<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gml="http://www.opengis.net/gml"
>

<channel>
	<title>Bir Psikiyatristin Günlüğü</title>
	<atom:link href="http://fuat.beskardes.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fuat.beskardes.com</link>
	<description>Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Jan 2012 19:15:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Her Yönüyle Stockholm Sendromu</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2323/her-yonuyle-stockholm-sendromu.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=her-yonuyle-stockholm-sendromu</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2323/her-yonuyle-stockholm-sendromu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 19:15:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2323</guid>
		<description><![CDATA[Dr. A. Fuat BEŞKARDEŞ Kategori: Kişilik Bozuklukları Stockholm Sendromu nedir, Stockholm Sendromu kimlerde görülür, Stockholm Sendromu’nun tedavisi nasıldır, Stockholm Sendromu’nun belirtileri nelerdir? Rehinenin kendisini rehin alan kişiye duygusal anlamda bağlanması olarak özetlenen bir tablo olarak ortaya çıkan Stockholm Sendromunu Yrd. Doç. Dr. Fuat Beşkardeş her yönüyle e-psikiyatri.com için anlattı… Ülkemizde de zaman zaman gündeme gelen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<div>
<div>
<address><a title="Uzm. Dr. A. Fuat BEŞKARDEŞ" href="http://www.e-psikiyatri.com/author/fbeskardes/">Dr. A. Fuat BEŞKARDEŞ</a></address>
</div>
<p>Kategori: <strong><a href="http://www.e-psikiyatri.com/eriskin-psikiyatri/kisilik-bozukluklari/">Kişilik Bozuklukları</a></strong></div>
<div>
<h3><strong>Stockholm Sendromu nedir, Stockholm Sendromu kimlerde görülür, Stockholm Sendromu’nun tedavisi nasıldır, Stockholm Sendromu’nun belirtileri nelerdir?</strong></h3>
<p><a href="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/stockholm_sendromu.jpg?84cd58"><img title="Her yönüyle Stockholm Sendromu" src="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/stockholm_sendromu-150x150.jpg?84cd58" alt="kisilik bozukluklari Her yönüyle Stockholm Sendromu" width="150" height="150" /></a></p>
<p>Rehinenin kendisini rehin alan kişiye duygusal anlamda bağlanması olarak özetlenen bir tablo olarak ortaya çıkan Stockholm Sendromunu Yrd. Doç. Dr. Fuat Beşkardeş her yönüyle e-psikiyatri.com için anlattı…</p>
<p>Ülkemizde de zaman zaman gündeme gelen hatta siyasete dahi konu olan Stockholm Sendromunu <a title="NPİSTANBUL Hastanesi" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/npistanbul-hastanesi/">NPİSTANBUL Hastanesi</a>’nden Yrd. Doç. Dr. Fuat Beşkardeş anlattı…</p>
<h4><strong>STOCKHOLM SENDROMU NEDİR?</strong></h4>
<p>Rehinelerin, kendilerini esir alanların duygularını anlama noktasına gelmeleri ve kendisini rehin alan kişilerle geçirdikleri sürenin sonunda onlara yardımcı olmaya başlaması ve nihai olarak da onlarla özdeşim kurmalarına <a title="Stockholm Sendromu" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/stockholm-sendromu/">Stockholm Sendromu</a> denmektedir.</p>
<p>Bu sendromun anlamını genişleterek insanın kendisini zora sokan, üzen koşulları benimsemesi, savunması ve bu koşulları yaratan nedenleri görmemesi, ezenin yanında yer alması olarak da tanımlayabiliriz.</p>
<h4><strong>GELİŞİM MEKANİZMASI</strong></h4>
<p>Sürekli şiddet yaşamanın bir sonucu olarak kurbanlar saldırganla özdeşleşmeye ve bir hayatta kalma stratejisi olarak onun için hareket etmeye başlayabilir. Kurbanın iradesinin saldırgana bağlı olması gönüllü bir karar değil, şiddetin doğrudan sonucudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_28639"><a href="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/fuat_beskardes1.jpg?84cd58"><img title="Her yönüyle Stockholm Sendromu" src="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/fuat_beskardes1-150x150.jpg?84cd58" alt="kisilik bozukluklari Her yönüyle Stockholm Sendromu" width="150" height="150" /></a>Yrd. Doç. Dr. Fuat Beşkardeş</p>
</div>
<p><strong>Travmatik bağlanma süreci…  (Appelt,Kaselitz, Logar 2004)</strong></p>
<p>“Şiddet uygulayanın ilk hedefi kurbanı köleleştirmektir ve bu amaca kurbanın hayatının her alanında despotça bir denetim kurarak ulaşır.  Ancak salt boyun eğme onu nadiren tatmin eder; suçlarını haklı göstermenin psikolojik ihtiyacı içindedir ve bunun için kurbanın onayına ihtiyaç duyar. Bu yüzden durmaksızın kurbanından saygı minnet ve hatta sevgi göstermesini talep eder. Saldırganın nihai hedefi gönüllü bir kurban yaratmak gibi görünmektedir”. (Herman, 1992)</p>
<h4><strong>GELİŞİM SÜRECİ</strong></h4>
<p>Bu sendromun ortaya çıkmasının temel nedeni, hayatta kalma içgüdüsüdür. Dış dünyadan tamamen soyutlanan kurban, ihtiyaçları için kendisine baskı yapan kişiye bağımlı olduğunu hisseder. Saldırganın yaptığı küçük iyilikler kurbanın gözünde büyür, zamanla kurban kendisini saldırganın yerine koyup olayları onun gözünden görmeye, yaptıklarına hak vermeye başlar.</p>
<p>Kurban tarafından baskıcının şiddet eğiliminin tamamen göz ardı edilmesi sonucunda, içinde bulunulan tehlike de reddedilir.</p>
<p>Kurban, tek olumlu ilişkisinin şiddet gösteren ile kendi arasında olan olduğunu düşündüğü için bu ilişkiyi de kaybetmek istemez ve dolayısıyla saldırgandan ayrılması gittikçe zorlaşır.</p>
<p><strong>Stockholm Sendromuna yani saldırganla özdeşleşmeye yatkınlık yaratan durumlar</strong></p>
<p>1.Hayati tehlikelilik durumu 2.Dış dünyadan soyutlanmışlık 3.Bulunduğu ortamdan kaçamaz halde olma (ya da kaçamayacağına kanaat getirmişlik durumu ) 4. Saldırganın ara sıra arkadaşça ve yakın davranması</p>
<p>Graham ve Rawlings (1998) bu koşulların genellikle <a title="aile içi şiddet" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/aile-ici-siddet/">aile içi şiddet</a> olaylarında ortaya çıktığını ve kurbanların saldırganla özdeşleşme gösterebileceklerini belirtirler. Bu durumlarda şiddete uğramış kadın, saldırganı kışkırtacak veya öfkelendirecek herhangi bir şey yapmaktan çok korkar. Onun takdirini kazanmaya çalışır ve onun tarafınaymış gibi davranır. Savaşta, savaş esirlerinde de karşı tarafa patolojik bağlanma söz konusu olur. Saldırganıyla özdeşim kurulan bu durumda rehin alan kişiye mağdur taraf çeşitli duygular besleyip, onunla özdeşim kurar ve kişide kişilik değişimi yaşanır.</p>
<h4><strong>STOCKHOLM SENDROMUNUN GÖRÜLDÜĞÜ BELLİ BAŞLI GRUPLAR</strong></h4>
<p>Rehin alma durumu ve benzer bir baskı yaratan kaçırılma durumlarında (rehine-esir alan) Tecavüze uğrama, ensest ya da cinsel tacize maruz kalan çocuklarda  (istismara uğrayan çocuk-istismar eden ebeveyn) Savaşta bulunma, savaş esirleri, toplama kamplarında yaşama durumlarında Hayat kadınlarında (pazarlanan) Aile içi şiddete maruz kalınması durumlarında  (dövülen eş-döven eş) Yoğun dini  (tarikat benzeri ) ve siyasi baskı uygulanması durumlarında (brainwashing durumlarında)  (takipçi-lider)</p>
<p>Uzun süren hapishane deneyimlerinde (tutuklu-gardiyan) Ev hapsine maruz bırakılma durumlarında</p>
<h4><strong>TARİHÇESİ</strong></h4>
<p>İlk kez psikiyatr Bejerot tarafından tanımlanan sendrom, ismini 1973 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşanan bir olaydan almaktadır.</p>
<p>Banka soyguncusu tarafından 6 gün boyunca rehin tutulan banka görevlisi bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır.</p>
<p>Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz, nişanlısını terk ederek kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler, sonunda da onunla evlenir.</p>
<p>23 Ağustos 1973 günü Stockholm’de bir bankayı soymak üzere basan soyguncular 4 banka görevlisini 6 gün (131 saat) rehin tuttu.</p>
<p>Soyguncular banka personeline iyi davrandı, aralarında iyi ilişkiler oluştu;</p>
<p>Rehineler polisin bankayı basacağını fark edip soyguncuları uyardılar; Daha sonra mahkemede soyguncular aleyhine ifade vermek istemediler, savunma ücreti için para topladılar. Olay, “soyguncular bankadan para çalamadılar ama bazı insanların kalbini çaldılar” biçiminde yorumlandı…</p>
<p>1974 yılında Patty Hearst isimli bir milyoner kadın bir terörist grup tarafından kaçırıldıktan 2 ay sonra onlarla birlikte bir banka soygunu yaparken yakalandı. Avukatları SS mazeretini kullandıysa da mahkeme kabul etmedi ve hapse mahkûm etti.</p>
<p>2001 yılında İngiliz bayan gazeteci Yvonne Ridley, Afganistan’da Taliban tarafından kaçırıldı, ilk 11 gün onlarla kavga etti, yemek yemedi. İslâm dinini incelemesi şartıyla serbest bırakıldıktan sonra İslâm dinine ilgi duydu, 2003 yılında da Müslüman oldu.</p>
<h4><strong>STOCKHOLM SENDROMU GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER</strong></h4>
<p>*Deneyimin (rehin, esir alınma vb gibi) süresi ve yoğunluğu *Rehinenin esir alana yakınlık ve bağımlılık derecesi *Rehin alınan kişinin kendi ortamından psikolojik olarak ne kadar uzaklaştığı *İçinde bulunulan durumun kendine özgü hassasiyeti SYMONDS (1980) SS Gelişim Riski Triadı 1.Hostil bir çevrede bulunma 2.İzolasyon hali 3.Çaresizlik hisleri Sonuç olarak bu kişilerde regresyon ve çocuklaşma eğilimi görülmekte ve bu duruma ”Travmatik İnfantilizm” adı da verilmekte.. ‘Travmatik İnfantilizm’ durumu da kişinin hayatını tehlikeye sokan kişiye yakınlaşmasına ya da onun davranışlarını taklit etmesine yol açabilmekte. ”Frozen Fright” (Donmuş Korku) : Symonds tarafından tanımlanmış olup, kurbanların ani tehlike karşısında paralize olma hallerini anlatmak için kullanılmaktadır, bir çeşit dissosiyatif reaksiyon olarak da değerlendirilebilir.</p>
<h4>S<strong>TOCKHOLM SENDROMU TRAVMATİK BAĞLANMA</strong></h4>
<p>Travmatik Bağlanma Nasıl Oluşur ve Güçlenir?</p>
<p>Şiddet ve şiddet tehditleri. Şiddet içerikli ile iyi davranma arasında gidip gelerek değişen tutarsız davranışlar bağlanmayı arttırır. Eğer uygunsuz bir düşünceye sahip olurlarsa istismarcının bunu anlayıp daha şiddetli öç alacağı düşüncesi. Izolasyon bağlanmayı arttırır. Utanç ve stigmatizasyon <a title="korkular" href="http://www.e-psikiyatri.com/eriskin-psikiyatri/korkular-eriskin-psikiyatri/">korkular</a>ı ( özellikle tecavüz, ensest, seks işçiliğiyle ilgili)</p>
<h4><strong>TRAVMATİK BAĞLANMANIN BELİRTİLERİ</strong></h4>
<p>- PTSB semptomları &#8211; Ufak bir iyiliğe karşı bile çok yoğun minnet duyguları &#8211; Şiddeti ve şiddet tehdidini inkar &#8211; Rasyonalizasyon &#8211; İstimarcıya ve kendine olan öfkenin reddi &#8211; Kötüye kullanımı önlemeye yönelik güce sahip olduğuna yönelik bir inanç &#8211; Durumdan ve istismardan ötürü kendi kendini suçlama eğilimi &#8211; İstismarcının ihtiyaçlarına aşırı duyarlılık &#8211; İstismarcı şiddet davranışını azaltsın diye onu memnun etme çabaları &#8211; Dünyayı istismarcının perspektifinden değerlendirme, kendine ait <a title="bakış açısı" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/bakis-acisi/">bakış açısı</a>nı kaybetme &#8211; Kendini de istismarcının <a title="bakış açısı" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/bakis-acisi/">bakış açısı</a>yla değerlendirme &#8211; İstismarcıyı iyi biri olarak değerlendirme ya da onu da kurban olarak görme &#8211; Hayatta kaldığı için ve onu öldürmediği için istismarcıya minnet duyguları besleme</p>
<h4><strong>LİMA SENDROMU</strong></h4>
<p>Stockholm sendromunun tersi olarak adlandırılır. <a title="Stockholm sendromu" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/stockholm-sendromu/">Stockholm sendromu</a> ile aynı koşullarda meydana gelir ve rehin alan kişiler kurbanlarına bağlılık hissederler.</p>
<p>1996′da Peru’nun Lima kentinde gerçekleşen Japon elçiliği rehine krizinin ardından bu adı almıştır.</p>
<p>Çeşitli ülkelerden diplomat, asker ve işadamlarının bulunduğu partiyi basan 14 gerilla yüzlerce kişiyi rehin aldı. 4 ay süren krizde militanlar rehinelerin ihtiyaçlarını karşıladı, sevecen davrandı ve çoğunu salıverdi…</p>
<h4><strong>MEDYA ÖRNEKLERİ</strong></h4>
<p>- George Orwell 1984 isimli romanını 1949 yılında yazmıştı ve kitapta Winston karakterlerinin, kendisine işkence yapan kişiye aşık olduğunu anlatmaktaydı. &#8211; İlk çekimi 1933 yılında yapılmış olan King Kong filminde de, canavara kurban edilmek üzere olan sarışın kız King Kong tarafından kurtarılır, kız da onu sever… &#8211; Celladına aşık olan köle &#8211; A life less ordinary filminden karaler &#8211; They weren t bad people they let me eat, they let me sleep, they gave me my life, a hostage from flight 847 &#8211; Costa Gavras’ın Mad City filmi, &#8211; Güzel ve Çirkin (Beauty and the Beast) filmi &#8211; Terence Stamp’ın oynadığı The Collector, &#8211; Woody Allen’in Sleeper, &#8211; Sidney Lumet’nin Dog Day Afternoon, &#8211; Nick Cassavetes’in John Q filmi, &#8211; David Hackl’ın  Saw (Testere)  filmi &#8211; Samuel L.Jackson ve Kevin Spacey basrollü  “The Negotiator“ filmi &#8211; Stockholm Sendromunun örneklendiği öyküleri olan başka yapımlardır…</p>
<p>Türk Sinemasındaki örnekleri için; &#8211; Gırgır ali, Cüneyt Arkın-Hülya Koçyiğit &#8211; Seni seviyorum, Yaşar Alptekin, Melike Zobu &#8211; Fırtına, Kadir İnanır, Harika Değirmenci &#8211; Deniz Yıldızı, Kenan Kalav, Gülben Ergen</p>
<h4><strong>STOCKHOLM SENDROMU’NUN TEDAVİSİ</strong></h4>
<p>- Psikoterapi &#8211; Farkındalık oluşturma çabaları (kötü muamele yapan kişinin davranışlarının amacı ve neye hizmet ettiğiyle ilgili)</p>
<p>Travma Terapisi</p>
<p>1.Güvenliğin Tesis Edilmesi 2.Hatırlama ve Yas 3.Hayatla yeniden bağ kurulması</p>
<p>Yeterli zaman ve mekan sağlanması Anlayış ve empati Güçlü ve sağlıklı dayanışma grupları</p>
<p><strong>Şaban Özdemir (NPGRUP)</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2323/her-yonuyle-stockholm-sendromu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<georss:point featurename="Tarabya,Sarıyer"> </georss:point>
	</item>
		<item>
		<title>Çözümsüz değilsiniz! Çaresiz değilsiniz!</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2321/cozumsuz-degilsiniz-caresiz-degilsiniz.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cozumsuz-degilsiniz-caresiz-degilsiniz</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2321/cozumsuz-degilsiniz-caresiz-degilsiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 19:39:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2321</guid>
		<description><![CDATA[  Uzm. Dr. A. Fuat BEŞKARDEŞ 03 Ocak 2012 Çözüm yok, çare yok diye düşünmeyin! Sorunlara nasıl yaklaşmalıyız. Olumsuz düşünceden sıyrılıp çözüm odaklı nasıl düşünebiliriz? Günlük yaşamda basit nedenlerden ötürü sorunu yönetemeyen milyonlarca kişiden biri zaman zaman biz oluruz. Sorunlar yaşamın olağan bir parçası kabul görürken, sorun karşısında gereksiz davranışlarda bulunup hem kendimizi hem de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1> </h1>
<div>
<address><a title="Uzm. Dr. A. Fuat BEŞKARDEŞ" href="http://www.e-psikiyatri.com/author/fbeskardes/">Uzm. Dr. A. Fuat BEŞKARDEŞ</a></address>
</div>
<div><abbr title="2012-01-03T12:42:33+00:00">03 Ocak 2012</abbr></div>
<div>
<h3>Çözüm yok, çare yok diye düşünmeyin! Sorunlara nasıl yaklaşmalıyız. Olumsuz düşünceden sıyrılıp çözüm odaklı nasıl düşünebiliriz?</h3>
<p><a href="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/korkular.jpg?84cd58"><img title="Çözümsüz değilsiniz! Çaresiz değilsiniz!" src="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/korkular-150x150.jpg?84cd58" alt="eriskin psikiyatri Çözümsüz değilsiniz! Çaresiz değilsiniz!" width="150" height="150" /></a></p>
<p>Günlük yaşamda basit nedenlerden ötürü sorunu yönetemeyen milyonlarca kişiden biri zaman zaman biz oluruz. Sorunlar yaşamın olağan bir parçası kabul görürken, sorun karşısında gereksiz davranışlarda bulunup hem kendimizi hem de çevremizdekilerin <a title="ruh sağlığı" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/ruh-sagligi/">ruh sağlığı</a>nı olumsuz yönde etkileriz çoğu zaman. Peki sorunlara nasıl yaklaşmalıyız. Yaşam sorunlarını etkin biçimde çözmenin basamakları var mı? Olumsuz düşünceden sıyrılıp çözüm odaklı nasıl düşünebiliriz?</p>
<p>Dr. Fuat Beşkardeş çözüm odaklı düşünebilmenin şifrelerini anlattı…</p>
<p>NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Fuat Beşkardeş sorun çözmeye olumlu ve olumsuz yönelimi olan kişiler ve özellikleri olduğuna dikkat çekiyor. Beşkardeş; bu kişilerin özelliklerini şöyle tanımlıyor.</p>
<h4><strong>SORUN ÇÖZMEYE OLUMLU YÖNELİMİ OLAN KİŞİLERİN ÖZELLİKLERİ:</strong></h4>
<p><strong></strong>- Sorunları genelde olağan, sıradan ve yaşamın kaçınılmaz olayları olarak görürler.</p>
<p>- Sorunları, kaçınılması gereken göz korkutucu olaylar olarak görmektense, kendilerini geliştirmeleri (yeni bir şey öğrenme, yaşamı daha iyi yolda değiştirme, kendini daha iyi hissetme gibi) bir uğraş için bir fırsat olarak görürler.</p>
<p>- Sorunların bir çözümü olduğuna ve bunu kendi başlarına bulabilecek yeterlikte olduklarına inanırlar.</p>
<h4><strong>SORUN ÇÖZMEYE OLUMSUZ YÖNELİMİ OLAN KİŞİLERİN ÖZELLİKLERİ:</strong></h4>
<p>- Soruna neden oldukları için kendilerini suçlama eğiliminde olurlar, ‘yetersiz, yeteneksiz, işe yaramaz, kötü, talihsiz’ diye genellikle kendilerini olumsuz tanımlarlar.</p>
<p>- Sorundan kaçmaya ya da herhangi bir tasarı kurmaksızın saldırmaya çalışırlar.</p>
<div><a href="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/fuat_beskardes.jpg?84cd58"><img title="Çözümsüz değilsiniz! Çaresiz değilsiniz!" src="http://www.e-psikiyatri.com/wp-content/uploads/2012/01/fuat_beskardes-150x150.jpg?84cd58" alt="eriskin psikiyatri Çözümsüz değilsiniz! Çaresiz değilsiniz!" width="150" height="150" /></a></div>
<div>Psikiyatri Uzmanı Dr. Fuat Beşkardeş</div>
<p>- Sorunun üstesinden gelme beklentileri düşüktür, çünkü ya sorunu çözülemez olarak görürler ya da sorunu başarıyla çözebilecek yeterliliklerinin olmadığını düşünürler.</p>
<p>-Sorunu, yeterli birinin, çok çaba harcamadan hemen çözmesi gerektiğini düşünürler. Bir başkasının sorunu çözmesini yeğlerler.</p>
<p>Dr. Beşkardeş sorunun tanımlanmasının da önemine dikkat çekiyor ve 5 aşamalı olduğunu ifade ediyor.</p>
<p>1.Var olan gerçekleri arama: 5N, 1K: Ne, nerede, ne zaman, neden, nasıl ve kim.</p>
<p>2. Bu gerçekleri açık bir dille tanımlama</p>
<p>3. Gerçekleri varsayımlarda ayırt etme</p>
<p>4. Gerçekçi amaçlar saptama</p>
<p>5. Aşılacak engelleri belirleme</p>
<p>Yaşam sorunlarını etkin biçimde çözmenin ayrıntılarını da belirtiyor Dr. Fuat Beşkardeş.</p>
<p>“D’Zurilla ve Nezu tarafından tanımlanmıştır.</p>
<p>1. Aşama: Tutum: Bir sorunu çözmeye kalkışmadan önce, söz konusu soruna karşı ve bununla baş edebileceğinize dair olumlu ve iyimser bir tutum takınmalısınız.</p>
<p>2. Aşama: Tanımlama: Tüm verileri elde ederek, sorunu çözmenin önündeki engelleri belirleyerek ve gerçekçi bir amacı belirterek, sorunu doğru bir biçimde tanımlamalısınız.</p>
<p>3. Aşama: Seçenekler bulma, alternatifler üretme.</p>
<p>4. Aşama: Öngörme: Olumlu ve olumsuz sonuçları öngörme ve en az zararla,en çok yarar getireceğini düşündüğümüz en iyi seçeneğin seçimi</p>
<p>5. Aşama: Deneme: Bir eylem tasarısı oluşturduktan sonra bulduğunuz çözümü gerçek yaşamda dener ve işe yarayıp yaramadığını görürsünüz. Elde ettiğiniz sonuçla yetinebiliyorsanız sorunu çözmüşsünüz demektir. Yetinemiyorsanız, başa dönüp daha iyi bir çözüm arayışına girmelisiniz.”</p>
<p>Dr. Fuat Beşkardeş olumsuz düşünmeyi bırakma ve sağlıklı çözüm odaklı düşünmenin öğrenilebileceğini de kaydediyor.</p>
<p>“- Ne düşündüğümüz, çoğu zaman ne hissettiğimizi etkiler. Herhangi bir olayla ilgili olarak ne hissettiğimiz, o olayla ilgili ne düşündüğümüze bağlıdır.</p>
<p>- Hiçbir şey eksiksiz ve çok yetkin değildir. Sorunlar, yaşamın olağan bir parçasıdırlar ve bütün dünyayı denetim altında tutamayız.</p>
<p>- ’Bütün insanlar yanlış yapabilirler, ben de yanlış yapabilirim’.</p>
<p>- Olumsuz düşünceler içinde olduğumuz her an, bizi yaşamımızın olumlu yanlarına odaklanmaktan alıkoyar.</p>
<p>- Kötü bir ilişki olabilmesi ya da çatışma doğabilmesi için en azından iki kişiye gereksinim vardır.</p>
<p>- Sorunlar, öğrenme sırasında üstesinden gelinmesi gereken engellerdir, insanlar genellikle zorluklar karşısında kendilerini geliştirirler.</p>
<p>- İyi tanımlanmış bir sorun yarı yarıya çözülmüş demektir. Sorunu görmek, çözümü görmeye yardımcı olur.”</p>
<p>Ne denli çok çözüm yolu seçeneği yaratılırsa, o denli nitelikli çözümler bulunabileceğini ifade eden Dr. Beşkardeş, ön yargıdan uzak durulması, akıllara gelen her düşünceye değer verilmesi ve göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Çeşitlilik noktasında yöntemler üzerinde düşünmenin önemli olduğunun altını çizen Dr. Beşkardeş yaşamdan çıkarılacak derslerin de olduğunu söylüyor.</p>
<h4><strong>YAŞAMDAN ÇIKARILACAK DERSLER</strong></h4>
<p>- Epiktetos :’İnsanlara <a title="rahatsızlık" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/rahatsizlik/">rahatsızlık</a> veren, olayların kendisi değil, bu olaylara getirdikleri <a title="bakış açısı" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/bakis-acisi/">bakış açısı</a>dır’.</p>
<p>- <a title="Shakespeare" href="http://www.e-psikiyatri.com/tag/shakespeare/">Shakespeare</a> : ‘Hiçbir şey iyi ya da kötü değildir. Düşüncelerimiz onu belirler’.</p>
<p>- Dengeli bir yaşam kurabilmeniz için değiştirebileceğimiz durumları değiştirmeye çalışmanız, değiştiremeyeceklerinizi olduğu gibi kabul edip bunlara katlanmak için yeni bir algı geliştirmeniz ve ayırt etmek için yeterince akılcı davranmanız gerekmektedir.</p>
<p>-’Geçmiş anlaşılır, gelecek ise yaşanır. Yaşamınızı kendiniz yazın’</p>
<p><strong> Şaban Özdemir (NPGRUP)</strong></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2321/cozumsuz-degilsiniz-caresiz-degilsiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Obezite Üzerine</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/genel-saglik/2320/obezite-uzerine.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=obezite-uzerine</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/genel-saglik/2320/obezite-uzerine.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 19:14:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2320</guid>
		<description><![CDATA[Şişmanlıyoruz! Dünya nüfusu 7 milyara ulaşırken, insanlar sayıca çoğalmakla kalmıyor, aynı zamanda giderek &#8221;ağırlaşıyor&#8221;. Beraberinde getirdiği sağlık sorunları  nedeniyle &#8221;obezite ile mücadele&#8221; konusunu yeni bin yılın öncelikli mücadele  alanlarına dahil eden Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) verileri, 1980&#8242;den bu yana  kilolu ve obez bireylerin oranının iki katına yükseldiğini, obezitenin ölüm  nedenleri listesinde ön sıralara yükseldiğini ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Şişmanlıyoruz!</h1>
<p>Dünya nüfusu 7 milyara ulaşırken, insanlar sayıca çoğalmakla kalmıyor, aynı zamanda giderek &#8221;ağırlaşıyor&#8221;.</p>
<p>Beraberinde getirdiği sağlık sorunları  nedeniyle<strong> &#8221;obezite ile mücadele&#8221;</strong> konusunu yeni bin yılın öncelikli mücadele  alanlarına dahil eden Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) verileri, 1980&#8242;den bu yana  kilolu ve obez bireylerin oranının iki katına yükseldiğini, obezitenin ölüm  nedenleri listesinde ön sıralara yükseldiğini ortaya koyuyor.</p>
<div>
<p>DSÖ&#8217;nün resmi  internet sitesinde yer alan rapor ve istatistik bilgilere göre, 20 yaş ve  üzerinde en az 1,5 milyar kişi kilo problemi yaşıyor, obeziteyle ve beraberinde  getirdiği sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor.</p>
<p>Veriler, her yıl en az 2,8  milyon kişinin şişmanlık nedeniyle hayatını kaybettiğini ortaya koysa da aşırı  kiloların verdiği zarar bu sayıyla sınırlı kalmıyor. DSÖ&#8217;nün raporunda diyabet  hastalığının yüzde 44&#8242;ünün, kalp hastalıklarının yüzde 23&#8242;ünün ve çeşitli kanser  türlerinin yüzde 41&#8242;e varan bölümünün obezite ile ilişkilendirildiği  belirtiliyor. Bir başka deyişle, tek başına ölüm nedeni olan obezite,<strong> &#8221;dolaylı  yollardan&#8217;</strong>&#8216; da insan hayatına mal oluyor. Kişinin vücut ağırlığının, metre  cinsinden boyunun karesine bölünerek bulunan beden kitle endeksinin 30 ve  üzerinde çıkması olarak tanımlanan obezite, son 20 yılda özellikle çocukları da  tehdit eden bir soruna dönüştü. 5 yaş ve altındaki 43 milyon obez çocuğun  varlığına dikkati çeken DSÖ, üye ülkelere, şişmanlıkla mücadele konusunda acil  önlem alma çağrısı yapıyor.<br />
<strong>Artık yalnızca zengin ülkelerde  değil </strong> Çocuklara yönelik çalışmaların hızlandırılması gerektiğini  özellikle vurgulayan DSÖ&#8217;ye göre, çocuklukta başlayan şişmanlık, sadece  yetişkinlikte şişmanlıkla sonuçlanmıyor, kilolu çocuklar soluma güçlüğü,  kemiklerde kolay kırılma, hipartansiyon, insülin direnci ve psikolojik  sorunlarla erken yaşta karşılaşmak zorunda kalıyorlar.</p>
<p>Obeziteyle mücadele  konusunu<strong> &#8221;şişmanlık önlenebilir&#8221; </strong>prensibiyle ele alan DSÖ, yüksek gelir  grubundaki ülkelerde karşılaşılan obezitenin, artık gelir grubuna bakılmaksızın  yaygınlaştığına işaret ediyor ve üye ülkeleri özellikle sağlıklı beslenme ve  fiziksel aktivitenin artırılmasını teşvik eden programlar geliştirmeye davet  ediyor.</p>
<p>DSÖ&#8217;nün raporuna göre, alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki  dengenin bozulması olarak kısaca özetlenebilecek şişmanlama hızla artıyor. Çünkü  dünya genelinde kalorisi yüksek, içinde katkı maddeleri bulunan ancak vitaminler  yönünden zayıf yiyecekler artarken, bir yandan da şehirleşme, ulaşım  olanaklarının iyileşmesi ve teknoloji, bireylerin fiziksel hareketliliğinin  azalmasına neden oluyor.</p>
<p>Tütün ürünleriyle mücadele gibi, obeziteyle  mücadeleyi de milenyum hedefleri arasına alan DSÖ, 2004 yılında Dünya Sağlık  Kongresi&#8217;de<strong> &#8221;DSÖ Diyet, Fiziksel Aktivite ve Sağlık Global Stratejisi&#8221;</strong>ni kabul  etti ve 2008-2013 yılları arasında uygulanmak üzere<strong> &#8221;Eylem Planı&#8221; </strong>açıkladı.  Plan, yerel ve ulusal otoritelerin, STK&#8217;ların desteğiyle, bireylerin öncelikle  sağlıklı beslenmenin önemi ve yolları konusunda bilgilendirilmesini ve teşvik  edilmesini amaçlıyor.<br />
<strong>Türkiye obeziteyle mücadele  ediyor</strong><br />
Sigarayla mücadelede DSÖ&#8217;nün gösterdiği hedefleri yakalama,  gerekli düzenlemeleri hayata geçirme konusunda örnek gösterilen ülkeler arasında  yer alan Türkiye, obeziteyle mücadelede kararlı olduğunu belirterek, 2011 yılını <strong> &#8221;Şişmanlık ve Hareketsizlikle Mücadele Yılı&#8221;</strong> ilan etti.</p>
<p>Milli Eğitim  Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından  ortak yürütülen çalışmalarla, başta sağlık eğitimi olmak üzere işyerlerinde ve  evlerde bilinçli beslenmenin yaygınlaşması, sporun teşvik edilmesine yönelik  önlemler ve düzenlemeler geliştiriliyor.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık  Hizmetleri Genel Müdürlüğünün açıkladığı, 2014 yılına kadar geçerli olacak  <strong>&#8221;Türkiye, Obezite ile Mücadele Kontrol Programı&#8217;</strong>&#8216;, ülke genelinde başta  çocuklar olmak üzere obezitenin artığı tespitini yaptıktan sonra, kısa, orta ve  uzun vadede yapılması gerekenlere ilişkin yol haritası çiziyor.</p>
<p>Programın ön  sözünde Sağlık Bakanı Recep Akdağ&#8217;ın şu ifadelerine yer veriliyor: <strong>&#8221;Yapılan  araştırmalar dünyada olduğu gibi ülkemizde de fazla kilolu olma ve obezite  sıklığının giderek arttığını ve obezitenin özellikle çocuklarımızı ve  gençlerimizi etkisi altına almaya başladığını göstermektedir. Çağımızın en  büyük sağlık problemlerinden biri olan obeziteden korunmada devlete ve bireylere  farklı sorumluluklar düşmektedir. Devlet, obezite ile mücadeleye yönelik etkin  ve yaygın politikalar geliştirerek, doğru bilgi kaynakları ve çeşitli imkânları  sağlayarak toplumu ve bireyleri sağlıklı bir hayat tarzına teşvik etmeli,  bireyler ise hizmetleri talep etmeli, devletin sağladığı imkanlardan  yararlanmalı, yeterli ve dengeli beslenme ile düzenli fiziksel aktivite  alışkanlığı kazandıkları bir hayat tarzını benimsemelidir. Obezite ile  mücadele, gerçekte pek çok hastalıkla mücadele demektir. Obezite, kalp damar  hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, bazı kanser türleri, solunum  sistemi hastalıkları, kas-iskelet sistemi hastalıkları gibi pek çok sağlık  probleminin oluşmasına zemin hazırlamakta, hayat kalitesi ve süresini olumsuz  yönde etkilemektedir. Bu sebeple obezite ile mücadele etmek ülkemizin geleceği  için son derece önemlidir.&#8221;</strong></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/genel-saglik/2320/obezite-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye ve Turizm</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/gezi/2317/turkiye-ve-turizm.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=turkiye-ve-turizm</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/gezi/2317/turkiye-ve-turizm.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 22:06:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2317</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;ye gelen turistlerin çoğu bu ülkelerden Türkiye&#8217;yi 2011 yılının 11 ayında ziyaret eden yabancı turist sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10.2 artışla 30 milyon 261 bin 347 kişiye ulaştı. 2011 yılı Kasım Ayında Türkiye&#8217;ye en çok ziyaretçi gönderen ülke Almanya olurken, Gürcistan, Suriye, İngiltere, ABD, Fransa, Rusya Federasyonu ve İtalya ülkeye  en çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Türkiye&#8217;ye gelen turistlerin çoğu bu ülkelerden</h1>
<p><strong>Türkiye&#8217;yi 2011 yılının 11 ayında ziyaret eden yabancı turist sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10.2 artışla 30 milyon 261 bin 347 kişiye ulaştı. 2011 yılı Kasım Ayında Türkiye&#8217;ye en çok ziyaretçi gönderen ülke Almanya olurken, Gürcistan, Suriye, İngiltere, ABD, Fransa, Rusya Federasyonu ve İtalya ülkeye  en çok ziyaretçi gönderen diğer ülkeler arasında yer aldı.</strong></p>
<p><a href="?yer=yazar&amp;aranan=ANKA">ANKA</a></p>
<div>
<p>Türkiye&#8217;yi 2011 yılının 11 ayında ziyaret eden  yabancı turist sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10.2 artışla 30  milyon 261 bin 347 kişiye ulaştı. Ocak-Kasım döneminde Türkiye&#8217;ye en çok  ziyaretçi gönderen ülkeler sıralamasında Almanya yüzde 15.44 pay ile birinci,  Rusya yüzde 11.3 ile ikinci, İngiltere yüzde 8.42 ile üçüncü sırada yer aldı.  Kasım ayında Türkiye&#8217;yi ziyaret eden yabancı sayısı ise yüzde 7.1 artışla 1  milyon 596 bin 295 kişi düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın  Emniyet Genel Müdürlüğü&#8217;nden elde ettiği 2011 yılı Kasım ayı Geçici Giriş-Çıkış  Yapan Yabancı ve Vatandaşlar verilerini açıkladı. Buna göre, Türkiye&#8217;yi ziyaret  eden yabancı sayısı 2011 yılının 11 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde  10.18 artışla 30 milyon 261 bin 347&#8242;ye yükseldi. Bu ziyaretçilerin 2 milyon 95  bin 391&#8242;inin günübirlikçi olduğu belirlendi. 2011 yılının Ocak-Kasım döneminde  Türkiye&#8217;ye gelen yabancı ziyaretçilerin yüzde 34.19&#8242;unu oluşturan 10 milyon 347  bin 283 kişinin Antalya&#8217;dan, yüzde 24.81&#8242;ini oluşturan 7 milyon 507 bin 799  kişinin İstanbul&#8217;dan giriş yaptığı belirlendi. En çok girişin yapıldığı diğer  sınır kapıları şöyle oldu: &#8220;Yüzde 10.15 pay ile Muğla, yüzde 8.35 ile  Edirne, yüzde 4.44 ile İzmir.&#8221;<br />
-KASIM&#8217;DA ZİYARETÇİ SAYISI YÜZDE 7.1  ARTTI-<br />
2011 yılı Kasım ayında Türkiye&#8217;yi ziyaret eden yabancı sayısı  geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7.06 artışla 1 milyon 596 bin 295&#8242;e ulaştı.  Kasım ayında Türkiye&#8217;ye gelen yabancı ziyaretçinin 154 bin 973&#8242;ünü  günübirlikçiler oluşturdu. Günibirlikçilerin, toplam yabancı ziyaretçiler  içindeki oranı yüzde 9.71 oldu. 2011 yılının Kasım ayında Türkiye&#8217;ye gelen  yabancı ziyaretçilerin yüzde 37.34&#8242;ü İstanbul&#8217;dan, yüzde 18.56&#8242;sı Antalya&#8217;dan,  yüzde 11.53&#8242;ü Edirne&#8217;den, yüzde 6.11&#8242;i Artvin&#8217;den ve yüzde 4.38&#8242;i İzmir&#8217;den  giriş yaptı.<br />
<strong>Türkiye&#8217;ye en çok ziyaretçi gönderen ülkeler</strong></p>
<p>2011 yılı Kasım Ayında Türkiye&#8217;ye en çok ziyaretçi gönderen ülkeler  sıralamasında Almanya yüzde 17 oranıyla başı çekti. Almanya&#8217;dan Türkiye&#8217;yi  ziyarete 271 bin 367 kişi geldi. Bunu yüzde 8.34 oranıyla ve 133 bin 60 kişi ile  Bulgaristan, yüzde 7.45 oranıyla, 118 bin 941 kişiyle İran izledi. Kasım ayında  Türkiye&#8217;ye en çok ziyaretçi gönderen diğer ülkeler ise şöyle: <strong>&#8220;Gürcistan,  Suriye, İngiltere, ABD, Fransa, Rusya Federasyonu ve İtalya.&#8221; 2011 yılı  Ocak-Kasım döneminde ise Türkiye&#8217;ye en çok ziyaretçi gönderen ülkeler  sıralamasında Almanya yüzde 15.44 oranıyla ilk sırada yer aldı. Almanya&#8217;dan  Türkiye&#8217;ye gelen ziyaretçi sayısı 11 ayda 4 milyon 671 bin 431 kişi düzeyinde  gerçekleşti. Bunu yüzde 11.3 oranıyla, 3 milyon 420 bin 468 ziyaretçiyle Rusya  Federasyonu, yüzde 8.42 oranıyla, 2 milyon 549 bin 79 kişiyle İngiltere izledi.  Yılın 11 ayında Türkiye&#8217;ye en çok ziyaretçi gönderen diğer ülkeler şöyle:  &#8220;İran, Bulgaristan, Hollanda, Fransa, Gürcistan, Suriye ve  ABD.&#8221;</strong></p>
<p>/** Türkiye&#8217;ye gelen yabancı ziyaretçilerin yıllara ve aylara göre  dağılımı Değişim Aylar Yıllar Oranları (yüzde) 2009 2010 2011 2010/  2011/ 2009 2010 Ocak 751.817 809.974 975.723 7,74 20,46 Şubat 898.927  953.848 1.079.505 6,11 13,17 Mart 1.207.729 1.414.616 1.617.782 17,13 14,36  Nisan 1.750.281 1.744.628 2.290.722 -0,32 31,30 Mayıs 2.718.788 3.147.492  3.283.125 15,80 4,28 Haziran 3.263.089 3.500.024 3.780.637 7,26  8,02 Temmuz 4.343.025 4.358.275 4.597.475 0,35 5,49 Ağustos 3.760.372  3.719.180 4.076.783 -1,10 9,62 Eylül 3.136.010 3.486.319 3.923.546 11,17  12,54 Ekim 2.617.193 2.840.095 3.039.754 8,52 7,03 Kasım 1.403.740  1.491.005 1.596.295 6,22 7,06 Aralık 1.226.143 1.165.903 -4,91 Toplam  27.077.114 28.632.204 5,74 11 aylık Toplam 25.850.971 27.466.301  30.261.347 6,25 10,18 **/</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/gezi/2317/turkiye-ve-turizm.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;İsyanlarım eserlerime de yansır&#8217;</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2315/isyanlarim-eserlerime-de-yansir.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=isyanlarim-eserlerime-de-yansir</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2315/isyanlarim-eserlerime-de-yansir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 22:01:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2315</guid>
		<description><![CDATA[Piyano virtüözü ve besteci Fazıl Say yeni eserlerini, &#8216;Sivas 93&#8242; projesini, medya ve yeni kuşaklarla ilgili düşüncelerini anlattı. Zeynep Altıok Akatlı Dostum Fazıl Say’la onca zamansızlık içinde adeta zaman çalarak söyleştik. Onun hep kalabalık, hep koşturmacalı yaşantısı içinde sonbahardan kalma gri-mavi bir kış gününde yeni evinde buluştuk. Fazıl İstanbul’dayken sıklıkla zaman geçirdiğimiz “Bach che”li evde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<p><strong>Piyano virtüözü ve besteci Fazıl Say yeni eserlerini, &#8216;Sivas 93&#8242; projesini, medya ve yeni kuşaklarla ilgili düşüncelerini anlattı.</strong></p>
<p><a href="?yer=yazar&amp;aranan=Zeynep%20Alt%FDok%20Akatl%FD%20">Zeynep Altıok Akatlı </a></p>
<p>Dostum <strong>Fazıl Say</strong>’la onca zamansızlık içinde adeta zaman çalarak söyleştik. Onun hep kalabalık, hep koşturmacalı yaşantısı içinde sonbahardan kalma gri-mavi bir kış gününde yeni evinde buluştuk. Fazıl İstanbul’dayken sıklıkla zaman geçirdiğimiz “Bach che”li evde değiliz bu kez. Benim de ilk kez tanıştığım yeni ev, bana sorarsanız, Fazıl’ın “denize bakma durağı”. Kısa süreli yol aralarında yalnızca bedenen değil, manen de dinlendiği ve yeni eserlerini ürettiği huzurlu bir durak. Fazıl beni “Bu aralar bana beş tane ben lazım galiba” diyerek karşıladı. O, hep çok yoğun ama son iki yıldır her zamankinden de farklı bir üretim sürecinde. Bu süreçte birbirinden yapı olarak da farklı birçok büyük eser besteledi.</p>
<div>
<p><strong>- Öncelikle yeni çalışmalarından söz eder misin?</strong></p>
<p>-Bu yıl dört eser var. “Hayyam Klarinet Konçertosu” biliyorsun gündemde. Klarinet Ömer Hayyam’ı temsil ediyor. Orkestra içinde Hayyam’ın karısı da viyolonselle temsil ediliyor. Eser Hayyam’ın çocukluğundan başlayarak yaşamını anlatıyor. Neden Hayyam? Çünkü benim için 13-14 yaşından beri önemi olan bir şair. Dörtlüklerinin bana yol göstericiliği var. Neredeyse bütün dörtlüklerini ezbere bilirim. Büyük bir sevgi ve bağlılık var yani. Hayyam’cı insanlar öyledir. Kendilerini Hayyam gibi hissederler biraz&#8230; Bu eser benim de bir sürü şey öğrendiğim, yazmayı geliştirdiğim bir eser oldu.</p>
<p>O bittiğinde bahar aylarında yazdığım dört şarkım var. Piyano eşlikli ve klasik bir ses için yazıldılar. Yani caz ve pop sesleri için de uyarlanabilecek şarkılar değil. İlla ki söyleyen klasik olacak. Virtüöz bir notasyonu var. İkisi Almanca şarkılar. İlk şarkı Nâzım’dan “Masalların Masalı”. İkinci şarkı Avusturyalı şair Ingeborg Bachmann’ın. Biliyorsun onun trajik bir ölümü de var. Sigarayla yatakta uyuyakalıyor ve yanarak ölüyor. “Büyük Yük” diye Almanca bir şarkı. Üçüncü şarkı Turgut Uyar’dan: “Göğe Bakma Durağı”. Muhteşem bir ilişki şiiridir. Dert, özlem, hınç ve iyisi kötüsü, karanlığı aydınlığı bir arada çok güzel bir şiirdir. Son şarkı ise Rilke’nin “Panter” şiiri. Rilke’nin de Alman edebiyatında önemli bir yer tutan şair olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>‘Müzik kendimi ifade yöntemim’</strong></p>
<p><strong>- Bu eserler sana siparişle mi geliyor? Nasıl belirliyorsun bir sonraki çalışmanın ne olacağını?</strong></p>
<p>-Siparişler çoğunlukla iki-üç yıl önceden veriliyor ve tema olarak da tamamen serbest bırakılıyorum. Ben anlatmak istediklerini müzikle anlatan biriyim. 5 yaşından beri kendini piyanoyla doğaçlama içgüdüsü ile anlatan biriyim. “İstanbul Senfonisi”nde olsun, “Hayyam”da olsun ben hep provalarda orkestranın içinde gezdim. Çalgıların yanında oturdum, bir sonraki eser için enstrümanların orkestra içindeki ruhlarını daha iyi öğrenmek istedim. Eşlikte ya da ana fikirde enstrümanları nasıl kullanacağın önemlidir. Enstrümanların sınırlarını iyi bilmek gerek. Besteci için orkestrayı öğrenmek, anlamak mühimdir, bu zenginleşme demek.</p>
<p><strong>Savaşın anlamsızlığı</strong></p>
<p><strong>- Peki, az önce söz ettiğin eserler tamamlandı, hatta icra edildi. Bu yılın çalışmaları devam ediyor, biliyorum. Heyecanla beklediğim “Mezopotamya Senfonisi”nden söz edelim mi?</strong></p>
<p>Az önce anlattığım benim öznel gelişimim içinde “Mezopotamya”da anlatacak şeyim çoktu. Bir kere Mezopotamya ismi tarihi bir isim. Güneydoğu ya da Ortadoğu değil eserin ismi. İçinde tarih de var. 10 bölümlük bir eser, 55 dakika. “İstanbul Senfonisi” 45 dakikaydı; o bile fazla provalı, büyük ve masraflı bir eserdi. Bu artık iyice fil, mamut durumunda yani. Ay ve Güneş diye iki bölüm var. Eski Mezopotamya uygarlıklarının inançlarıydı, korkularıydı, taptıkları şeylerdi Ay ve Güneş. Bunların bugünün insanı için de yansımaları var. Dicle ve Fırat üzerine iki bölüm var. Nehir bölümleri güzel.</p>
<p>Eserde hem Mezopotamya tarihi boyunca hem de günümüzde yoğun yaşanan trajik olaylar var. Terör, savaş, acı çok var. Biliyorsun, günümüz filozoflarının özellikle Ortadoğu için “ölüm kültürü” gibi bir tanımları var. Bölge kültürü olarak görüyorlar bunu. Kürt, Arap, Yahudi olarak değil, bir bölgenin kültürü olarak tanımlıyorlar ölümü onlar. Bu sadece terörle ilgili bir durum da değil. Eserde yoğunlukla savaş teması var. Savaşın anlamsızlığını anlatan uzun bölümler var. Bana göre dünyanın en anlamsız şeyi savaş ve bu ölüm kültürü.</p>
<p><strong>-Ben özellikle Avrupa’da seni cesur yorumların ile bir icracı olarak özgün bulduklarını düşünüyorum, biliyorum. “İstanbul Senfonisi” Almanya’dan siparişti ve yurt dışında tanınmayan enstrümanlar ile bestelenmişti. “Mezopotamya”da enstrümanlar nasıl? Neler şaşırtacak?</strong></p>
<p>-“Mezopotamya”da Güneydoğu Anadolu’nun ya da Ortadoğu’nun etnik enstrümanlarını kullanmadım. Ama onlara çok yakın olan ve çok imkânları olan bazı sazlar var. Blok flüt ailesinden fagot büyüklüğünde bas blok flüt ve trombon büyüklüğünde bas flüt var. Teremin diye elektromanyetik dalgalarla çalınan bir enstrüman var. Meleği sembolize ediyor. Bu kadar savaşın olduğu bir bölgeye bir de melek lazım. Tasviri bir melek figürü. Ben meleklere şeytanlara inanan bir insan değilim, ama o bir iyilik sembolü.</p>
<p><strong>-Peki, şu an üzerinde en yoğun olarak çalıştığın “Hezarfen” galiba?</strong></p>
<p>-“Hezarfen” bir ney konçertosu. Ney çok enteresan bir enstrüman. Bana göre olması gereken bir iş. Tamamen dini bir sembol aslında. İyi bir neyzen sanki bir tek sesin içine bütün bir evreni sığdırmak ister gibidir. Huzurla birlikte büyük bir doluluk gelir. O doluluk sanırım huzur. Boş bir şey huzursuzluk yaratır. Neyin karakteri uzun notalardır. Hızlı şeyler çalan, virtüöz şeyler yapan bir enstrüman değil. Ney konçertosu Hezarfen’in uçtuğu günü anlatan bir eser. Benim kafamdaki Hezarfen oldukça muhalif de biri. Ney, Hezarfen’in kendisini ve iç sesini simgeliyor. Biraz da o muhaliflik, evrensellik, doluluk simgeleniyor.</p>
<p>3. bölümden itibaren Hezarfen kendini boşluğa atıyor. Uçuştaki hisleri, teknik zorluk, heyecanları, yalnızlığı, yorgunluğu. Ben onun peşine martı sürüleri de takıyorum. Üsküdar’a indikten sonra kendisini karanlık bir gelecek beklediğinin de bilincinde. İnişten sonra biliyorsun onu hemen Cezayir’e sürdüler. Yani konçerto mutlu sonla bitmeyecek.</p>
<p>-Bir başka büyük projen var beni de özel olarak ilgilendiren. “Sivas 93” bir opera eseri olacak. Librettonun yazıldığını biliyorum. Biraz da heyecan içindeyim açıkçası. Daha çok yeni ve çalışmanın çok başındasın, ama ben söz etmeni istiyorum.</p>
<p>-Librettonun birinci yazımı yapıldı. Daha çok çalışacağız üzerinde. Genco Erkal’la çalışıyoruz. Genco’nun yaptığı tiyatro eserinden farklı biraz. O eser kişiye odaklanmayan, tiyatrocuların her an herkes olabildiği bir eser. Biraz bizim olayları bilmemize dayanan bir durum bu. Oysa operada tema Avrupa’da bilinmeyen olaylar ve insanları içerdiği için kişilerin anlatılması gerekli. Libretto biraz o kaygıyla yazıldı.</p>
<p><strong>-Yurtdışında senin özgün bir yerin var dedik. Bence “Metin Altıok Ağıtı” da çağdaş bir eser. Belki “Nâzım Hikmet Oratoryosu” gibi yurtdışında da ilgi çekebilirdi. Ancak yaşadığımız sansür yüzünden sadece bir kez çalınabildi. Sansürlenmenin yıkıcılığının yanında bunun arkasındaki uzun çalışma süreci ve büyük bir emek de var. Bu esere ilişkin duyguların neler?</strong></p>
<p>-Nâzım daha oral bir şair, Metin Altıok ise daha içsel bir şair bana göre. Nâzım’ın daha halka inmiş bir tarafı var. Altıok daha zor okunan bir şair değil, ama Nâzım’cılık popülistliğinde de değil. Hele ben oratoryoyu yazdığımda hiç değildi. Madımak olayları da hâlâ tartışılıyor. Ve mühimdir. Ben oratoryomda Metin Altıok’u anlattım. Bir Ankaralı şair anlatılıyordu. 9. bölümünde onun hayallerini, dünya görüşünü, yaşamını anlatıyordum. 10. bölümde ölümü ve Sivas vardı. Madımak konusu bir popülist yaklaşım da içerebilir belli bir yerden bakıldığında. Benim en büyük endişem Sivas’ın arkasına sığınıp bundan faydalanıp ortaya çıkıyor denmesiydi. “Altıok Ağıtı” bundan sıyrılmış bir eserdir. Popülist dalganın değemeyeceği bir yerde duran bu dalgayı reddetmiş bir eser. Keşke her yıl bir iki yerde “Altıok Ağıtı”nı çalabilsek. Türkiye’de yeri daha önemli bu eserin.</p>
<p>“Nâzım Oratoryosu” da ve “Altıok Ağıtı” da Türkçe olmaları nedeniyle yurtdışında sıkıntılı aslında. Böyle olunca müzik-edebiyat buluşması ifade edilemiyor. Oysa bu ülkede bu buluşma hâlâ çok önemli ve çok şey kazandırır. “Sivas 93 Operası”nı bu gibi kaygılarla Almanca hazırlıyoruz. Hem Metin Altıok hem de Nâzım Hikmet benim hayatımda kilometretaşı niteliğinde. Bu ülkenin kültür hayatı içinde müzikle, edebiyatla buluşulmasının önemli olduğuna inanıyorum. Bundan sonraki kuşak -inşallah olursa böyle sanatla ilgili bir kuşak- bu eserleri dinleyecek ve üzerine bir şeyler koyacak. Bu buluşmalar onlara yol açacak. Ben ne yazık ki yeni kuşak adına çok karamsarım. Bu ülke nereye gidiyor onu bile bilmiyorum. Sanatta yeni kuşak olabilecek mi diye endişelenecek kadar karamsarım. Bunu söyleyince de tonla düşman kazanıyorum.</p>
<p><strong>Yalnızlığı yaşamak</strong></p>
<p><strong>- Ülkende olup bitene duyarlığın var. Sanatçının taşıması gereken aydın sorumluluğu ile meselen var. Bunun yanı sıra yurtdışında kırmızı halılarda yürüyerek bayağı rahat ve kolay bir yaşamın olabilecekken bunca zamansızlıkta duyarsız kalmıyor, hırpalanıyorsun, üzülüyorsun, isyan ediyorsun. Etrafın kalabalık, yaşamın dolu, ama büyük bir yalnızlık duygusu var. Ancak sen bu duygularla çıkışlar yaptığında sürekli bir sataşmayla karşılaşıyorsun. Hem de senin temelde en karşı olduğun magazinleştirme ve yozlaşma tonunda!</strong></p>
<p>-Zeynep’çiğim, beni gerçek anlamda en fazla mutlu eden şey müziği iyi yapmak. İyi bir konser vermiş olmak. İyi bir eser yapmak. Zaten bütün enerjimi ve dertlerimi anlatmak, yalnızlığımı paylaşmak müziğimden geçiyor. Gizli bir dehliz gibi. Bunu beni birazcık dinlemiş olan herkes bilir. Çünkü onlara ulaşır. En kötü günümde bile bu hissedilir. Eserlerime de isyanlarım, memleketle ilgili dertlerim yansır. Benim İstanbul’da çok daha geniş bir çevrem, daha yakın dostluklarım olabilecekken zamansızlığımdan bu mümkün değil.</p>
<p>Benim hayatım kızım ve yakın dostlarımla sınırlıdır. Kurmak istediğin ilişkileri kuramadığın bir hayat içsel bir yorgunluk da getiriyor elbette. Bazen de o yalnızlığı yaşamak istiyorsun. Kendinle de hesaplaşarak. Yeni evimde kendime iyi gelen zamanı yaratıyorum. Boğaz’da uzun yürüyüşler yapıyorum. Birikmiş dertler akmaya başlıyor. Yıllardır tuttukların, sıktıkların akmaya başlıyor. Ama sanatçıların, müzisyenlerin, şairlerin hayatları böyle bir şey. Düzen olsa yapamazdık. Duyarsız olamayız.</p>
<p><strong>İnternet ortamı</strong></p>
<p><strong>-Senin eserlerinde Türkiye var. Sürgün Nâzım’ı anlatıyorsun. Sivas’ta yaşanan acıyı hissediyorsun. Metin Altıok’u, Turgut Uyar’ı, Cemal Süreya’yı bilip anlatıyorsun. Mezopotamya’nın acılarıyla buluşuyor, Âşık Veysel’in topraklarının müziğini eserine taşıyorsun. Saz var, türkü var. Yine de elitist olmakla, uzaklıkla itham ediliyorsun.</strong></p>
<p>-Şuna biraz üzüldüğümü söylemeliyim. Hoş internet herkesin her şeyi söylediği, insanların fevri olduğu, hatta kimliksiz bile olduğu bir ortam. Buna rağmen, Fazıl Say Türkiye’nin sanatçısı değil; gâvur, Batılı gibi genellemelere üzülüyorum. Şöyle düşün. “İstanbul Senfonisi” değil Münih Senfonisi yazarsın, “Mezopotamya” değil de Westphalia yazarsın. Nâzım’ı değil Aragon’u, Altıok’u değil Neruda’yı, Hayyam’ı değil Shakespeare’i yazarsın. Alevi dedeleri, Âşık Veysel’i, Dede Efendi’yi değil, yabancıları ele alırsın. Buna hakkın da vardır aslında. Bütün bunlara rağmen bu eserlerin dünyaya yayılmışlığına, Türkiye’de de çok bilinmesine, internette yaygın olmasına rağmen genellenmeye başladı bu tavır. Bu beni üzüyor tabii, bunun önüne geçmek için de kendimden zaman ve çaba koyuyorum. Ama bu bir rüzgâr. Yalan bir şey bu, bakalım neresinden dönecek&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yozluğa karşı tepki </strong></p>
<p><strong>-Sosyal mecrada insanların tek bir konuya takılmasına basının  senin dünya başarılarına hiç yer vermeyip sadece bu mecralarda magazinel  konulara çekmesine içerliyorum ben. Eminim sen de hissediyorsun bunu.  Bu tek taraflılık niye?</strong></p>
<p>-Ben yozluğa karşı bir tepki koyuyorum. Etik olarak buna hakkım  var. Yozluğa karşı kendini temiz hissederek söylediklerimi söylemeye  hakkım var. Fevri olabilirim kimi zaman, ama bu vatan haini olarak  tanımlanmayı gerektirmez. Ben dediğin gibi sadece yurtdışına odaklansam,  bu tartışmalara hiç girmesem bile değişmeyecek bakışlar var. Ben  konserlerin dışında aydınlanma için festivaller kurma amacı gütmeyen  biri olsaydım, bunları adeta harekât gibi algılamasaydım düşmanım hemen  hemen hiç olmazdı. Ama o zaman ben olmazdım. Bu besteler böyle çıkmazdı.  Bu besteler bir şekilde kendini geliştirme hıncı. Tepki. Olan bitenin  intikamı.</p>
<p>Şu basit bir şey: Biraz bile kariyer ve para kaygısı taşıyan  bir insan bu hükümetle ters düşmez. Bir kişiyi yok edebilecek,  susturacak her türlü kaynağı kullanıyorlar. Her şey ellerinde. Para ve  kariyer benim için hiç mühim olmadı. Müziği yapabilmek önemli oldu.  Yanığı söndürmek ve tedavi edebilmek önemliydi. Magazinlere gelince  bunlar boş. Gerici medyada, 2. Cumhuriyetçi medyada ve yandaş medyada  bir Fazıl Say hesaplaşması zaten var. Bizim artık ne medyamız kaldı?  Artık sadece kendi medyamız, internetimizde konuşabiliyoruz. O da varsa.  Bu böyle. Medya oldum olası kültür-sanata mesafelidir. Ana akım  gazetelerde kültür-sanat sayfası yoktu. Hep belli gazetelerdir buna yer veren.</p>
<p><strong>-Son olarak Fazıl Say’ın dünyada ya da Türkiye’de yeni akımlara baktığında beğendiği, heyecanlandığı ne gelişmeler var?</strong></p>
<p>-Benim jenerasyonum kendini geliştirmek zorunda daha iyi olmak  için.  Bizden sonra gelen jenerasyon biraz farklı. Fevkalade enteresan  bulduklarım var. Örneğin Antalya Piyano Festivali’ne çağırdığımız kör Japon piyanist Nobuyiki Tsujii var. Gürcü piyanist Khatia Buniatishvili var. Lang Lang’ı  beğenirim. Beste nereye gidiyor diye baktığımızda ise bizim  jenerasyonumuz tam bir bilinmezlik dönemine denk geliyor. Avantgarde  akımından hemen sonra geliyor. O akım insanları o kadar sanattan  koparttı ki, insanlar dışlanmış hissettiler, anlamadan dinlediler. Bizim  jenerasyonumuz o eksikliği hırsla kapatmaya çalışan, halka dokunmaya  çalışan bir jenerasyon. Çağdaşlığı kaybetmeden bu dokunmayı arıyor yeni  besteciler.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2315/isyanlarim-eserlerime-de-yansir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşamın Sevinci&#8230;</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/guncel/2314/yasamin-sevinci.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yasamin-sevinci</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/guncel/2314/yasamin-sevinci.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 21:19:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2314</guid>
		<description><![CDATA[Yaşamın Sevinci&#8230; Hikmet Çetinkaya 1 Ocak 2012 &#8211; Cumhuriyet Gözlerinin kül rengi ışığında, çocuksu bir gülümsemeyi anımsıyorum, 2012’nin ilk gününde&#8230; Duru göğün altında kapalı bir sessizlik. Işıksın, sabahsın sen&#8230; Bir şiirsin yaşanmamış günlerden saklı. Yırtıcı köklerisin sen yaşamımın&#8230; Bir günbatımını özlüyorum, bir kayanın yamacından bakarken. Çiçekleri, kuşları, denizin pembe çevresinde yeni doğan su perisini. Donmuş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Yaşamın Sevinci&#8230;</strong></div>
<div><strong>Hikmet Çetinkaya</strong></div>
<div><strong>1 Ocak 2012 &#8211; Cumhuriyet</strong></div>
<div>
<p>Gözlerinin kül rengi ışığında, çocuksu bir gülümsemeyi anımsıyorum, 2012’nin ilk gününde&#8230;</p>
<p>Duru göğün altında kapalı bir sessizlik.</p>
<p>Işıksın, sabahsın sen&#8230;</p>
<p>Bir şiirsin yaşanmamış günlerden saklı.</p>
<p>Yırtıcı köklerisin sen yaşamımın&#8230;</p>
<p>Bir günbatımını özlüyorum, bir kayanın yamacından bakarken.</p>
<p>Çiçekleri, kuşları, denizin pembe çevresinde yeni doğan su perisini.</p>
<p>Donmuş tarlalardan geçiyorum seninle, doğa yeniliyor kendini, yeniden boyamak için çayırları, çatlayan toprağı.</p>
<p>Resmi yalanlarla dolu bir suç ortaklığı dünyayı kuşatırken, dürüst olmanın bedelini ödüyoruz.</p>
<p>Yağmalanan dağlarımızı, ovalarımızı gördükçe içimiz sızlıyor.</p>
<p>Koylarımız, büklerimiz satıldıkça görünmeyen bir okyanusun içine gömülüyoruz.</p>
<p>Dünyanın tüm sorunları açan bir tomurcuk gibi geldiğinde bize, açlıktan ölen çocukları düşünüyoruz.</p>
<p>Katliamları, faili meçhulleri!</p>
<p>***</p>
<p>Kaygılarımız karanlığa yolluyor bizi&#8230;</p>
<p>Aşk bir yerlerde güneşi tahta çıkarırken haberimiz bile olmuyor.</p>
<p>Tepeden tırnağa pişmanlıklar, ağlamalar&#8230;</p>
<p>Alın yazısı mıdır bilmiyoruz!</p>
<p>Ateş buza vurur ve yaşama&#8230;</p>
<p>Gizli bir yeraltı sevinci şafak sökerken mavi sulara.</p>
<p>Edmond Jabes’in “Hayat İçin Yazı Sayfası” ya da “Hayat ile Ölüm Arasındaki Söyleşi” benim ülkemde kız çocuklarını, kadınları anlatır.</p>
<p>Adına töre denilen o vahşeti, çocuk gelinleri&#8230;</p>
<p>Harflerin sesinde yüzyılların gururu ve yıkımı var biliyor musun?</p>
<p>Ölü bir gövdede kalan ise ruhun külleridir.</p>
<p>***</p>
<p>Yaşamı delip geçen o dipsiz avuntularla oyalanırken, yıllar hep böyle hızlı gelip geçer.</p>
<p>Ölümcül silahların gölgesinde yaşar çocuklar&#8230;</p>
<p>Tıpkı Uludere’de olduğu gibi.</p>
<p>Her ölüm yüreğimizden bir parça alıp götürür.</p>
<p>Tüm beklentilerimiz, özlemlerimiz, umutlarımız yok olur.</p>
<p>“Yürek öğretir mi bağışlamayı</p>
<p>Kaç yılda unutur anımsamayı”</p>
<p>Karanlığın kapkara taneleri kar gibi yağarken yüzümüze, sen ve ben tüm mavileri kuşanmak istesek de kuşanamayız.</p>
<p>Van’ı, Erciş’i düşünürüz&#8230;</p>
<p>Soğuktan kırılan bebeleri, insanları&#8230;</p>
<p>O çadır yangınlarını, ölümleri!</p>
<p>***</p>
<p>Octavio Paz’ın “Unutuş”u geliyor aklıma yeni yılın ilk gününde.</p>
<p>Senin gözlerin çocuğum&#8230;</p>
<p>“Yum gözlerini, yitir kendini karanlıkta</p>
<p>Gözkapaklarının kırmızı yaprakları altında.</p>
<p>Gömül vızıldasın sesin</p>
<p>Düşen sesin halkalarına</p>
<p>Ve uzaklarda yankılan</p>
<p>Dilsiz bir çağlayan gibi,</p>
<p>Davulların çalındığı yerde.”</p>
<p>Paz’ın saydam bir günün gövdesini açtığı saatlerde, güneş taşına bağlan 2012 yılında.</p>
<p>O sıvı karanlığında uykunun, yıldızları topla&#8230;</p>
<p>Barış için, akan kanın durması için.</p>
<p>Zamanın izniyle çığlıklar atarken, sevgi ateşlerini yakmak için&#8230;</p>
<p>Artık uyan!</p>
<p>***</p>
<p>Başını çevir gökyüzüne ve haykır:</p>
<p>“Sen yaşamın en büyük sevincisin. Yılların yılgınlığından beni sen kurtardın. Asla bitmesin öykümüz, gözlerimiz hep buluşsun. En güzel sevdiğim çiçeklerin kokuları içinde delişmen bir yaşam sürsün. Umutlarımız ülkemizin ışığı olsun.”</p>
<p>Tümcelerin bir yaprak gibi ağaç dallarında açarken yeniden sesleniyorum işte:</p>
<p>“Sonsuza kadar var mısın?”</p>
<p>Beyaz çizgileri ve ay çarpmış aleviyle gözlerinin&#8230;</p>
<p>Özlemin kıskaç gibi olduğunun.</p>
<p>Yaşamın!</p>
<p>Farkında mısın?</p>
<p>Tüm engelleri atlamanın zorluğu gibi&#8230;</p>
<p>Şu yaşam denilen hikâyenin&#8230;</p>
<p>2012’nin ilk sabahında&#8230;</p>
<p>Yeni yıla kocaman bir “merhaba” demek için!</p>
<p>Söyle var mısın?</p>
</div>
<p align="right">1 Ocak 2012 &#8211; Cumhuriyet</p>
<hr size="1" />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/guncel/2314/yasamin-sevinci.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hoşgeldin 2012:Mutluluğa Vietnam Formülü&#8230;.</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2312/hosgeldin-2012mutluluga-vietnam-formulu.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hosgeldin-2012mutluluga-vietnam-formulu</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2312/hosgeldin-2012mutluluga-vietnam-formulu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 21:11:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2312</guid>
		<description><![CDATA[2012 Yeni Yıl Dilekleri Yerine: Mutluluğa Vietnam Formülü Ferrarisini Satan Bilge’nin sözleri değil bu sözler, Hiç Ferrarisi olmamışların ve olmayacakların sözleri. &#160; “Yoksul ülkelerde insanlar neden mutlu?” denir durur. Büyük bir merak konusudur bu, Kuzey Atlantik ülkelerinde. &#160; Yıllardır Asya’da çalışıyorum. Bu işin sırrını çözdüğüme inanıyorum. &#160; Geleneksel bir Vietnam ailesine konuk olalım şimdi. Aile, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2012 Yeni Yıl Dilekleri Yerine: Mutluluğa Vietnam Formülü</strong></p>
<p>Ferrarisini Satan Bilge’nin sözleri değil bu sözler,</p>
<p>Hiç Ferrarisi olmamışların ve olmayacakların sözleri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yoksul ülkelerde insanlar neden mutlu?” denir durur.</p>
<p>Büyük bir merak konusudur bu, Kuzey Atlantik ülkelerinde.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yıllardır Asya’da çalışıyorum.</p>
<p>Bu işin sırrını çözdüğüme inanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geleneksel bir Vietnam ailesine konuk olalım şimdi.</p>
<p>Aile, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan</p>
<p>120 bin nüfuslu ırmak, okyanus ve dağ kentinde, o mavi-yeşil kentte, HoiAn’da yaşıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Onları en son, aylar önce, mide sorunları çekerken ziyaret ettim.</p>
<p>Hayatın bir çok alanında kararsızlıklar ve açmazlar yaşadığım bir dönemdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Neden hasta?” diye soran babaya,</p>
<p>“Stresten” dediler.</p>
<p>Yanıtı şu oldu: “Stres ne demek?”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu ailenin söz dağarında ‘stres’ sözcüğü yoktu.</p>
<p>Ben bir büyükkentli olarak onların söz dağarına ‘stres’i soktum.</p>
<p>Kendimden hala utanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu aile, çok para kazanmaz.</p>
<p>Ömürlerinde ellerine en çok geçen para, belki bizim her ay aldığımız maaşa denktir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biz “gelecekte ne yapacağız?!” diye dertlenirken,</p>
<p>Onlarda ‘gelecek kaygısı’ diye bir kavram da yok.</p>
<p>Neden?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü bu evin ve hatta mahallenin her bireyi, kollektif ağlarla birbirlerine bağlı.</p>
<p>Biri hasta düşse, “kim bakar bana?!”, “hastane masraflarını nasıl karşılarım?!” diye kaygılanmıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü ailede olmadığı durumda bile, mahallelilerin aralarında para toplayacağını, birinin mutlaka kendilerine bakacağını bilirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kapıları her zaman açıktır. Komşular, kapıyı çalmadan girerler.</p>
<p>Sanki bütün bir mahalle, tek bir aile gibidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu konuda bir araştırma yapılmış mı bilmiyorum.</p>
<p>Ama gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki,</p>
<p>Vietnamlı geleneksel ailelerin,</p>
<p>Kuzey Atlantikli ailelerle karşılaştırıldığında</p>
<p>genel kaygı düzeyleri çok düşük.</p>
<p>Oysa Kuzey Atlantiklilerin gelir düzeyi, kat kat fazla.</p>
<p>Büyükkentlileşmemiş Vietnamlılarda iyimserlik düzeyi çok yüksek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mutluluğun formülü yalnızca bu değil:</p>
<p>Budist Vietnamlılarda çok güçlü bir tarih algısı var.</p>
<p>Onlar, ölen atalarının ruhlarının aileyi koruduğuna inanıyor.</p>
<p>Her evin bir duvarı, Buda’ya ve atalara adanmış bir sunak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu sunaklarda, sıklıkla, Ho Çi Min’in portresi oluyor.</p>
<p>Büyük kurtarıcının ruhunun tüm Vietnamlıları koruduğuna inanılıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnançlarında bir tanrı yok, peygamber yok; Buda, peygamber sayılmıyor. Tanrı yok, peygamber yok, atalara inanç var yalnızca.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Budist Vietnamlılar, yaşamlarındaki önemli kararlar için, atalarının ruhlarına danışıyorlar.</p>
<p>Tütsü yakıp yazı-tura atıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güney Hindistan’da güne başlarken, uğur getirmesi için, bir hindistan cevizinin yere vurulup kırılması gibi, Budist Vietnamlılar da, sabah temizliğiyle birlikte, evlerinin önünde tütsü yakıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet, bunlar, batıl inançlar; fakat bu inançlar, yaşayanlarla ölüleri kaynaştırdığı için, Vietnamlıların, yaşamın travmaları karşısında daha sağlıklı olmasını sağlıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ferrarisini Satan Bilge’nin sözleri değil bu sözler,</p>
<p>Hiç Ferrarisi olmamışların ve olmayacakların sözleri.</p>
<p>Ama belki Ferrarisini Satan Bilge’yle aynı sonuçlara varacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şu dünyada sevenleriniz olmalı.</p>
<p>Ölüleri hergün anmalı;</p>
<p>hem hepimize ortak olan sona, ölüme hazırlanmak için</p>
<p>hem de yaşamdaki travmalara daha sağlıklı tepkiler verebilmek için.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birçok akıl hastalığının kentlerde ortaya çıkması</p>
<p>ya da kentlerde yaygınlaşması rastlantı olamaz.</p>
<p>Hem psikolog hem şehir plancısı olarak,</p>
<p>önümüzdeki yılları bu konularda araştırmalar yaparak geçirmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne yani? Sonuç ne? Kentleri bırakalım köylerde mi yaşayalım?</p>
<p>Yok, öyle birşey söylemedik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nerede olursanız olun,</p>
<p>bir insanlık mucizesi olan</p>
<p>ve insan soyunun bugünlere gelebilmesini sağlayan</p>
<p>kollektif ağları yakalamaya çalışın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ömrünüzü uzatmak istiyorsanız,</p>
<p>yaşayanları da ölmüşleri de sevin.</p>
<p>İyimser olmaya çalışın ve boş bir iyimserlik olmasın bu.</p>
<p>Kesinlikle unutmayın travmaların yasını tutmayı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yapılan araştırmalarda, iyimser olmayanların</p>
<p>kalp hastalıklarına daha sık yakalandıkları bulunuyor.</p>
<p>Ve yas tutmayanların ve yas tutmasını bilmeyenlerin</p>
<p>yakın ya da uzak gelecekte</p>
<p>bir hatta birkaç psikolojik sorun yaşama olasılığı çok yüksek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yas tutmayı da sevinmeyi de bilin,</p>
<p>“İyimser bir gül olsun yanaklarınızda” (A.K.)</p>
<p><strong>Mutlu Yıllar!</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2312/hosgeldin-2012mutluluga-vietnam-formulu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bedelli askerliğin ağır &#8216;bedel&#8217;i</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/guncel/2308/bedelli-askerligin-agir-bedeli.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bedelli-askerligin-agir-bedeli</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/guncel/2308/bedelli-askerligin-agir-bedeli.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2011 21:01:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2308</guid>
		<description><![CDATA[Bedelli askerlik yasası 11 yıl sonra çıktı. 30 yaş ve üstü olanların yararlanabileceği bedelli askerlik için 30 bin TL ödemek gerekiyor. Kolay mı dersiniz? Bankalar kredi yarışına girdi, ikinci el otomobil piyasası hareketlendi. Evini, arsasını elinden çıkaranlar bir yana evindeki beyaz eşyayı, gelinliğini, damatlığını satan dahi var. Bu kadar da değil. Eşinden dostundan bağış alanından, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<p><strong>Bedelli askerlik yasası 11 yıl sonra çıktı. 30 yaş ve üstü olanların yararlanabileceği bedelli askerlik için 30 bin TL ödemek gerekiyor. Kolay mı dersiniz? Bankalar kredi yarışına girdi, ikinci el otomobil piyasası hareketlendi. Evini, arsasını elinden çıkaranlar bir yana evindeki beyaz eşyayı, gelinliğini, damatlığını satan dahi var. Bu kadar da değil. Eşinden dostundan bağış alanından, annesini darp edip parasını çalana dek bedelli hikâyeleri, bedellinin&#8217;bedeli&#8217;nin hiç de az olmadığını gösteriyor.</strong></p>
<p><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?yer=yazar&amp;aranan=Zuhal%20Aytolun%20">Zuhal Aytolun </a></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=85146" alt="" align="right" border="0" /></p>
<div>
<p><strong>Evdeki her şey satılık</strong></p>
<p>Yine adının haberde geçmesini istemeyen, askerliğini ertelemiş bir genç, biz ona Mehmet diyelim. 30 yaşında ve bedelliden yararlanmak istiyor. Onun da hikâyesi aslında pek çokları gibi. Anlatıyor:<strong> “Yıldız Teknik Üniversitesi&#8217;nden mezun olduktan sonra İTÜ&#8217;de yüksek lisans yaptım. Bu süre zarfında düzenli olarak çalıştım, ders verdim, firmalarda yarızamanlı ve tamzamanlı işe girdim. Hâlâ finans üzerine MBA yapıyorum. Bu arada en sonunda bir firma kurdum ve beş kişiye istihdam sağladım. Bu sırada evlendim. Çalıştığımız süre içinde eşimle para biriktirdik, kendi masraflarımızı çıkarır hale geldik. Askerlik ise attığım her adımda bir engel olarak karşıma çıktı. Askere gitmem demek; evimi kapatmak, eşimin annesinin yanına dönmesi, kurduğum firmayı kapatmak, birlikte çalıştığım arkadaşlarımı işten çıkarmak demek. Şimdi karşıma alternatif olarak bedelli askerlik çıktı. Tam 30 bin TL ödemek için sunulan alternatifler ise çok zor. Banka kredileri çok yüksek. Daha düşük kredi alıp daha az borçlanabilmek için ben de ilkin arabamı satacağım. Arabanın yanı sıra evde ikinci el eşya arıyoruz. Plazma tv, bilgisayarlar, cep telefonları, elde kalmış olan iki üç parça takı, hatta damatlık ve gelinliğimiz de satışa çıkarılacaklar listesinde.” </strong></p>
<p><strong>Düğün takıları bedelliye</strong></p>
<p>Bedelli askerlikten yararlanmak isteyenlerden biri de Hasan. Kendi adı geçsin istemediği için biz ona Hasan diyelim. Okul, iş derken 32 yaşına kadar ertelemiş askerliğini. Coğrafya öğretmenliği okuyan Hasan, uzun bir süre atanmayı beklemiş. Atanamayınca da özel bir dershanede çalışmaya başlamış. Askere gitmek istemiyor. Fakat ne mümkün 30 bin TL’yi, dershaneden aldığı parayla ödemesi. Öte yandan artık askerliğe de çözüm bulması gerekiyor. Çünkü uzun zamandır onu bekleyen nişanlısı ve ailesi de onu evlilik için sıkıştırmaya başlıyor. Sonunda Hasan bir çözüm yolu buluyor. Evliliği erken bir tarihe çekecek&#8230; Bu sayede hem sevdiği kadınla evlenecek hem de düğünde takılan takılarla 30 bin TL’yi ödeyecek. Tabii ne kendi ailesine ne de nişanlısının ailesine duyurmaması önemli. Fakat şimdi Hasan’ı düşündüren bir şey var; ya düğünde takılan takılar 30 bin TL&#8217;den çok daha az olursa?</p>
<p><strong>Gitarını da satan var arabasını da</strong></p>
<p>Sahibinden.com’un Ceo’su Burak Ertaş, son dönemde özellikle bedelli askerlikle ilgili haberlerin çıkmaya başlamasından itibaren sitede konu ile alakalı otomobil ilanlarının yer almaya başladığını söylüyor.<strong> “Bedelli askerlikle ilgili verilmiş ilanların yüzde 86’sını vasıta kategorisi oluşturuyor. Ancak bu durumun ikinci el otomobil piyasasının hareketlenmesini sağladığını söylemek yanlış olur. Zaten elimizdeki verilere göre böyle bir hareketlilik söz konusu değil”</strong> diyor. Yalnızca bu da değil. Bedelli askerlik yapmak isteyenlerin otomobil ilanlarının yanı sıra ev ve arsa ilanları da yer alıyor. Ayrıca yine aynı içerikte gitar, fotoğraf makinesi gibi eşyalar da satışa çıkarılmış durumda.</p>
<p><strong>Bu karelerin bir bedeli var</strong></p>
<p>Bizim adına Ahmet dediğimiz kişi ise yine 30 yaşında, hatta birkaç aylık taze bakaya.</p>
<p>Genel olarak eğitim ve iş hayatı nedenleriyle askerlik hizmetini uzun süre ertelemek zorunda kalmış. Şimdi ise bedelli askerlik yasası girmiş bir anda hayatına. O da bu <strong>“bedel”</strong>i ödeyebilmek için bedelli kareler isimli ilginç bir internet sitesi açmış. bedellikareler.com sitesinde boş bir sayfa var. Bu sayfa 50 sütun ve 34 satıra, yani bin 700 kareye bölünmüş. Bu karelerin her biri de 10 dolardan satılık. Kareleri satın alan kişiler, internet siteleri ya da kurumlar, bunları istediği gibi kullanma hakkına sahip oluyor. Bu özgün bir proje değil. 2005 yılında İngiliz bir gencin eğitim giderleri için yaptığı projeden esinlenilmiş. Ancak Ahmet’in hedefi bedelli askerlik peşinatı için öngörülen altı aylık süre içinde 30 bin liralık kare satışı yapmak. Şimdiden 2000 liralık satış yapmış bile. Ahmet,<strong> “Haksızlığa tahammül edemeyen bir yapım var. Başbakan’ın bedelli askerlik yasasını açıkladığı o gün tam olarak bunu hissettim. Bazen birileri bana ‘Herkes gidiyor, sen neden gitmiyorsun?’ diyor. Ben de ‘Hayır, bak, herkes gitmiyor’ diyorum. Yasadan faydalananları kesinlikle kabahatli bulmuyorum, onlar bu hakkı kullanıyor. Ama yasanın mantığında denklemin iki tarafı birbirine denk değil. Devletin asker ihtiyacı yükümlü sayısından elbette az olabilir. Ancak askerlik parayla ölçülemeyecek bir ‘hizmet’ ise, ikamesi başka bir ‘hizmet’ olmalıydı, para değil, hem de ekonominin iyi gittiğinin söylendiği bir dönemde” </strong>diyor.</p>
<p><strong>Annesini dövdü, kardeşinin parasını aldı</strong></p>
<p>Saime Yılmaz, Avcılar’da yaşıyor. Eşinden yıllar önce boşanmış, iki erkek çocuğunu tek başına büyütmüş. Büyük oğlu açık lise ve açıköğretimle zar zor okumaya devam etmiş, o da küçük oğlu üzerine kurmuş hayallerini. Üstelik İstanbul’da yakınında olsun diye, özel üniversiteye bile göndermeyi göze almış. O yüzden merdiven siliyor, evlere temizliğe gidiyor ve para biriktiriyor. Önümüzdeki yıl üniversiteye yazdırmayı planladığı oğlu için bir de banka kredisi çekiyor. Buraya kadar yazılanlar belki bir annenin özverili hikâyesi olarak okunabilir. Ancak bedelli hakkı ortaya çıktıktan sonra evin içindeki dengeler sarsılıyor. Büyük oğlu, annesine fiziksel şiddet uygulayarak ve tehdit ederek, kardeşinin eğitim parasına el koyuyor. Çünkü bedelliden yararlanmak istiyor. Sonuç mu? Kalbi kırık bir anne, eğitim için biriktirilen parası ağabeyi tarafından gasp edilen bir kardeş ve askere gitmek istemediği için annesini gasp edecek kadar gözü dönen ve o gün bugündür evine dahi uğramayan bir genç adam&#8230;</p>
<p><strong>Cihan kumbara açtı</strong></p>
<p>Metin Cihan, İstanbul’da yaşıyor. Kendini İstanbul Üniversitesi&#8217;nde “öğrenim görevlisi” olarak tanımlıyor. Çünkü bitmek bilmeyen öğrenciliğine de bir gönderme yapmak istiyor. Bakın nasıl anlatıyor hikâyesini:<strong> “Bedelli askerliğin ‘bedel’ini kendi gücümle karşılayabilecek durumda değildim. Bunun için facebook’ta yarı şaka, yarı ciddi şöyle bir yazı yazdım; “400 küsur arkadaşım var. Biraz daha zorlasam 500’e çıkarsam, hepsi canım ciğerim olan bu 500 arkadaş, kişi başı 60 TL verse. Bedelli hesabı tamam!” </strong>Ardından Cihan’ın arkadaşları ben göndereceğim demeye başlıyor, banka hesap bilgilerini isteyenler çıkıyor. Hatta kredi kartıyla ödeme yapıp yapamayacağını soran arkadaşları da olunca, Cihan bu konuya araştırıyor ve paypal’in bağış sistemini içeren bir web sitesi kurduğunda bunu sağlayabileceğini görüyor.</p>
<p>www.bedellikumbaram.com sitesi de böyle ortaya çıkıyor. Cihan, bugüne dek 50’ye yakın arkadaşından ve akrabalarından 3 bin TL’yi aşan destek almış. Bu meblağın artacağına inanıyor. “Ancak” diyor, <strong>“yine de bedelin büyük kısmını bunun dışında bir yolla sağlamam gerektiğinin farkındayım. O yüzden bu siteyi uzun süre açık tutmayacağım. 10 gün sonra bu destek çağrıma son vereceğim, kalan miktarı ayarlamak için başka yollar arayacağım.” </strong></p>
<p><strong>İnternette hizmet sitesi: bedelliyiz.biz</strong></p>
<p>Ömer Gözü, 1976 Ankara doğumlu. 12 yıldır ODTÜ Bilgi İşlem Merkezi&#8217;nde çalışıyor, araştırma görevlisi. bedelliyiz.biz adıyla kurduğu internet sitesinde hizmet satıyor.<strong> “Ben, askerliğin profesyonel olması gerektiğini düşünüyorum. 18-20 yaşında çocuklar, karşılarında araziye hâkim profesyonel eğitimlilerle çatışmaya giriyor. Ben bu mantığa karşıyım. Derseniz ki istemiyorsan bedelli var, bedelli çıkacaksa da sosyal hizmetle ikame edilmesi gerekirdi.”</strong></p>
<p>Gözü, maddi durumunun kötü olmadığını söylüyor. Ama niyeti devletin yapamadığını kendi yapabilmek. 30 bin TL&#8217;ye ulaşana dek verebileceği sosyal hizmetleri vererek bir bedel elde etmeyi planlıyor.<strong> “Askerlik süresi kadar çalışmak. Benim çıkış noktam bu.” </strong>İnternet sitesinin farklı yanı ise Gözü’nün 20 TL ve üzerinde bağış yapan herkese temmuz ayına kadar adres tarifinden, özel araç şoförlüğüne, temel bilgisayar eğitimi, sınırsız teknik destek, araba alım satımı gibi çok geniş skalada hizmet verecek olması. Dilerseniz Gözü, sizin için markete gidebilir, bir plan yaptıysanız çocuklarınıza bakabilir, gezi planı hazırlayabilir ayrıca Ankara’daki evinde ya da Kuşadası’ndaki yazlığında konaklama imkânı da sağlayabilir. Bu bağış kampanyası 30 bin TL’ye ulaştığı an bitecek. Olur da ulaşılmazsa 13 Ocak’ta kampanyayı sona erdirecek, öncesinde yapılan bağışları da iade edecek.</p>
<p><strong>Bankaların “ayrıcalıklı” kredi yarışı</strong></p>
<p>Bedelli askerlik yasasının açıklandığı an bankalar da hemen harekete geçti. Her birinin internet sitesinin en görünür yerinde “masrafsız”, “ayrıcalıklı” bedelli askerlik kredileri için ilanlar yer aldı. <strong>“Şu koşullarda krediyi hemen kullanabilirsiniz. Arzu ederseniz size şu gibi imkânlar da sağlıyoruz”</strong> türünde cümlelerle her banka kendi kredisini ön plana çıkarmaya çalışıyor. Pek çok banka dosya masrafı almadan kredi veriyor. Kredi faizleri yaklaşık aylık yüzde 1.40 civarında. Bir yıl ile beş yıl arasında seçilecek vadedeki kredilerin aylık taksitleri de yaklaşık 2 bin 800 ile 800 TL arasında değişiyor. Ödeme seçenekleri 60 aya kadar varıyor, yani tam beş yıl. Hatta bazı internet siteleri, bedelli askerlik için kredileri sizin için karşılaştırmaya, en uygunu için yönlendirmeye hazır bile.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/guncel/2308/bedelli-askerligin-agir-bedeli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyanın En Mutlu ve En Mutsuz Ülkeleri</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/2307/dunyanin-en-mutlu-ve-en-mutsuz-ulkeleri.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dunyanin-en-mutlu-ve-en-mutsuz-ulkeleri</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/2307/dunyanin-en-mutlu-ve-en-mutsuz-ulkeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2011 17:46:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2307</guid>
		<description><![CDATA[Forbes dergisi tarafından hazırlanan dünyanın en mutlu  ve en mutsuz ülkelerinin listesinde Norveç, bir kez daha en mutlu ülke olurken Orta Afrika Cumhuriyeti ise en mutsuz ülke seçildi. Türkiye, listede 75. sırada yer aldı. &#160; Norveç, 54 bin doları bulan kişi başı gayrisafi milli hasılası (GSMH), toplumsal  yaşamı ve güvenlik koşullarıyla bir kez daha dünyanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<p><strong>Forbes dergisi tarafından hazırlanan dünyanın en mutlu  </strong><strong>ve en mutsuz ülkelerinin listesinde Norveç, bir kez daha en mutlu ülke </strong><strong>olurken Orta Afrika Cumhuriyeti ise en mutsuz ülke seçildi. Türkiye, </strong><strong>listede 75. sırada yer aldı.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=85032" alt="" align="right" border="0" /><br />
Norveç, 54 bin doları bulan kişi başı gayrisafi milli hasılası (GSMH),<br />
toplumsal  yaşamı ve güvenlik koşullarıyla bir kez daha dünyanın en<br />
mutlu ülkesi  oldu.</p>
<div>
<p>Forbes dergisi, merkezi Dubai&#8217;de bulunan<br />
Legatum Enstitüsü uzmanları  tarafından hazırlanan dünyanın en mutlu ve<br />
en mutsuz ülkelerinin listesini  yayımladı.</p>
<p>2011 listesini<br />
hazırlarken küresel nüfusun yüzde 93&#8242;ünü oluşturan  110 ülkeyi sekiz<br />
farklı kategori açısından değerlendiren Legatum Enstitüsü  uzmanları, bu<br />
kategorileri ekonomi, girişimcilik, yönetim, eğitim, sağlık,  güvenlik,<br />
bireysel özgürlükler ve sosyal ilişkiler ağı olarak sıraladı.</p>
<p>Buna<br />
göre ilk sırada 54 bin doları bulan kişi başı GSMH&#8217;si ile Norveç<br />
geldi. 2009 ve  2010&#8242;da da listenin başında yer alan Norveç&#8217;te nüfusun<br />
yüzde 95&#8242;i yaşam  standartlarından mutlu, yüzde 74 ise çevrelerindeki<br />
insanları güvenilir  buluyor.</p>
<p>Listede Norveç&#8217;i girişimcilik ve fırsat eşitliğinde dünya birincisi  olan Danimarka izliyor.<br />
Üçüncü sırada ise eğitim olanakları, etkili hükümet  bürokrasisi ve gelişen ekonomisiyle Avustralya yer alıyor.</p>
<p>Dünyanın<br />
en mutlu  20 ülkesinin 14&#8242;ü Avrupa kıtasında 3&#8242;ü Asya&#8217;da yer alıyor.<br />
İngiltere&#8217;nin 13.  sırada, Almanya&#8217;nın 15. sırada ve Fransa&#8217;nın 18.<br />
sırada yer aldığı listeye  Singapur 16. sıradan, Hong Kong 19 sıradan ve<br />
Tayvan da 20 sıradan  girdi.</p>
<p>Türkiye ise, 14 bin dolarlık kişi<br />
başı GSMH tutarı ile 75. sırada yer  aldı. Nüfusun yüzde 60&#8242;ının kendini<br />
güvende hissettiği Türkiye&#8217;de nüfusun sadece  8,4&#8242;ü diğer insanları<br />
güvenilir buluyor.</p>
<p>Dünyanın en mutsuz ülkesi ise, 1 yaş  altı<br />
çocukların yüzde 10&#8242;unun yaşamını yitirdiği ve yoksulluğun hüküm sürdüğü<br />
Orta Afrika Cumhuriyeti.</p>
<p>Bu ülkeyi sivil hakların göz ardı edildiği Zimbabve  izliyor.</p>
<p>Nüfusun<br />
sadece yüzde 30&#8242;unun okuma yazma bildiği ve işsizlik  oranının yüzde<br />
20&#8242;ye çıktığı Pakistan, listede üçüncü sırada  geliyor.</p>
<p>Myanmar,<br />
Küba ve Kuzey Kore vatandaşlarının ankete katılmasına izin  vermediği<br />
için listede yer almadı. Söz konusu kategorilerde yeterli veri elde<br />
edilemeyen Libya, Irak, Afganistan, Somali ve Haiti&#8217;de listenin dışında<br />
tutuldu.</p>
<p>Listeye göre en mutlu 10 ülke, şöyle sıralanıyor:</p>
<p>1. Norveç<br />
2.  Danimarka<br />
3. Avusturya<br />
4. Yeni Zelanda<br />
5. İsveç<br />
6. Kanada<br />
7.  Finlandiya<br />
8. İsviçre<br />
9. Hollanda<br />
10. ABD</p>
<p>Dünyanın en mutsuz  ülkeleri ise şöyle sıralanıyor:</p>
<p>1. Orta Afrika Cumhuriyeti<br />
2.  Zimbabve<br />
3. Etiyopya<br />
4. Pakistan<br />
5. Yemen<br />
6. Sudan<br />
7.  Nijerya<br />
8. Mozambik<br />
9. Kenya<br />
10. Zambiya</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/2307/dunyanin-en-mutlu-ve-en-mutsuz-ulkeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<georss:point featurename="Tarabya,Sarıyer"> </georss:point>
	</item>
		<item>
		<title>Kamu Hastanelerinde Son Durum</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/genel-saglik/2306/kamu-hastanelerinde-son-durum.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kamu-hastanelerinde-son-durum</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/genel-saglik/2306/kamu-hastanelerinde-son-durum.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2011 17:41:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2306</guid>
		<description><![CDATA[Kamu hastanesi tarih oldu Hastalardan alınan ücretler, neredeyse orta sınıf bir özel hastaneden alınan ücretle eşdeğer hale geldi. Sibel Bahçetepe Son iktidar ile birlikte hayata geçirilen Sağlıkta  Dönüşüm Programı kamusal sağlık hizmeti anlayışını ortadan kaldırdı.  Kamu hastanelerinde, hastalardan “muayene ücreti, ilaç ve reçete katılım payları” altında alınan ücretler, neredeyse orta sınıf bir özel hastaneden alınan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Kamu hastanesi tarih oldu</h1>
<p>Hastalardan alınan ücretler, neredeyse orta sınıf bir özel hastaneden alınan ücretle eşdeğer hale geldi.</p>
<p><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?yer=yazar&amp;aranan=Sibel%20Bah%E7etepe">Sibel Bahçetepe</a></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=39545" alt="" align="right" border="0" /></p>
<div>
<p>Son iktidar ile birlikte hayata geçirilen Sağlıkta  Dönüşüm Programı<br />
kamusal sağlık hizmeti anlayışını ortadan kaldırdı.  Kamu<br />
hastanelerinde, hastalardan <strong>“muayene ücreti, ilaç ve reçete katılım payları” </strong>altında<br />
alınan ücretler, neredeyse orta sınıf bir özel hastaneden alınan<br />
ücretle eşdeğer hale geldi. Tabip odaları ve hekimler, kamudan alınan ve<br />
sembolik olduğu iddia edilen kesintilerin özel hastanelerden<br />
alınanlara  yaklaştığını belirterek <strong>“Kamu<br />
hastaneleri  diye bir kavram kalmadı. Kamusal sağlık anlayışında bu<br />
kadar katkı-katılım payı olmamalıdır. Sosyal devlet anlayışı nerede?”</strong> diye sordular.</p>
<p><strong>Türk Tabipleri Birliği (TTB) </strong>Merkez Konseyi Başkan<strong>ı Dr. Eriş Bilaloğlu, “Kamu<br />
hastanelerinden 8 TL, özel hastanelerden ise 15 TL muayene ücreti<br />
alınıyor. Özel ayrıca bunun dışında yüzde 30 ile 70 oranında değişen<br />
fark ücreti alıyor. Bunun üzerine her iki kurumdan da ilaç, reçete<br />
payları adı altında yurttaştan para alınıyor. Hükümetin temel politikası<br />
kamu-özel bütün kurumların birbiri ile rekabet halinde çalışan sağlık<br />
ortamını yaratmaktır. AKP ile birlikte kamu hastaneleri diye bir kavram<br />
kalmadı”</strong> dedi.<br />
Bilaloğlu, yurttaşların kamu hastanesine gittiğinde, vergisini<br />
vermesine  ve primini ödemesine karşın ayrıca cebinden de bir ücret<br />
çıkmasını  eleştirerek şunları kaydetti:</p>
<p><strong>“Kamu hastanelerinden alınan ücretler, bazı özel hastanelerden alınan ücretlere yaklaşıyor. Reçete başına 3 TL gibi uygulamalarla ödemeler artacak. Türkiye’de insanlar sağlık hizmeti alırken tüketici konumuna geldiler. Nasıl ki bir mağazaya gittiğinizde, örneğin ‘Bedava. Şimdi al 5 ay sonra öde’ deniliyor ve o anda herhangi endişe duyulmuyorsa, sağlıkta da ‘ücretsiz gel muayeneni ol’ algısı oluşuyor. Hasta, muayene oluyor ve 3 ay sonra emekli maaşında kesintiyi görüyor.”</strong></p>
<p><strong>Özel hastanelerle yarışıyor</strong></p>
<p><strong>İstanbul Tabip Odası</strong> Genel Sekreteri <strong>Dr. Ali Çerkezoğlu</strong> ise<br />
kamusal sağlık anlayışının devletin sorumluluğundaki sağlık anlayışı<br />
olduğunu, bu kadar yüksek miktarda katkı-katılım payının olmaması<br />
gerektiğini vurgulayarak <strong>“Çok  sembolik olması gereken, öyle olduğu iddia edilen şey şu an da fiilen<br />
neredeyse özel hastanelerin aldığı paralara eşdeğer hale gelmiş<br />
durumda.  Aynı aileden 3 kişi hastalansa ve kamu hastanesine gitse 100<br />
TL’ye yakın ödeme yapmak zorunda kalabiliyor. Bu nasıl bir sosyal güvenlik anlayışı” </strong>diye sordu.</p>
<p><strong>İstanbul Eczacı Odası</strong> Başkanı <strong>Semih Güngör </strong>de kamu hastanelerinden alınan katkı-katılım payı ücretlerinin özellikle emeklileri olumsuz etkilediğini belirterek <strong>“Emekliler<br />
maaşlarını alana dek kesintiyi bilmiyor. Ne zaman ki maaşını alıyor o<br />
zaman kesintinin ne kadar olduğunu görüyor. Hastalara, ne kadar kesinti<br />
yapıldığını gösteren reçetenin çıktısını veriyoruz. İnsanlar<br />
reçetelerinden kesintilerini takip edebilir” </strong>dedi.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/genel-saglik/2306/kamu-hastanelerinde-son-durum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

