<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gml="http://www.opengis.net/gml"
>

<channel>
	<title>Bir Psikiyatristin Günlüğü &#187; Hayata Dair</title>
	<atom:link href="http://fuat.beskardes.com/kategori/hayata-dair/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fuat.beskardes.com</link>
	<description>Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Sep 2010 07:22:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Uğur Mumcu 68 Yaşında</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/2009/ugur-mumcu-68-yasinda.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=ugur-mumcu-68-yasinda</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/2009/ugur-mumcu-68-yasinda.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2010 09:54:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Cemal BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur MUMCU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2009</guid>
		<description><![CDATA[Dostları ve meslektaşları, öldürülen gazeteci-yazar Uğur Mumcu&#8217;yu 68. yaş gününde mezarı başında andı. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfınca, Uğur Mumcu&#8216;nun 68. doğum günü dolayısıyla Cebeci Asri Mezarlığı&#8217;nda tören düzenlendi. Mezarı karanfillerle süslenen Mumcu ve &#8221;öldürülen tüm aydınlar&#8221; için saygı duruşunda bulunuldu. Vakıf adına bir konuşma yapan Orhan Tüleylioğlu, Uğur Mumcu&#8217;nun 68. yaşını kutlamak amacıyla gömütü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dostları ve meslektaşları, öldürülen gazeteci-yazar Uğur Mumcu&#8217;yu 68. yaş gününde mezarı başında andı.</strong></p>
<div>
<p>Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfınca, <strong>Uğur Mumcu</strong>&#8216;nun 68. doğum günü dolayısıyla Cebeci Asri Mezarlığı&#8217;nda tören düzenlendi. Mezarı karanfillerle süslenen Mumcu ve <strong>&#8221;öldürülen tüm aydınlar&#8221; </strong>için saygı duruşunda bulunuldu.</p>
<p>Vakıf adına bir konuşma yapan <strong>Orhan Tüleylioğlu</strong>, Uğur Mumcu&#8217;nun 68. yaşını kutlamak amacıyla gömütü başında toplandıklarını ifade etti.</p>
<p>Türkiye&#8217;de araştırmacı gazeteciliğin öncüsü; laikliği, cumhuriyeti, demokrasiyi savunmanın bir simgesi olan Mumcu&#8217;nun bundan 17 yıl önce aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldüğünü belirten Tüleylioğlu, <strong>&#8221;Öldürülen, halkın özlemleri, düşleri ve geleceğiydi. Hükümetler değişip davalar sürerken Türkiye&#8217;nin aydınları birer birer teröre hedef olmaya devam etti&#8221; </strong>dedi.</p>
<p>Mumcu&#8217;nun bir düşünce işçisi olduğunu ve onurlu yaşamın savaşını verdiğini kaydeden Tüleylioğlu, Mumcu&#8217;nun yazılarından örnekler vererek, şöyle konuştu:<strong><br />
&#8221;Uğur Mumcu, hepimiz için ve hepimizin adına tek kişilik ordu gibi korkusuzca ve ödün vermeden karanlıklarla savaştı. Tehditlerden yılmadı, susmadı. Susturulamadığı için de katledildi ama yok edilemedi. Uğur Mumcu yazı ve araştırmaları ile bir devrim meşalesi gibi gericiliğin, tutuculuğun, sömürünün, yolsuzluğun ve cinayetlerin üstüne gitmeye, bize yol göstermeye ve uyarmaya bugün de devam ediyor. Bizler susmadan, yılgınlığa düşmeden onun düşüncelerini yaşatacağız. Yitirdiğimiz tüm aydınlarımızı unutmadığımızı ve hiçbir zaman unutmayacağımızı bundan sonra da hep birlikte göstereceğiz. Seni unutmadık, unutmayacağız Uğur Mumcu, doğum günün kutlu olsun yürekli gazeteci.&#8221;</strong></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/2009/ugur-mumcu-68-yasinda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gökkuşağını Yakalamak-Prof.Dr.Kerem Doksat</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2007/gokkusagini-yakalamak-prof-dr-kerem-doksat.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gokkusagini-yakalamak-prof-dr-kerem-doksat</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2007/gokkusagini-yakalamak-prof-dr-kerem-doksat.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 18:59:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Kerem DOKSAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2007</guid>
		<description><![CDATA[GÖKKUŞAĞINI YAKALAMAK Hakikâti ararken bunalmak, tam “işte, şimdi buldum” dediğinde içindeki pası görüp cilâya aldanmamayı başarmak ama gene, tekrar, arayış rüzgârının sizi savurmasına müsaade etmek zorunda kalmak… Asla bitmeyecek bir arayış, koşuşturma, eleştirme, keşif hezeyanının yanından geçip, gene bulamamış olduğunu fark etmiş olmanın hüzünlü tâlihini yaşama… Hakikât tıpkı gökkuşağı gibi! Tam bir karadelik o, dayanılmaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>GÖKKUŞAĞINI YAKALAMAK</h1>
<p>Hakikâti ararken bunalmak, tam “işte, şimdi buldum” dediğinde içindeki pası  görüp cilâya aldanmamayı başarmak ama gene, tekrar, arayış rüzgârının sizi  savurmasına müsaade etmek zorunda kalmak…</p>
<p>Asla bitmeyecek bir arayış, koşuşturma, eleştirme, keşif hezeyanının yanından  geçip, gene bulamamış olduğunu fark etmiş olmanın hüzünlü tâlihini yaşama…</p>
<p>Hakikât tıpkı <strong>gökkuşağı</strong> gibi! Tam  bir <strong>karadelik</strong> o, dayanılmaz câzibesi ile sizi çeker. Bembeyaz  o, çünkü bütün renkleri ihtiva eder ve onları karıştırırsanız elinizde aklık ve  paklık kalır. Ve ulaşılmaz o, ne kadar yaklaşsanız o kadar uzaklaşır, hiç bir  zaman yakalayamazsınız, bir anda kayboluverir.</p>
<p>Çünkü aslında bir yanılsamadır gökkuşağı, güneşin nûrunun suyun  damlacıklarından süzülmesiyle oluşmuş ilâhî bir güzelliktir,  <strong>mevcuttur</strong> ama varlığı <strong>yoktur</strong>.</p>
<p>Kolaycı ve indirgeyici kafalar için ise, gökkuşağı diye bir mes’ele yoktur.  Başkalarının fikirlerini, ideolojilerini, hazırlop sunuluvermiş “brainnet”lerini  kolayca benimserler; başka her türlü düşünceye düşman birer fanatik, sekter,  hâttâ yobaz olurlar. Bunların renk ve istikametleri çok farklı tezâhür edebilir:  Solcu, sağcı, Freudcu, Darvinci, Müslüman, Hristiyan, ateist… Her kılığa  bürünebilirler ama ana yapı aynıdır: İndirgeyicilik, hizipçilik ve kendinden  olmayandan nefret etmeyi bir kaba koyup iyice çalkalayın, üzerine de biraz  sevgisizlik ekleyin, işte mâmûlünüz hazır! Bilimle uğraşanları kendi ekollerinin  hâricindekilere düşmanlık ederler, politikada yer alanları farklı düşünenleri  ellerinden gelince öldürürler, asla demokrat olamazlar. İşin vahim yönü, pek çok  alanda en faâl ve örgütlü olanlar da brainnetçilerdir. Kendilerini aşmak  çabaları olmadığı için, enerjilerini kendi dünya görüşlerini diğerlerini yok  ederek yaymak amacıyla harcarlar.</p>
<p>Gökkuşağını yakalamak için çabalayanlara gelince… İnsanoğluna yeni ve güzel  şeyleri hediye edenler hep onlardır. Genellikle de kalabalığın içinde  yalnızdırlar. Bir sosyolojik teoriye göre, onlara “kognitif azınlık” denir,  “moral çoğunluğun” dâima birkaç adım ve 40–50 sene önünde yürürler. 40–50 sene  sonraki moral çoğunluk da, onların yarattıklarını bir güzel kullanırken, yeni  kognitif azınlık mensuplarına sırt çevirmeye devam eder.</p>
<p>Ve bu devran böyle döner…</p>
<p>Gökkuşağı, neredesin?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2007/gokkusagini-yakalamak-prof-dr-kerem-doksat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Askeri Psikiyatri Uzmanının Anılarından:&#8221;NE OLUR BENİ KURTAR KOMUTANIM&#8221;</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2004/bir-askeri-psikiyatri-uzmaninin-anilarindanne-olur-beni-kurtar-komutanim.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=bir-askeri-psikiyatri-uzmaninin-anilarindanne-olur-beni-kurtar-komutanim</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2004/bir-askeri-psikiyatri-uzmaninin-anilarindanne-olur-beni-kurtar-komutanim.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Aug 2010 20:11:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2004</guid>
		<description><![CDATA[&#8221;NE OLUR BENİ KURTAR KOMUTANIM&#8221; Bu öyküyü ezbere bilirim. Çünkü ben yaşadım. İnsanın kendi hayatı dışında bir hayatın sorumluluğunu almasının ne demek olduğunu hekimliğim bana çoğu kereler öğretti. Ama bu sefer başkaydı sorumluluğun ve acının tarifi. Asker hekimler bir çok dramatik öykü yaşamışlardır. Bizler orduya emanet edilmiş gencecik  insanların (ana kuzularının) sağlığından sorumluyuz. Emanet önemlidir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8221;NE OLUR BENİ KURTAR KOMUTANIM&#8221;</strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p>Bu öyküyü ezbere bilirim. Çünkü ben yaşadım. İnsanın kendi hayatı dışında bir hayatın sorumluluğunu almasının ne demek olduğunu hekimliğim bana çoğu kereler öğretti. Ama bu sefer başkaydı sorumluluğun ve acının tarifi.</p>
<p>Asker hekimler bir çok dramatik öykü yaşamışlardır. Bizler orduya emanet edilmiş gencecik  insanların (ana kuzularının) sağlığından sorumluyuz. Emanet önemlidir. Kendi gözümüz gibi sakınırız onları. Bazen çabalarımızın yetmediği zamanlar olur. İşte bu öykü öyle bir zamanın öyküsü.</p>
<p>Diyarbakır Asker Hastanesinde dört yıl psikiyatri uzmanı olarak görev yaptım. İnanılmaz iş yoğunluğu gibi zorluklar bize pek dokunmazdı çünkü dağlarda ülke için çatışan insanlardan sorumluyduk. Onlar hayatlarını ortaya koymuşken biz iş çok diye düşünemezdik bile. Nitekim vaktinin çoğunu acilde, ameliyathanede, yoğun bakımda geçiren cerrahlar anestezistler yaptıkları işten hiç şikayet etmediler.</p>
<p>Günlerce hastaneden çıkmadan ameliyat yapan cerrah, ona eşlik eden anestezi uzmanı, hemşire, sağlık astsubayı, sıhhiye erler canla başla çalışırlardı.</p>
<p>Hastanemizin imamı bile çoğu kez yanımızdaydı. Tam bir takımdık. İyi bir takımdık üstelik. Bağlı, bilgili, sorumluluk sahibi.</p>
<p>Kendimin ve meslektaşlarımın öyküsünü yazarken bazen abartılı bulunur mu? Diye korkuyorum. Gerçekleri bir santim saptırmadan yazıyorum oysa.</p>
<p>Neyse o acı olaya, o güne dönelim biz.</p>
<p> Acil servis nöbetlerimden birinde mayına basma sonucu bazı personelimizin yaralandığı haberini aldık.  Hemen gerekli hazırlıklara giriştik. Acil servisi, müdahale ekipmanımızı tekrar gözden geçirdik. İhtiyaç duyulması muhtemel tüm doktor, hemşire ve personeli de çağırdık. Bu arada yaralıları helikopterden almaları içinde bir ekip görevlendirdik. Ambulanslarımızın yaygarasını bilirdik. Hepsi birbirinin peşi sıra hastane kapısından girmeye başladılar. Dört yaralı delikanlı içeri alındı. Hepsinin müdahalelerine başladık. O sırada bir tanesiyle göz göze geldik. Mayın nedeniyle iki bacağı da diz altından kopmuştu. Kan revan içindeydi. Muhtemel 185 boylarında olmalıydı. O koca adam gözlerime bakarak “ne olur kurtar beni komutanım” dedi. Hemen onun olduğu yöne geçtim. Ortalıkta bir koşuşturmaca vardı. Cerrah arkadaşlar, hemşireler, sağlık astsubaylarımız, erlerimiz herkes bir şeyler yapabilmek için çırpınıyordu. İki hekim bir hemşiremizle birlikte bu çoçuğu hayatta tutabilmek için uğraşıyorduk. Çok kan kaybetmişti. Diğer vakalar teker teker ameliyathaneye götürülüyordu. Bizde O’nu hazırladık ancak birden kalbi durdu. Ona kurtaracağım sözü vermemiştim ama yardım isteğini duymuştum ve göz göze gelmiştik. Artık evladım gibi sorumluluğu vardı üzerimde. Onu geri döndürebilmek için kırk beş dakika uğraştık. Olmadı. Sanki tüm acil servis üzerime yıkılmıştı. Darmadağın bir halde eldivenlerimi çıkardım. Herkes ameliyathanelere gittiğinden acilin nöbetçi heyeti ve o delikanlı bir odada baş başa kalmıştık. Birden bir sessizlik oldu. Hepimiz tuhaf bir halde köşelerimize çekilmiş, göz göze gelmemeye çalışıyorduk. Hepimiz içimizdeki acıyı yatıştırmaya çalışıyorduk ancak mümkün değildi. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladığında tüm ekibin gözlerindeki damlaları gördüm. Sessiz ve sakin damlalar yüreğimizden gelen öz suyu gibiydi. Evladımızı kaybetmiştik. Bu genç şehide veda ederken  ağlamamak mümkün değildi. Bizden yardım istemişti. Mayınla parçalanan iki bacağına rağmen yaşamak istemişti ama biz onu yaşatamamıştık. Dakikalarca, sessizlik içinde olanlar sanki kabusmuş ta şimdi uyanacağız ve bitecek diye bekledik.</p>
<p>Sonra hastanemizin imamı geldi ve kahramanı aşağıya morga indirdi. Her zamanki titizliğiyle şehidi yıkadı son yolculuğuna hazır hale getirdi. Tabutu hazırladı. Tabutun üzerine Türk bayrağını özenle kapladı ve önüne şehidin ismini yazdı. Ben olanları bir töreni izliyormuş gibi izledim. Acil servisten içeri girdiğinde soluk tenine rağmen yardım isteyen gözleri aklımda çakılı kalmıştı.</p>
<p>Şehitler için öncelikle Diyarbakır Asker Hastanesi’nin bahçesinde tören düzenlenirdi. Ertesi gün O’nun için uğurlama yapılacaktı. Denetlemeler veya karşılamalar dışında yapmadığım bir şeyi yaptım ve beyaz önlüklerimi değil tören kıyafetlerimi giyerek güne başladım. Uğurlamada ilk safta yerimi aldım. Hayatımdaki en büyüleyici en içten şehit duasını o gün duydum. Tüm tören boyunca yanaklarımdan süzülen göz yaşlarıma engel olamadım. İnsan hayatını bunca değerli gören, birini yaşatabilmek için her şeyi göze alan bizler gözümüzün önünden geçip giden o tabutu durduramamıştık.</p>
<p>Hala kulağımda o ses bazen bana derki” ne olur kurtar beni komutanım”. Yürekten bir selam dururum o sese ve derim ki, keşke yapabilseydim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2004/bir-askeri-psikiyatri-uzmaninin-anilarindanne-olur-beni-kurtar-komutanim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dünya Gençlik Yılı&#8221; başladı</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1995/dunya-genclik-yili-basladi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=dunya-genclik-yili-basladi</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1995/dunya-genclik-yili-basladi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Aug 2010 10:39:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1995</guid>
		<description><![CDATA[DSÖ, 12 Ağustos 2010 tarihinde başlangıcını ilan ettiği &#8221;Dünya Gençlik Yılı&#8221; ile dünya genelinde her yıl meydana gelen &#8221;erken ölümlere&#8221; ve bu ölümlerin nedenlerine dikkati çekmeyi hedefliyor.  Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)&#8217;nün resmi internet sitesinden derlediği bilgilere göre, dünya genelinde her yıl 15-24 yaş grubunda 1.8 milyon genç hayatını kaybediyor. Genç ölümlerin temel nedenleri arasında sigara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DSÖ, 12 Ağustos 2010 tarihinde başlangıcını ilan ettiği &#8221;Dünya Gençlik Yılı&#8221; ile dünya genelinde her yıl meydana gelen &#8221;erken ölümlere&#8221; ve bu ölümlerin nedenlerine dikkati çekmeyi hedefliyor.</strong></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=38782" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p> <strong>Dünya Sağlık Örgütü</strong> (DSÖ)&#8217;nün resmi internet sitesinden derlediği bilgilere göre, dünya genelinde her yıl 15-24 yaş grubunda 1.8 milyon genç hayatını kaybediyor. Genç ölümlerin temel nedenleri arasında sigara kullanımı, hareketsizlik, korunmasız cinsel ilişki, trafik kazaları, şiddet olayları ilk sıralarda yer alıyor. DSÖ&#8217;nün açıklamasına göre, gençlere ait bazı istatistikler, üye ülkeler sorunların çözümü için acil önlemleri devreye sokmazsa, geleceğe yönelik karamsar projeksiyonlara neden olacak veriler içeriyor. Her yıl HIV&#8217;e yakalananların yüzde 40&#8242;tan fazlası 15-24 yaş grubundan, yine bu yaş grubunda 150 milyondan fazla genç sigara kullanıyor ve her gün dünya genelinde en az bin genç, trafik kazalarında hayatını kaybediyor.<br />
<strong>&#8221;Gençlerin sağlıklı olduğu&#8221;</strong> yönündeki inanışın tekrar gözden geçirilmesi gerektiğine işaret eden DSÖ, erken ölümlerin nedenlerinin iyi bilinmesi gerektiğini, 15-24 yaş grubunda başlayan sigara kullanımı ya da hareketsizlik gibi alışkanlıkların ise yetişkinlik döneminde hastalıklar ve sorunlar olarak bireylerin karşısına çıktığını belirtiyor.<br />
<strong>&#8221;Sağlıklı genç nesiller&#8221;</strong>in BM&#8217;nin milenyum hedefleri arasında yer aldığını hatırlatan DSÖ açıklamasında, &#8221;Büyüme döneminde sağlıklı alışkanlıkları teşvik etmek, genç insanları sağlık risklerinden koruyacak daha iyi adımlar atmak, ülkelerin sağlık ve sosyal altyapılarıyla, yetişkinlerin karşılaşabilecekleri sağlık sorunlarının önüne geçilmesi bakımından hayati önem taşımaktadır&#8221; ifadelerine yer veriliyor. DSÖ, üye ülkelerin gençlerin sağlığına yönelik bazı alanlarda özel politikalar uygulamasının önemine işaret ederek, &#8221;gençlik yılı&#8221; boyunca, destek vereceği özel düzenleme gerektiren konuları şu şekilde sıralıyor:</p>
<p><strong>Erken hamilelik:</strong> Dünya genelinde her yıl 15-19 yaş grubunda 16 milyon kadın doğum yapıyor. Erken yaşlarda hamilelik ve doğumdaki risk, ileri yaşlardakinden çok daha yüksek oluyor. DSÖ, evlilik yaşına sınırlama getirilmesi, koruma yollarının iyi öğretilmesi ve erken hamileliklerde sağlık kurumlarına erişimin kolayca sağlanması yönünde politikalar geliştirilmesini öneriyor.<br />
<strong>HIV</strong>: HIV taşıyıcılarının yüzde 40&#8242;tan fazlasını 15-24 yaş grubu oluşturuyor. Her gün 2 bin 500 yeni genç insana bulaşan hastalığın önüne geçilebilmesinde, gençlerin bilinçlendirilmesinin hayati rol oynadığına işaret eden DSÖ, yapılan araştırmalara göre, gençlerin sadece yüzde 30&#8242;unun bu virüsten nasıl korunacaklarına dair tam ve doğru bilgiye sahip olduğuna dikkati çekiyor.<br />
<strong>Dengesiz beslenme:</strong> Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki çocukların önemli bölümü, gençlik dönemine yetersiz beslenmiş ve tam gelişememiş olarak girerken, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, dünya genelinde obez gençlerin sayısı da hızla artıyor. Dengeli beslenme ve egzersizin çocukluk ve gençlik döneminde kazandırılması gereken bir alışkanlık olduğunu belirten DSÖ, ülkeleri özellikle hızla artan obezite konusunda önlem almaya davet ediyor.</p>
<p><strong>Gençlerin ruhsal sorunları:</strong> 15-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 20&#8242;si, bu dönemde depresyon başta olmak üzere ruh sağlıklarıyla ilgili sorun yaşayabiliyorlar. Gerekli önlemler alınmazsa, bu sorunlar topluma şiddet, intiharlar ve başka sorunlar olarak geri dönebiliyor. DSÖ, sorunun çözümünde okulların önemli rol oynadığını, artan sorunların uzman kişiler tarafından teşhis edilip çözüm aranması gerektiğini belirtiyor.</p>
<p><strong>Sigara kullanımı:</strong> Sigara tiryakilerinin büyük bölümü, bu alışkanlığını gençlik döneminde kazanıyor. 15-24 yaş grubunda 150 milyon kişinin sigara kullandığını ve rakamların artığını ifade eden DSÖ, sigara reklamlarının yasaklanmasından, sigara fiyatlarının yeniden düzenlenmesine, kapalı mekanlara yasak getirilmesine kadar bir dizi önlemin, gençlerin sigaraya başlamasının önüne geçebileceğine dikkati çekiyor.<br />
<strong>Aşırı alkol tüketimi:</strong> Birçok ülkede gençlerin aşırı alkol tüketiminin erken ölümler kadar, bu kişilerin gelecekteki sağlık sorunlarına da neden olduğu belirtilirken, alkol tüketiminin riskli davranışları tetiklemesi nedeniyle, farklı nedenlerden yaralanma, hastalık ve ölümlere neden olabileceği kaydediliyor. Şiddet: şiddet ve şiddet eğilimi de genç ölümlerin temel nedenleri arasında yer alıyor. DSÖ, bu sorunların üstesinden gelebilmek için hükümetlerin gençlere yönelik kapsamlı politikalar üretmesi gerektiğini belirtiyor.<br />
 </p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1995/dunya-genclik-yili-basladi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ertuğrul Özkök Röportajı</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1994/ertugrul-ozkok-roportaji.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=ertugrul-ozkok-roportaji</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1994/ertugrul-ozkok-roportaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Aug 2010 19:28:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu LIFE</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1994</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Liberal bir zulüm dönemi yaşıyoruz&#8217; Ertuğrul Özkök&#8217;ten gizemli bir yolculuk daveti&#8217; 20 yıl Hürriyet gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni&#8217;ydi. Ayrılmasına ilişkin söylenmeyen kalmadı. Kimi çok sevdi kimi nefret etti&#8230; Kimi yazılarında hem asap, hem ezber bozdu, kimi yazılarında helal olsun dedirtti. Ne olursa olsun hakkında bir şeyler hep muğlak kaldı. Şunu özellikle belirtmeliyim ki kendisine de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>&#8216;Liberal bir zulüm dönemi yaşıyoruz&#8217;</h1>
<p><strong>Ertuğrul Özkök&#8217;ten gizemli bir yolculuk daveti&#8217; 20 yıl Hürriyet gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni&#8217;ydi. Ayrılmasına ilişkin söylenmeyen kalmadı. Kimi çok sevdi kimi nefret etti&#8230;</strong></p>
<p><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?yer=yazar&amp;aranan=Gamze%20Akdemir"></a></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=55801" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p>Kimi yazılarında hem asap, hem ezber bozdu, kimi yazılarında helal olsun dedirtti. Ne olursa olsun hakkında bir şeyler hep muğlak kaldı. Şunu özellikle belirtmeliyim ki kendisine de ifade ettim, bu söyleşiyi Ertuğrul Özkök&#8217;e sıklıkla sinir olan bir gazeteci olarak yaptım. Bu hâlâ zaman zaman sürüyor ve biliyorum ki bu konuda yalnız da değilim. O da biliyor bunu ve anlayışla karşılıyor. Mesleki kalem erbaplığına rağmen hayatı boyunca kendisini doğru ifade edemediğini söylüyor. Gerçekler dünyasının göbeğinde hayallerinden inşa ettiği tuhaf hakikatleri anlattığı kitabı &#8216;Tuhaf&#8217;ta bambaşka bir Ertuğrul Özkök&#8217;le tanışacaksınız. &#8216;Öteki ben&#8217;ini kitlelerle paylaştığı kitabında inancın ve gizemin labirentlerinden seslenecek sizlere. Tinkerbell&#8217;in peri tozları, çocukluk keşiflerinin heyecanı, öte coğrafyaların öcüleri, efsaneleri, albatroslar, lahitler, mezarlar, kodlar, şifreler, dini figürler, inancın isi, pusu yolculuğun duraklarından sadece birkaçı. Ertuğrul Özkök ile kitabı &#8216;Tuhaf&#8217;ı konuştuk ama hepsi bu kadar değil! Kesinlikle değil!</p>
<p><strong>-Kitabınız içsel dünyanızın, içinizdeki çocuğun keşfe çıkışı gibi&#8230; Mistisizim, gazeteci merakı, hayatta havada kalan sorularla başa çıkış gibi&#8230; Sonra Da Vinci merakınız malum&#8230; Bu kitapta da sanki yol göstericiniz gibi&#8230;</strong></p>
<p>- Dan Brown&#8217;ın yazma biçimine merakım var. Gazetecilik okullarında programları belirleyen bir insan olsam Dan Brown&#8217;ı ders diye okuturdum. Türkiye&#8217;ye geldiğinde kendisiyle sohbet ettim, dedi ki &#8216;Benim yazımın bir matematiği vardır. İnsanların okurken zevkle öbür sayfaya geçmelerini sağlıyorum. Her sayfanın sonunda aynısını yaşatıyorum.&#8217;</p>
<p>20 yıl gazeteciliğimde insanların neler okuyup neler okumayacaklarını ve nasıl yazılması gerektiğini biliyorum. O yüzden yazarken, bu kitap bir bilemediniz iki gecede bitirilmeli, insanlar bir sayfadan öbür sayfaya bir bölümden öbür bölüme tereddütsüz geçebilmeli ve cümleler en fazla 7-8 kelimeyle yazılmalı diye bir hedef koydum. Yani Dan Brown&#8217;ın da bahsettiği direkt anlatımı getiren o matematiği kurdum ki bu bence dünyadaki en etkili anlatım biçimidir.</p>
<p>Mesela beni en çok etkileyen, yazma duygumu başlatan kitap Albert Camus&#8217;nün &#8216;Yabancı&#8217;sıdır. Çünkü bir insanın hayatındaki en önemli şeylerden bir tanesidir anneyi kaybetmek. Adam annesini kaybettiği cümlesiyle başlıyor kitaba. Çok basit bir cümleyle başlıyor. Kafka&#8217;nın &#8216;Metamorfoz&#8217;u nasıl? &#8216;Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş buldu&#8217;. Bu iki kitap sadece dünya edebiyat tarihinde değil dünya yazma tarihinde de milattır. O yüzden kitabı yazarken buna dikkat ettim, çok basit bir anlatımla yazdım.<br />
<strong><br />
- Kitapta önde olan manevi, içsel dünya, reel dünya ise belli belirsiz, hayli geride&#8217; İnanıyorsunuz da yazdıklarınıza. Mesela kayıp denizci ile ilgili o ilk bölümde alınyazınızın kodunun o çocukken bulduğunuz ve izini sürerek Japonya&#8217;da ilginç sonuçlara ulaştığınız duvardaki yazı olduğuna ciddi ciddi inanıyorsunuz..</strong></p>
<p>- Hem de nasıl inanıyorum ki o harfleri (bileğindeki dövmeyi göstererek) buraya da kazıdım. Sevdiğim bir yönümdür, kendimi inandırırım ben. Bu kitapta iç dünyamı sorguluyorum ve yaptığım en güzel seyahat.</p>
<p><strong>- Spielberg&#8217;in çocukluğuna göndermelerde bulunduğu üç beş şirin veledin macera arayışlarındaki tadı da andırıyor bir yandan kitabınız..</strong></p>
<p>- Spielberg evet çok doğru söylediniz. Ama Spielberg&#8217;den önce çocukluğumda beni en çok etkileyen 12 ciltlik İki Çocuğun Devrialemi kitabıdır. Bana sünnette hediye edilmişti, hâlâ buralarda bir yerde durur başucu kitabım olarak.</p>
<p><strong>&#8216;Hallac-ı Mansur&#8217;un peşindeyim&#8217;</strong></p>
<p><strong>- Kitabı okuyunca daha iyi anlıyoruz ki gazeteci olmasaymışsınız sırtınıza çantayı atıp dünyayı dolaşırmışsınız&#8230;</strong></p>
<p>- Öyleyim tabii.Hâlâ da öyleyim, şimdi Hallac-ı Mansur&#8217;un peşine düştüm, Tempo dergiyle İran&#8217;a gideceğim. Diyebilirim ki beni Mevlana&#8217;dan çok daha fazla etkileyen bir figürdür Hallac-ı Mansur. Bir İslam Galileo&#8217;su gibi bir gerçeğin ifadesinde yapılabilecek fedakârlıkların en uç noktasını göstermiştir. Doğduğu yere bir tür hacca gider gibi gitmek istiyorum.<br />
<strong><br />
- Böyle sufi sezişler, mevlevi dönüşler, dinler tarihi derken dinler tarihine, kutsal kitaplara hayli meraklı olduğunuz bu kitapla tescillenmiş oldu diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>- Şöyle söyleyeyim; evimdeki koleksiyonum en zengin iki bölümü şarap ve inançtır.</p>
<p>- <strong>Neden şimdi hani yaşınızın ilerlemesiyle mi ilgili?</strong></p>
<p>- Hayır. Bir kere benim dinle alakam yok. Bu çok tehlikeli de bir laf biliyorum. Yaşlandıkça dindarlaşıyor falan değilim ama çocukluğumdan beri hiçbir zaman Allah&#8217;a olan inancımı kaybetmedim. Çok dindar ama çok özgür de bırakan bir ailede büyüdüm. Günde bir büyük rakı içen ama Ramazanda ağzına rakı koymayan, cuma günleri namaza giden bir babayla büyüdüm. Annem hâlâ beş vakit namazına kılıyor, dizlerindeki ağrıya rağmen aksatmıyor.</p>
<p>Tek tanrılı dinlerin hepsinin başında bir sorun olduğuna inanıyorum. Müslümanlığın başında fundamentalizm, Yahudiliğin başında siyonizm sorunu var. Hıristiyanlığın başında evangelist bir hareket ve Hıristiyanlığın o fetih duygusundan dolayı özellikle Amerika&#8217;da canlanan oraya buraya müdahale sorunu var.</p>
<p>Tek tanrılı dinler beni çok hayalkırıklığına uğrattı. Dinlerin mutlaka ve mutlaka baskıcı iklimlerine bir çare bulunması gerektiğine inanıyorum. Dinler insanları kendisine baskıyla değil özgürlüklerle bağlamalı. O zaman, onların gerçek din olduğuna inanacağım. O yüzden Jacque Attali çok doğru bir tahlilde bulunarak önümüzdeki dönem artık lego dinler dönemi başlayacak diyor. Her insan istediği dinden istediği bölümü alacak, onları ekleyerek kendisine ait bir puzzle elde edecek diyor.</p>
<p>Dolayısıyla aynı zamanda bir sosyolog olarak da en geç elli yıl içinde tek tanrılı dinlerin, peygamberlik sistemlerinin çok ciddi biçimde sorgulanacağına inanıyorum. Çünkü sonunda dini din yapan Allah değil, peygamberlik sistemleridir.</p>
<p>Son derece saygım var, hiç itirazım yok ama şu soruyu sorma hakkına da sahip olduğumuza inanıyorum: Acaba peygamberlik sistemlerini bugüne kadar iyi mi yorumladık, yüzyıllar içinde bize gelişinde doğru mu aktarıldı? Çünkü Kuran&#8217;ı okuduğunuzda o kadar baskıcı bir şey görmüyorsunuz. O zamanlar dinleri baskıcı hale getiren nedir? Bunun sırrını çözmemiz gerekiyor.</p>
<p>Hallac-ı Mansur &#8216;Allah benim&#8217; dediği zaman bana göre insanlara dinin oluşturduğu sistemlerden daha fazla bir görev getiriyor yani Allah&#8217;ı yeryüzünde temsil etme görevi getiriyor. Burada mantık olarak dini sistemin kendini temsil duygusundan daha kuvvetli bir duygunun olması gerekiyor. Ben inancı, sıradan bir dindardan çok daha fazla içimde hissettiğime inanıyorum. Niye? Sonunda Allah ile baş başa kaldığım zaman ben de en gelişmiş duygu şükretme duygusu oluyor. Çok şükrederim.</p>
<p>&#8216;H<strong>erkes gibi sonradan görmeyim&#8217;</p>
<p>- Toplu bir yorumlama getiriyorsunuz, her şey birbiriyle bağlantılı hani kelebek etkisi</strong>&#8216;</p>
<p>- Öyle. Kendimle sonradan görmeyim diye dalga geçerim hep çünkü herkes sonradan görmedir. İzmir&#8217;in en fakir mahallelerinden birinde doğdum, devlet bursuyla okudum ve ondan sonra çok büyük imkânlara kavuştum. Kendi çabamla ama Allah&#8217;ın bana verdiği birtakım yetenekler, tesadüfler hepsi bir araya geldiği zaman bana bu hayat sağlandı. Allah bana hayatım boyunca çok güzel bir kadın verdi, çok güzel yemekler yedim, çok güzel yerler gördüm, çok güzel, çok mutlu yaşadım, sağlık verdi bu yaşıma kadar. Tüm bunların bir karşılığının verilmesi gerekir diye düşünüyorum. O yüzden şükretme duygum biraz fazla gelişmiştir. Aşırı duygusallığımın da etkisi vardır.</p>
<p><strong>- Ahmet Hakan ile Kâbe&#8217;ye gittiniz&#8217; AKP&#8217;nin Doğan Grubu&#8217;na atakları sonrasına denk geldi yanında da Ahmet Hakan diye yazıldı, nereden çıktı şimdi diyenler oldu, siteler de bangır bangırdı&#8230; Didiklendi durdu&#8217;</strong></p>
<p>- Bir kere 4 yıl önce başvurmuştuk, Ahmet Hakan, Murat Bardakçı ve ben gidecektik. Fakat Murat&#8217;a, yıkılıp otel yapılan Edjab Kalesi&#8217;yle ilgili karşı yazıları nedeniyle vize vermediler ve gidişimiz 4 yıl ertelendi. Ben Kâbe mülakatlarımız dolayısıyla bir gazetecilik ödülü bekliyordum çünkü herkesin gittiği yeri biz farklı yazdık. Gazeteciliğin bu farklılıklara ihtiyacı var. Kâbe&#8217;ye herkes gitmeli. Medine&#8217;den de çok etkilendim, Mekke&#8217;den daha çok etkilendim, Vatikan&#8217;dan da öyle. Şimdi Hallac-ı Mansur&#8217;un doğduğu yere de gideceğim. İnancın çıktığı coğrafyayı tanımak zorundayız çünkü hepimiz bununla yaşıyoruz. Ondan sonra yine çok tehlikeli şeyler yazdım. Yine şarap içmeye devam ediyorum, namaz kılmıyorum, oruç tutmayacağım dedim. Bunları da iftiharla da söylemiyorum. Bu benim.</p>
<p><strong>- Demin aşırı duygusalım demiştiniz, sizin konumunuzda uzun süre çalışmış birinin bu kadar duygusal olma lüksü var mı?</strong></p>
<p>- Bence var. Hacettepe&#8217;de sosyoloji dersi verirken bir tezim vardı, diyordum ki &#8216;içinde insan dolaşmayan, duygusallık olmayan bir sosyoloji, sosyoloji olamaz&#8217;. Aynı şekilde gazetecilikte de duygusallığın yeri olmalı. Duygusallık olmayan gazetecilik mekaniktir ve ölüme mahkûmdur. Alın Le Monde orada rasyonel, pozitivist bir mantıkla yapılan gazete duvara çarptı ve gitti aşağıya. Aynı şey dünyanın diğer ciddi gazetelerini de sarsıyor.</p>
<p><strong>- Bu bakışı açısını Hürriyet&#8217;te nasıl uyguladınız?</strong></p>
<p>- 20 yıl boyunca Hürriyet&#8217;e adam sokmaya çalıştım. İnsanın zaaflarını sokmaya çalıştım. Dediler ki gazeteciler hata yapar mı? Yapar, yapsın dedim. Hata olmayan bir gazete bu toplumu anlayamaz çünkü. Hata yapmaktan korkmayın dedim. Haber atladığım gün kapıyı kapatıp duvarları yumrukladım, okumadım gazeteleri, küstüm. Çok büyük bir haber atladığım zaman dünyanın sonu gibi geliyordu. Mahvoldum, bittim diyordum. Ama hatadan ders almasını, yola devam etmeyi bildim.<br />
<strong><br />
- Sevildiğiniz de oldu, sevilmediğiniz de&#8217;</strong></p>
<p>- Çok nefret edenim oldu hatta yüzde 70 nefret edildim, hala da öyle.</p>
<p><strong>- Klasik gazetecilik kalıplarını yıktığınız söylendi, gazeteciliğe yeni &#8216;format&#8217;lar getirdiğiniz de&#8230; Kimseyi aforoz etmediniz, hep diyalogdan yana oldunuz tamam ama gazeteci en nihayetinde taraf olur malum&#8230; Kimi zaman sivri köşelerden seslendiniz, kimi zaman toplumu yatıştırma gayreti gösterdiniz&#8230; Bazı zamanlar toplumu yatıştırma gayretindeki yazılarınızı okurken başka bir siz yazıyormuşsunuz gibi geliyor, Hasip Kaplan&#8217;ı yazarken başka bir yazı ve sizle karşılaşıyoruz. Benim gibi düşünenler adına söylersem ki sayımız az değil bir sinir oluyorum, öfkeleniyorum bir destekliyorum yazılarınızı&#8217; Hangisi asıl siz?</strong></p>
<p>- Hepsi benim.</p>
<p><strong>- Böyle diyorsunuz ama nihayetinde bir şeyler hep muğlak kalıyor&#8217; Netin netini soruyorum, sıkı bir yanıt istiyorum, istiyoruz!<br />
</strong><br />
- Çok doğru tahliller bunlar, dediğin gibi okur tepkisi bu ve benim için çok değerli. Sinir olmaya, kızmaya gelince ben de sinir oluyorum kendime bazen. Önce şunu söyleyeyim sivri köşeleri olmamalı insanın ama omurgası olmalı ikisi farklı şey.</p>
<p>Mesela kendinize bakın, bir tane mi siz varsınız? Diyorsunuz ki bazen beğeniyorum bazen çok kızıyorum. Ben de böyleyim. Ben de bazen Tayyip Erdoğan ile aynı düşünüyorum, bazen çok kızıyorum. Ama kimseye sürekli düşmanlığım yok, Tayyip Erdoğan&#8217;a da yok sürekli düşmanlığım. Cumhuriyet mitinglerinde benim gazetemi yaktılar, ama Tayyip Erdoğan&#8217;a gidip sorduğunuz zaman o da düşman biliyor beni.</p>
<p>O dönemde Tuncay Özkan da, Mustafa Balbay da kızıyordu bana ama şimdi onlar için en büyük mücadeleyi verenlerden bir tanesi benim. Yani hepsi benim bunların. Mesela Tuncay Özkan bana dünyada yapılabilecek en büyük kötülükleri yaptı televizyonda ama bunun hiçbir önemi yok, çünkü bana yaptığı kötülük onun şahsi meselesi. Şu anda ona yapılan kötülükler ise hukuki bir kötülük. Bu hepimizi ilgilendiriyor. Bunları ayırmayı öğrendim hayatta. Kimseye özel bir düşmanlığım yok. Bana karşı insafsızlık yapanlara karşı bile yok.</p>
<p>Hayatımda sadece iki kişiye dava açtım. Hakkımda edilmedik hakaret kalmadı. Vakit gazetesine bir tane dava açmadım. Babam dünyada en sevdiğim insandı. Yıldırım Türker babamla ilgili bir şey yaptı ona dahi dava açmadım ki çok dokundu, hüngür hüngür ağlattı beni. Beni dünyada ağlatan yazar Yıldırım Türker&#8217;dir. Ama Star Gazetesinde çalışan bir kişiye dava açtım ve kazandım da çünkü babamla ilgili çok ağır bir şey söyledi, artık kaldıramadım yani.</p>
<p>Bir de telefonlarımı dinletip yayımlattı diye Meral Akşener&#8217;e dava açtım. Onu da bir gün önce öğrendim ki evini satacakmış, bayağı yüklü bir tazminat kazandım çünkü. Bugünün parasıyla 24 bin YTL&#8217;ydi ve ertesi gün gidip haczedeceklerdi, o nedenle parayı almadım. Meral&#8217;i çok severim, mert kızdır. Almadım parayı ve bugün çok iyi arkadaşız. İyi ki öyle yapmışım. İnsana ait hiçbir şey beni şaşırtmaz. Bir de hiçbir kızgınlığım bir yılı geçmiyor. Bana çok safsın diyorlar.</p>
<p><strong>Egomla başım dertte</strong><br />
<strong><br />
- Yöneticilik nasıl bir hal&#8230; Egoyla aranız nasıl?</strong></p>
<p>- 20 yıl boyunca en zorluk çektiğim şey bu oldu çünkü ister istemez onca yıl Türkiye&#8217;nin en büyük gazetesinin başında oturduğunuz, yazılarınızla tartışma açtığınız, ses getirdiğiniz zaman bu insanda güçlü bir ego geliştiriyor. Dolayısıyla egoyla başım dertte ve törpülemeye çalışıyorum. Ama egomu kapris yapmak, ezmek, zulmetmek şeklinde asla kullanmadım. Kimseye haksızlık yapmadım. Sadece fikri düzeyde onu biraz şımarıkça savunmak şeklinde kullandım. Parlak diye düşündüğüm bir fikri şımarıkça savunmak lüksüne sahip oldum.<br />
<strong><br />
- Tadını çıkardınız yani</strong>&#8216;</p>
<p>- Tadını çıkardım evet. Bu bana iyi geldi. Bu oyuncakla oynarken de insanın kendini iyi kontrol etmesi lazım. Serseri bir mayın gibidir ego ve yüzüme az patlamadı. Ne olursa olsun insanın kadın erkek ilişkisinde de, meslekte de şımartılma duygusu çok güzel bir duygu. Şımartılmaktan da şımartmaktan da hoşlanıyorum. Ama en büyük zorluğum dört tane e-mail alan köşeyazarlarının kaprisleri oldu. Alın size ego! Onlara hep anlatmaya çalıştım, biz aslında hiçbir şey değiliz, burada bulunduğumuz yerlerle var olan insanlarız. Geçenlerde Ahmet Hakan bir yazısında yazdı, artık köşe yazarlığının da reytingi var, ölçülebiliyor diyor. Buna katılıyorum ve Türkiye&#8217;de önümüzdeki dönemde köşe yazarı sayısının azalacağını düşünüyorum. Bir köşe yazarının farklı olması lazım.</p>
<p><strong>&#8216;Provoke etmeye bayılırım&#8217;</strong><br />
<strong><br />
- Popüler olmayı seviyorsunuz değil mi?<br />
</strong><br />
- Kim sevmez ki? Ama ben Hürriyet gazetesiyle popüler olmadım, öğretim üyesiyken 250 tane satan Oluşum dergisine yazı yazardım, Enis Batur&#8217;la &#8216;Yazı&#8217; diye bir dergi çıkardık. Dergi 1500 tane sattı diye üzüldük. Çok popüler bir şey yaptık herhalde ondan böyle çok sattı falan diye. Marjinal bir şey yapmak istiyorduk yani dergimizi Türkiye&#8217;de en fazla 100 kişi okumalı falan diye bakıyorduk. O kadar da manyakça bir marjinal kafamız vardı. O zamanlarda da çok tartışılıyordum.</p>
<p><strong>- Yazılarınızla sık sık provoke ediyorsunuz desem&#8217;</strong></p>
<p>- Allah vergisi bu bende ve buna da bayılıyorum derim. Çünkü toplumlarda gerçek tartışmaların provokasyonla başladığını düşünüyorum. Zihni dürtüyor, bam teline basmak hani&#8217; Koyun olmazsın, düşünmeye başlarsın, otomatik olarak başlarsın yani&#8217;</p>
<p><strong>- Siyasete atılmayı hiç düşündünüz mü?</strong></p>
<p>- Allah yazdıysa bozsun! Siyaset beni hiç ama hiç ilgilendirmiyor. Siyaset yazısından kazanıyorum paramı ama sevmiyorum. Böyle dediğimde maymunluk yapıyorsun, oynuyorsun diyorlar. Yolda insanlar soruyorlar sen bilirsin mutlaka diyorlar falan. Bilmiyorum, sizden daha fazla bildiğim bir şey yok sadece mesleki tecrübelerimden dolayı kendime ait bir yorumlama biçimim var diyorum. Siyaseti bildiğine inanan insanların da pek fazla bir şey bilmediklerini bu meslekte gördük yani. Siyasetten anlıyorum diyenden kork! Herkes sallıyor bir şeyler.</p>
<p><strong>&#8216;Emin Çölaşan da melek değil&#8217;</strong></p>
<p><strong>- Emin Çölaşan ile üç söyleşi yaptım, kendisiyle sizin hakkınızda da konuştum, burada da yayımladık. Bu söyleşide konunun diğer tarafı olan size de sormak isterim&#8217; Şimdi de ben provoke ediyorum gibi oldu ama&#8217;</strong></p>
<p>- Yok sor tabii de ben Emin Çölaşan ile ilgili hiçbir yerde konuşmadım, hayatımın sonuna kadar da konuşmayacağım ama bu Emin Çölaşan&#8217;a hak verdiğim anlamına gelmiyor. Emin düzgün davranmadı, sadece bunu söylemek istiyorum. Şimdi Aydın Doğan da hatıralarını yazıyor ve o da bana kızıyor, &#8216;Beni 2.5 yıl oyaladın yoksa 2.5 yıl önce çıkaracaktım Emin&#8217;i&#8217; diyor. Ben bir yöneticiydim burada ve yönetici olarak yapmam gerekeni yaptım. Kitabı doğru, tarafsız okuyan herkes oradaki rolümün ne olduğunu gayet iyi değerlendirdi. Bir kere Emin&#8217;in yazdıklarının aleyhime değil lehime olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>- Herkesin kendine göre haklı olduğu taraflar vardır durumu mu?</strong></p>
<p>- Kimse tek başına haklı olamaz, sadece benim için mi geçerli bu? Emin de Allah değil yani Emin de bir melek değil.</p>
<p><strong>- Hatıralarınızı yazacak mısınız?</strong></p>
<p>- Hayır yazmayacağım. Türkiye&#8217;de yazılan hatıraları okuduktan sonra hatıra yazmamaya karar verdim. Hepimiz her şeyi kendi oturduğumuz yerden görüyoruz, kendi dünyamızdan bakıyoruz ve haklı görüyoruz kendimizi. O nedenle hatıra yazmak insanlara haksızlık etmek anlamına geliyor. Ama şöyle bir şey düşünüyordum: Özal&#8217;a en yakın gazeteci bendim, yüzlerce defa baş başa kaldık ve çok şeyler konuştuk. Özal da öldü gitti, yanımızda da kimse yoktu. Özal bana şunu dedi, bunu dedi, şunları yapmayı planlıyordu falan diye kafamdan özellikle çok provokatif şeyler uydurup yazayım, bir yıl sonra da çıkıp bunların hepsini uydurdum diyeyim diye düşündüm. Bunu sırf hatıra yazanlarla dalga geçmek için yapmak istiyordum. Ama okuyucuyu aldatmak olur, en iyisi yapmamak deyip vazgeçtim.</p>
<p><strong>- Yine bir okur ve gazeteci olarak benim gibi düşünenlerin takıldığı bir konu var. Hürriyet&#8217;in başından çekilmeniz olayına kadar son iki yılda özellikle yazılarınızda gerek hükümete, gerek topluma seslenirken itidalli gittiniz. Germemeye çalışarak çoğu zaman sinir bozucu derecede sakin sularda seyreden yazılar yazdınız. Özellikle Aydın Doğan&#8217;a taarruza geçtiklerindeki kimi yazılarınız geri adım atarcasına algılandı. Ama eninde sonunda hükümetin yaptıkları malum, derken Hürriyet&#8217;in başından çekildiniz. Hem bunu anlatın istiyorum hem de nasıl tepkiler aldınız, hani sırt sıvazlayanlar mı oldu, neler oldu?</strong></p>
<p>- Önce şunu söyleyeyim çok etkilenmedim çünkü beş yıldan beri zaten ayrılmak istiyordum. Sedat Ergin gelecekti benim yerime fakat Sedat Milliyet&#8217;in başına gitti falan. 20 yıl bir yerde oturduğunuz zaman altınızdan gelen insanların yolunu da tıkıyorsunuz ister istemez. Koltuğuma hiçbir zaman yapışmadım. Kaldı ki ayrıldıktan sonra da tartışma ortamından çekilmedim yani. Çok daha rahat konuşuyorum, tartışıyorum, yazıyorum, bağlayıcı değil artık yöneticiliğim. Sizin dediğiniz o itidalli olayı falan o bağlayıcılıktan, o zamanki konumumun getirdiği sorumluluktan kaynaklanıyordu asıl. Bir de hayatta yapmak istediğim şeyler vardı. Yemen&#8217;e gitmek istiyorum mesela, beş yıldır Yemen de Yemen diyordum. Çölün ortasındaki Şibam şehrine gidip orada bir vecd içerisinde çölde yaşamak istiyorum bir süre. Ayrılmak istiyordum ve bir türlü olmuyordu sonunda bu noktaya geldi ve ayrıldım yani o kadar büyük bir şey değil, altında böyle komplo teorileri falan yok.</p>
<p><strong>- Aydın Doğan istedi mecbur kaldı ayrıldı denildi&#8217;</strong></p>
<p>- Aydın Doğan bu gazetenin sahibi, istediği zaman göreve getirir istediği zaman görevden alır. Aydın Doğan ile ilişkilerimde hiçbir değişiklik yok. 10 gündür beraber tatildeydim Aydın Bey ile. Bana bir patronun yapacağının fevkini hâlâ yapan bir insan. Onun ötesinde bana hem ağabeylik hem dostluk gösteren bir insan. Kaldı ki bu işin Aydın Doğan ile bir ilgisi yok.</p>
<p>Nasıl karşılandı konusuna gelince, ayrıldıktan sonra üç ay içerisinde 16 üniversite gezdim. 20 yıl boyunca hiçbir üniversiteye gitmedim, bir tane panele katılmıştım o kadar. Seni taşlarlar, kovalarlar, bir şeyler olur aman gitme diyenler oldu.</p>
<p>16 üniversitede konuşma yaptım, hepsinin dijital kayıtları var. Pamukkale Üniversitesi&#8217;nde benden üç gün sonra Enerji Bakanı&#8217;nı konuşturmadılar. Üniversitelerden alkışlarla ayrıldım. Gittiğim her yerde şu anda insanlar bana çok daha iyi davranıyorlar. Kitabımla ilgili de çok güzel tepkiler alıyorum. Ben kötü bir insan değilim sonuçta ve birdenbire ermedim yani. (gülerek) İnsanlar hep, sizi yanlış tanıyormuşuz diyorlar. Herkes için geçerlidir bu. Dünyanın hiçbir yerinde gücü temsil eden insanlar sevilmez, hedeftedirler.</p>
<p><strong>- Bu hedefte olma konusunda Kardak olayı mesela tepe noktalardan biriydi&#8217;</strong></p>
<p>- Rezalet yani&#8217; Beni savaş çıkartmakla suçluyorlar, hadi ordan! Peki, kardeşim Mavi Marmara gemisinde 9 tane insan öldü, niye onlardan bir tanesini hiç suçlamıyorsun savaş çıkartmaya, bilmem ne yapmaya çalışmakla? Bana sorarsanız Kardak kocaman bir şaka. Kardak meselesini hayatımda hiç ciddiye almadım. Komedi&#8217;</p>
<p>Bir ay biz Kardak&#8217;la ilgili haber yapmadık, niye biliyor musunuz? Yunanistan haberleri sıkıcıdır yapmayın dedim. Fatih de (Altaylı) yazmış yok savaş çıkar demiş de bilmem ne. Fatih o sabah toplantısında yoktu bir kere. Sabah toplantısını yazdık biz, haber yoktu, ya bu Kardak&#8217;ta ne oldu falan dedik, ertesi sabah baktık Milliyet Kardak diye bir resim yayınlamış. Kimse Milliyet&#8217;in koyduğu resmi konuşmuyor. Bizden bir gün önce Milliyet&#8217;te çıktı.</p>
<p>Biz de haber ajansıyla, bizim Uğur Cebeci ile &#8216;yuh be, Milliyet gitmiş siz gidemediniz&#8217; diye dalga geçtik. Biraz sonra Uğur gelip &#8216;Helikopterlerimiz şu anda Kardak&#8217;a iniyor, Milliyet yanlış adaya inmiş&#8217; dedi&#8217; (gülüyoruz) Biz sevindik bunun üzerine.</p>
<p>Kimseye bayrak dikin diye talimat falan vermedim, Cesur Sert orada gidin sorun. Cesur giderken bayrak koymuş. Şimdi o fotoğrafı kim yayınlamaz Allah aşkına? Ve biz adayı bizim adamız diye biliyoruz, Dışişleri ada bizim diyor. Tutturdular sen savaş çıkarmak istiyorsun diye.</p>
<p>Yahu deprem sırasında Rumca manşeti ben attım &#8216;Teşekkürler Komşu&#8217; diye. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin gelişmesini o sağladı, insaf! Daha geçenlerde TaNea gazetesi benden Sümela Manastırının ibadete açılması dolayısıyla makale istedi ve tam sayfa yayınladılar. Ben mi savaş çıkarmaya çalışıyorum? Yapmasınlar..</p>
<p>Mavi Marmara&#8217;da 9 insan öldü. Resmen göz göre göre gittiler, alın Libya gemisi gitmiyor işte, döndü. Libyalılar bizden daha mı korkak yani. Mavi Marmara&#8217;nın yaptığını niye kimse sorgulamıyor? Beni savaş çıkartmaya çalışmakla suçlayan insanlar &#8216;Türk jetleri niye kalkmadı&#8217; diye yazılar yazdılar.</p>
<p><strong>- İsrail hükümetinin tavrını da desteklemiyoruz öte yandan&#8217;</strong></p>
<p>- Bugün içinde vicdan duygusu olan bir insanın İsrail yönetimini desteklemesi mümkün değil. İsrail artık sadece dünyada ve ülkesindeki Yahudilere zarar vermiyor aynı zamanda bizimki gibi ülkelerdeki bizim gibi insanlara da zarar vermeye başladı. Fikrimizi rahatça söyleyemez olduk.</p>
<p>Türkiye bir Meclis Komisyonu kurup Mavi Marmara olayını kendisi incelemelidir. Türk hükümetini çok eleştiriyorum, bu kadar riskli bir işi yaptırtmamalıydı. Hiç palavra atmasınlar şöyle oldu da böyle oldu da diye. Mavi Marmara Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük skandallarından, en sorumsuzca eylemlerinden biridir. Skandalın daniskasıdır. 9 insan hayatını kaybetti, 50&#8242;ye yakın insan yaralandı ve Mavi Marmara hiçbir şeye hizmet etmedi. Gazze halkına da hizmet etmedi. Barışçı Arap hükümetlerinin de işini zorlaştırdı. Elbette İsrail&#8217;i de eşit derecede suçlu görüyorum. 9 insanı öldürmek ne demek? İkisi de birbirinden beter.</p>
<p><strong>- Kendinizi gazeteci olmanıza rağmen hiç yeterince ifade edemediğinizi düşündünüz mü?</strong></p>
<p>- Bütün hayatım boyunca.</p>
<p><strong>- &#8216;Kürtlerle beraber yaşamak zorunda mıyız&#8217; yazınız&#8217; Çekilmedik taraf kalmadı mesela?</strong></p>
<p>- Kürtlerle beraber yaşamalıyız diye yazdım o yazıyı. Bir üst cümleye bakmadılar hiç, Türklerin de Kürtlerin de menfaatine olan şey birlikte yaşamaktır diyorum. Kalktılar ırkçı dediler, Miloseviç dediler, Hitler dediler&#8217; Demediklerini bırakmadılar. Ne alakası var Allah aşkına Hitler ile? Yahudiler PKK kurup, Almanlara saldırıp öldürdüler mi yani. Hitler durup dururken Yahudileri katletmeye başladı. Miloseviç örneği de aynı şekilde akıl almazcadır.</p>
<p>Bu sabah yine 6 şehit vardı şimdi ben, bir kızı Kırklareli&#8217;nde diğeri Şırnak&#8217;ta yaşayan Hasip Kaplan&#8217;dan üniter devlet için, o askerlerimiz için bir açıklama bekliyorum. Bu olay dolayısıyla köşe yazarlarının halktan çok kopuk olduğunu daha bir iyi anladım. Türkiye&#8217;de kendine liberal diyen yazarların hepsi pes dedirtecek denli halktan kopuk.</p>
<p><strong>Liberal zulüm dönemi</strong></p>
<p><strong>- Demokrasinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?<br />
</strong><br />
- Berbat görüyorum. Bence Türkiye&#8217;deki demokrasinin başındaki en büyük tehlike şu anda demokrasinin tarifini yapma yetkisini sadece kendinde gören insanların yarattığı zulüm ortamıdır. Türkiye&#8217;de liberal bir zulüm dönemi yaşıyoruz. Ergenekon davasında yapılan hataları eleştirdiğiniz anda Ergenekoncu, darbeci, postal yalayıcısı diye damgalanıyorsunuz.</p>
<p>Bu insanlar, siyasiler de liberaller de yıllarca Emin Çölaşan&#8217;dan şikâyet ettiler, hepsi Emin&#8217;den çok daha beter insanlar oldular. Şu anda liberal geçinen insanlara bakıyorum Emin Çölaşan bunların yanında mumla aranacak insan.</p>
<p>Demokrasilerin artık bir tek temel görevi var; çoğunluk diktatörlüklerini önleyici, şahsi diktatörlük heveslerini önleyici mekanizmaları oluşturmak. Yüzde 51&#8242;i aldığı zaman kendisini milli iradenin tek temsilcisi görüyor. Ben de o zaman yazdım, BDP de milli irade, onun da var temsili.</p>
<p>- Sonraki kitabınız için birkaç ipucu&#8217;</p>
<p>- Biraz Türkiye&#8217;nin ezberini bozacak bir kitap olacak, gelecekle ilgili. Türkiye&#8217;nin başına neler gelebilir biraz bunu anlatan bir kitap olacak.</p>
<p>gamzeakdemircumhuriyet.com.tr</p>
<p>Tuhaf/ Ertuğrul Özkök/ Doğan Kitap/ 244 s.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1994/ertugrul-ozkok-roportaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihte dünyanın en hayırsever insanı</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/1988/tarihte-dunyanin-en-hayirsever-insani.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=tarihte-dunyanin-en-hayirsever-insani</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/1988/tarihte-dunyanin-en-hayirsever-insani.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2010 17:47:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu LIFE</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1988</guid>
		<description><![CDATA[Tarihte dünyanın en hayırsever insanı olarak bilinen, MS. 2. yüzyılda Antalya&#8217;nın Kumluca ilçesinde bulunan Rhodiapolis Antik kentinde yaşayan Opramoas&#8217;ın, çevre kentlere ve insanlara yaptığı yaklaşık 3 milyon dinar ile dünyanın en hayırsever insanı unvanı kazandığı bildirildi. Antalya&#8217;nın Kumluca ilçesinde yer alan Rhodiapolis Antik Kentinde MS. 138-161 yılları arasında yöneticilik yaptığı bilinen hayırsever Opramoas&#8217;ın, en büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tarihte dünyanın en hayırsever insanı olarak bilinen, MS. 2. yüzyılda Antalya&#8217;nın Kumluca ilçesinde bulunan Rhodiapolis Antik kentinde yaşayan Opramoas&#8217;ın, çevre kentlere ve insanlara yaptığı yaklaşık 3 milyon dinar ile dünyanın en hayırsever insanı unvanı kazandığı bildirildi</strong>.</p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=40448" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p>Antalya&#8217;nın Kumluca ilçesinde yer alan Rhodiapolis Antik Kentinde MS. 138-161 yılları arasında yöneticilik yaptığı bilinen hayırsever Opramoas&#8217;ın, en büyük hayrının, MS. 141 yılında meydana gelen depremde yıkılan 33 Likya kentinin yeniden inşa edilmesi olduğu belirtildi.</p>
<p>Opramoas&#8217;ın ayrıca gelinlik kızlara çeyiz parası, küçük çocuklara eğitim yardımı, yoksullara yardım ve açların doyurulması gibi bir çok hayır işini de üstlendiği kaydedildi. Opramoas&#8217;ın yaptığı yardımlar, kendisi adına inşa edilen anıt mezarının üzerinde de satır satır yer aldı.<br />
Rhodiapolis Antik Kenti kazı çalışmalarını yürüten Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İsa Kızgut, Opramoas adına ölümünden sonra yaptırılan anıt mezar taşları üzerinde, yardımlarının listesi, Romalı yöneticilerle yaptığı mektuplaşmaları içeren 12 yazıt, 19 mektup ve 33 dokümanın yer aldığını söyledi.</p>
<p>Bir tür otobiyografi olarak değerlendirilebilecek bu yazıtların dünyada taş üzerine yazılan en uzun yazıtlardan biri olma özelliğini de taşıdığını belirten Kızgut, yazıtlarda Opramoas&#8217;ın yaptığı yardımlar ve yardımlardan dolayı kendisine yapılan teşekkür ile minnet ifadelerinin de yer aldığını kaydetti. Kızgut, şöyle konuştu:</p>
<p><strong>&#8221;Dünyanın en hayırsever adamı olarak bilinen Opramoas adına yaptırılan anıt mezar taşlarının üzerine, dünyada iken yaptığı tüm hayırseverlik işleri liste halinde yazılmış. Bu listede 33 Likya kentine depremden zarar gördükleri için yapılan yardımlara da yer veriliyor. Bu kentlere yaptığı yardımların tamamı, yapılan hesaplamalara göre 3 milyon dinar. Tabi söz konusu bu miktarı günümüz parasıyla karşılaştırmak ve kesin karşılığını söylemek çok zor. Biz bu paranın altın olduğunu düşünüyoruz. Şu anda sadece kendi anıt mezarını ayağa kaldırmak için yaptığımız proje yaklaşık 1 milyon TL. Bunun antik dönemdeki karşılığını söylemek oldukça zor. Belki ilerideki bulgulara göre bunu daha net, daha kesin olarak söyleme şansımız olacak.&#8221;</strong></p>
<p>Kızgut, yapılan yardımların geneline bakıldığında, sadece kentlerin inşası için değil, halkın ihtiyacına göre bir yardım dağılımı gerçekleştirildiğinin görüldüğünü, ayrıca Opramoas&#8217;ın kendi yaşadığı şehir olan Rhodiapolis&#8217;e yaptığı yardımları yazdırmamasının da mütevazılığının bir göstergesi olduğunu sözlerine ekledi.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/1988/tarihte-dunyanin-en-hayirsever-insani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boğaziçi-İstanbul</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1978/bogazici-istanbul.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=bogazici-istanbul</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1978/bogazici-istanbul.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 08:52:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Cemal BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre-Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[M.Cemal BEŞKARDEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1978</guid>
		<description><![CDATA[BOĞAZ SAHİPSİZ BİR YER Mİ?  M.Cemal BEŞKARDEŞ,Sarıyer Manşet Neden Boğaz’daki gemi trafiği ve olası deniz kazaları yüksek risk unsuru taşımaya devam eder? Örneğin, kıyılardaki çeşitli konumlara güvenlik nedeniyle (!) döşenen şamandıralara yakın geçen gemilerin pervanelerine bu şamandıraların zinciri dolanabilir… Anımsıyorum, 2008 yılında böyle bir kaza yaşanmıştı!. Zincir, halat gibi yüzmeyeceğine ve şamandıra zincirle dipteki bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BOĞAZ SAHİPSİZ BİR YER Mİ?</strong></p>
<p><strong> M.Cemal BEŞKARDEŞ,Sarıyer Manşet</strong></p>
<p>Neden Boğaz’daki gemi trafiği ve olası deniz kazaları yüksek risk unsuru taşımaya devam eder?</p>
<p>Örneğin, kıyılardaki çeşitli konumlara güvenlik nedeniyle (!) döşenen şamandıralara yakın geçen gemilerin pervanelerine bu şamandıraların zinciri dolanabilir… Anımsıyorum, 2008 yılında böyle bir kaza yaşanmıştı!.</p>
<p>Zincir, halat gibi yüzmeyeceğine ve şamandıra zincirle dipteki bir tonoza normalde dikey bağlanmış olacağına göre, şamandıraya çarpmadan bu kaza nasıl olur, bunu anlamak da kolay değil. Bizim burada asıl dikkatinizi çekmek istediğimiz konu, şamandıraların İstanbul Boğazı’ndaki son konumları&#8230;Uzun yıllardan beridir denizle iç içe, “Boğaz” kıyısında yaşar, denizde balık avlar ve gezeriz. Son dönemde dikkatimizi çeken bir dağınıklık ve başıbozukluk yetkililerin gözlerinden kaçıyor &#8230;</p>
<p>Şamandıralar sahillerin önünde yan yana, düzensiz biçimde sıralanmakta. Biri küçük, biri büyük, bir diğeri ise kocaman ve hepsi ayrı ayrı renge boyanmış&#8230;Birkaçı hariç üzerinde uyarıcı bayrak ve geceleri yanıp-sönen ışık yok&#8230;</p>
<p>Boğaz uluslararası deniz yolu olduğuna göre, deniz trafiği için tehlikeli olan bu engeller, deniz haritalarına işlenmiş midir? Bilmiyoruz.</p>
<p>Şamandıralar yüzünden boğazlarda bazı koylara girmek olanağı zaten kalmamış. Çünkü tonoz-şamandıralar, öylesine konulmuş, düzensiz, denize atılmış duruyor&#8230;</p>
<p>Eskiden beri adı “Nato İskelesi” olan yerler vardır Boğaz’da. Buralara devamlı (askeri amaçlar hariç) tekne bağlanamaz. Tekne buraya yanaşır, ihtiyaçları karşılanır ve sonra iskele terk edilirdi&#8230; Şimdi bakıyorsunuz, ticari amaçlı bir tekne, kıçtan kara Nato İskelesi’ni yıl boyu işgal ediyor. Tarabya  Sahilinde, Cumhurbaşkanlığı Köşkü ile Almanya Büyükelçiliği’nin Yazlık Rezidansı’nın arasındaki rıhtımda yıllardır bir balıkçı teknesi bağlı durur. Tarabya Koyu’ndaki Nato Rıhtımı’nda yıllardır koca tekneler bağlıdır. Kimse merak edip sormaz. Sarıyer’den Rumelihisarı’na kadar uzanan kıyılarda bulunan sağlı sollu, irili ufaklı tonozlar da cabası. Denizin üstü de içi de karmakarışık.</p>
<p>İnsanlar, sahilde gezsin, balık tutsun diye sahil yolları boyunca yapılan rıhtımların önünde bağlı çok sayıda tekne bekliyor. İnsanlarımız ise demir yığınlarını seyretmeye mahkum ediliyor&#8230;Aslına bakarsanız, İstanbulluların Boğaz’da zevksiz, kötü görünümlü teknelerin oluşturduğu böyle bir görüntü kirliliği ile karşı karşıya kalmasını engellemek etkili yetkililer için hiç de zor olmasa gerek.</p>
<p>Bir de şu denizin dibini kazıyan trol denen balıkçı takımlarını sayalım&#8230; Balık avı yasakları zamanında dahi kaçak ya da “kitabına uydurulmuş yollardan” avlanmak, midye çıkarmak için sürekli faaliyet halindeler. Boğaz’da deniz dibinin doğal yapısını tahrip ediyorlar. Balık üretimi büyük zarar görüyor. Bunlara dur demek o kadar zor değil. Herkesin, bu arada Sahil Güvenlik ve Deniz Zabıtası yetkililerinin gözü önünde yapılan uygulamalar bunlar.</p>
<p>Deniz trafiğinden de söz etmek gerek. Her türlü radar ve yönlendirme sistemlerine rağmen, birbirlerini yan yana geçme yarışında olan yük gemileri ayrı bir tehlike kaynağı&#8230;</p>
<p>Bunlar radarlarda görünmüyor mu? Kural ihlali yapan gemilere ne ceza kesiliyor? Merak etmemek elimizde değil.</p>
<p>Ancak şu sorulara cevap aramak da görevimiz olmalı, eğer biz bu şehri seviyorsak, dünyada eşi benzeri olmayan “BOĞAZİÇİ”ne gerçekten değer veriyorsak;</p>
<p><img alt="" width="7" height="7" />-Boğaz kıyılarına atılan düzensiz şamandıraların izinleri var mı? Ayrıca, hepsi belirli bir izne ve bir düzenlemeye tabi olsa, ilgili idareye gelir getirmez mi?</p>
<p><img alt="" width="7" height="7" />Kıyılara yanaşık devamlı duran ticari tekneler, açık denize bağlansa (örneğin Haydarpaşa Limanı gibi), daha estetik ve güzel durmazlar mı? Sahillerin rahatlaması dışında kıyıdaki beton rıhtımların gelişigüzel parçalanması da önlenmiş olmaz mı?</p>
<p><img alt="" width="7" height="7" />-Nato İskelesi adlı yanaşma yerleri kimin denetimindedir? Bunlara sahip çıkmak bu denli zor mudur?</p>
<p><img alt="" width="7" height="7" />-Trol çekenlere “Dur” denilemez mi? Balık türlerinde ve üretim miktarlarında yıllardır devam eden korkutucu azalma karşısında tüm sorumlu merciler neden hala etkili kampanyalarla harekete geçmiyorlar?</p>
<p><strong><img alt="" width="7" height="7" />-</strong><strong>Yalı sahipleri kale gibi bahçe duvarları ile Boğazı halktan saklıyor!</strong></p>
<p>Boğaziçi imar yönetmeliği, deniz kenarındaki yalıların ve diğer binaların bahçe duvarı yüksekliğini bir metre ile sınırlı tutuyor. Ancak, Boğaz sahil şeridinde yaşayanlar yönetmeliğe uymayıp bahçelerini metrelerce yükseklikte duvarlar çevirip, sahilden içeride oturanların veya sahilde gezintiye çıkanların denizi görmelerine engel oluyor. Aynı şekilde, Boğaz sahilinde denize açılan pek çok sokak özel şahısların işgali altında bulunuyor.</p>
<p><strong><img alt="" width="7" height="7" />-Y</strong><strong>alılar, villalar ve köşkler yasal kılıfına uydurulmuş “tamir ruhsatlı yeniden inşa edilmeler” ile sürekli büyüyor!</strong></p>
<p>Sahildeki yalılar ve yamaçlardaki villalar-köşkler son yıllarda el değiştirdi. Bunların yeni sahipleri, Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nden aldıkları sözde <strong>tamir ruhsatları</strong> ile binalarını gözler önünde enine-boyuna-yüksekliğine büyütüp duruyorlar. Bu durum o kadar trajikomik bir şekilde sürüyor ki, böyle yapmayan enayi durumuna düşüyor. Önce yapıyı bir perde ile çepeçevre sarmalayıp görünür bir yerine Boğaziçi İmar’dan aldığınız “<strong>Yapı Onarım Ruhsatını</strong>” asıyorsunuz. Ardından eski binanızın dış duvarlarını içine alacak şekilde temellerinizi atarak perde beton duvarlarla yeni bir bina inşa ediyorsunuz. Yeni binanın dış duvarları bitince içeride kalan eski binanızı tamamen yıkıyor, yeni binanızın içini tamamlıyorsunuz. Tabii bu arada çatınızı da makul (!) bir ölçüde yükselterek <strong>sözde onarımınızı </strong>tamamlıyorsunuz. Egemen güçler yasal engelleri (!) aşıyor, vicdan ile cüzdan arasında gidip gelen yetkili ve etkililer Boğaz’ın öngörünümünde yeşil alanların azalmasına göz yumuyor.</p>
<p>Oysa İstanbul’u ve Boğaz’ı sevmek demek, Onlara sahip çıkmak, güzelliklerini korumak ve yaşatmak anlamına gelmeli&#8230;<br />
 <br />
Bir sabah gözlerimizi açtığımızda Boğaz’ın güzelliklerinin yerinde yeller estiğini görmek istemiyorsak tabii…</p>
<p><strong>M. Cemal Beşkardeş</strong></p>
<p><strong>Tarabya-Sarıyer, 09.08.2010</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1978/bogazici-istanbul.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklik Nedir?</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/1976/laiklik-nedir.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=laiklik-nedir</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/1976/laiklik-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 13:25:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Kerem DOKSAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1976</guid>
		<description><![CDATA[http://www.keremdok sat.com/2010/ 08/09/laiklik- hakkinda/ #more-3502   LÂİKLİK HAKKINDAKelimenin menşei Fransızca’daki laïcité, din işlerinin devlet işlerine, devlet işlerinin ise din işlerine karışmaması demek. 2004’de dünyaya gelen bu terim son asırda bütün dinlere saygılı ve eşit mesafede olmak anlamını da kazanmış. Etimolojik olarak Kadim Yunanca λαϊκός’dan geliyor ve “halk hakkında, sıradan adam hakkında” demek. Bize de Fransızca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-family: Calibri;"><a title="http://www.keremdoksat.com/2010/08/09/laiklik-hakkinda/#more-3502 Bağlantı için Ctrl + Tıklat" rel="nofollow" href="http://www.keremdoksat.com/2010/08/09/laiklik-hakkinda/#more-3502" target="_blank">http://www.keremdok sat.com/2010/ 08/09/laiklik- hakkinda/ #more-3502</a></span></div>
<div><strong> </strong></div>
<div><strong>LÂİKLİK HAKKINDA</strong>Kelimenin menşei Fransızca’daki <strong>laïcité</strong>, din işlerinin devlet işlerine, devlet işlerinin ise din işlerine karışmaması demek. 2004’de dünyaya gelen bu terim son asırda bütün dinlere saygılı ve eşit mesafede olmak anlamını da kazanmış. Etimolojik olarak Kadim Yunanca λαϊκός’dan geliyor ve “halk hakkında, sıradan adam hakkında” demek. Bize de Fransızca démocratie kelimesinden nüfuz etmiş…</p>
<p><strong>Sekülarizm</strong> ile <strong>lâisizm</strong> aynı şey değildir… Meselâ <strong>ABG’de</strong> “secularism” hâkimdir, din işleri cemaâtlere bırakılmıştır ama kalkıp da <strong>Hristiyan Demokrat Parti</strong> filân kuramazsınız. Avrupa’da ise kurarsınız. Çünkü buradaki tâyin edici faktör o ülkenin harsı (kültürü) ve toplumsal yapısıdır.</p>
<p>Bâzı mütefekkirlere göre “<strong>anti-Clericalism’in</strong>” bir türü olup, dinin tatbikine müsaade etmek veya dinî hürriyet yerine, inanç sâhiplerinin dinlerini tanıma imkânını tanımayan bir baskı tarzıdır.</p>
<p><strong>Anti-klerikalizm</strong> din diye yutturulan safsatalardan ve sömürülerden bunalmış Avrupa medeniyetinin diyalektik bir tepkisidir.</p>
<p><strong><em>Gâzi</em></strong> ve arkadaşların, bütün aksine iddialara rağmen, <strong>anti-Klerikalizm</strong> batağına düşmeksizin, cemaâtlerin eline düşerse tekrar bir fâcia hâlini alacağını bildikleri için Fransız tarzı ama yumuşatılmış bir Lâisizm’i tercih etmişlerdir.</p>
<p><strong>Bunun sarih esbâb-ı mûcibesi</strong>:</p>
<p>1) <strong>Türkiye Cumhuriyeti halkının belki de %80’inden fazlası</strong>, kentlerde yaşıyor olsalar dahi, tamamen <strong>feodal, Ortaçağ artığı, ağalık düzeniyle yaşamaktadır</strong>.</p>
<p>2) <strong>Rönesans</strong> ve <strong>Reform</strong> hareketlerini aşmış, <strong>Teknoloji Devrimi’ni </strong>yaşayıp sindirerek öğrenmiş Avrupa milletlerinin efrâdı en azından asgari derecede entellektüel birikime sâhiptir. Çünkü ayrılma ve bireyleşme merhalelerini aşarak, demokrat olabilmişlerdir. Demokratik düşünceye sâhip olan (yâni irfânı ve fikri hür) bir insan kendi hür tercihini yapabilecek donanıma ve iradeye sâhip olan kişidir.</p>
<p>3) Bu amaçla başlanan <strong>millî eğitim ve köylere uzanacak millî öğretim seferberliği</strong> maâlesef daha <strong><em>İsmet İnönü</em></strong> zamanında atalete mahkûm edilmiş, <strong><em>Menderes</em></strong> ve arkadaşlarınca da tarihe kavuşmuştur.</p>
<p>4) Sonuç, ortadadır: <strong>Hâlâ okuma yazma oranı çok düşük olan, cehâletin ve feodalitenin kol gezdiği bir ülke</strong>!</p>
<p>5) <strong>Böyle bir ülkede demokrasi yürüyemez, ancak totaliter (askerî, dinî veya diğerleri) sistemler memleketi sevk ve idâreyi başarabilirler</strong>.</p>
<p>6) Türkiye sür’atle <strong>Arabizm</strong> ve <strong>İranizm</strong> târikine çekilmekte, <strong>rasyonel – bilimsel düşünceden uzaklaştırılan halk, “din” diye yutturulan safsatalarla büyüsel düşünceyle kitle hipnozuna tâbi tutulmaktadır</strong>.</p>
<p>Nitekim δῆμος, yâni <em>dimos</em>, halk zümresi, ahâli + κράτος, yâni <em>kratia</em> iktidar = Halkın iktidarı anlamındaki <strong>demokrasi</strong> de buradan neş’et eder. Demokrasinin ana yurdu olan Eski Yunan’daki filozoflardan <strong><em>Aristo</em></strong> ve <strong><em>Eflatun</em></strong> demokrasiyi eleştirmiş, “ayak takımının yönetimi” gibi aşağılayıcı kavramlar kullanmışlardır.</p>
<p>Demokrasiye farklı atıflarda bulunulmuştur: Çoğunluğun yönetimi; azınlık haklarını güvenceye alan yönetim; fakirin yönetimi; sosyal eşitsizliği yok etmeye çabalayan yönetim; fırsat eşitliği sağlamaya çalışan yönetim; kamu hizmetinde bulunmak için halkın desteğine dayanan yönetim…</p>
<p><strong>Sonuç</strong>: Maâlesef Rönesans ve Reform hareketlerini aşmış, Teknoloji Devrimi’ni yaşayıp sindirerek öğrenmiş Avrupa milletlerinin efrâdı gibi olamamış, en azından asgari derecede entellektüel birikime sâhip olup bireyleşememiş , “sürü” psikolojisiyle düşünen ve hareket eden kitleler çok bayağıca hamâset ve demagojiyle iyice uyutularak, <strong>memleket tam bir anomiye ve kaosa sürüklenmiştir</strong>.</p>
<p>Açıkça söyleyelim: <strong><em>Aristo</em></strong> ve <strong><em>Eflatun</em></strong> maâlesef bizde -<strong>şimdilik</strong>- haklı çıkmış,“ayak takımının yönetimi” gündeme gelmiştir…</p>
<p>   Bunu <strong>her meslekte</strong> ve <strong>her kademede</strong> görebilirsiniz.</p>
<p>      Ayırıcı teşhis için <strong>cehâlet</strong>, <strong>kibir</strong> ve <strong>şuursuzca saldırganlık</strong> anahtar kelimelerdir.</p>
<p>         Peki, ne yapılacak…</p>
<p>            Defalarca yazdım.</p>
<p>               Vatansever, Lâik, Atatürk Milliyetçisi bir Türk bilim adamının sessiz çığlığı bu…</p>
<p>                  Orada kimse var mı?</p>
<p><strong><em>Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 09 Ağustos 2010 Pazartesi</em></strong></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/1976/laiklik-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk ve Bağımlılık</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1955/ask-ve-bagimlilik.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=ask-ve-bagimlilik</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1955/ask-ve-bagimlilik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Jul 2010 09:37:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasemin TAŞMAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1955</guid>
		<description><![CDATA[Aşk uyuşturucu gibi&#8230; ABD&#8217;de yapılan bir araştırma, aşkın da uyuşturucu gibi bağımlılık yaptığını ortaya koydu. İtalyan Adnkronos haber ajansında çıkan habere göre, Stony Brook Üniversitesi&#8217;nden bir grup bilim adamı, sevdiği kişiyi kaybedenlerle madde bağımlılarının beyninin aynı bölgelerinin faaliyete geçtiğini ve bu süreci atlatmamın kokain bağımlılığından kurtulmak kadar zor olduğunu belirtti. Aşk acısı çeken bir gruba [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Aşk uyuşturucu gibi&#8230;</h1>
<p><strong>ABD&#8217;de yapılan bir araştırma, aşkın da uyuşturucu gibi bağımlılık yaptığını ortaya koydu.</strong></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=39994" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p>İtalyan Adnkronos haber ajansında çıkan habere göre, Stony Brook Üniversitesi&#8217;nden bir grup bilim adamı, sevdiği kişiyi kaybedenlerle madde bağımlılarının beyninin aynı bölgelerinin faaliyete geçtiğini ve bu süreci atlatmamın kokain bağımlılığından kurtulmak kadar zor olduğunu belirtti.<br />
Aşk acısı çeken bir gruba ayrıldıkları partnerlerinin fotoğraflarını gösteren ve manyetik cihazlarla bu kişilerin beyin faaliyetlerini gözlemleyen bilim adamları, araştırmanın sonuçlarının, aşkın bir tür bağımlılık olduğunu gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Araştırmanın, aşk acısının ardından neden tüm kültürlerde saplantı, cinayet, intihar ve depresyon gibi durumların ortaya çıktığına da açıklık getirdiğini belirten bilim adamları, bu duyguyla savaşanlara iyi bir haber vermeyi de ihmal etmedi.</p>
<p>Yaptıkları testlerde, beynin fotoğraf karşısında verdiği tepkinin zaman geçtikçe hafiflediğini gözlemleyen araştırmacılar, zamanın her şeyin ilacı olduğunu bir kez daha teyit etti.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1955/ask-ve-bagimlilik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Türkiye&#8217;de arabesk modası bitmiştir&#8221;</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/eglence/1950/turkiyede-arabesk-modasi-bitmistir.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=turkiyede-arabesk-modasi-bitmistir</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/eglence/1950/turkiyede-arabesk-modasi-bitmistir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 09:58:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu LIFE</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1950</guid>
		<description><![CDATA[Dünyaca ünlü piyanist besteci Tuluyhan Uğurlu, &#8221;Türkiye artık arabesk modasından sıyrılmıştır. Bugün arabesk müzik, fantezi müzik tartışmalarının gündeme gelmesini, konuşulmasını çok doğru bulmuyorum&#8221; dedi.  Ünlü piyanist besteci Uğurlu, Karaman&#8217;da verdiği konserde, Osmanlı&#8217;nın batıya yönelen zaman dilimini anlatırken, zaman zaman müziğinin içinde mehteri kullandığını söyledi. Sadece kendisinin değil, batılı sanatçıların da mehter müziğini kullandığını ifade eden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyaca ünlü piyanist besteci Tuluyhan Uğurlu, &#8221;Türkiye artık arabesk modasından sıyrılmıştır. Bugün arabesk müzik, fantezi müzik tartışmalarının gündeme gelmesini, konuşulmasını çok doğru bulmuyorum&#8221; dedi.</strong></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=46685" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p> Ünlü piyanist besteci Uğurlu, Karaman&#8217;da verdiği konserde, Osmanlı&#8217;nın batıya yönelen zaman dilimini anlatırken, zaman zaman müziğinin içinde mehteri kullandığını söyledi.<br />
Sadece kendisinin değil, batılı sanatçıların da mehter müziğini kullandığını ifade eden Uğurlu,<strong> &#8221;Haydın&#8217;ın askeri senfonisi, Mozart&#8217;ın Türk Marşı hemen aklıma gelenidir. Mehter bizim kadar Avrupa&#8217;yı, Avrupalı sanatçıları da etkileyen son derece ihtişamlı, Anadolu&#8217;daki kökleri Hititlere dayanan son derece zengin bir geçmişi olan askeri bir bandodur&#8221; </strong>dedi.<br />
 </p>
<p><strong>Klasik müzik sevilmez kanaaati </strong></p>
<p>Uğurlu, toplumda<strong> &#8221;Klasik müzik sevilmez&#8221;</strong> kanaatini yaptığı müzikle yıktığını, bundan büyük mutluluk duyduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p><strong>&#8221;Ben sahneye bağlamayla, kavalla, bir taraftan viyolayla, bir taraftan Osmanlı çalgılarıyla, bir taraftan Uzak Doğu çalgılarıyla çıkıyorum. Yani bir bakıma dünya sentezini aynı sahnede paylaştırmanın peşinde oluyorum. Bu bakımdan konsere gelen sanatseverler, kendinden rahatlıkla bir şeyler bulabiliyorlar. Benim müziğimin felsefi kaynağı Anadolu müziği olduğundan dolayı Anadolu&#8217;da insanlar buna hiç yabancılık duymuyorlar. Onun için insanlar konser verdiğimiz mekanları hınca hınç dolduruyorlar.&#8221;</strong><br />
 </p>
<p><strong>&#8220;Türkiye&#8217;de arabesk modası bitmiştir&#8221; </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin arabesk modasından sıyrıldığını savunan Uğurlu, arabesk müziği tartışmalarının gereksiz olduğunu bildirdi.</p>
<p>Önemli olanın gönülleri kazanmak olduğunu anlatan Uğurlu, asıl olanın melodilerin insanlığa mal edilmesi olduğunu vurguladı.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin genç ve dinamik bir nesilden oluştuğuna dikkat çeken Uğurlu, &#8221;Türkiye artık arabesk modasından sıyrılmıştır. Bugün arabesk müzik, fantezi müzik tartışmalarının gündeme gelmesini, konuşulmasını çok doğru bulmuyorum&#8221; dedi.<br />
 </p>
<p><strong>&#8221;Siyasetçiler sanata ilgi götermiyor&#8221; </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de siyasetçilerin, sanata ve sanatçıya karşı çok fazla ilgili olmadığını ileri süren Uğurlu, Türkiye&#8217;yi yönlendiren kişilerin, bütün medeniyetleri kapsayan konserlere ilgi göstermesi gerektiğini savundu.</p>
<p>Uğurlu, Türkiye için idealleri olan tüm siyasetçilerin<strong> &#8221;Güneş Ülke Anadolu&#8221; </strong>konserlerine gelmeleri gerektiğini dile getirerek, şöyle devam etti:</p>
<p><strong>&#8221;Çünkü orada bütün medeniyetleri kendi medeniyetimiz gibi kabul eden bir anlayış görecekler ve bundan da büyük bir ilham alacaklarına eminim. Bir sanatsever gibi buna zaman ayırması gerekiyor. Konserleri takip etmeyen, sanatsal etkinlikleri takip etmeyen siyasetçinin de, yaptıkları siyasetin ruhu boş olur. Türkiye için gelecek planları olan, hayalleri olan tüm siyasetçilerin Güneş Ülke Anadolu konserlerimizi izleyip oralardan ilham almasını bekliyorum. Bu da sanatçı olarak benim en doğal hakkım.&#8221;</strong><br />
 </p>
<p><strong>&#8221;Benim önümde Tuluyhan Uğurlu yoktu&#8221; </strong></p>
<p>Karaman konserinde yanına gelen çocukların kendini çok etkilediğini ifade eden Uğurlu, gençlere örnek biri olmak istediğini bildirdi.</p>
<p>Kendisinin, bu işe başlarken örnek alacağı biri olmadığını açıklayan Uğurlu, <strong>&#8221;Benim önümde örnek olacak bir Tuluyhan Uğurlu yoktu. Eğer benim önümde bir örnek olsaydı belkide ben çok farklı bir noktada olurdum. Kavalla, bağlamayı, piyanoyu, çelloyu, senfoni orkestrasını bir araya getiren piyano ile sahneye çıkaran, dünya görüşünden ödün vermeyen bir besteci olsaydı ben gençken bunun başarılabildiğini görseydim belki daha erken cesaret sahibi olup kendi konserlerime daha küçükken başlayabilirdim&#8221; </strong>diye konuştu.</p>
<p>Genç bestecilerin kendisini arayarak bestelerini dinlettirdiklerini söyleyen Uğurlu, zaman zaman okullara gidip öğrenciler ile bir araya geldiğini belirtti.</p>
<p>Konser sonrası yanına gelen çocukların, sorduğu sorularla kendisini mutlu ettiğini ifade eden Uğurlu,<strong> &#8221;İlk defa piyanoya elleri değen o minik ruhların, minik güzelliklerin yanıma gelmesi benim için çok güzel bir mutluluk oldu. Hayretleri, sormuş oldukları sorular, &#8216;Bu neden yapılıyor?&#8217;, &#8216;O pedallar ne işe yarıyor?&#8217;, &#8216;Bu tokmak nasıl çalışıyor?&#8217;, &#8216;Bu teller niye buradalar?&#8217; soruları bende müthiş bir sinerji oluşturuyor&#8221; </strong>dedi.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/eglence/1950/turkiyede-arabesk-modasi-bitmistir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
