. Bu sadece terörle ilgili bir durum da değil. Eserde yoğunlukla savaş teması var. Savaşın anlamsızlığını anlatan uzun bölümler var. Bana göre dünyanın en anlamsız şeyi savaş ve bu ölüm kültürü.</p>
<p><strong>-Ben özellikle Avrupa’da seni cesur yorumların ile bir icracı olarak özgün bulduklarını düşünüyorum, biliyorum. “İstanbul Senfonisi” Almanya’dan siparişti ve yurt dışında tanınmayan enstrümanlar ile bestelenmişti. “Mezopotamya”da enstrümanlar nasıl? Neler şaşırtacak?</strong></p>
<p>-“Mezopotamya”da Güneydoğu Anadolu’nun ya da Ortadoğu’nun etnik enstrümanlarını kullanmadım. Ama onlara çok yakın olan ve çok imkânları olan bazı sazlar var. Blok flüt ailesinden fagot büyüklüğünde bas blok flüt ve trombon büyüklüğünde bas flüt var. Teremin diye elektromanyetik dalgalarla çalınan bir enstrüman var. Meleği sembolize ediyor. Bu kadar savaşın olduğu bir bölgeye bir de melek lazım. Tasviri bir melek figürü. Ben meleklere şeytanlara inanan bir insan değilim, ama o bir iyilik sembolü.</p>
<p><strong>-Peki, şu an üzerinde en yoğun olarak çalıştığın “Hezarfen” galiba?</strong></p>
<p>-“Hezarfen” bir ney konçertosu. Ney çok enteresan bir enstrüman. Bana göre olması gereken bir iş. Tamamen dini bir sembol aslında. İyi bir neyzen sanki bir tek sesin içine bütün bir evreni sığdırmak ister gibidir. Huzurla birlikte büyük bir doluluk gelir. O doluluk sanırım huzur. Boş bir şey huzursuzluk yaratır. Neyin karakteri uzun notalardır. Hızlı şeyler çalan, virtüöz şeyler yapan bir enstrüman değil. Ney konçertosu Hezarfen’in uçtuğu günü anlatan bir eser. Benim kafamdaki Hezarfen oldukça muhalif de biri. Ney, Hezarfen’in kendisini ve iç sesini simgeliyor. Biraz da o muhaliflik, evrensellik, doluluk simgeleniyor.</p>
<p>3. bölümden itibaren Hezarfen kendini boşluğa atıyor. Uçuştaki hisleri, teknik zorluk, heyecanları, yalnızlığı, yorgunluğu. Ben onun peşine martı sürüleri de takıyorum. Üsküdar’a indikten sonra kendisini karanlık bir gelecek beklediğinin de bilincinde. İnişten sonra biliyorsun onu hemen Cezayir’e sürdüler. Yani konçerto mutlu sonla bitmeyecek.</p>
<p>-Bir başka büyük projen var beni de özel olarak ilgilendiren. “Sivas 93” bir opera eseri olacak. Librettonun yazıldığını biliyorum. Biraz da heyecan içindeyim açıkçası. Daha çok yeni ve çalışmanın çok başındasın, ama ben söz etmeni istiyorum.</p>
<p>-Librettonun birinci yazımı yapıldı. Daha çok çalışacağız üzerinde. Genco Erkal’la çalışıyoruz. Genco’nun yaptığı tiyatro eserinden farklı biraz. O eser kişiye odaklanmayan, tiyatrocuların her an herkes olabildiği bir eser. Biraz bizim olayları bilmemize dayanan bir durum bu. Oysa operada tema Avrupa’da bilinmeyen olaylar ve insanları içerdiği için kişilerin anlatılması gerekli. Libretto biraz o kaygıyla yazıldı.</p>
<p><strong>-Yurtdışında senin özgün bir yerin var dedik. Bence “Metin Altıok Ağıtı” da çağdaş bir eser. Belki “Nâzım Hikmet Oratoryosu” gibi yurtdışında da ilgi çekebilirdi. Ancak yaşadığımız sansür yüzünden sadece bir kez çalınabildi. Sansürlenmenin yıkıcılığının yanında bunun arkasındaki uzun çalışma süreci ve büyük bir emek de var. Bu esere ilişkin duyguların neler?</strong></p>
<p>-Nâzım daha oral bir şair, Metin Altıok ise daha içsel bir şair bana göre. Nâzım’ın daha halka inmiş bir tarafı var. Altıok daha zor okunan bir şair değil, ama Nâzım’cılık popülistliğinde de değil. Hele ben oratoryoyu yazdığımda hiç değildi. Madımak olayları da hâlâ tartışılıyor. Ve mühimdir. Ben oratoryomda Metin Altıok’u anlattım. Bir Ankaralı şair anlatılıyordu. 9. bölümünde onun hayallerini, dünya görüşünü, yaşamını anlatıyordum. 10. bölümde ölümü ve Sivas vardı. Madımak konusu bir popülist yaklaşım da içerebilir belli bir yerden bakıldığında. Benim en büyük endişem Sivas’ın arkasına sığınıp bundan faydalanıp ortaya çıkıyor denmesiydi. “Altıok Ağıtı” bundan sıyrılmış bir eserdir. Popülist dalganın değemeyeceği bir yerde duran bu dalgayı reddetmiş bir eser. Keşke her yıl bir iki yerde “Altıok Ağıtı”nı çalabilsek. Türkiye’de yeri daha önemli bu eserin.</p>
<p>“Nâzım Oratoryosu” da ve “Altıok Ağıtı” da Türkçe olmaları nedeniyle yurtdışında sıkıntılı aslında. Böyle olunca müzik-edebiyat buluşması ifade edilemiyor. Oysa bu ülkede bu buluşma hâlâ çok önemli ve çok şey kazandırır. “Sivas 93 Operası”nı bu gibi kaygılarla Almanca hazırlıyoruz. Hem Metin Altıok hem de Nâzım Hikmet benim hayatımda kilometretaşı niteliğinde. Bu ülkenin kültür hayatı içinde müzikle, edebiyatla buluşulmasının önemli olduğuna inanıyorum. Bundan sonraki kuşak -inşallah olursa böyle sanatla ilgili bir kuşak- bu eserleri dinleyecek ve üzerine bir şeyler koyacak. Bu buluşmalar onlara yol açacak. Ben ne yazık ki yeni kuşak adına çok karamsarım. Bu ülke nereye gidiyor onu bile bilmiyorum. Sanatta yeni kuşak olabilecek mi diye endişelenecek kadar karamsarım. Bunu söyleyince de tonla düşman kazanıyorum.</p>
<p><strong>Yalnızlığı yaşamak</strong></p>
<p><strong>- Ülkende olup bitene duyarlığın var. Sanatçının taşıması gereken aydın sorumluluğu ile meselen var. Bunun yanı sıra yurtdışında kırmızı halılarda yürüyerek bayağı rahat ve kolay bir yaşamın olabilecekken bunca zamansızlıkta duyarsız kalmıyor, hırpalanıyorsun, üzülüyorsun, isyan ediyorsun. Etrafın kalabalık, yaşamın dolu, ama büyük bir yalnızlık duygusu var. Ancak sen bu duygularla çıkışlar yaptığında sürekli bir sataşmayla karşılaşıyorsun. Hem de senin temelde en karşı olduğun magazinleştirme ve yozlaşma tonunda!</strong></p>
<p>-Zeynep’çiğim, beni gerçek anlamda en fazla mutlu eden şey müziği iyi yapmak. İyi bir konser vermiş olmak. İyi bir eser yapmak. Zaten bütün enerjimi ve dertlerimi anlatmak, yalnızlığımı paylaşmak müziğimden geçiyor. Gizli bir dehliz gibi. Bunu beni birazcık dinlemiş olan herkes bilir. Çünkü onlara ulaşır. En kötü günümde bile bu hissedilir. Eserlerime de isyanlarım, memleketle ilgili dertlerim yansır. Benim İstanbul’da çok daha geniş bir çevrem, daha yakın dostluklarım olabilecekken zamansızlığımdan bu mümkün değil.</p>
<p>Benim hayatım kızım ve yakın dostlarımla sınırlıdır. Kurmak istediğin ilişkileri kuramadığın bir hayat içsel bir yorgunluk da getiriyor elbette. Bazen de o yalnızlığı yaşamak istiyorsun. Kendinle de hesaplaşarak. Yeni evimde kendime iyi gelen zamanı yaratıyorum. Boğaz’da uzun yürüyüşler yapıyorum. Birikmiş dertler akmaya başlıyor. Yıllardır tuttukların, sıktıkların akmaya başlıyor. Ama sanatçıların, müzisyenlerin, şairlerin hayatları böyle bir şey. Düzen olsa yapamazdık. Duyarsız olamayız.</p>
<p><strong>İnternet ortamı</strong></p>
<p><strong>-Senin eserlerinde Türkiye var. Sürgün Nâzım’ı anlatıyorsun. Sivas’ta yaşanan acıyı hissediyorsun. Metin Altıok’u, Turgut Uyar’ı, Cemal Süreya’yı bilip anlatıyorsun. Mezopotamya’nın acılarıyla buluşuyor, Âşık Veysel’in topraklarının müziğini eserine taşıyorsun. Saz var, türkü var. Yine de elitist olmakla, uzaklıkla itham ediliyorsun.</strong></p>
<p>-Şuna biraz üzüldüğümü söylemeliyim. Hoş internet herkesin her şeyi söylediği, insanların fevri olduğu, hatta kimliksiz bile olduğu bir ortam. Buna rağmen, Fazıl Say Türkiye’nin sanatçısı değil; gâvur, Batılı gibi genellemelere üzülüyorum. Şöyle düşün. “İstanbul Senfonisi” değil Münih Senfonisi yazarsın, “Mezopotamya” değil de Westphalia yazarsın. Nâzım’ı değil Aragon’u, Altıok’u değil Neruda’yı, Hayyam’ı değil Shakespeare’i yazarsın. Alevi dedeleri, Âşık Veysel’i, Dede Efendi’yi değil, yabancıları ele alırsın. Buna hakkın da vardır aslında. Bütün bunlara rağmen bu eserlerin dünyaya yayılmışlığına, Türkiye’de de çok bilinmesine, internette yaygın olmasına rağmen genellenmeye başladı bu tavır. Bu beni üzüyor tabii, bunun önüne geçmek için de kendimden zaman ve çaba koyuyorum. Ama bu bir rüzgâr. Yalan bir şey bu, bakalım neresinden dönecek&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yozluğa karşı tepki </strong></p>
<p><strong>-Sosyal mecrada insanların tek bir konuya takılmasına basının  senin dünya başarılarına hiç yer vermeyip sadece bu mecralarda magazinel  konulara çekmesine içerliyorum ben. Eminim sen de hissediyorsun bunu.  Bu tek taraflılık niye?</strong></p>
<p>-Ben yozluğa karşı bir tepki koyuyorum. Etik olarak buna hakkım  var. Yozluğa karşı kendini temiz hissederek söylediklerimi söylemeye  hakkım var. Fevri olabilirim kimi zaman, ama bu vatan haini olarak  tanımlanmayı gerektirmez. Ben dediğin gibi sadece yurtdışına odaklansam,  bu tartışmalara hiç girmesem bile değişmeyecek bakışlar var. Ben  konserlerin dışında aydınlanma için festivaller kurma amacı gütmeyen  biri olsaydım, bunları adeta harekât gibi algılamasaydım düşmanım hemen  hemen hiç olmazdı. Ama o zaman ben olmazdım. Bu besteler böyle çıkmazdı.  Bu besteler bir şekilde kendini geliştirme hıncı. Tepki. Olan bitenin  intikamı.</p>
<p>Şu basit bir şey: Biraz bile kariyer ve para kaygısı taşıyan  bir insan bu hükümetle ters düşmez. Bir kişiyi yok edebilecek,  susturacak her türlü kaynağı kullanıyorlar. Her şey ellerinde. Para ve  kariyer benim için hiç mühim olmadı. Müziği yapabilmek önemli oldu.  Yanığı söndürmek ve tedavi edebilmek önemliydi. Magazinlere gelince  bunlar boş. Gerici medyada, 2. Cumhuriyetçi medyada ve yandaş medyada  bir Fazıl Say hesaplaşması zaten var. Bizim artık ne medyamız kaldı?  Artık sadece kendi medyamız, internetimizde konuşabiliyoruz. O da varsa.  Bu böyle. Medya oldum olası kültür-sanata mesafelidir. Ana akım  gazetelerde kültür-sanat sayfası yoktu. Hep belli gazetelerdir buna yer veren.</p>
<p><strong>-Son olarak Fazıl Say’ın dünyada ya da Türkiye’de yeni akımlara baktığında beğendiği, heyecanlandığı ne gelişmeler var?</strong></p>
<p>-Benim jenerasyonum kendini geliştirmek zorunda daha iyi olmak  için.  Bizden sonra gelen jenerasyon biraz farklı. Fevkalade enteresan  bulduklarım var. Örneğin Antalya Piyano Festivali’ne çağırdığımız kör Japon piyanist Nobuyiki Tsujii var. Gürcü piyanist Khatia Buniatishvili var. Lang Lang’ı  beğenirim. Beste nereye gidiyor diye baktığımızda ise bizim  jenerasyonumuz tam bir bilinmezlik dönemine denk geliyor. Avantgarde  akımından hemen sonra geliyor. O akım insanları o kadar sanattan  koparttı ki, insanlar dışlanmış hissettiler, anlamadan dinlediler. Bizim  jenerasyonumuz o eksikliği hırsla kapatmaya çalışan, halka dokunmaya  çalışan bir jenerasyon. Çağdaşlığı kaybetmeden bu dokunmayı arıyor yeni  besteciler.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2315/isyanlarim-eserlerime-de-yansir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyanın En Mutlu ve En Mutsuz Ülkeleri</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2307/dunyanin-en-mutlu-ve-en-mutsuz-ulkeleri.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dunyanin-en-mutlu-ve-en-mutsuz-ulkeleri</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2307/dunyanin-en-mutlu-ve-en-mutsuz-ulkeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2011 17:46:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2307</guid>
		<description><![CDATA[Forbes dergisi tarafından hazırlanan dünyanın en mutlu  ve en mutsuz ülkelerinin listesinde Norveç, bir kez daha en mutlu ülke olurken Orta Afrika Cumhuriyeti ise en mutsuz ülke seçildi. Türkiye, listede 75. sırada yer aldı. &#160; Norveç, 54 bin doları bulan kişi başı gayrisafi milli hasılası (GSMH), toplumsal  yaşamı ve güvenlik koşullarıyla bir kez daha dünyanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<p><strong>Forbes dergisi tarafından hazırlanan dünyanın en mutlu  </strong><strong>ve en mutsuz ülkelerinin listesinde Norveç, bir kez daha en mutlu ülke </strong><strong>olurken Orta Afrika Cumhuriyeti ise en mutsuz ülke seçildi. Türkiye, </strong><strong>listede 75. sırada yer aldı.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=85032" alt="" align="right" border="0" /><br />
Norveç, 54 bin doları bulan kişi başı gayrisafi milli hasılası (GSMH),<br />
toplumsal  yaşamı ve güvenlik koşullarıyla bir kez daha dünyanın en<br />
mutlu ülkesi  oldu.</p>
<div>
<p>Forbes dergisi, merkezi Dubai&#8217;de bulunan<br />
Legatum Enstitüsü uzmanları  tarafından hazırlanan dünyanın en mutlu ve<br />
en mutsuz ülkelerinin listesini  yayımladı.</p>
<p>2011 listesini<br />
hazırlarken küresel nüfusun yüzde 93&#8242;ünü oluşturan  110 ülkeyi sekiz<br />
farklı kategori açısından değerlendiren Legatum Enstitüsü  uzmanları, bu<br />
kategorileri ekonomi, girişimcilik, yönetim, eğitim, sağlık,  güvenlik,<br />
bireysel özgürlükler ve sosyal ilişkiler ağı olarak sıraladı.</p>
<p>Buna<br />
göre ilk sırada 54 bin doları bulan kişi başı GSMH&#8217;si ile Norveç<br />
geldi. 2009 ve  2010&#8242;da da listenin başında yer alan Norveç&#8217;te nüfusun<br />
yüzde 95&#8242;i yaşam  standartlarından mutlu, yüzde 74 ise çevrelerindeki<br />
insanları güvenilir  buluyor.</p>
<p>Listede Norveç&#8217;i girişimcilik ve fırsat eşitliğinde dünya birincisi  olan Danimarka izliyor.<br />
Üçüncü sırada ise eğitim olanakları, etkili hükümet  bürokrasisi ve gelişen ekonomisiyle Avustralya yer alıyor.</p>
<p>Dünyanın<br />
en mutlu  20 ülkesinin 14&#8242;ü Avrupa kıtasında 3&#8242;ü Asya&#8217;da yer alıyor.<br />
İngiltere&#8217;nin 13.  sırada, Almanya&#8217;nın 15. sırada ve Fransa&#8217;nın 18.<br />
sırada yer aldığı listeye  Singapur 16. sıradan, Hong Kong 19 sıradan ve<br />
Tayvan da 20 sıradan  girdi.</p>
<p>Türkiye ise, 14 bin dolarlık kişi<br />
başı GSMH tutarı ile 75. sırada yer  aldı. Nüfusun yüzde 60&#8242;ının kendini<br />
güvende hissettiği Türkiye&#8217;de nüfusun sadece  8,4&#8242;ü diğer insanları<br />
güvenilir buluyor.</p>
<p>Dünyanın en mutsuz ülkesi ise, 1 yaş  altı<br />
çocukların yüzde 10&#8242;unun yaşamını yitirdiği ve yoksulluğun hüküm sürdüğü<br />
Orta Afrika Cumhuriyeti.</p>
<p>Bu ülkeyi sivil hakların göz ardı edildiği Zimbabve  izliyor.</p>
<p>Nüfusun<br />
sadece yüzde 30&#8242;unun okuma yazma bildiği ve işsizlik  oranının yüzde<br />
20&#8242;ye çıktığı Pakistan, listede üçüncü sırada  geliyor.</p>
<p>Myanmar,<br />
Küba ve Kuzey Kore vatandaşlarının ankete katılmasına izin  vermediği<br />
için listede yer almadı. Söz konusu kategorilerde yeterli veri elde<br />
edilemeyen Libya, Irak, Afganistan, Somali ve Haiti&#8217;de listenin dışında<br />
tutuldu.</p>
<p>Listeye göre en mutlu 10 ülke, şöyle sıralanıyor:</p>
<p>1. Norveç<br />
2.  Danimarka<br />
3. Avusturya<br />
4. Yeni Zelanda<br />
5. İsveç<br />
6. Kanada<br />
7.  Finlandiya<br />
8. İsviçre<br />
9. Hollanda<br />
10. ABD</p>
<p>Dünyanın en mutsuz  ülkeleri ise şöyle sıralanıyor:</p>
<p>1. Orta Afrika Cumhuriyeti<br />
2.  Zimbabve<br />
3. Etiyopya<br />
4. Pakistan<br />
5. Yemen<br />
6. Sudan<br />
7.  Nijerya<br />
8. Mozambik<br />
9. Kenya<br />
10. Zambiya</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2307/dunyanin-en-mutlu-ve-en-mutsuz-ulkeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<georss:point featurename="Tarabya,Sarıyer"> </georss:point>
	</item>
		<item>
		<title>Bir Entelektüel olarak Atatürk</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/2296/bir-entelektuel-olarak-ataturk.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bir-entelektuel-olarak-ataturk</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/2296/bir-entelektuel-olarak-ataturk.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Nov 2011 17:22:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2296</guid>
		<description><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi’nde Atatürk’ün 73 ölüm yıldönümü bağlamında dün akşam &#8220;Bir Entelektüel Olarak Mustafa Kemal Atatürk&#8221; sempozyumu gerçekleştirildi. &#160; Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Zafer Toprak’ın düzenlediği konferansa uluslararası üne sahip yerli yabancı araştırmacı ve akademisyenler; François Georgeon, Erik-Jan Zürcher, Fabio Grassi, Nermin Abadan Unat, Oktay Yenal ve Talat Halman katıldı. Feyyaz Berker Vakfı’nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<p><strong>Boğaziçi Üniversitesi’nde Atatürk’ün 73 ölüm yıldönümü bağlamında dün akşam &#8220;Bir Entelektüel Olarak Mustafa Kemal Atatürk&#8221; sempozyumu gerçekleştirildi.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<div>
<p>Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Zafer Toprak’ın düzenlediği konferansa uluslararası üne sahip yerli yabancı araştırmacı ve akademisyenler; François Georgeon, Erik-Jan Zürcher, Fabio Grassi, Nermin Abadan Unat, Oktay Yenal ve Talat Halman katıldı.</p>
<p>Feyyaz Berker Vakfı’nın katkılarıyla gerçekleşen sempozyum öncesinde gazeteci Mithat Bereket’in kardeşiyle birlikte Anıtkabir Müzesi Kütüphanesi’nde bulunan  Atatürk’ün okuduğu, el yazısıyla notlar aldığı 4000’in üzerinde esere dayanarak ve yedisi sempozyuma katılan on bilim insanının fikirlerine yer vererek hazırladığı filmin 15 dakikalık kısa bir versiyonu da gösterildi.</p>
<p>Sempozyumda yerli ve yabancı bilim insanları dönemin koşullarına da değinerek Atatürk’ün tartışmasız rasyonel düşünen, çağdaş uygarlığı hedefleyen büyük bir entelektüel olduğunun altını çizerek; <strong>“Onun entelektüelliği sadece bir okuma değil problem çözme aracıdır”</strong> dediler.</p>
<p>Zürcher; <strong>“Eskiden kopuş ve yeniden doğuşun sembolü olan Ankara’nın başkent olması gibi Cumhuriyet’in ilanı da büyük ölçüde Atatürk’ün dehasıdır” </strong>dedi.</p>
<p>Nermin Abadan Unat;<strong> “Bugün tam manasıyla ateş hattında olan Atatürkle ilgili konuşmak henüz suç değil ama olmak üzere. Her türlü iddia ortaya atılyor” </strong>diyerek  Şükrü Hanioğlu’nun son kitabında ileri sürdüğü hususları eleştirerek <strong>“Tarih manipüle ediliyor” </strong>dedi.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/2296/bir-entelektuel-olarak-ataturk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bayramınız Kutlu Olsun</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2292/bayraminiz-kutlu-olsun.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bayraminiz-kutlu-olsun</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2292/bayraminiz-kutlu-olsun.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Nov 2011 20:09:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2292</guid>
		<description><![CDATA[BAYRAM Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan&#8230; Görmenin nasıl bir bayram oldugunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık&#8230; Sızlamayan her organ, hele de burun diregi bayramdır. Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayip &#8220;çok sükür bugünü de gördük&#8221; diyebilmek&#8230; Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır. Yoğun bakımda sancılı geceyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size: medium;"><span style="color: #0000a1; font-family: Arial;">BAYRAM</span></span></strong></p>
<div id="yiv1773043916yui_3_2_0_1_1320425970235105"><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>Nefes almak </strong></span><span style="color: #0000a1; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>dır mesela; günün birinde soluksuz<br />
kalınca anlar insan&#8230;</strong></span><span style="font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
Görmenin nasıl bir </strong></span><span style="color: #0000a1; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong> oldugunu karanlık öğretir;<br />
sevmeninkini yalnızlık&#8230;</strong></span><span style="font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
Sızlamayan her organ, hele de burun diregi </strong></span><span style="color: #0000a1; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>dır.</strong></span><span style="font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #0000a1; font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
Bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>dır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni<br />
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayip &#8220;çok sükür bugünü de gördük&#8221; diyebilmek&#8230;</strong></span><span style="font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
Sevdiklerinle geçen her gün </strong></span><span style="color: #0000a1; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>dır.</strong></span><span style="font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmus bir<br />
ilişkiyi bitirmek de öyle&#8230;</strong></span><span style="font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini<br />
bölmek, korktuğunda güvendigine sarılabilmek, dara<br />
düştüğünde dost kapısını çalabilmek </strong></span><span style="color: #0000a1; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>dır.</strong></span><span style="font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede<br />
üstüne serilen battaniye, saçlarini müşfik bir sevgiyle<br />
okşayan anne </strong></span><span style="color: #0000a1; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>dır.</strong></span><span style="font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
&#8220;Ona güvenmistim, yanılmamışım&#8221; sözü </strong></span><span style="color: #0000a1; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>dır.<br />
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak </strong></span><span style="color: #0000a1; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>&#8230;</strong></span><span style="font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış<br />
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son<br />
taksiti ödenirken sıkılan eller </strong></span><span style="color: #0000a1; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>dır.</strong></span><span style="font-family: Arial; font-size: small;"><strong><br />
</strong></span><span id="yiv1773043916yui_3_2_0_1_1320425970235104" style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong id="yiv1773043916yui_3_2_0_1_1320425970235103"><br />
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda<br />
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,<br />
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi </strong></span><span style="color: #0000a1; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>dır.</strong></span></div>
<div><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>Alnı açık yaşlanmak </strong></span><span style="color: #0000a1; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>dır; ulu bir çınar gibi ayakta<br />
ölebilmek </strong></span><span style="color: #002060; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>..<br />
</strong></span></div>
<div><span style="color: #c20000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz </strong></span><span style="color: #002060; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>bayram </strong></span><span style="color: #c20000; font-family: Arial; font-size: small;"><strong>olur.</p>
<p></strong></span></div>
<div><span style="color: #a00000; font-family: Arial; font-size: x-small;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #a00000; font-family: Rage Italic; font-size: x-large;"><strong>Can Yücel</strong></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2292/bayraminiz-kutlu-olsun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şafak Pavey İle Ropörtaj</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2280/safak-pavey-ile-roportaj.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=safak-pavey-ile-roportaj</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2280/safak-pavey-ile-roportaj.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 19:44:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2280</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Bacağımı sadece savaş alanlarında kapattım&#8217; Şafak Pavey&#8217;le kişisel hikâyesinden, acılarına, yaralarına &#8216;sığmayan-sıkışmayan&#8217; mücadelesine bir söyleşi. Türey Köse Şafak Pavey, 24 Mayıs 1996 tarihinde Zürih’te geçirdiği korkunç kazada bedenin yarısını bir trenin altında bıraktı. Ardından bu acıyı taşıyamayan eşi kendisini terk etti. Annesi Ayşe Önal’la birlikte yazdığı 13 Numaralı Peron kitabında “Kaderin, hayatı dişi bir öfkeyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>&#8216;Bacağımı sadece savaş alanlarında kapattım&#8217;</h1>
<p>Şafak Pavey&#8217;le kişisel hikâyesinden, acılarına, yaralarına &#8216;sığmayan-sıkışmayan&#8217; mücadelesine bir söyleşi.</p>
<p><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?yer=yazar&amp;aranan=T%FCrey%20K%F6se">Türey Köse</a></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=74780" alt="" align="right" border="0" /></p>
<div>
<p>Şafak Pavey, 24 Mayıs 1996 tarihinde Zürih’te geçirdiği korkunç kazada bedenin yarısını bir trenin altında bıraktı. Ardından bu acıyı taşıyamayan eşi kendisini terk etti. Annesi Ayşe Önal’la birlikte yazdığı 13 Numaralı Peron kitabında <strong>“Kaderin, hayatı dişi bir öfkeyle yönettiğine inanıyorum ve bu öfkeye bilinçsiz bumeranglarımızın neden olduğuna da&#8230; Acı, bir yandan dünyaya gücenmek haklarımızı gasp ederken öte yandan sınırsız bir olgunluğun da öğretisini sunuyor” </strong>diyordu. Yıllar geçti <strong>“gücenme hakkı”</strong> geri plana düştü, <strong>“başkalarının acısına bakmayı”</strong> ve <strong>“başkalarının yarasını sarmak için mücadele ederken kendi yaralarını sarmayı” </strong>öğrendi.</p>
<p>Şafak Pavey, eğitimini London School of Economics’te yüksek lisansla tamamladıktan sonra BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde çalışmaya başladı. Engelliler, azınlıklar, çocuklar, şiddete uğrayan kadınlar, mülteciler, işkence mağdurları ve insan hakları çiğnenen mağdurlar, <strong>“aktif bir dünya yurttaşı”</strong> olarak temel mücadele alanı oldu.</p>
<p>Cezayir, Sahra, Mısır, Yemen, Lübnan, Suriye, Irak, İran, Afganistan, Cenevre ve Washington’ta görev yaptı. Şu anda CHP İstanbul Milletvekili olarak TBMM&#8217;de. Genel kurulun ilk gününde “İmdat doğa” yazılı tişörtüyle HES eylemcilerine selam gönderdi. Pavey’le kişisel hikâyesine, acılarına, yaralarına “sığmayan-sıkışmayan” mücadelesini konuştuk.</p>
<p>-<strong> CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile karşılaşmanızı anlatırken “Genel başkan protez elimi tutunca ‘Tamam doğru yerdeyim’ dedim” açıklaması yaptınız. Engelli insanlarla birlikte yaşama konusunda bir beceriksizlik, acemilik var toplumda. Belki de sizin protez ayağınızla Meclis’e gelmenizle yaşanan asıl sorun; etek-pantolon değil, insanların engelli bir bedeni görmeye hazır olmamasıdır. Ne dersiniz?</strong></p>
<p>- Toplumun her alanında kamusal yerler dahil olmak üzere engeller kaldırılmadığı için toplumun içine engelli vatandaşlarımızın girmesi de çok güç oluyor. Birlikte yaşamadığımız, birlikte okumadığımız, birlikte aynı mahallede olmadığımız için&#8230;</p>
<p>Doğduğunuz evde büyük bir günah sayılmanız, sokağa çıkarılmamanızla da başlayabilir, çıkarılsanız bile eve kapatılabilirsiniz, sonra okuldaki engellerle, sistemin engellerinin kilidinin açılmaması ile bir kere daha engellenebilirsiniz. İzole bir hayat yaşıyorsunuz. Öbür tarafta da sizi görmeden, duymadan, varlığınızdan haberdar olmayan insanlarla birden karşılaştığınızda herkes bir korku tüneliyle karşılaşıyor. Bunları aşabilmemiz için eğitimde çocuklarımızın birbirine değerek büyüyebilmesi çok önemli. Aynı sıralarda, zihinsel, fiziksel engelli, fakir-zengin tüm çocukları kavraştırıcı okullar olmalı, oysa okullar ayrıştırıcı. Böylece Meclis mecrasında bir araya geldiğimizde, birbirimizin farklılıklarından korkmadan bir arada olabiliriz.<br />
 </p>
<p><strong>Bacağımı sadece savaş alanlarında kapattım</strong></p>
<p>Hrant Dink ile büyümüş, Agos’un ilk köşe yazarlarından biri olmuş Şafak Pavey. <strong>“Öldürüldüğünde İran’daydım. 15 gün önce yanıma gelmişti” </strong>diyor.<strong> Deniz Gezmiş</strong> de anne tarafından kuzeni. O doğmadan idam edilmişti Deniz Gezmiş ama “<strong>Evin içinde hep Deniz Ağabeyin adı geçerdi” </strong>diyor. Pavey de onlar gibi mücadeleci bir ruha sahip&#8230;</p>
<p><strong>- Sizin protez bacağınız Meclis’te kadın milletvekillerinin pantolon giymesi konusunu güncelleştirdi. Bu konuda bir yasa önerisi var. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?</strong></p>
<p>- Benim etek giyme diye bir sıkıntım yok. Kadın milletvekillerinin özgürlüğünden yanayım. Kadın milletvekilleri nasıl daha rahat çalışabilirse ona varım. BM de resmi bir yerdi. Orada da hem pantolon, hem de etek giydim. İçtüzük benim konum değil, yasa önerisi benim önerim değil. Eteğimin ve bacağımın bu kadar konuşuluyor olmasını garipsiyorum. Protez bacağın bu kadar konuşuluyor olması engellilik konusunda konuşma dilimizin seviyesini de gösteriyor. Kadın milletvekilleri için rahat çalışma yolunu açacaksa ne güzel; ama bu tartışmaların çıkış noktasını bir daha gözden geçirip protez bacakla bu tartışmanın başlamasının garipliğini hatırlamak gerekir. Vücudumun bir parçası olan bir şeyden utanç, gocunma içinde değilim. Bacağımı kapattığım tek yer savaş alanlarında, protez bacak alamayacak insanların yanı olmuştur.</p>
<p><strong>- Kandahar filmini izlediniz mi? Gökyüzünden protez bacaklar atılır&#8230;</strong></p>
<p>- Evet, oradaki gibi protez bacakların gökyüzünden atıldığı yerlerde çalıştım. Her iki çocuktan birinin bir uzvunun kayıp olduğu yerlerde. Öyle bölgelerde çalıştıktan sonra, Meclis’teki tartışmaları dinlemek üzücü oluyor.</p>
<p><strong>- Çok acı bir hikâye yaşamınız boyu sizi takip ediyor. 15 yıldır hep onunla anılıyorsunuz, size hep o günü soruyoruz. Bunu nasıl taşıyorsunuz?</strong></p>
<p>- Hayatımda dönüm noktası olan olaylardan biri kaza, ama tek dönüm noktası da değildir. Çok önemli şeylere şahitlik yaptım. Savaş ve barış ortamı, doğa insan ilişkisini çok iyi anlatan tanıklıklarım oldu. Kaza da önemli bir şey. Duyarlılığımı, sorumluluklarımı arttırdı engellilik dünyasında. Sorulmasını yadırgamıyorum. Ama çoktan unuttum. Onun üstüne birçok da hayat yaşadım. Artık kazazede olarak değil, aktif vatandaş olarak anılmaktan daha çok mutluluk duyacağım.</p>
<p><strong>- Kazadan sonra sizi terk eden eşinizin soyadını taşıyorsunuz. Bu zor bir durum değil mi, canınızı acıtmıyor mu?</strong></p>
<p>- Benim için çok önemi yok hangi soyadını taşıdığımın. Çok teknik meseleden dolayı. Bütün diplomalarım, belgelerim&#8230; Yurtdışında yaşarken çok çileli şekilde değiştirilebiliyor. Bunun için kolları sıvadığımda büyük bir sıkıntıyla karşılaştım. Değiştirmekten vazgeçtim. Yurtdışında okumuş insanlar için denklik zaten çok zor, bir de soyadı meselesini düşünün. Eski eşimle anlaşarak ayrıldık. Bu bürokratik bir konu. Eşim hayatımda çok büyük hasara yol açmış biri değildir. O bana acıyarak bakmak yerine bir karar aldı. Paul&#8217;ün “Ona her baktığımda ona acıdığımı anlayacak, Şafak o kadar zeki bir insan” deyip, beni ziyaret etmemesi, bir araya gelmemiş olması aynı zamanda bir cesaretlilik. Bütün mahalle baskısına karşı konulmuş, bireysel bir seçimdir. Ona saygı duyuyorum. O zaman bu yüzden acı çektim mi? Evet, çekmiş olabilirim. Ama bütün hayatımda çektiğim acıların yanında çok büyük bir acı değil. Bir insanın zayıflığını kabul etmesini, bunu beceremeyeceğini baştan kabul etmesini saygıyla karşılıyorum.</p>
<p><strong>- Kitapta “Biliyorum, biz çok karşılaşacağız eksiksiz bedenli, eksik yürekli kimselerle&#8230;” diyorsunuz&#8230; Beyoğlu’nda saldırıya uğradınız. Bu kadar vahşi bir saldırıda “eksik yürekli” insanlarla karşılaşmak ne düşündürdü sizde?</strong></p>
<p>- İronisi şuradaydı. O sabah İsveçli bir medya grubuyla birlikteydim. Kadına karşı şiddeti, şiddetin gazetelerin üçüncü sayfasında değerlendirilmesini konuşuyorduk. O gece o olay oldu, ben ertesi gün 3. sayfadaydım. Saha çalışması gibi oldu. Acıklı olan şu; dünyanın her tarafında savunmasız bir kadın dövülebilir. Ama şu yaşadıklarım hukuk devleti misiniz onu anlatılıyor. Dövüldüm, kimse yardım etmedi, Londra&#8217;daki annemi telefonla aradım, yardım istedim. Emniyetten hiç kimse gelmedi. Daha sonra polis “Hem sakat, hem kadınsın bu saatte ne işin var” dedi. Gece 22.30-23.00 gibi. Protez bacağım kırıldı bu şiddet sonucunda. Saldırgan beraat etti. Mahkemede bir zarar görmediğime karar verdiler, protez bacağım vücudumun bir parçası sayılmadı. Darp sayılmadı. Kendi imkânlarımla tekrar yaptırdım, öylelikle tekrar yürüyebildim. Olaydan bir sene sonra arabulucu gibi birileri geldi, kapımı çaldı. Beni döven otoparkçı toplum içine çıkamıyormuş, engelli birini dövdüğü için. Ne yapmaları gerekiyorsa hazır olduklarını söylediler. Onu toplum önünde affetmem için ne yapmaları gerektiğini soruyorlardı. Ayıplandığı için dışlanıyormuş. Çelişkilerimiz burada. Hukukta bir şey çıkmadı. Ama toplumsal değerler nedeniyle o insan engelli bir kadına şiddet uygulaması yüzünden dışlanıyor. Toplumsal hapishaneye konuluyor. Hukuk ve değerlerimiz arasında bir boşluk var.<br />
<strong><br />
- Ne yaptınız?</strong></p>
<p>- Nasıl affedebilirim?</p>
<p><strong>- Agos’ta yazarlık yaptınız. Hrant Dink’i tanıyor muydunuz?</strong></p>
<p>- Birlikte büyüdüm. Annemin çok yakın arkadaşı. Ustalarımdan biri, ağabeyim. Agos’un ilk köşe yazarlarındanım. Öldürüldüğünde İran’daydım. 20 gün önce İran’a benim yanıma gelmişti.</p>
<p><strong>- Meclis’in ilk gününde “İmdat doğa” tişörtüyle çevre eylemcilerini selamladınız. Bu tür eylemler sürecek mi?</strong></p>
<p>- Umuyorum, sivillerin sesi olmaya çalışacağım Meclis’te. Türkiye’nin dört bir köşesinde doğa mücadelesi verenlere Meclis’ten bir selam olsun istedim. Türkiye’nin dört bir yanında hapislere bile düşen insanların mücadelesine saygıyı sunabilmek istedim, fiziken orada olmasak da kalben orada olduğumuzu, o mücadeleyi veren sivillerin de sesi olduğumu göstermek istedim. Doğa bir haykırışta. Doğa bize emanet. Onun ev sahipliğinde yaşıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Pozitif ayrımcılığa her zaman varım</strong></p>
<p><strong>- Belgeselciliğiniz de var. Hangi konularda belgeseller çektiniz?</strong></p>
<p>- Çocuklarla yaptığım filmler var. Sahra çöllerinde yaptığım filmler, kadın haklarıyla ilgili filmler. İran’da Afgan mülteci çocuklarla bir film çalışmamız var. Lübnan’da mayınlarda hayatları parçalanmış insanlarla yaptığımız bir belgesel var. Orada çok çarpıcı bir anım var. Mayın temizleme çalışmasındayız. Bir bombadan 600 küçük parça çıkıyor. Her yere girebilir, pencere pervazında da, ağacın üstünde de olabilir. Çok çileli çalışma. Bir tarla temizlendi, bir adamın koşarak zeytin ağacının yanına gittiğini, ağlayarak “Seni özledim” diye konuşmasını dinliyorsunuz. Doğa ve insan ilişkisini görüyorsunuz.</p>
<p><strong>- Fotomodellik de yapmışsınız, doğru mu?</strong></p>
<p>- Fotomodellik yapmadım. Kazadan sonra toplumsal yargıları aşmak için yeni bedenimle görsel algımız alışsın diye bir çalışma yapmıştık. Fotoğraf çektirdim, Aktüel dergisinde kapak yaptılar. Görsel alışkanlıkları değiştirmek için İngiltere&#8217;de de engellilerle bir defile yapıldı, ona çıktım.</p>
<p><strong>- Deniz Gezmiş de akrabanızmış&#8230;<br />
</strong><br />
- Evet.. Anne tarafından. Annemin kuzeni Deniz Ağa-bey. Ben daha doğmamıştım o dönemde ama evin içinde her zaman Deniz Ağabeyin adı geçerdi.</p>
<p><strong>- Siyasette kadın hep ikincil bir konumda. Bu nasıl değişecek?</strong></p>
<p>- Ben insan hakları yüksek komiserliğinden geliyorum. 9 tane insan hakları sözleşmesi var. Aslında insan hakları, kadın hakları, çocuk, engelli hakları. Bunlar sadaka politikalarının yapıldığı alanlar değil. Kadınların eşitliği nerede duruyor diye bakıyorlar dışarıdan. Çok ciddi çalışmamız lazım. Değerlerimizle niye oluyor, kotalarla niye olmuyor bakmamız lazım. İçini dolduramıyoruz. Pozitif ayrımcılığa her zaman varım, kota var ama önemli olan uygulanması. Engelli insanın, kadının kotasını doldurayım diye bir çaba hissetmiyor ki insanlar, cezasını ödemeyi tercih ediyorlar. Mesela Halkbank. Kotaya uymak yerine ceza ödüyor.</p>
<p> g</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2280/safak-pavey-ile-roportaj.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Serra Yılmaz İle Söyleşi</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/eglence/2258/serra-yilmaz-ile-soylesi.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=serra-yilmaz-ile-soylesi</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/eglence/2258/serra-yilmaz-ile-soylesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 06:07:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2258</guid>
		<description><![CDATA[Uzlaşmayı pek sevmem Serra Yılmaz &#8220;Serra&#8217;nın Dostları&#8221; isimli televizyon programını yapıyor. Ağva&#8217;dan İstanbul&#8217;a bakıyor, dostlarını ağırlıyor, hem özlem gideriyor hem de gündemi yorumluyor. Onun için önemli olan &#8220;şimdiyi&#8221; yaşayabilmek, hem de bunu her şeye rağmen yapabilmek. Çünkü ne de olsa hayat kısa ama yapacaklarımız fazla. Ali Deniz Uslu Serra Yılmaz için önemli olan “şimdiyi” yaşayabilmek, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Uzlaşmayı pek sevmem</h1>
<p><strong>Serra Yılmaz &#8220;Serra&#8217;nın Dostları&#8221; isimli televizyon programını yapıyor. Ağva&#8217;dan İstanbul&#8217;a bakıyor, dostlarını ağırlıyor, hem özlem gideriyor hem de gündemi yorumluyor. Onun için önemli olan &#8220;şimdiyi&#8221; yaşayabilmek, hem de bunu her şeye rağmen yapabilmek. Çünkü ne de olsa hayat kısa ama yapacaklarımız fazla.</strong></p>
<p><a href="?yer=yazar&amp;aranan=Ali%20Deniz%20Uslu">Ali Deniz Uslu</a></p>
<p>Serra Yılmaz için önemli olan “şimdiyi” yaşayabilmek, hem de bunu her şeye rağmen yapabilmek. Çünkü ne de olsa hayat kısa ama yapacaklarımız fazla. Yılmaz şimdi “Serra’nın Dostları” isimli televizyon programını yapıyor. Dostlarını ağırlıyor, hem özlem gideriyor hem de gündemi yorumluyor. Nefret söyleminin ayyuka çıkmasından mustarip, fanatizmin afyon olmasından rahatsız. Tüm yaşananların hayra alamet olmadığının da farkında.</p>
<p>Serra Yılmaz, NTV’’de “Serra’nın Dostları” isimli televizyon programını yapıyor. Biz de bunu bahane bildik ve Ağva’da çekimlerde onunla buluştuk. Son günlerde tırmanan gerginliklerle başladık söze. Marşa dönüşen nefret söyleminden, tahammülsüzlüğün geldiği noktaya kadar gittik. Elbette hayatın umut dolu olduğunu es geçmedik. Ne de olsa hayatın sevabıyla günahıyla yaşamaya değer olduğunu konuştuk. Bir de sürpriz, aslında Serra Yılmaz’ın çalışma temposu için bu bir rutin; Yılmaz bu yıl da sinema, müzik ve tiyatro kulvarında kendine özgü çalışmalarla geliyor.</p>
<p><strong>- Televizyon programı bahanemiz oldu, sizi görmeye geldik. Nasıl keyifler?</strong></p>
<p>Her şey gayet yolunda, asayiş berkemal. Ağva’dan, İstanbul’u seyrediyoruz. Hem program bana epey iyi geldi. Uzun zamandır görüşemediğim dostlarım buraya geliyor ve özlem gideriyoruz. Biliyor musun buradan gece yıldızları bile görebiliyorsun?</p>
<p><strong>- Geçen programda “başarılı olduğunuzu düşmanlarınız artınca fark edersiniz demiştiniz”, aklımda kalmış. Neden?</strong></p>
<p>Aslında düşmanınız olduğunu ilk fark ettiğinizde başarılı olduğunuzu anlarsanız. Çok ironik ama gerçek. İyi olmak, hakkaniyetli olmak çoğu zaman yetmiyor insana.</p>
<p><strong>- Var içinizde kalan şeyler sanki. Çok şaşırıp, hayal kırıklığına uğradınız, “böyle olmamalıydı” dediğiniz ne var ilk aklınıza gelen?</strong></p>
<p>Şehir Tiyatroları’nda 16 yıl çalıştım ve birlikte çalıştığım insanlar tarafından uyarılmadan, pervazsızca kovuldum.<br />
<strong><br />
- Neden?</strong></p>
<p>Altı ay ücretsiz izin almıştım ama meğerse çentik atıyorlarmış günlerimi, bittiği gün bana ulaşılmaya çalışılmış ama ulaşamamışlar, zabıta yollamışlar o da ulaşamamış!</p>
<p><strong>- Yani devamsızlıktan kaldınız?</strong></p>
<p>Evet, öyle oldu. Aslında herkes beni nerede bulacağını biliyordu. Beni o zaman bulamayan arkadaşlar, İtalyan ve Fransız vizesine ihtiyaç duyduklarında bana hemen ulaşıyorlardı. Neyse, eski defterler bunlar ama kalıyor işte insanın içinde.</p>
<p><strong>- Kendine rağmen yaşamayı bilenlerden misiniz?</strong></p>
<p>Yakınındayım, ama asıl olan “şimdiyi” yaşayabilmek, her şeye rağmen bunu becerebilmek. Daha da önemlisi, çok kısa değil mi hayat?</p>
<p><strong>- Evet, zamanımız kısalıyor. Bu cümlenin sonu da uzlaşmaya çıkıyor sanırım.</strong></p>
<p>Uzlaşmayı pek sevmem, mantıklı nedenlerim varsa kabullenirim. Zaten başkalarını değiştirmeye çalışmak son derece nafile bir çaba. Mesela kadınlar erkekleri değiştirmek ister, ola ki değişirlerse ondan vazgeçerler. Hem temel hatlarda olmaz değişim, yüzeysel ve sığdır genelde. İşin sıkıcı yanı ben değiştirmek istemem ama kendim değişirim. Ne kadar başarılı olurum bilemem ama bunu denerim. Bu değişim irademi karşı tarafın da görüp, kıpırdanmasıdır önemli olan.</p>
<p><strong>- Değişimden bahsetmişken, son dönemde toplumun ve tepkilerin evrildiği noktaya ne diyorsunuz? Herkes saldırmak için tetikte. Charles Bukowski, “Ortalama insanda, herhangi bir günde herhangi bir orduya yetecek kadar ihanet, nefret, şiddet ve saçmalık vardır” derken epey haklıydı.</strong></p>
<p>Nefret söylemi marşa dönüştü. Geçenlerde Twitter’da biri bana Kürt olup olmadığımı sordu. “Hayır, değilim” dedim ama sonra pişman oldum. Hata ettim, “Ben Kürt’üm, Ermeniyim, Rumum, Afganım, Zenciyim, Yahudiyim, Filistinliyim ve çok cinsliyim” demeliydim. Sonra bunu Facebook’a yazdım. Bu sefer de “Görüyor musunuz bir tek Türk’üm” diye yazmamış eleştirileri geldi. Bunlar üzerinden insanlar sanal ortamda kavgaya başladı. Böyle hastalıklı bir durum olabilir mi? Fanatizm toplumun afyonu olmuş durumda. Bu tahammülsüzlük hayra alamet değil. Herkes bu oyuna düşüyor. Cehaletin yüksek olduğu ülkelerde de bu oyun tutuyor.</p>
<p><strong>- Cehaletin bir de entelektüel olanı var. Herkes kendine göre yazıyor tarihi. Resmi tarihe hiç girmiyorum. Ne dersiniz?<br />
</strong><br />
Hepimiz resmi tarih kurbanıyız. Ümit Kıvanç’ın “Riya Tabirleri” ne güzel bir çalışmadır bu konuda. Bir de Gündüz Vassaf’ın “Tarihi Yargılıyorum”. Ondan herkese birer tane hediye etmek istiyorum. Yüzleşmenin her türlüsü zordur. Şiddete eğilimli, eleştiriyi de ölüm tehditi gibi alan bir coğrafyada işimiz zor.</p>
<p><strong>- Ereksiyon sorunu en yüksek ülkelerden biri olduğu halde cinsellik listelerinde en başarılı olma iddiasıyla yaşayan bir ülkede, iktidar duygusu ilkel güdülerden mi besleniyor?</strong></p>
<p>Ereksiyon sorunu konusunda haklısın ama bu her ülkede aynı bence! Bunun üzerinden erkekliği yüceltmek, egosal bir fanteziyi beslemek çaresizliğin göstergesi. Ama dikey şeyler, dik duranlar her zaman iyidir o ayrı! Mesela Kars’ta dimdik bir “şey” vardı, fazla büyük geldi, lime lime doğrandı!</p>
<p><strong>- Bir söyleşinizde okudum da küçükken arkadaşlarınızı “örgütleyip” tiyatro yaparmışsınız. Hâlâ böyle misiniz?</strong></p>
<p>Örgütlenmek aslında çok güzel bir eylem. Ama şimdi “örgüt” dediğimizde insanlar korkuyor, terör geliyor akıllara. Bu bilerek yapıldı, çünkü halkların bilinçli hareketi kimseye yaramıyor. Korkuyla yönetmek kolay. Eğer şimdiyi soruyorsan, evet ben hâlâ insanları örgütlerim bir şeyler yapmak için. Çünkü böyle güzeldir hayat; birlikte, beraberce&#8230;<br />
<strong><br />
- “Serra’nın Dostları” programını da “örgütleyerek” yaptınız öyleyse.<br />
</strong><br />
İki yıl önce, bir buçuk yıl kadar süren “Temel İçgüdü” programını yapıyordum Türkmax’de. Her programda bir konuğu ağırlayıp, ona yemek hazırlıyordum. Sonra afiyetle o yemeği yiyorduk. Yemek programı değildi, öyle algılandı. Bir buluşmaydı o program. Zaten baksana insanlar yalnızca bayramlarda, düğünlerde, özel günlerde buluşabiliyor. Benim derdim de buydu işte. Sonra bitti, “Temel İçgüdü” gece versiyonunda seks konulu bir program düşündüm.</p>
<p><strong>- Düşünmekle kaldı!</strong></p>
<p>Alıcı bulamadık, çok da aramadık.</p>
<p><strong>- Cevabını bildiğimiz bir soru ama neden?</strong></p>
<p>Temel İçgüdü’nün gece versiyonu vardı aklımda. Seks konulu bir program yapmaktı derdim. Bilgilendirme üzerine bir programdı tasarladığım. Seks üzerine tüm sosyal olguları konuşacaktık. Eğlenceli, seviyeli ve edepli olacaktı ama kimse istemedi tabii.</p>
<p><strong>- Bir aidiyetsizlik var sizde, göçebelik belki de. Nedir bu hissiyatı doğuran?</strong></p>
<p>Aidiyetsizlik değil, ben İstanbul’a aidim. Nereye gidersem gideyim İstanbul’a dönüyorum, bunu bildiğim için rahat gidiyorum. Burası bir mabet, kutsal bir şehir. Akümü burada şarj ediyorum. Yine Gündüz Vassaf’tan bir alıntı yapacağım. Bir İtalyan dergisi yazmıştı İstanbul’u, onu konuşturmuştu ve “geliyorlar, gidiyorlar, beni işgal ettiklerini sanıyorlar en fazla ama ben isteyince silkip atıyorum hepsini” gibi bir şey diyordu. Evet, haklıydı. İstanbul’un üstündeki çirkinliği öğütme özelliği var. Orhan Pamuk buna benzer bir şey diyordu; “hayatımda ne olursa olsun, alt tarafı gider Boğaz’da yürürüm”. Yani İstanbul’un varlığı iyileştirici, şifa verici. Ben de İstanbul’un kendini seviyorum, neye dönüştüğünü değil. İşte o yüzden göçebeliğim rahat, çünkü döneceğim bir yer var. Her daim döneceğiniz bir yer daha var; o da toprak. Bunu da bilmek gerekli.<br />
<strong><br />
- Ölümle barışık mısınız?</strong></p>
<p>Ölüme çok referans yaparım, bu iyi yaşamamı sağlar. İnsanlarla olan ilişkileri de ölüm düzenler. Her ayrılık iyi olmalıdır o yüzden, çünkü son hatırlandığıyla kalır insan.</p>
<p><strong>- Az önce dedik ya, insanlar düğünlerde, özel günlerde bir araya geliyor. Bir de cenazeler var.<br />
</strong><br />
Evet, öyle buluşturucu bir özelliği var. Ben ölümden konuşmaktan korkmam da, sıkılmam da, çünkü gerçek. Zaten karanlık olmasa ışığın anlamı olmaz. Sabah uyandığında, kimsenin yardımı olmadan elini yüzünü yıkıyorsan ve çayını koyabiliyorsan mutlusundur.<br />
<strong><br />
- Şimdi programla meşgulsünüz sonra neler var peki?<br />
</strong><br />
Bu sezon da İtalya’da tiyatrom kapalı gişe. Berlin, Paris, Erivan ve İstanbul arasında bir tiyatro köprüsü çalışmamız var. Sedef Ecer yazıyor bunu. Bir de ses enstalasyonu yapıyorum Fransız Radyosu ile ortak olarak. Benim İstanbul’umun sesleri üzerinde çalışıyoruz. “Islak Köpek” grubuyla da doğaçlama müzik yapıyorum. BabuZula ile çalışmamdan sonra Islak Köpek de beni çok heyecanlandırıyor. Ümit Ünal ile “Nar”ın çekimlerini bitirdik, bu yıl beyazperdeye yansıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/eglence/2258/serra-yilmaz-ile-soylesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Babalar Gününüz Kutlu Olsun</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/guncel/2239/babalar-gununuz-kutlu-olsun-2.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=babalar-gununuz-kutlu-olsun-2</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/guncel/2239/babalar-gununuz-kutlu-olsun-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Jun 2011 11:35:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2239</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Baba&#8217; olmanın dayanılmaz ağırlığı Bugün, 19 Haziran, yani Babalar Günü. Herkesin bu gibi günlere yüklediği anlam farklı. Kimine göre tüketimin körüklendiği bir gün, kimine göre sevgiyi ifade için yeni bir fırsat. Zuhal Aytolun Gazetelerde, sayfalarca haberler, etkinlikler, baba-kız ya da baba-oğul röportajları olur bugün. Ancak bu yazıda durum farklı. Biyolojik babalık kavramından yola çıkmadık, çevresi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>&#8216;Baba&#8217; olmanın dayanılmaz ağırlığı</h1>
<p><strong>Bugün, 19 Haziran, yani Babalar Günü. Herkesin bu gibi günlere yüklediği anlam farklı. Kimine göre tüketimin körüklendiği bir gün, kimine göre sevgiyi ifade için yeni bir fırsat</strong>.</p>
<p><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?yer=yazar&amp;aranan=Zuhal%20Aytolun">Zuhal Aytolun</a></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=73594" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p>Gazetelerde, sayfalarca haberler, etkinlikler, baba-kız ya da baba-oğul röportajları olur bugün. Ancak bu yazıda durum farklı. Biyolojik babalık kavramından yola çıkmadık, çevresi ya da toplum tarafından “baba” olarak anılan isimler konumuz. İçlerinde müziğin “Orhan Babası” Orhan Gencebay, “Süper Baba” ile akıllardan hiç çıkmayan Şevket Altuğ, kimi zaman “erozyon dede” kimi zaman “Toprak Baba” olarak bilinen Hayrettin Karaca ve siyasetin babası Süleyman Demirel’i göreceksiniz. Diğer yandan sinemanın unutulmayan babaları, sporun baba olarak anılanlarını da ekledik yazımıza. Elbette eksik isimler var, sanmayın ki unuttuk. Bir sayfaya sığdırması zor isimlerden bir eleme yapmak zorunda kaldık sadece. Yıllardır unutulmayan isimler, baba ünvanlarıyla nasıl yaşadıklarını anlatıyor.</p>
<p><strong>Süleyman Demirel </strong></p>
<p><strong>Siyasetin babası&#8230;</strong></p>
<p>1970’lerde bir miting sırasında vatandaşın biri “Kurtar bizi baba” diye bağırınca siyaset dünyasının da bir “baba”sı oluvermişti. Demirel, 1924 yılında Isparta’da doğdu, içinden geldiği koşullar göz önüne alındığında, Çoban Sülü dendi. Tabii bu, siyaset adamının aslında halktan geldiğini de vurgulayan bir lakaptı. Bir bütünlük sağlamaktı amaç halkla. 30’larında genel müdür olmuş, 40’larında önce parti genel başkanlığı sonra da başbakanlık yapmış, 12 yıl bu görevini sürdürmüş bir isimdi. Halkın içinden gelmiş, halka hizmet vermişti sonuçta. Baba lakabını cumhurbaşkanlığı yapmadan önce almayı başarmıştı bile. Artık iyiden iyiye aile içine girmiş, baba figürüyle özdeşleşmişti. O noktadan sonra çocukluk yıllarında çobanlık yaptığı için kullanılan “Çoban Sülü”, 50’li yıllarda Devlet Su İşleri’ndeki çalışmaları için “Barajlar Kralı”, 60’ların başlarında çalıştığı ABD’li Morrison Knudsen adlı mühendislik firması nedeniyle “Morrison Süleyman”, 12 Eylül darbesi sonrası siyasi yasaklı olduğu dönemde aldığı “Bir Bilen” gibi lakapları tarihte kalmıştı. Yıllar geçti. Ama yine de unutulmayan onun “Baba” lakabı oldu, siyasetin her daim babası olarak anılacak bir isimdir Süleyman Demirel.</p>
<p><strong>Orhan Gencebay</strong></p>
<p><strong>Önce mahallenin Baba Orhan’ıydım</strong></p>
<p>Hepimiz Orhan Gencebay’ı Orhan Baba olarak biliriz. Yıllardır böyle gelmiş, böyle gidecek. Ancak kaçımız onun önce Baba Orhan olarak anıldığını biliyor? O zaman önce hikâyesini anlatalım “Baba” oluşunun&#8230; Gencebay, Samsun doğumlu. Kalabalık bir mahallenin çocuğuymuş. “100-150 kadar çocuktuk belki de. Sevilirdim, aralarında en kuvvetlileri de bendim. Bir şey olduğunda korurdum herkesi. O yüzden zaten bana Baba Orhan demeye başlamışlardı. Aynı yaştaki arkadaşlarımı çok kez kavgadan kurtarmışımdır. Paylaşmayı da severdim, dostluğu da, korumayı da. İşin Baba Orhan kısmı bu.” Sonra yıllar geçiyor, Gencebay, müzik sektörüne atılıyor. İsmi ve başarısı duyuluyor, yayılıyor. “Bestelerimin çoğu bir felsefe içeriyordu, öğüt gibiydi. İşte o dönemde de Orhan Abi oldum” diyor. Ha bu arada, bir lakabı daha var Gencebay’ın bu yüzden: Koca Yürek. Çünkü iyilikleri de çok dokunmuş. Sektörde kimlere babalık yaptınız, babalığın hakkını verebildiniz mi diye soruyorum. Anlatıyor: “Belki de yüzlerce kişiye babalık yaptım. Ama bunu söylemeye gerek yok. İnsana yakışan paylaşmaktır zaten. Sağ elin yaptığını sol el bilmemeli.”</p>
<p>Babalık kavramının Orhan Baba’daki yeri mi? “Kendisiyle barışık olmayan baba ünvanını alamaz” diyor. Tabii yıllar içinde yorulduğu da olmuş Orhan Baba’nın: “Camianın Orhan babasıydım. 53 yıldır bu sektörün içindeyim, pek çok alanında emek verdim. Babalıktan dolayı zorlu görevler de üstlendim, altından kalkmaya çalıştım. Örnekse son dönemde yine böyle bir his içindeyim. Müzik sektörü çöktü. Yeniden dirilmesi için baba olarak üzerimde görev hissediyorum. Bunun için de derhal çalışmalara başlayıp, başı çekeceğim.”</p>
<p>Orhan Baba, aynı zamanda gerçek anlamda da baba. Oğlu Altan Gencebay, 41 yaşında. Mesafeli bir ilişkileri olmadığını, ancak birbirlerine saygıyla yaklaştıklarını söylüyor Orhan Baba. “Sevgimi göstermesini de bilirim” diyerek devam ediyor, “Ancak şöhret olduğum için her baba gibi onunla her şeyi yapamamış, her yere gidememiş olabilirim. Bunun eksikliğini de kimi zaman hissettiğim oldu. Ancak oğlum da anlayış gösterdi bana.” Orhan Baba’nın dedesi 14.5 yılını cephede savaşarak geçirmiş. O yüzden oğluna, yani Gencebay’ın babasına sevgisini gösterememiş. Babadan oğula geçmiş, sevip belli edememe hali. Taa ki Orhan Baba’ya dek: “Bizde kırıldı bu süreç. Oğluma sevgimi ne mutlu ki gösterebildim.” Oğlu Altan Gencebay da müzik sektöründe, hatta o da kimi zaman Altan Baba olarak anılıyormuş ancak Gencebay, “Altan çok seviliyor ancak yine de baba ünvanın halk verir” diyor. Artık Altan Gencebay, babasından alır mı bu ünvanı miras olarak zaman gösterir.</p>
<p><strong>Şevket Altuğ</strong></p>
<p><strong>Fikret’ten daha manyak bir babayım</strong></p>
<p>Şevket Altuğ, namı diğer Süper Baba&#8230; 90’lı yılların çok sevilen, hafızalardan çıkmayan dizisi Süper Baba’nın Fikret’i olarak girdi evlerimize. Oynadığı rollerin bu kadar etkili olması ve unutulmamasının nedeninin sahicilik olduğunu söylemek yanlış olmaz. Özendiğimiz, sevdiğimiz, özlediğimiz bir baba figürüydü. Süper Baba mı Şevket Altuğ’du, Şevket Altuğ mu Süper Baba’yı oynuyordu, tam olarak söylemesi zor. Bunu ona sormak en doğrusu. Yanıtlıyor: “Değerli bir diziydi Süper Baba. Benim şansım bu işi çok iyi kotaran Yavuz Turgul oldu. Çünkü benim nasıl bir baba olduğumu biliyordu. Fikret’le bu anlamda aramda çok da büyük bir fark olduğunu söyleyemem. Tek farkımız ben eşimle ayrılmadım, kırk yıldır beraberiz, çok da mutluyuz.” Şevket Altuğ, biri 39, diğeri 34 yaşlarında iki de çocuk sahibi. Söz iyi babalığın sırrına geldiğinde anlatmaya başlıyor: “Anne, kutsaldır. Karnında taşıyan, doğuran, besleyen, büyüten, şefkat verendir. Ama babanın da yeri aynı derece de önemli. Hatta daha önemli diyebiliriz.” Tam da bunları söylerken arkadan eşinin sesi geliyor: “Yuh artık, o kadar da değil.” Bu kez, Altuğ biraz ödün veriyor: “Tamam canım, daha önemli demeyelim, at başı giderler.” Anne şefkati kadar babanın da koruyuculuğundan söz ediyor Altuğ. Ayrıca Süper Baba’nın Fikret’inden daha manyak bir baba olduğunu da ekliyor sözlerine. Örnekse, bir meyvenin sezonu başladıysa, çocukları yemeden asla yiyemezmiş. Tabii, çocukları da aynı derecede ona bağlı. Bir dönem, yaşadığı maddi sıkıntılarda çocukları küçük olmasına rağmen hep destek vermişler. “Bu karşılıklı bir iletişim”diyor, “Biz arkadaşız derler ya. Hayır, biz onlarla dostuz.” Babalar Günü mesajı mı? “Saldım çayıra mevlam kayıra babası olmayın lütfen.”</p>
<p><strong>Hayrettin Karaca</strong></p>
<p><strong>Toprak Baba olarak anlatmaya devam edeceğim</strong></p>
<p>Tema Vakfı’nın Kurucu Başkanı Hayrettin Karaca, daha çok “Erozyon Dede” olarak tanınıyor. Ancak yine de ona “Toprak Baba” diyenlerin sayısı az değil. Karaca, Toprak Baba tanımlamasından da oldukça memnun: “Sağ olsunlar, beni gençleştiriyorlar. Gençleşmek işime gelir” diyor. Erozyon Dede lakabının hikâyesi ilginç. Yıllar önce, yabancı bilim adamlarıyla birlikte, Karadeniz’de çalışmadalar. İstedikleri nadir bulunan bir bitkinin fotoğrafını çekebilmek. Rakım yükseliyor, araştırma sürüyor. Yayla evlerinin bulunduğu bölgeye gittiklerinde, dere boyu olarak belirliyorlar yollarını. Rakım yükseleceği için Karaca’nın, yayla evlerinin bulunduğu bölgede kalmasının daha doğru olacağını düşünüyorlar. Karaca’nın elinde iki fotoğraf makinesi, çevreyi çekiyor, ekibin dönüşünü bekliyor. O sırada yabancı olduğunu düşündükleri Karaca’nın etrafını sarıyor çocuklar. En son yanına gelen kızıl saçlı bir erkek çocuğu, “Ben seni tanıyorum. Televizyonda çıkıyorsun” diyor. Karaca’da soruyor, “Çıkıyor ve ne diyorum?” diye. Çocuk yanıtlıyor; “Kesme diyorsun, ağaçları kesme”. Sonra dönüyor arkadaşlarına sesleniyor kızıl saçlı çocuk: “Koşun koşun Erozyon Dede gelmiş” Sonra da Erozyon Dede olarak kalıyor ismi. Toprak Baba olarak da anılıyor. İki türlü de hitap edeni var. Karaca, çok da hoşuna gittiğini söylüyor bu tanımlamanın. “Toprak huzurludur. Oksijen ve hayat doludur. O yüzden büyük bir onur ve mutluluk bu benim için” diyor. Ayrıca 30 yıldan fazla zamandır da toprağı anlatıyor Karaca, önemini ve yapılması gerekenleri. Büyük bir mücadele onunki. “Giden topraktır. 1970’lerden bu yana çabam hep bunun önemini anlatmak yönünde oldu. Toprak Baba olarak anlatmaya da devam edeceğim.”</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Sinemanın babaları hep akıllarda</strong></p>
<p>Sinemanın babaları dendiğinde, elbette pek çok isim düşüyor akla. Bu kısa yazıda bütün babaları anmak mümkün değil. O yüzden hafızalara kazınmış en belirginlerini hatırlatmakta yarar var. Sinemanın babası dediğinizde, dünya sinemasından bir isim geliyor ilk olarak akla: Godfather. Dünya sinemasının tartışılmasız “en iyi” babasıdır bu filmdeki rolüyle Marlon Brando. Mario Puzo’nun yazdığı, aynı adlı romandan uyarlanan filmde, güçlü bir İtalyan mafya ailesinin hikâyesi anlatılıyor. Diğer yandan Hayat Güzeldir’le Roberto Benigni’yi anmadan geçmek olmaz. Canlandırdığı baba karakteri ile özveri dolu bir hikâye anlatılır. Robert de Niro’nun Zor Baba’sı da, farklı bir baba tanımlamasıyla akıllarda.</p>
<p>Dünya sinemasında hal böyleyken Türk sinemasında da babacan roller üstlenen karakterleri de unutmamak gerek. İlk olarak Münir Özkul’u hatırlayalım. Hababam Sınıfı’ndaki tatlı sert baba kıvamındaki Mahmut Hoca’yı kim unutabilir. Neşeli Günler, Bizim Aile, Gülen Gözler&#8230;</p>
<p>Merhametli, iyi kalpli babayı oynayan Kadir Savun, sevimli, tonton görüntüsü ve babacan tavrıyla Hulusi Kentmen, Ahmet Mekin ve Ekrem Bora’yı da unutmamak gerek. Babam ve Oğlum’daki rolüyle Çetin Tekindor, dizi dünyasından altı sezon süren Yaprak Dökümü’nün babası Halil Ergün de günümüze en yakın isimlerden. Tabii Kabadayı filmindeki Şener Şen’in rolü de unutulmaz.</p>
<p><strong>Sporun babaları </strong></p>
<p>Henüz sportif direktörlük müessesinin anlamının bilinmediği yıllarda, antrenmanlar toz toprak içindeki statlarda yapılırken futbol camiasının içine düşen bir lakaptı “baba”.</p>
<p>Aslan Nihat’lar, Zeki Rıza’lar derken ikinci kuşak futbolcular içinden çıktı babalar. Hakkı Yeten, Beşiktaş’ın her şeyiydi. Tabii futbol yetenekleri, “zıpkın” gibi şutları ve inanılmaz gücüyle ama bundan da önemlisi liderlik özellikleriyle. Direnci kırılan arkadaşını yerden o kaldırırdı. Kimi zaman şefkatle kimi zaman hiddetle “kalk ayağa sen Beşiktaş’ın topçususun” dercesine. Rivayet o dur ki bir keresinde Beşiktaş Ankara’daki bir maçta ilkyarıyı 3 farkla geride kapatınca soyunma odasında “ya ikinci yarı adam gibi oynarsınız ya da dönüş biletlerinizi yırtarım İstanbul’a yaya dönersiniz demiştir.” Sonuç mu? Beşiktaş şahlanır maçı da kazanır. Baba Hakkı efsane olur.</p>
<p>Aslında Gündüz Kılıç’ın da hikâyesi farklı değil. O da futbolcu olarak sarı &#8211; kırmızı renklerle özdeşleşir. Galatasaray’ın gerçek anlamda Mektebi Sultani takımı olduğu, henüz Anadolu’ya yayılacak sarı -kırmızı sevgi selinin öncesinde Galatasaray’ın santraforu, büyük maçların büyük golcüsüdür. Ustalıkla oynar futbolu. Futbolculuğu sırasında bile oyun görüşü dikkat çeker. Baba Gündüz lakabını ustalığı sayesinde üstüne geçirir. Antrenör olduktan sonra Türk futbolunun da babası olur. Kariyerinin sonunda bir yıl Beşiktaş‘ı çalıştırır. Galatasaray’dan kimse çıkıp “Gündüz Kılıç yanlış yapmıştır” demez. Baba Gündüz’dür o, ne yapsa doğrudur.</p>
<p><strong>Yeraltının babaları </strong></p>
<p>İlk olarak “babaların babası” lakabını alan Vito Ferro ile başlamak gerek söze. Doğduğu Palermo’dan New York’a göç ettikten sonra mafya içinde hızlıca yükseldi. Hatta Pizzu olarak bilinen haraç alma tekniğini geliştirerek ün kazandı. Ancak sonu pek acıydı. Boşaltılan hapishanede terk edilen Vito Ferro, susuzluktan öldü. Al Capone da en ünlü Amerikan gangsterlerinden biri olarak anılıyor. Pek çok kirli işe ve cinayete bulaşan bu “baba” da Alcatraz Hapishanesi’nde yaşamını yitirdi. Charles Luciano, Michele Navarra, Salvatore Greco, Bernardo Provazzano&#8230; Peki bu topraklarda mı? Aslına bakarsanız Türkiye’de “baba” denilince karşımıza mafya ile mahalle kabadayısı kavramı çıkıveriyor. “İlk akla gelenler kimler?” sorusuna çoğu kez Kürt İdris ve Dündar Kılıç isimleriyle yanıt verildi. 1968’de ölen Oflu Hasan’ın cenaze töreni bize o âlemde racona uyan mafya babalarının itibarının ne denli büyük olduğunu gösterir. Cenazeye 20’ye yakın emniyet müdürünün katılması; devrin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın oğlu Kaya Sunay’ın çelenk göndermesi deyim yerindeyse “bir kabadayının güç gösterisidir.” Sonrası Dündar Kılıç. Her ne kadar, Kılıç için son kabadayı dense de “yeraltı dünyası” kamuoyunun önüne çok sayıda baba çıkardı. Hem de ne babalar!.. Bu babalar hiç kitaplarda yazdığı gibi değildi. “Robin Hood”vari kabadayıların yerini; Alaattin Çakıcı ile Nuri-Vedat Ergin kardeşlerin cezaevinden basına yansıyan “Ben daha büyük babayım” atışmaları bile aldı.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/guncel/2239/babalar-gununuz-kutlu-olsun-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erdemli İnsanlar</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2220/erdemli-insanlar.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=erdemli-insanlar</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2220/erdemli-insanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 May 2011 18:19:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2220</guid>
		<description><![CDATA[1. Baktıklarında berrak görmeyi düşünürler, 2. Dinlediklerinde iyi duymayı düşünürler, 3. Görünüşleri bakımından cana yakın olmayı düşünürler, 4. Davranışlarında saygılı olmayı düşünürler, 5. Konuşmalarında doğru sözlü olmayı düşünürler, 6. İşlerinde ciddi olmayı düşünürler, 7. Kuşkuya düştüklerinde soruları nasıl soracaklarını düşünürler, 8. Öfkelendiklerinde sorunları düşünürler, 9. Kazancı gördüklerinde adaleti düşünürler&#8230;   Konfiçyüs]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="yiv362438160ygrp-mlmsg">
<div id="yiv362438160ygrp-msg">
<div id="yiv362438160ygrp-text">
<div>
<div id="yiv362438160">
<div>
<p><span style="font-size: x-small;"><img id="yiv362438160_x0000_i1025" src="http://www.facematik.com/public/article/1000000/3000/2037/132961.jpg" alt="" /></span></p>
</div>
<div id="yiv362438160yui_3_2_0_26_1304217664163131">
</div>
</div>
<div>
<div id="yiv362438160yui_3_2_0_26_1304217664163115"><span style="font-size: x-small;"><strong><br />
1. Baktıklarında berrak görmeyi düşünürler,</p>
<p>2. Dinlediklerinde iyi duymayı düşünürler,</p>
<p>3. Görünüşleri bakımından cana yakın olmayı düşünürler,</p>
<p>4. Davranışlarında saygılı olmayı düşünürler,</p>
<p>5. Konuşmalarında doğru sözlü olmayı düşünürler,</p>
<p>6. İşlerinde ciddi olmayı düşünürler,</p>
<p>7. Kuşkuya düştüklerinde soruları nasıl soracaklarını düşünürler,</p>
<p>8. Öfkelendiklerinde sorunları düşünürler,</p>
<p>9. Kazancı gördüklerinde adaleti düşünürler&#8230;</p>
<p></strong></span></div>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong> </strong></span></p>
</div>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong><br />
<span style="text-decoration: underline;">Konfiçyüs</span></strong></span></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2220/erdemli-insanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Niçin Doktor Olunur?</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2209/nicin-doktor-olunur.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=nicin-doktor-olunur</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2209/nicin-doktor-olunur.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2011 18:24:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2209</guid>
		<description><![CDATA[NİÇİN DOKTOR OLUNUR? ÇOK ÇOK PARA KAZANMAK İÇİN Mİ? Dr.Yasemin Güneş, Adana Tabip Odası Niçin doktor olunur? Çok çok  para kazanmak için mi?, Saygın bir yer kazanmak için mi?, İnsana değer vermek için mi?, Hastaya  hizmet etmek için mi?, Bilim insanı olmak için mi?, Bunun gerçek nedenini Kendini hekimliğe adamış olanlar dışında Hiç kimse ama hiç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<h2>NİÇİN DOKTOR OLUNUR?</h2>
<h2>ÇOK ÇOK PARA KAZANMAK İÇİN Mİ?</h2>
<h2>Dr.Yasemin Güneş, <a rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/profile.php?id=100001139601731" target="_blank"><span style="color: #3b5998;">Adana Tabip Odası</span></a></h2>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong>Niçin doktor olunur?</strong></div>
<div><strong>Çok çok  para kazanmak için mi?,</strong></div>
<div><strong>Saygın bir yer kazanmak için mi?,</strong></div>
<div><strong>İnsana değer vermek için mi?,</strong></div>
<div><strong>Hastaya  hizmet etmek için mi?,</strong></div>
<div><strong>Bilim insanı olmak için mi?,</strong></div>
<div><strong>Bunun gerçek nedenini</strong></div>
<div><strong>Kendini hekimliğe adamış olanlar dışında</strong></div>
<div><strong>Hiç kimse ama hiç kimse bilemez.</strong></div>
<div><strong>Kimin için uykusuz kalınır sizce?</strong></div>
<div><strong>Doğum sancısı çeken eş için mi?</strong></div>
<div><strong>Ateşi yükselmiş sayıklayan  çocuğunuz için mi?</strong></div>
<div><strong>Askerde savaşan oğlunuz  için mi?</strong></div>
<div><strong>Böbrek sancısı çeken kardeşiniz için mi?</strong></div>
<div><strong>Dikkat ediniz, temelde bir yakınınız için</strong></div>
<div><strong>Peki ya hekim veya  sağlık personeli?</strong></div>
<div><strong>Tanır mı Ayşe Hanım’ı, Süleyman Amca’yı,</strong></div>
<div><strong>Hasan’ı, Polat’ı , Saliha’yı</strong></div>
<div><strong>Canını dişine takıp,</strong></div>
<div><strong>Hayati fonksiyonları düzelsin diye</strong></div>
<div><strong>Bir yandan uğraş verirken</strong></div>
<div><strong>Diğer yandan Yaradan’a yalvarmayı     </strong></div>
<div><strong>Koskaca altı yıl dirsek çürütür doktorlar,</strong></div>
<div><strong>Hem de en yüksek harcı ödeyerek</strong></div>
<div><strong>Gecesini gündüzüne katarken,</strong></div>
<div><strong>Siz mi ders çalıştınız onlarla beraber,</strong></div>
<div><strong>Sizin mi başınız düştü defalarca masaya</strong></div>
<div><strong>Siz mi ışık tuttunuz yollarına</strong></div>
<div><strong>Biricik destekçileri olan aileleri dışında,</strong></div>
<div><strong>Diplomasını koklayamadan daha</strong></div>
<div><strong>Siz mi düştünüz  mecburi yollarına</strong></div>
<div><strong>Dünyanın en zor sınavlarından biri olan</strong></div>
<div><strong>Tıp’da Uzmanlık Sınavını siz mi başardınız</strong></div>
<div><strong>Siz mi nöbet tuttunuz günaşırı</strong></div>
<div><strong>Bir avuç nöbet parası uğruna</strong></div>
<div><strong>Kaç defa izlediniz acaba?</strong></div>
<div><strong>Hastane penceresinden güneşin doğuşunu</strong></div>
<div><strong>Gözlerinizden uyku akarken</strong></div>
<div><strong>Siz mi devam ettiniz ertesi güne</strong></div>
<div><strong>Siz mi onun yerine fırça yediniz hocasından</strong></div>
<div><strong>Bir  kez daha mecburi hizmet uğruna</strong></div>
<div><strong>Evinden, eşinden, çocuğundan  uzaklarda  kalırken</strong></div>
<div><strong>Yapmayın arkadaşlar, yapmayın dostlarım</strong></div>
<div><strong>Almayın mazlumun ahını bile bile ,</strong></div>
<div><strong>Hani bir söz vardır ya,</strong></div>
<div><strong> “Allah doktora düşürmesin ama onlarsız da etmesin diye”</strong></div>
<div><strong>Bu sözü söylerken dahi bencilliğiniz ortada </strong></div>
<div><strong>Ama insan olduğu sürece hayatta gerçek şu ki</strong></div>
<div><strong>Düşeceksiniz günün birinde mutlaka</strong></div>
<div><strong>Biz doktorların şefkatli kucağına&#8230;                        </strong></div>
<div> </div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2209/nicin-doktor-olunur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İş Dışı Sosyal Yaşantı İstatistikleri</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/eglence/2197/is-disi-sosyal-yasanti-istatistikleri.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=is-disi-sosyal-yasanti-istatistikleri</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/eglence/2197/is-disi-sosyal-yasanti-istatistikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Mar 2011 19:42:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2197</guid>
		<description><![CDATA[En az spora vakit ayırıyoruz Türkler en az zamanı, ortalama 45 dakikayla kişisel bakıma, 30 dakikayla ise spora ayırdığı tespit edildi. Online pazarlama platformu Napolyon.com, gerçekleştirdiği  ankette, üyelerine “24 saati nasıl değerlendirdiklerini” sordu. Elde edilen cevaplardan, Türk halkının en az zamanı, ortalama 45 dakikayla kişisel bakıma, 30 dakikayla ise spora ayırdığı tespit edildi. Çalışmaya; 81 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><strong><em>En az spora vakit ayırıyoruz</em></strong></h1>
<p><strong>Türkler en az zamanı, ortalama 45 dakikayla kişisel bakıma, 30 dakikayla ise spora ayırdığı tespit edildi.</strong></p>
<p>Online pazarlama platformu Napolyon.com, gerçekleştirdiği  ankette, üyelerine “24 saati nasıl değerlendirdiklerini” sordu. Elde edilen cevaplardan, Türk halkının en az zamanı, ortalama 45 dakikayla kişisel bakıma, 30 dakikayla ise spora ayırdığı tespit edildi. Çalışmaya; 81 ilden, 15 yaş üstü, her sosyo-ekonomik sınıftan 13.350 kişi katıldı.</p>
<p>Ankete göre; çalışmaya uykudan daha fazla zaman ayrılıyor, günün ortalama 8 saati işyeri, okul ve ev işleri için harcanıyor, 7 saat ise uykuda geçiyor. Yemek yemek, banyo yapmak gibi zorunlu ihtiyaçlara ayrılan zaman yaklaşık 2 saat iken, trafikte veya yolda 1,5 saat harcanıyor. Yaklaşık 1,5 saat eğlence ve kültürel aktivitelere, 1,5 saat ibadet ve dinlenmeye, 1 saat ise hobilere ayrılıyor. SES gruplarına göre bakıldığında, DE grubu en çok uyuyan, işyeri, okul veya ev işlerine en az zaman ayıranlardan oluşuyor. Sosyoekonomik sınıf geriledikçe, eğitim veya çalışmaya ayrılan zaman azalıyor. AB grubuna dahil olanlar ise hobilerine en fazla zamanı ayırıyor.</p>
<p>Çalışmadan bazı sonuçlar:</p>
<p>·        Kadınlara göre daha fazla çalışan erkekler, spora, kadınlar ise hobilerine ve özel saatlere daha fazla zaman ayırıyor.</p>
<p>·        En çok uyuyan kesim 24 yaş altı gençler, en fazla çalışan grup 25-45 yaş arasındakiler.</p>
<p>·        Spor, en fazla 18 yaş altındaki gençler tarafından yapılıyor. Gençlerin spora ayırdıkları zaman ortalama 1 saat 10 dakika.</p>
<p>·        55 yaş üstündekilerin 2 saatten fazla zamanı, ibadet ve dinlenmeyle geçiyor.</p>
<p>·        Eğlenceye ve kültürel aktivitelere en çok zaman ayıran kesim, 2 saat ile 18-24 yaş grubu.</p>
<p>·        Büyük illerde yaşayanlar, trafikte/yolda daha fazla zaman harcıyor.</p>
<p>·        Trafikte / yolda geçen zamanda İstanbul birinci; Anadolu yakasında oturanlar, Avrupa yakasında yaşayanlardan daha fazla zamanı trafikte harcıyor</p>
<p>·        Ankara ve İzmir’de, diğer Anadolu şehirlerine göre daha fazla zaman trafik ve yolda geçiyor.</p>
<p>·        Trafik ve yola en az zaman harcayan Karadenizliler, aynı zamanda en fazla uyuyanları oluşturuyor.</p>
<p>·        Trafikte/yolda daha az zaman geçirdiklerinden, İstanbul, Ankara ve İzmir dışında yaşayanlar; kişisel bakıma, spora, kültür-sanata ve kendilerine daha fazla zaman ayırıyor.</p>
<p>·        Hobilerine en fazla zaman ayıranlar ise İzmirliler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/eglence/2197/is-disi-sosyal-yasanti-istatistikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

