<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gml="http://www.opengis.net/gml"
>

<channel>
	<title>Bir Psikiyatristin Günlüğü</title>
	<atom:link href="http://fuat.beskardes.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fuat.beskardes.com</link>
	<description>Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Jul 2010 10:02:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;a Müjdeli Haber</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/sanat/1952/istanbula-mujdeli-haber.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=istanbula-mujdeli-haber</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/sanat/1952/istanbula-mujdeli-haber.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 10:02:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1952</guid>
		<description><![CDATA[UNESCO Dünya Mirası Komitesi, İstanbul&#8217;un Dünya Mirası Listesi&#8217;nden çıkarılarak tehlike altındaki dünya mirası listesine alınmasını reddetti. UNESCO Dünya Mirası Komitesi’nin  Brezilya’da sürmekte olan 34’üncü Yıllık Toplantısı’nda dün İstanbul’un tarihi alanları ile ilgili gündem maddesi ele alındı. Dünkü oturumda, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi&#8217;nde kayıtlı olan İstanbul’un dört tarihi alanındaki sorunlar ve ilerlemeler tartışıldı. Toplantıya katılan Türk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>UNESCO Dünya Mirası Komitesi, İstanbul&#8217;un Dünya Mirası Listesi&#8217;nden çıkarılarak tehlike altındaki dünya mirası listesine alınmasını reddetti.</strong></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=40785" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p>UNESCO Dünya Mirası Komitesi’nin  Brezilya’da sürmekte olan 34’üncü Yıllık Toplantısı’nda dün İstanbul’un tarihi alanları ile ilgili gündem maddesi ele alındı. Dünkü oturumda, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi&#8217;nde kayıtlı olan İstanbul’un dört tarihi alanındaki sorunlar ve ilerlemeler tartışıldı. Toplantıya katılan Türk Heyeti Komite üyelerine bir sunuş yaparak soruları cevaplandırdı. Tartışmalar sonucunda, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin son dönemdeki olumlu adımları  ve yaklaşımları ile gösterdiği somut çabalar dikkate alındı ve İstanbul’un Dünya Mirası Listesi&#8217;nden çıkartılarak Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi&#8217;ne alınması yönündeki talepler oybirliğiyle reddedildi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye&#8217;den istekleri var</strong></p>
<p>Ancak Türkiye’den önümüzdeki dönem içinde bazı şartları sonuçlandırması istenildi. Bunların başında Haliç Metro Geçişi Köprü Projesinin başta Süleymaniye Camii olmak üzere İstanbul’un tarihi yarımadasının görüntüsünü zedeleyip zedelemeyeceğinin tespiti için bağımsız bir etki değerlendirmesi yaptırılması talebi geliyor. Bunun yanı sıra, İstanbul’un tarihi alanlarının bütünsel biçimde korunması için hazırlanmakta olan Yönetim Planının bir an önce bitirilmesi, büyük ölçekli altyapı projeleri uygulanmadan önce kültür mirası üzerindeki etkilerinin  değerlendirilmesi, Osmanlı ahşap evlerinin bütünsel bir plan içinde korunması gibi hususlar yer alıyor. Kararda Four Seasons otelinin ek inşaatının mahkeme kararıyla durdurulması memnuniyetle karşılanıyor. Kararda ayrıca, KUDEB’in Osmanlı ahşap mimarisinin korunması ve rehabilitasyonu için İstanbul 2010 Ajansı ile ortaklaşa yürüttüğü çalışmalardan övgüyle sözedildi.</p>
<p> </p>
<p><strong>3 Ağustos&#8217;ta karar son halini alacak</strong></p>
<p>21 ülkeden uzmanlardan oluşan Komitenin kararı 3 Ağustos günü son haline gelecek. Komite İstanbul’un Tarihi Alanları ile ilgili gündem maddesini  2011 yılında Bahreyn’de yapılacak olan 35. Yıllık Toplantısında tekrar ele alacak. Dünya Miras Komitesi, Türkiye’nin de taraf olduğu 1972 tarihli Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’nin uygulanmasını denetleme görevi yapıyor. Anılan sözleşme seçkin evrensel değeri olan varlıkları <strong>“Dünya Mirası” </strong>olarak niteliyor ve Taraf Ülkelere buları en iyi şekilde korumakla yükümlü kılıyor. Bunun karşılığında söz konusu varlıklar prestij, turistik ilgi, teknik ve mali yardım imkanı sağlıyor.  İstanbul’un 1985 yılından bu yana yer aldığı listede Türkiye’den toplam dokuz yer bulunuyor. Türkiye’nin Dünya Miras Listesi’ne sunulacak yerlerinin bulunduğu geçici listedeyse 23 yer daha bulunuyor.</p>
<p>UNESCO,  İstanbul’u Dünya Miras Listesi’ne alış gerekçesinde Süleymaniye Camiini  <strong>‘’insan dehasının emsalsiz bir başyapıtı ve Osmanlı yapılarının en üst rütbesi’’</strong> olarak nitelemişti. UNESCO uzmanları ve Dünya Miras Komitesi, Haliç Metro Geçiş Köprüsü&#8217;nün yapılmasına itiraz etmiyor, hatta köprünün tarihi yarımadadaki trafiği azaltmak bakımından yararlı olabileceğini ifade ediyorlar. Ancak, uzmanlar, projeye göre 65 metre olan köprü direklerinin<strong> “dünyada en iyi korunan tarihi – kültürel manzara”</strong> olarak niteledikleri İstanbul’un Tarihi Yarımadası’nın manzarasını zedelemesi ihtimalinden endişe duyuyorlar. </p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/sanat/1952/istanbula-mujdeli-haber.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Türkiye&#8217;de arabesk modası bitmiştir&#8221;</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/eglence/1950/turkiyede-arabesk-modasi-bitmistir.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=turkiyede-arabesk-modasi-bitmistir</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/eglence/1950/turkiyede-arabesk-modasi-bitmistir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 09:58:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu LIFE</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1950</guid>
		<description><![CDATA[Dünyaca ünlü piyanist besteci Tuluyhan Uğurlu, &#8221;Türkiye artık arabesk modasından sıyrılmıştır. Bugün arabesk müzik, fantezi müzik tartışmalarının gündeme gelmesini, konuşulmasını çok doğru bulmuyorum&#8221; dedi.  Ünlü piyanist besteci Uğurlu, Karaman&#8217;da verdiği konserde, Osmanlı&#8217;nın batıya yönelen zaman dilimini anlatırken, zaman zaman müziğinin içinde mehteri kullandığını söyledi. Sadece kendisinin değil, batılı sanatçıların da mehter müziğini kullandığını ifade eden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyaca ünlü piyanist besteci Tuluyhan Uğurlu, &#8221;Türkiye artık arabesk modasından sıyrılmıştır. Bugün arabesk müzik, fantezi müzik tartışmalarının gündeme gelmesini, konuşulmasını çok doğru bulmuyorum&#8221; dedi.</strong></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=46685" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p> Ünlü piyanist besteci Uğurlu, Karaman&#8217;da verdiği konserde, Osmanlı&#8217;nın batıya yönelen zaman dilimini anlatırken, zaman zaman müziğinin içinde mehteri kullandığını söyledi.<br />
Sadece kendisinin değil, batılı sanatçıların da mehter müziğini kullandığını ifade eden Uğurlu,<strong> &#8221;Haydın&#8217;ın askeri senfonisi, Mozart&#8217;ın Türk Marşı hemen aklıma gelenidir. Mehter bizim kadar Avrupa&#8217;yı, Avrupalı sanatçıları da etkileyen son derece ihtişamlı, Anadolu&#8217;daki kökleri Hititlere dayanan son derece zengin bir geçmişi olan askeri bir bandodur&#8221; </strong>dedi.<br />
 </p>
<p><strong>Klasik müzik sevilmez kanaaati </strong></p>
<p>Uğurlu, toplumda<strong> &#8221;Klasik müzik sevilmez&#8221;</strong> kanaatini yaptığı müzikle yıktığını, bundan büyük mutluluk duyduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p><strong>&#8221;Ben sahneye bağlamayla, kavalla, bir taraftan viyolayla, bir taraftan Osmanlı çalgılarıyla, bir taraftan Uzak Doğu çalgılarıyla çıkıyorum. Yani bir bakıma dünya sentezini aynı sahnede paylaştırmanın peşinde oluyorum. Bu bakımdan konsere gelen sanatseverler, kendinden rahatlıkla bir şeyler bulabiliyorlar. Benim müziğimin felsefi kaynağı Anadolu müziği olduğundan dolayı Anadolu&#8217;da insanlar buna hiç yabancılık duymuyorlar. Onun için insanlar konser verdiğimiz mekanları hınca hınç dolduruyorlar.&#8221;</strong><br />
 </p>
<p><strong>&#8220;Türkiye&#8217;de arabesk modası bitmiştir&#8221; </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin arabesk modasından sıyrıldığını savunan Uğurlu, arabesk müziği tartışmalarının gereksiz olduğunu bildirdi.</p>
<p>Önemli olanın gönülleri kazanmak olduğunu anlatan Uğurlu, asıl olanın melodilerin insanlığa mal edilmesi olduğunu vurguladı.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin genç ve dinamik bir nesilden oluştuğuna dikkat çeken Uğurlu, &#8221;Türkiye artık arabesk modasından sıyrılmıştır. Bugün arabesk müzik, fantezi müzik tartışmalarının gündeme gelmesini, konuşulmasını çok doğru bulmuyorum&#8221; dedi.<br />
 </p>
<p><strong>&#8221;Siyasetçiler sanata ilgi götermiyor&#8221; </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de siyasetçilerin, sanata ve sanatçıya karşı çok fazla ilgili olmadığını ileri süren Uğurlu, Türkiye&#8217;yi yönlendiren kişilerin, bütün medeniyetleri kapsayan konserlere ilgi göstermesi gerektiğini savundu.</p>
<p>Uğurlu, Türkiye için idealleri olan tüm siyasetçilerin<strong> &#8221;Güneş Ülke Anadolu&#8221; </strong>konserlerine gelmeleri gerektiğini dile getirerek, şöyle devam etti:</p>
<p><strong>&#8221;Çünkü orada bütün medeniyetleri kendi medeniyetimiz gibi kabul eden bir anlayış görecekler ve bundan da büyük bir ilham alacaklarına eminim. Bir sanatsever gibi buna zaman ayırması gerekiyor. Konserleri takip etmeyen, sanatsal etkinlikleri takip etmeyen siyasetçinin de, yaptıkları siyasetin ruhu boş olur. Türkiye için gelecek planları olan, hayalleri olan tüm siyasetçilerin Güneş Ülke Anadolu konserlerimizi izleyip oralardan ilham almasını bekliyorum. Bu da sanatçı olarak benim en doğal hakkım.&#8221;</strong><br />
 </p>
<p><strong>&#8221;Benim önümde Tuluyhan Uğurlu yoktu&#8221; </strong></p>
<p>Karaman konserinde yanına gelen çocukların kendini çok etkilediğini ifade eden Uğurlu, gençlere örnek biri olmak istediğini bildirdi.</p>
<p>Kendisinin, bu işe başlarken örnek alacağı biri olmadığını açıklayan Uğurlu, <strong>&#8221;Benim önümde örnek olacak bir Tuluyhan Uğurlu yoktu. Eğer benim önümde bir örnek olsaydı belkide ben çok farklı bir noktada olurdum. Kavalla, bağlamayı, piyanoyu, çelloyu, senfoni orkestrasını bir araya getiren piyano ile sahneye çıkaran, dünya görüşünden ödün vermeyen bir besteci olsaydı ben gençken bunun başarılabildiğini görseydim belki daha erken cesaret sahibi olup kendi konserlerime daha küçükken başlayabilirdim&#8221; </strong>diye konuştu.</p>
<p>Genç bestecilerin kendisini arayarak bestelerini dinlettirdiklerini söyleyen Uğurlu, zaman zaman okullara gidip öğrenciler ile bir araya geldiğini belirtti.</p>
<p>Konser sonrası yanına gelen çocukların, sorduğu sorularla kendisini mutlu ettiğini ifade eden Uğurlu,<strong> &#8221;İlk defa piyanoya elleri değen o minik ruhların, minik güzelliklerin yanıma gelmesi benim için çok güzel bir mutluluk oldu. Hayretleri, sormuş oldukları sorular, &#8216;Bu neden yapılıyor?&#8217;, &#8216;O pedallar ne işe yarıyor?&#8217;, &#8216;Bu tokmak nasıl çalışıyor?&#8217;, &#8216;Bu teller niye buradalar?&#8217; soruları bende müthiş bir sinerji oluşturuyor&#8221; </strong>dedi.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/eglence/1950/turkiyede-arabesk-modasi-bitmistir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşırı Yaz Sıcakları ve Ruh Sağlığı</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/1948/asiri-yaz-sicaklari-ve-ruh-sagligi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=asiri-yaz-sicaklari-ve-ruh-sagligi</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/1948/asiri-yaz-sicaklari-ve-ruh-sagligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 10:11:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sara BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1948</guid>
		<description><![CDATA[Aşırı sıcaklar öfke patlaması yapabilir Ülke genelinde bunaltıcı hava sıcaklıkları devam ederken, özellikle nispi nem oranının yüksek olduğu Doğu Karadeniz&#8217;de yaşayanlar sıcak çarpmaları ve ısı rahatsızlıkları konusunda uyarılıyor. Giresun Prof. Dr. İlhan Özdemir Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Ahmet Bal, sıcak havaların rahatsızlık verdiği yaz döneminde, nem oranının yüksekliğinin bu sorunu daha da artırdığını ifade etti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Aşırı sıcaklar öfke patlaması yapabilir</h1>
<p><strong>Ülke genelinde bunaltıcı hava sıcaklıkları devam ederken, özellikle nispi nem oranının yüksek olduğu Doğu Karadeniz&#8217;de yaşayanlar sıcak çarpmaları ve ısı rahatsızlıkları konusunda uyarılıyor.</strong></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=52503" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p>Giresun Prof. Dr. İlhan Özdemir Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. <strong>Ahmet Bal</strong>, sıcak havaların rahatsızlık verdiği yaz döneminde, nem oranının yüksekliğinin bu sorunu daha da artırdığını ifade etti. Bal, sıcak ve nemli ortamda kalarak ağır efor sarf eden kişilerde halsizlik, bitkinlik, baygınlık, aşırı terleme, bulantı ve baş ağrısı ile kol ve bacaklarda krampların görülebileceğini ifade ederek, <strong>&#8221;Bu gibi durumlarda sıvı ve mineral kaybına bağlı olarak bitkinlik ve şok gelişebilir. Hava akımının olmadığı kapalı ortamlarda kalan kişiler sıcak çarpması riski altındadır. Bu durum, güneş ve sıcak çarpması denilen, acil ve yoğun tedavi gerektiren ölümcül duruma kadar götürebilir&#8221;</strong> diye kaydetti.<br />
 </p>
<p><strong>Ruh sağlığına etkisi</strong></p>
<p>Ahmet Bal, aşırı sıcak ve nemin, ruhsal hastalığı olmayanlarda bile tahammülsüzlük, sinirlilik, uyku bozukluğu ve öfke patlamaları gibi sorunlara yol açabildiğini söyledi. Bal, aşırı sıcak ve nemin beden sağlığı yanında ruh sağlığı üzerinde de olumsuz etkiler yaptığına işaret ederek, şöyle devam etti: <strong>&#8221;Ruhsal hastalığı olan bireylerde zaten var olan bazı belirtiler, aşırı sıcak ve nemli havalarda artarak hastalıklarını daha çekilmez hale getirmektedir. Yaz aylarında depresyon vakalarının yüksek oranda görüldüğü bilimsel çalışmalarla da desteklenmektedir. Sıcak havalarda dikkat edilmemesi durumunda özellikle yaşlılar, kalp rahatsızlığı olanlar ve çocuklarda önemli sağlık sorunları yaşanabilir. Solunum zorluğu yaratan faktörlerden birisi de sıcak ve nemli havadır. Bu nedenle yaşlılar, kalp rahatsızlığı olanlar ve çocukların böyle durumlarda daha fazla dikkat etmesi gerekmektedir. Kalp hastalarının solunum zorluğu çekmesi kalbin iş gücünün artması ve kalbi fazla yorması anlamına geliyor. Böylece hastaların risk oranı daha fazla artmaktadır. Aşırı nemli olan Karadeniz yöresinde yaşlılar, kalp rahatsızlığı olanlar ve çocuklar sıcaktan korunmaya daha çok dikkat etmeliler. Ülke genelinde olduğu gibi yörede de artan sıcaklardan korunma konusunda özellikle bu grup son derece önemsenmelidir.&#8221;</strong><br />
<strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Alınabilecek önlemler</strong></p>
<p>Bal, alınacak bazı önlemlerle sıcak hava ve yüksek nemin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenebileceğine dikkati çekerek, öğle ve sıcaklığın çok yükseldiği saatlerde güneş altında kalınmaması, kapalı mekanların mutlaka havalandırılması, yeterli hava akımı olmayan mekanlarda klima veya vantilatör kullanılması, aşırı efor gerektiren işlerden, alkol, sigara ve ağır yiyeceklerden uzak durulması ve bol sıvı tüketilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Sıcak çarpması fark edildiğinde, kişinin hemen serin ve olabildiğince soğuk bir ortama taşınması gerektiğine işaret eden Bal, şunları kaydetti: <strong>&#8221;Kişinin üstü ıslak havlu veya çarşafla örtülüp, vantilatör karşısına konulmalı ve varsa klima maksimum soğuklukta ve hızda çalıştırılmalıdır. Hastaya buzlu su banyosu yapılabilir. Hasta acilen hastaneye kaldırılmalıdır. Aşırı sıcak nem etkisinde kalarak bulantı, kusma ve baş ağrısı gibi şikayetlerin ortaya çıktığı kişilerin hemen gölge, serin bir yere alınıp sırt üstü yatırılması ve bol su verilmesi gerekir. Özellikle ruhsal hastalığı olanların bu aylarda ilaçlarını düzenli olarak kullanmaları ve doktor kontrollerini aksatmamaları gerekmektedir. Ruhsal hastalığı olmayan bireyler ise sıcak ve nemden en az etkilenecekleri şekilde yaşamaya çalışmalıdır. Aşırı sıcak ve nemli havalarda mecbur kalınmadıkça dışarı çıkılmamalıdır. Bol bol sıvı tüketmeli, alkolden uzak durulmalı, aşırı fiziksel egzersiz yapmamalı ve rahat giyecekler tercih edilmelidir. Dengeli ve hafif yiyecekler tüketilmelidir. Fazla güneşlenmekten kaçınılmalıdır.&#8221;</strong><br />
 </p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/1948/asiri-yaz-sicaklari-ve-ruh-sagligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarkan&#8217;ın Yeni Albümü &#8216;Adımı Kalbine Yaz&#8217; Bugün Müzik Marketlerde!</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/sanat/muzik/1947/tarkanin-yeni-albumu-adimi-kalbine-yaz-bugun-muzik-marketlerde.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=tarkanin-yeni-albumu-adimi-kalbine-yaz-bugun-muzik-marketlerde</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/sanat/muzik/1947/tarkanin-yeni-albumu-adimi-kalbine-yaz-bugun-muzik-marketlerde.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 10:09:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1947</guid>
		<description><![CDATA[Tarkan gururla sunar: Adımı Kalbine Yaz Tarkan&#8217;ın çalışmalarını büyük bir titizlikle yürüttüğü, &#8220;Adımı Kalbime Yaz&#8221; isimli albümü HİTT-DMC etiketiyle bugün müzik marketlerdeki yerini aldı.  Tarkan, 3 yıllık bir aradan sonra sevenlerinin karşısına &#8220;Adımı Kalbine Yaz&#8221; albümüyle çıktı. Sanatçı, aynı albümde yer alan &#8220;Sevdanın Son Vuruşu&#8221; adlı şarkısını Mayıs ayında sevenlerinin beğenisine sunmuştu.   Albümde, söz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Tarkan gururla sunar: Adımı Kalbine Yaz</h1>
<p><strong>Tarkan&#8217;ın çalışmalarını büyük bir titizlikle yürüttüğü, &#8220;Adımı Kalbime Yaz&#8221; isimli albümü HİTT-DMC etiketiyle bugün müzik marketlerdeki yerini aldı.</strong><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?yer=yazar&amp;aranan=P%FDnar%20Kele%FE%20"> </a></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=55176" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p><strong>Tarkan,</strong> 3 yıllık bir aradan sonra sevenlerinin karşısına<strong> &#8220;Adımı Kalbine Yaz&#8221;</strong> albümüyle çıktı. Sanatçı, aynı albümde yer alan<strong> &#8220;Sevdanın Son Vuruşu&#8221; </strong>adlı şarkısını Mayıs ayında sevenlerinin beğenisine sunmuştu.<br />
 <br />
Albümde, söz ve müziği Tarkan&#8217;a ait olan şarkıların yanı sıra, <strong>Sezen Aksu, Yıldız Tilbe, Ozan  Çolakoğlu, Mithat Can Özer, Günay Çoban</strong> ve <strong>Gülşah Tütüncü</strong>’nün imzasını taşıyan şarkılar da yer alıyor.</p>
<p>Albümünün her ayrıntısıyla tek tek ilgilenen Tarkan, fotoğrafları için de dünyaca ünlü bir isimle çalıştı. Sanatçı, Los Angeles&#8217;a giderek Giuliano Bekor&#8217;ın objektifine poz verdi.</p>
<p><strong>İlk buluşma Harbiye&#8217;de</strong></p>
<p>Tarkan, albümle birlikte ilk konserini de Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi&#8217;nde verecek. Sanatçı, 31 Temmuz ve 1 Ağustos tarihlerindende iki gün boyunca Açıkhava&#8217;yı sallayacak. </p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/sanat/muzik/1947/tarkanin-yeni-albumu-adimi-kalbine-yaz-bugun-muzik-marketlerde.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hafızayı Güçlendirici Öneriler</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/1946/hafizayi-guclendirici-oneriler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=hafizayi-guclendirici-oneriler</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/1946/hafizayi-guclendirici-oneriler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 13:05:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1946</guid>
		<description><![CDATA[  Beyninizi ve hafızanızı yaşınız kaç olursa olsun genç tutabilirsiniz. Nasıl mı? İşte cevabı. 1- Ters el alıştırması Sağ eliniz yerine biraz da sol elinizi kullanmaya başlayın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın, kalemi ters elinizle tutun gibi&#8230; Sonuç olarak, rutin alışkanlıklarınızı kırar ve beyninizin kullanmadığınız diğer yarısını da harekete geçirmiş olursunuz. 2-Çocuk oyunu alıştırması İşe veya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="235" align="right">
<tbody>
<tr>
<td align="center" valign="middle"><img src="http://www.mcaturk.com/uploads/spot225w/030410140607_Haber1_spot_resim.jpg" alt="GÜÇLÜ BİR HAFIZA İÇİN" width="225" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h3>
<p>Beyninizi ve hafızanızı yaşınız kaç olursa olsun genç tutabilirsiniz. Nasıl mı? İşte cevabı.</h3>
<p><strong>1- Ters el alıştırması</strong></p>
<p>Sağ eliniz yerine biraz da sol elinizi kullanmaya başlayın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın, kalemi ters elinizle tutun gibi&#8230; Sonuç olarak, rutin alışkanlıklarınızı kırar ve beyninizin kullanmadığınız diğer yarısını da harekete geçirmiş olursunuz.</p>
<p><strong>2-Çocuk oyunu alıştırması </strong></p>
<p>İşe veya alışverişe giderken, tıpkı bir çocuk gibi merak içinde bütün duyularınızı harekete geçirin. Bakın, dokunun, dinleyin, koklayın. Bu şekilde çok ender yaptığınız bağlantıları canlandırır, beyninizin kapasitesini artırırsınız. Duyu organlarınızın ne kadar fazlasını kullanırsanız, hafızanız her zaman canlı kalır.</p>
<p><strong>3-Harf alıştırması </strong></p>
<p>Elinize bir gazete ve bir fosforlu kalem alın. Sırasıyla paragrafları okuyun ve çift yazylmış harflerin üzerini çizin. Mesela, çift &#8216;t&#8217; ve &#8216;m&#8217;lerin üzerini işaretleyin. Böylelikle konsantrasyonunuzun ne kadar uyarıldığını hemen hissedeceksiniz. Bu, zihnin canlanmasını artırır.</p>
<p><strong>4-Polisiye alıştırması </strong></p>
<p>&#8220;Dün akşam şu saatte ne yaptım, neredeydim, iki saat önce ne yaptım?&#8221; gibi, genellikle polisiye romanlarında sorulan soruları kendinize yöneltin. Ve tabii cevaplayın. Bu alıştırma sonucunda yaptıklarınıza karşı dikkatinizi geliştirebilirsiniz.</p>
<p><strong>5-Yürüyüş alıştırması </strong></p>
<p>Asker yürüyüşü gibi olduğunuz yerde hareket edin. Sol bacağınızı her kaldırdığınızda, önce sağ elinizle, sonra sol elinizle dizinize dokunun. Böyle çaprazlama hareketlerle beyninizin her iki tarafını kullanmış olursunuz.</p>
<p><strong>6-Ressam alıştırması </strong></p>
<p>Burnunuzun ucunda bir fırça olduğunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiğiniz renkte yatay bir sekiz çizin. Bu çizim hareketleri, yorgun zihninizi hemen canlandırır. Aynı zamanda beyni bloke eden stresi etkili biçimde yok eder.</p>
<p><strong>7-Ajan alıştırması </strong></p>
<p>Bu alıştırmayı daha çok sokakta yapacaksınız. Çevrenizde bulunan arabaların plakalarına bakın ve plakadaki harflerden kelimeler, hatta cümleler türetmeye çalışın. Böylece hem kelime hazinenizi geliştirir hem de beyninizi canlandırırsınız.</p>
<p><strong>8-Resim alıştırması </strong></p>
<p>Bu alıştırmayla alışveriş listelerini çok kolay ezberleyebilir, hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Bunun için kalem kağıt alın ve kağıdın üzerine mum, kaktüs, yonca gibi semboller çizin. Her resim bir sayıyı sembolize ediyor. Ardından sembolleri sayılara göre ezberleyin. Bu alıştırmayla, zihninizde listeler oluşturmayı kolay başarırsınız.</p>
<p><strong>9-Otobiyografi alıştırması </strong></p>
<p>Düşünün ki, hayat hikayenizi tekrar yazmanız gerekiyor. Burada, işe, gittiğiniz ilkokuldan başlayabilirsiniz. Bunun için en yakın arkadaşınızı, tipini, sınıfınızın düzenini hatırlamanız gerekiyor. Bu alıştırmayla, kişilerle ilgili hafızanızı harekete geçirirsiniz.</p>
<p><strong>10-Hipnoz alıştırması </strong></p>
<p>Özellikle stresli anlarınızda olumlu kelimelerden destek almaya bakın. Bunlarla olumsuz düşüncelerinizi yok edersiniz. Mesela, &#8220;Benim için gerekli olan her şeyi biliyorum ve çok sakinim&#8221; cümlesini tekrarlayabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/1946/hafizayi-guclendirici-oneriler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyin ve Davranış:Sağ ve Sol Beynin Şifreleri</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/1944/beyin-ve-davranissag-ve-sol-beynin-sifreleri.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=beyin-ve-davranissag-ve-sol-beynin-sifreleri</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/1944/beyin-ve-davranissag-ve-sol-beynin-sifreleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 10:31:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Davranış Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1944</guid>
		<description><![CDATA[Yapılan araştırmalar her geçen gün beyin ile ilgili yeni bilgiler veriyor. Kişinin duygularını tanıması ve beynini doğru yönlendirmesi de giderek önem kazanıyor. Sol beyin &#8216;EĞER&#8217; ve &#8216;FAKAT&#8217; der Bugün artık biliyoruz ki, sol beyin, kelime ve sayılarla ilgilenen, sağ beyne nazaran geçmişin üzerinde daha çok duran beyin alanıdır. Bu alanın özellikleri, soğuk, keskin, köşeli, mesafeli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="font-family: Tahoma;">Yapılan araştırmalar her geçen gün beyin ile ilgili yeni bilgiler veriyor. Kişinin duygularını tanıması ve beynini doğru yönlendirmesi de giderek önem kazanıyor.</span></h3>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Sol beyin &#8216;EĞER&#8217; ve &#8216;FAKAT&#8217; der</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Bugün artık biliyoruz ki, sol beyin, kelime ve sayılarla ilgilenen, sağ beyne nazaran geçmişin üzerinde daha çok duran beyin alanıdır. Bu alanın özellikleri, soğuk, keskin, köşeli, mesafeli ve sert olması, katı kurallarının bulunmasıdır. Sol beyin &#8216;eğer&#8217; ve &#8216;fakat&#8217; sözlerini çok kullanır. Bu iki kelime hemen karar vermemeyi ifade eder. Beynin sol tarafı, bir şeyi anlamaya çalışırken aynı zamanda ertelemeye de yatkındır. Ayrıca benmerkezci olma eğilimindedir. Kendisini mutlu edecek şeyleri önemser. Bu sebeple de kendisi önceliklidir. Erkeklerin sol beyinleri baskın çalıştığı için benmerkezci yanları baskındır. Beynin sol kısmı, iradeyi mantıksal olarak kullanır. </span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong><img src="http://www.mcaturk.com/uploads/beyin_sag_sol.jpg" border="1" alt="" hspace="4" vspace="4" width="283" height="213" align="right" /></strong></span><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Sağ beyin duygusaldır!</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Sol beyin, yeni fikirlere açık değildir. Koruyucu, tutucu ve savunucudur. Oysa sağ beyin farklılıklara gebedir. Deneme yanılmayla karar verir. Duygusal alanlarla ilgili olduğu için istekleri hemen olsun ister. Stratejik düşünmek yerine, taktik bulur. Arzularını ertelemekten hoşlanmaz. Hızlı karar verip harekete geçmek eğilimindedir, acelecidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Sol beyin eril, sağ dişildir</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Sol beyin, yeni fikirlere açık değildir. Koruyucu, tutucu ve savunucudur. Sağ beyin farklılıklara gebedir. Deneme yanılmayla karar verir. Sol beyin sayı ve rakamlarla ilgilenirken sağ beynin ilgi alanı daha çok görsel konulardan ve zevklerden oluşur. Estetik kaygılar sağ beyinde etkilidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Sağ beyin sevgiye göre karar verir!</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Sağ beyni baskın çalışan kişiler iradelerine duygularını katarlar. Bir insanla iş yaparken ya da onun hakkında karar verirken kâr-zarar analizi yapmaktan çok, onu sevip sevmediklerini ölçü alırlar. İnsanları analiz ederken &#8220;o beni çok sever&#8221; ya da &#8220;ben onu çok severim&#8221; diyerek referanslarının duygu olduğunu belli ederler. </span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Sağ beyin niyete sol beyin sürece bakar</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Sol beyinde niyet önemli değildir. Sürece ve sonuca bakar. Sağ beyin ise niyete göre hareket eder. Sol beyin hayal kurmaz ama sağ beyin hayalcidir. Yine sağ beyin sezgilere çok değer verir. Beyin görüntüleme çalışmalarında sol beynin görsel unsurlara hızlı tepki verdiği ortaya çıkmıştır. Oysa sağ beyin duygusal sayılabilecek uyarılara daha çabuk cevap vermektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Sağ beyin sempatik, ön beyin empatiktir</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Sol beynin önceliği kendisindeyken, sağ beynin önceliği başkalarındadır. Oysa ön beyin, önceliğin kendisinde mi yoksa başkalarında mı olacağını, hangi şartta nasıl tercihler yapacağını iyi belirler. Ön beyin empatik düşünür. Mesela, sol beyniyle düşünen bir kimse karşısındakine yol tarif ederken, yönleri kendisine göre tarif eder. &#8220;Sola gideceksin&#8221; dediğinde bu sol taraf kendi soludur. Oysa empati yapabilen insan karşı tarafın yönünü dikkate alır. </span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Sol gerçekleri, sağ beyin duyguları analiz eder</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Sağ beyin pembe düşler görür. Gerçeklerden uzak hayaller kurmak onun işidir. Sol beyin ise, hayali ve sezgileri önemsemez, kullanmaz. Sağ beyin dişil özellikler barındırdığı için, sezgisel düşünmeye yatkındır ve sezgilerinde çoğunlukla haklı çıkar. Ön beyin ise sezgileri süzgeçten geçirerek kullanır. Her hissettiğini doğru kabul eden sağ beyne mukabil, ön beyin sezgilerinin doğru olup olmadığını anlamaya çalışır. Sol beyin gerçekleri, sağ beyin duyguları, ön beyin ise doğruları analiz eder ve öncelik verir. </span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Sol beyinde erkeksi özellikler baskın!</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Sağ beyin duygusal kararlar verdiği için, bu kararları inanarak vermek ister. Sol beyin, inanamasa da karar vermekten yanadır. Sol beyin tekil ve erildir. Yani erkeksi özellikleri baskındır. Sağ beyin ise çoğulcudur ve dişil özellikleri vardır. Sol beyin anlamaya çalışırken, sağ beyin hissetmek için uğraşır. Sol beyin karşılaştığı olaylarda çıkarı doğrultusunda tepkiler verirken, sağ beyin sempatik bir bakışıyla yaklaşır. Yani kendini hemen olaya kaptırır. Sağ beyni baskın çalışan kimse, birisi ağladığı zaman onunla beraber ağlar. Kendisinden çok başkalarını mutlu etmeye uğraşır. Kadınlarda bu özelliğe sık rastlanır, kadınların şefkat duyguları yoğundur ve iyi annelik yaparlar.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/1944/beyin-ve-davranissag-ve-sol-beynin-sifreleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşkın Ömrü</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1943/askin-omru.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=askin-omru</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1943/askin-omru.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 09:52:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasemin TAŞMAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1943</guid>
		<description><![CDATA[Aşkın ömrü &#8217;2 yıl 11 ay 8 gün&#8217;müş İngiliz evlilik sitesi &#8220;confeti.co.uk&#8221; tarafından yapılan araştırmaya göre; aşkın ömrü 2 yıl 11 ay 8 gün sürüyor. 4 bin çifte evliliklerinin hangi döneminde mutlu oldukları soruldu. Posta&#8217;nın haberine göre, çiftlerin en mutlu zamanlarını ilişkilerinin üçüncü yılına doğru yaşadıkları, bu noktadan sonra beraberliklerin çöküşe geçtiği görüldü. Üç yılın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Aşkın ömrü &#8217;2 yıl 11 ay 8 gün&#8217;müş</h1>
<p><strong>İngiliz evlilik sitesi &#8220;confeti.co.uk&#8221; tarafından yapılan araştırmaya göre; aşkın ömrü 2 yıl 11 ay 8 gün sürüyor.</strong></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=42335" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p>4 bin çifte evliliklerinin hangi döneminde mutlu oldukları soruldu. Posta&#8217;nın haberine göre, çiftlerin en mutlu zamanlarını ilişkilerinin üçüncü yılına doğru yaşadıkları, bu noktadan sonra beraberliklerin çöküşe geçtiği görüldü. Üç yılın sonunda hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.</p>
<p>Evlilik sitesinde mutlu evliliğin reçetesi aşağıdaki gibi verildi:</p>
<p>- Her gün kendinize 1 saat 15 dakika zaman ayırın.</p>
<p>- Eşinize ev işlerine yardım ettiğinde teşekkür edin.</p>
<p> - Ayda bir açık havada yürüyüş yapın.</p>
<p>- Günde en az bir kere partnerinize çay ya da kahve içmeyi teklif edin.</p>
<p> - Yatağa girmeden önce 24 dakika dertleşin.</p>
<p> - Kavga da etseniz uyumadan önce öpüşüp barışın.</p>
<p>- Günde beş kez kucaklaşın ve en az bir kere ‘Seni seviyorum’ deyin.</p>
<p>- Eşiniz iş yerindeyken mesaj, telefon ya da e-posta yoluyla dört kez haberleşin.</p>
<p>- Haftada üç geceyi kanepede kıvrılıp oturarak geçirin.</p>
<p>- İki günde bir birbirinize iltifat edin.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/1943/askin-omru.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/1942/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/1942/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 09:50:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1942</guid>
		<description><![CDATA[Dikkat eksikliği hastalık belirtisi Konsantrasyon sorunu mu yaşıyorsunuz ya da uzun süre aynı yerde oturamıyor, bir toplantıyı takip etmekte zorlanıyor musunuz? Başladığınız bir işi bitiremiyor, öfke atakları geçiriyor, aklınıza ilk geleni söyleme eğilimi mi gösteriyorsunuz?&#8230; Uzmanlar, bunları, stresli bir yaşamın sonucu olarak yorumlamak yerine, çocukluk döneminde başlayan ve yetişkinlikte de devam edebilen Dikkat Eksikliği ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Dikkat eksikliği hastalık belirtisi</h1>
<p><strong>Konsantrasyon sorunu mu yaşıyorsunuz ya da uzun süre aynı yerde oturamıyor, bir toplantıyı takip etmekte zorlanıyor musunuz? Başladığınız bir işi bitiremiyor, öfke atakları geçiriyor, aklınıza ilk geleni söyleme eğilimi mi gösteriyorsunuz?&#8230;</strong></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=55128" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p>Uzmanlar, bunları, stresli bir yaşamın sonucu olarak yorumlamak yerine, çocukluk döneminde başlayan ve yetişkinlikte de devam edebilen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) hastalığının belirtileri olabileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<p>Tedavi edilmediğinde kişinin yaşam kalitesini düşüren, iş, ev başta olmak üzere sosyal hayatını önemli ölçüde zedeleyebilen hastalığın, uzman hekim kontrolünde tedavi edilmesinin mümkün olduğunu vurgulayan uzmanlar, ilaç ve psikoterapinin etkin tedavi yöntemi olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Türkiye Psikiyatri Derneği Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Bilimsel Çalışma Birimi Koordinatörü ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Öğretim Üyesi Doç. Dr. <strong>Cengiz Tuğlu</strong>, yaptığı açıklamada, DEHB&#8217;nin çocukluk çağında başlayan, etkisi tüm bir yaşama yayılabilen, süreğen bir nöropsikiyatrik bozukluk olduğunu söyledi.</p>
<p>Toplumdaki DEHB yaygınlığının çocuklukta yaklaşık yüzde 8, ergenlikte yüzde 6 ve erişkinlikte yüzde 4 olarak bildirildiğini ifade eden Tuğlu, çocukluk çağında var olan dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsel davranışların ilk olarak okul çağında fark edildiğini belirtti. Tuğlu, <strong>&#8221;Sınıfta oturamayan, oyunlarda arkadaşları ile yoğun sorunlar yaşayan ve okuma faaliyetlerinde gecikebilen çocuklar görece hızlı fark edilip tıbbi yardım almaları için yönlendirilebilmektedir&#8221; </strong>dedi.</p>
<p>Yaşam boyu devam eden dikkatsizlik, dürtüsellik ya da hiperaktivite yakınmaları olan tüm erişkinlerde de DEHB tanısının akla gelmesi gerektiğine işaret eden Tuğlu&#8217;nun verdiği bilgiye göre, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu yaşama, kişiler arası ilişkilere, okul ve iş dünyasına yansıyan olumsuz etkileri açısından toplumun ve sağlık hizmetlerinin önemli sorunlarından birisini oluşturuyor.</p>
<p>DEHB ister çocukluk ister erişkinlik döneminde olsun sadece hastaları değil çevrelerini, ailelerini, ebeveynlerini de etkiliyor. Riskli sağlık davranışları açısından tehdit altında olan ergen ve genç erişkinlerde DEHB varlığında, sigara ve madde kötüye kullanımı, yasal sorunlar, kötü akran ilişkileri, kendine güven kaybı, okul ve iş başarısında düşüklük ve psikiyatrik eş tanılar gözlenebiliyor.</p>
<p><strong>Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığı düşüyor</strong></p>
<p>Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığındaki düşüş, hastalığın belirtilerinde azalma olduğuna işaret ediyor, ancak belirtiler tamamen ortadan kalkmıyor.</p>
<p>Azalma eğilimine rağmen erişkin DEHB olan kişilerde bir işe başlayamama, iş yerinde verimsizlik ve kötü zaman yönetimi, çok sayıda işe başlanmasına rağmen bir çoğunu bitirememe, bir toplantı boyunca oturamama, stresle baş edememe ve öfke atakları, aklına ilk geleni söyleme eğilimi, kötü şoförlük sorunları ve evlilik ve sorumluluklarının idaresi ile ilgili yoğun sorunlar sıklıkla ortaya çıkabiliyor.</p>
<p>Dikkatsizlik daha çok bireyi, diğer bulgular ise daha çok çevreyi rahatsız ediyor. Belirtilerini dışa vuran erkeklerin tersine kız çocuklar genellikle olumsuz geri bildirimleri içselleştirme, özür dileme, uyum sağlamaya çalışma, suçu üzerine alma ve kavga etmeme eğilimi gösteriyor. Beklentileri karşılamak için daha çok çalışarak ve yetersizlikleriyle başa çıkarak başarılı öğrenciler olmayı lise dönemine dek sağlayabiliyor, ama bozukluğun daha sessiz seyrediyor olması ve bu nedenle müdahale edilebilir olan bir sorun alanına gereken müdahaleleri yapamama kadınların yaşamına, özellikle onların akademik gelişimlerine önemli zararlar verebiliyor.</p>
<p><strong><br />
Başka ruhsal bozukluklar, DEHB belirtilerini gizleyebiliyor</strong></p>
<p>Çocuklar ve erişkinlerle yapılmış çalışmalara göre, karşıt olma, karşı gelme bozukluğu, davranım bozukluğu, anksiyete bozuklukları, duygu durum bozuklukları, öğrenme bozuklukları ve alkol-madde kullanım bozuklukları olarak adlandırılan ruhsal hastalıklar da psikiyatrik eş tanıları oluşturuyor. Bu ruhsal bozukluklar, bazen DEHB belirtilerinin gizlenmesine ya da ilaçlarla bir bozukluğu tedavi ederken diğerinde bozulmalar ortaya çıkmasına yol açabiliyor.<br />
Erişkin dönemde başka ruhsal bozuklukların eşlik etmesi ve erişkin yaşamının karmaşıklığı, çocuklardan farklı olarak erişkin DEHB tedavisinde daha kapsamlı tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını gerekli kılıyor.</p>
<p>DEHBİ&#8217;de ilaç tedavisi uygulanırken, ilaçların erişkinlerde tıbbi ve ruhsal eş tanıları gözeterek planlanması gerekiyor. Bundan sonra da psikoterapi uygulanabiliyor.</p>
<p>Bu sorunu yaşayan kişilerin çoğu, yineleyen başarısızlıklar yaşayabiliyor. Bu başarısızlık öyküleri ise kişinin kendi hakkında olumsuz düşünceler geliştirmesine yol açabiliyor. Bu kişiler, üstlendikleri görevler konusunda işlevsel olmayan düşünceler geliştirebiliyor. Ortaya çıkan bu olumsuz düşünce ve inançlar, var olan kaçınma davranışlarını arttırabiliyor. Bunun sonucunda da kişiler, görev ya da sorunla karşı karşıya kaldığında dikkatlerini daha çok kaybedebiliyor.<br />
DEHB ile ilgili güçlükleri çocukluklarından beri yaşayan kişiler, hem erişkinlik döneminde benzer belirtiler sergiliyor hem de bazen belirtiler gerilese bile çocukluk döneminde almış oldukları hasarların yansımalarını yaşam boyu taşıyorlar.</p>
<p>Önlenebilir kayıplara engel olabilmek için rahatsızlık fark edildiğinde tüm tedavi imkanları kullanılarak etkin bir tedavinin hızlı ve dikkatli bir biçimde başlatılması gerekiyor. Bunun sağlanması için DEHB belirtileri olanların öncelikle bir psikiyatri uzmanına başvurması ve DEHB yakınmaları olan bireylerin psikiyatri uzmanına yönlendirilmesi tavsiye ediliyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/1942/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şizofreni Hakkında Merak Edilenler</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/1941/sizofreni-hakkinda-merak-edilenler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=sizofreni-hakkinda-merak-edilenler</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/1941/sizofreni-hakkinda-merak-edilenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 09:28:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Şizofreni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1941</guid>
		<description><![CDATA[Şizofreni çoğumuzun adını duyduğu bir hastalıktır. Bu hastalık insanları ürpertir. Şizofreni hastaları televizyonda, sinemada ve kimi zaman basında tehlikeli, şiddet kullanan ve suç işleyen insanlar olarak sunulur. Yanlışlarla dolu olan bu önyargı şizofreni hastalarıyla toplum arasında kalın bir duvar oluşturarak şizofreni hastalarının dışlanmalarına neden olur. Bu yaklaşım nedeniyle hem şizofreni hastasının hem de ailesinin tedavi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Şizofreni çoğumuzun adını duyduğu bir hastalıktır. Bu hastalık insanları ürpertir. Şizofreni hastaları televizyonda, sinemada ve kimi zaman basında tehlikeli, şiddet kullanan ve suç işleyen insanlar olarak sunulur. Yanlışlarla dolu olan bu önyargı şizofreni hastalarıyla toplum arasında kalın bir duvar oluşturarak şizofreni hastalarının dışlanmalarına neden olur. Bu yaklaşım nedeniyle hem şizofreni hastasının hem de ailesinin tedavi için toplumsal desteğe duyduğu gereksinim karşılanamaz.</h3>
<h3> </h3>
<h3>Şizofreni nedir?</h3>
<p>Şizofreni, kısaca insanın yaşadığı gerçeklikten uzaklaşarak kendine özgü bir dünya yarattığı bir durumdur. Çevresinde olup bitenleri değerlendirme biçimi, olaylara bakışı, diğer insanlarla ilişkisi hastalığın etkisiyle tekrar şekillenir. Hepimiz uykuda çeşit çeşit rüyalar görürüz. Rüyalarımızdaki dünya, başka bir dünyadır. Kimi zaman üstün yeteneklerle donanmışızdır. Çocukluk yıllarımıza ya da geleceğe ait zamanın içinde kendimizi buluruz. Kimi zaman birileri ya da gerçek dışı yaratıklar peşimizdedir. Rüya dünyası hem hoş hem de kötü sürprizlerle doludur. Ama biliriz ki, rüya dünyası ayrıdır ve uyanınca gerçek dünyadayızdır. Şizofrenide ise kişi adeta gerçek dünyayla rüya dünyasını aynı anda ve uyanıkken yaşar. Alışılagelmiş algılama ve yorumlama biçimleri onun için yabancılaşır. Daha önce değer verdiği kavramlar anlamsız hale gelirken kendi dünyasında yarattığı değerler, korkular ve düşünceler ön plana çıkar.</p>
<h3>Şizofreni nasıl bir hastalıktır?</h3>
<p>Şizofreni hastaları yüzyıllardır farklı isimlerle, o kültüre özgü değerler doğrultusunda, kimi zaman ayrıcalıklı insanlar olarak, kimi zaman ise cezalandırılması gereken ve kötü ruhların etkisindeki insanlar olarak tanımlanır. Şizofreni hastalarında görülen belirtilerin farklı şiddette olması bu hastalığın tanımlanmasını güçleştirir. Hastalığın şiddeti kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kimi zaman ise aynı kişide krizler arasında dönemsel artışlar da olabilir. Son yıllarda yapılan araştırmalarla şizofreniye ait genel bir tanımlama oluşturuldu ve belirtilere göre farklı alt gruplara ayrıldı. Şizofreni genellikle 45 yaşın altında ortaya çıkar. Kadınlarda ve erkeklerde aynı oranda görülür. Genellikle maddi güçlükleri olan ailelerde daha sık olduğu ileri sürülür, ancak bu konu henüz netlik kazanmadı. Şizofreni güç fark edilen, sinsi başlayan, kronik bir hastalıktır.</p>
<h3>Şizofreni hastalığı yaygın mıdır?</h3>
<p>Şizofreni sanıldığının aksine yaygın bir hastalıktır. Ülkemizde hastalığın yaygınlığı araştırılmadı, ancak ülkemizdeki oranların yurtdışında yapılan araştırmalardaki oranlarla benzer olduğu düşünülüyor. Araştırmalara göre yaşam boyu her 100 kişiden biri bu hastalığa yakalanır.</p>
<h3>Şizofreni hastalığına yatkınlıktan bahsedilebilir mi?</h3>
<p>Kalıtsal yatkınlığın şizofrenide önemli bir rolü vardır, ancak yapılan araştırmalardan elde edilen genel kanı kalıtsal yapının, kişinin beyin hücrelerindeki kimyasal bozuklukların, olumsuz çocukluk yaşantılarının, viral hastalıkların, annenin gebelik döneminde ve doğum sırasında yaşadığı sağlık sorunlarının farklı oranlarda etkili olduğudur.</p>
<h3>Yoğun stres ya da üzüntü şizofreniye neden olur mu?</h3>
<p>Yaygın yanlış inanışlardan biri de hastalığın yaşanan kötü bir olay nedeniyle ortaya çıktığı düşüncesidir. Bu düşünce ailenin gereksiz yere kendisini ya da çevreyi eleştirmesine ve suçlamasına yol açar. Stres ve üzüntü sağlıklı kişilerde şizofreniye yol açmaz, ancak bardağı taşıran son damla etkisi yaparak yatkınlığı olan kişilerde hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilir.</p>
<h3>Şizofreni hastalığı nasıl başlar?</h3>
<p>Hastalığın başlangıcı ani ve şiddetli olabileceği gibi sinsi de olabilir. Bu dönem özellikle aile ve yakın çevre tarafından fark edilir. Kişi çevreye karşı isteksizdir, fazla konuşmaz, içine kapanmaya, önceleri zevk aldığı etkinliklerden uzaklaşmaya başlar. Arkadaşlarını ve ailesini ihmal edebilir. Okulda ya da işyerinde ilgisizdir, başarısı düşmeye başlar. Kişi kendini gittikçe tuhaf, şaşkın ve amaçsız hisseder. Çabuk sinirlenmeye ve olaylara karşı eskisine göre daha aşırı tepkiler göstermeye başlar. Manevi ve dini konulara ilgi artışı sıkça görülür. Toplumdan uzaklaşıp eve kapanabilir. Evde huzursuz ve dağınıktır. Korkular, şüpheler yaşamaya, garip davranışlar göstermeye, mantıksız düşüncelerle meşgul olmaya başlayabilir. Kıyafetlerine özensizlik, bedensel temizliğine ilgisizlik, uyumsuz giyinme gibi davranışlar olabilir. Bu bulgular günler içerisinde olabileceği gibi haftalar hatta yıllar içerisinde yavaş yavaş da gelişebilir.</p>
<h3>Şizofreni hastalığının zekayla ilişkisi var mıdır?</h3>
<p>Halk arasında zeki insanlarda ruhsal rahatsızlık olmayacağı yönünde bir yargı vardır. Şizofreni hastalığıyla zeka geriliği arasında bir ilişki yoktur. Ancak kişide hastalığın etkisiyle olaylara bakış ve yorum değişir. Zekada bir kayıpsa söz konusu değildir.</p>
<h3>Şizofreni hastalığı nasıl seyreder?</h3>
<p>Şizofrenide hastalık dalgalanmalar gösterebilir. Genel içe kapanmanın olduğu dönemler ve kriz dönemleri nöbetler halinde ortaya çıkabilir. Genel içe kapanma döneminde kişi dikkatsizdir. Çevresiyle ilişkilerinde arkadaşlarına ve ailesine karşı sorumsuz ve ilgisiz olabilir. Eğlencelere karşı ilgisi azdır. İşine ya da okuluna devam etmez. Temizliğine ve kıyafetine özensizdir. Kıyafet değiştirmeyebilir, banyo yapmayabilir. Tekdüze bir yüz ifadesi vardır, duygularını mimikleriyle ifade edemez. Konuşması azdır, sesindeki duygusal tonlamalar silinir. Basit cümleler kurmaya başlar. Kriz döneminde ise kişinin gerçekle ilgili algısı büyük oranda bozulur. Çevresindeki olayları ve kişileri olduğundan farklı görür ve yorumlar. Bu dönemde çevresinden kendisine yönelik düşmanlık yapıldığını ve bundan zarar görebileceğini, insanların kendi düşüncelerini etkilediklerini, yakınları ve sevdikleri tarafından ihanete uğradığını, insanüstü ya da dini özelliklere sahip olduğunu düşünebilir. Aslında var olmayan sesleri duyabilir ve bu sesleri dinleyerek bunlara yanıt verebilir. İnsanlar, kendi kendisine konuştuğunu fark eder. Gözünün önüne görüntüler, burnuna kokular gelebilir. Bu dönemde düşüncelerini toplaması ve aktarmasında güçlükler ortaya çıkabilir. Dağınık, saçma ve garip konuşmalar yapabilir. Tuhaf davranışlarda bulunabilir.</p>
<h3>Şizofrenler saldırgan olurlar mı?</h3>
<p>Şizofreni hastalarında kendisine ve çevresine zarar verici davranışlar kimi zaman ortaya çıkabilir. Bu davranışlar hastalığın kriz döneminde sık görülür. Gerçekten kopma nedeniyle hasta şaşkın ve sinirli olabilir. Çevresinde olan olayları yanlış yorumlar, gerçek dışı seslerin etkisiyle ve sıklıkla kendisine gelecek bir zarardan kurtulmak için savunmaya geçer. Kriz döneminde hastaya yönelik eleştiri, bağırma, azarlama, hareketlerini kontrol etmeye çalışma gibi yaklaşımlar saldırgan davranışın ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Soğukkanlı davranmak, eleştirmeden sakin, açık, basit ifadeler kullanarak konuşmak, kriz döneminde saldırgan davranış riskini azaltır. Yapılan araştırmalar şizofreni hastalarıyla ruhsal rahatsızlığı olmayan insanlar arasında suç işleme oranı açısından farklılık olmadığını ortaya çıkartır. Yani şizofreni hastaları daha çok ve sık suç işlerler yargısı çoğu araştırmacı tarafından çürütülür.</p>
<h3>Şizofreni hastalığı nasıl ilerler?</h3>
<p>Şizofreni kronik bir hastalık olmasına rağmen, erken dönemde tanı konulduğunda ve tedaviye başlanıldığında hastaların yüzde 60’ının belirgin düzeyde ya da tam olarak iyileştiği tespit edildi. Hastanın sosyal çevresindeki destek tedavi başarısını etkiler. Hastaların bir kısmında ise yıllar içerisinde çevreye uyum zorlaşabilir, içe kapanma derinleşebilir. Düzenli tedavi görmeyen hastalarda kriz dönemleri sıkça ortaya çıkabilir.</p>
<h3>Şizofreni hastalığı nasıl tedavi edilir?</h3>
<p>Tedavide doktor, hasta ve hasta yakınlarının işbirliği yapması gerekir. Tedavide kullanılan ilaçlar her geçen gün yenileniyor ve bu alanda başarılı sonuçlar elde ediliyor. İlaç tedavileri kriz döneminde daha yoğun olmak üzere diğer zamanlarda da uygulanır. İlaç düzenlemesinin uygun bir biçimde yapılabilmesi için hasta-doktor ve hasta ailesi işbirliğinin sürekli olması gerekir. Kimi zaman hastanede yatarak tedavi gerekebilir. İlaç tedavisi dışında terapi ve eğitim amaçlı görüşmeler hasta ve ailesi için önemlidir. Ailenin içten, sıcak tutum ve olumlu yaklaşımları hastalığın seyrini iyi yönde etkiler, kriz dönemlerinin sıklığını azaltır. Şizofreni tedavisi uzun süreli ve fedakarlık gerektiren bir süreçtir. Umudun canlı tutulması, hastanın dünyasını anlama çabası önemlidir.</p>
<h3>Önemli noktalar</h3>
<p><strong>Şizofreni insanın yaşadığı gerçeklikten uzaklaşarak kendine özgü bir dünya yarattığı bir durumdur. Sıklıkla güç fark edilen, sinsi başlayan, kronik bir hastalıktır.</p>
<p>Araştırmalara göre yaşam boyu her 100 kişiden biri bu hastalığa yakalanır. Hastalığın başlangıcı günler içerisinde olabileceği gibi haftalar hatta yıllar içerisinde yavaş yavaş da gelişebilir. Şizofrenide hastalık dalgalanmalar gösterebilir. Genel içe kapanmanın olduğu dönemler ve kriz dönemleri nöbetler halinde ortaya çıkabilir.</p>
<p>Şizofreni kronik bir hastalık olmasına rağmen, erken dönemde tanı konulduğunda ve tedaviye başlandığında, hastaların önemli bir bölümünün belirgin düzeyde ya da tam olarak iyileştiği görülür. Şizofreni tedavisinde hasta, doktor ve aile işbirliği çok önemlidir. Şizofreni tedavisi uzun süreli ve fedakarlık gerektiren bir süreçtir. Hastanın ve ailesinin umudu canlı tutulmalı, hastanın dünyasını anlamak için çaba gösterilmelidir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/1941/sizofreni-hakkinda-merak-edilenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öfke ve Kontrolü</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/1939/ofke-ve-kontrolu.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=ofke-ve-kontrolu</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/1939/ofke-ve-kontrolu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 20:30:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasemin TAŞMAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Davranış Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1939</guid>
		<description><![CDATA[Öfke bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor Öfke her zaman hayatımızın bir yerinde duruyor. Gün geliyor trafikte çıldırıyor, işyerindeki çalışma arkadaşlarımıza öfke kusuyor ve çoğunlukla da iletişimde olduğumuz kişileri hırpalıyoruz. Peki öfke temel bir duygumuz da, onu kontrol altında tutmak gerekmiyor mu? Öfke deyince, hepimizin aklına bir görüntü düşüyor. Bu kimi zaman tanık olduğumuz olaylar, ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Öfke bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor</h1>
<p><strong>Öfke her zaman hayatımızın bir yerinde duruyor. Gün geliyor trafikte çıldırıyor, işyerindeki çalışma arkadaşlarımıza öfke kusuyor ve çoğunlukla da iletişimde olduğumuz kişileri hırpalıyoruz. Peki öfke temel bir duygumuz da, onu kontrol altında tutmak gerekmiyor mu?</strong></p>
<p><img src="http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=47096" border="0" alt="" align="right" /></p>
<div>
<p>Öfke deyince, hepimizin aklına bir görüntü düşüyor. Bu kimi zaman tanık olduğumuz olaylar, ama çoğu zaman yaşadığımız şeylerden bir parça oluyor. Trafikte cinnet getirenler, ufak sorunların büyümesi sonucunda çekilen silahlar, kimi zaman intiharlar, aile içi şiddet, hastanede sonlanan sebepsiz çatışmalar&#8230; Sadece bu kadar mı? Futbolda holiganizm, polisin “orantılı” güç kullanımı, hatta “Öfke bir hitabet sanatıdır” diyen başbakan. Bu örneklere bakıp <strong>“Ben o kadar da öfkeli değilim” </strong>demeyin. Günümüzde öfke o kadar yaygın bir halde etrafımızı sarmış durumda ki. Yeni bir aleti aldınız, fişe taktınız ve çalışmadığını fark ettiniz. Bir yere yetişmek zorundayken 90 kilometre hızla gidebileceği yerde önünüzdeki araç ısrarla 30 km. hızla gidiyor. Ya da yolda giderken bir sakızın üzerine bastınız. Ne kadar da basit ve hayatın içinden örnekler değil mi? Peki bu durumlarla nasıl başa çıkıyoruz? Öfkesiz kliniği, tüm bu dertlerden yola çıkarak kurulan, Türkiye’nin yalnızca öfke üzerine çalışan ilk birimi. Aydın Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü son sınıf öğrencisi Kayhan Gürbüz’ün projesi olarak Bakırköy’deki Performans Psikiyatri Kliniği’nce uygulamaya konan bu klinik son yıllarda yaşanan öfke patlamalarının neticesinde, ihtiyaçtan doğmuş. Zaten Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri de ihtiyaçları çok net bir şekilde önümüze koyuyor. Verilere göre boşanmaların yaklaşık yüzde 97’si geçimsizlik ve cana-kast, fena muamele nedeniyle gerçekleşiyor. 2008 yılı verilerine göre toplam 3 bin 447 kişi öldürme, 7 bin 802 kişi yaralama, 1296 kişi hakaret, 192 kişi kötü muamele, 3 bin 517 kişi de ateşli silahlar ve bıçaklarla ilgili suçlardan cezaevine girmiş. Gürbüz, bunların çok büyük bir bölümünün kontrol edilmeyen öfkenin etkisiyle yaşandığının yadsınamayacağını söylüyor. Tüm bu verileri önümüze alıp Gürbüz ile Öfkesiz kliniğinden çocuk ve ergen psikiyatrı Hülya Bingöl, psikologlar Nuray Gergerlioğlu, Gizem Pekcan ve Yetkin Kuşan’ın kapısını çaldık.</p>
<p>Gürbüz, aslında doğal bir duygu olan ve doğru yaşandığı zaman başkalarına karşı olumsuz duygularımızın ifadesini kolaylaştıran öfkenin, kontrol edilemediği durumlarda aile, iş ve sosyal ilişkilerde ciddi sorunlara yol açtığını söylüyor. Bu da boşanma, iş kaybı ve adli suçların yanı sıra bireyin sağlığında da hasar bırakıyor. Tüm bunları anlamlandırabilmek için öncelikle öfkeyi tanımakta yarar var. Psikolog Gizem Pekcan, öfkeyi kişilerde engellenme karşısında ortaya çıkan bir duygu olarak tanımlıyor. Öfke, saf bir duygu değil. Diğer pek çok duyguyla etkileşim halinde. Kin ya da kızgınlık bunlardan bazıları. Kızgınlıktan da ince bir çizgiyle ayrılıyor. Zaten önemli olan o noktayı yakalayabilmek. Gündelik hayatımıza öfke nasıl mı yansıyor? Pekcan anlatıyor: <strong>“Haksızlığa uğradığını düşünen bireyler, bir çeşit hak arama tepkisi olarak gösteriyor bunu. Hakların aranmasında başka bir yol olmadığı düşüncesi yaygın. Toplumdaki oturmuş kanı da öfke kontrol altına alındığında haksızlığın devam edeceği yönünde. Bu şekilde insanlar, güç sağlamayı ve öfkeyi bir problem çözme stratejisi olarak kullanmayı tercih ediyor.”</strong></p>
<p>Peki ya tetikleyicileri neler? Sabırsızlık, kaygı, korku, çaresizlik ve kendini ifade edememe bunlardan yalnızca birkaçı. Çünkü tetikleyiciler hayata bakış ve dünyayı anlamlandırma biçimine göre kişiden kişiye değişebiliyor. Pekcan, aslında tüm bunların temelinde yatan kilit noktanın kanunlar olduğunu söylüyor. Adalete duyulan güvensizlik, kendi adaletini sağlama olarak kendini gösteriyor. Pekcan, bu noktada özellikle vurguluyor:<strong> “Sorunların çözüm yolu öfke, saldırı ya da şiddet değildir. Eğitimsizlik ve korkudan kaynaklanan bu durum, aslında konuşarak da aşılabilecek kadar basit olabilir.”</strong></p>
<p>Değişen yaşam şartlarının yarattığı stres de ayrı bir öfke nedeni. Gergerlioğlu, günümüzde öfke dozunun gittikçe arttığını vurguluyor: <strong>“Öfke, bir anlamda bulaşıcı bir hastalık gibidir. Domino etkisi gibi insanlar birbirini etkileyebilir. Medyanın ve televizyonun da bu anlamda etkisi olduğunu düşünüyorum. Otorite olarak kabul edilen insanların olaylara öfkeyle yaklaşması tehlikeli.” </strong>Toplumdaki öfke modelleri de bu anlamda kimi zaman siyasiler, kimi zaman güvenlik birimleri, kimi zaman sanatçılar ya da bir filmin kahramanları olabiliyor. “Öfke bir hitabet sanatıdır” diyen bir ülkenin başbakanı ya da “Ben bir sanatçıyım, arabamı buraya park ederim” diyen bir sanatçı veya tıpkı filmlerindeki gibi bir şiddet sahnesini yaratan bir oyuncu da bu modellere örnek olarak verilebilir. Gürbüz, “Ananı da al git” çıkışını hatırlatıyor bu noktada ve ekliyor: <strong>“Sadece başbakan değil, halkı temsil edenlerin ve belli bir mevkide olan insanların öfkelerini milletin menfaatine kullanıyor olmaları gerekli. Kendi insanına cephe aldırmak için değil. ”</strong></p>
<p>Ayrıca öfke, bir durumun çözümü değil, yeni ve başka bir büyük sorunun başlangıcı olabilir. Gürbüz, <strong>“Öfkeye yönelik verilen her tepki insanı yine öfkeye yöneltiyor. Maçlara gidip, bağırıp küfretmekle öfke geçmediği gibi, yapılan araştırmaların gösterdiği üzere şiddeti daha da pekiştirerek gündelik hayata taşıyor” </strong>diyor. Zaten tek başına da sadece dışarıya etki etmiyor. Yiğit Kuşan, öfkenin ifade ediliş biçiminin kişinin dünyayı nasıl algıladığına göre şekil değiştirdiğini özellikle vurguluyor. <strong>“Kendini ifadede yetersizlik, dünyanın kendisine karşı haksızlık yaptığı düşüncesi ile biriken öfkenin, kişinin kendisine dönmesi kaçınılmaz oluyor. Bu da patolojik durumları beraberinde getiriyor. Bu durum da alkol bağımlılığı, depresyon ve intiharlar olarak kendini gösteriyor. İntihar vakaları, ülkemizde de dünyada da artış gösteriyor. Bunun önlenmesi için öncelikle öfkenin doğru şekilde ifade edilmesi, biriktirilmemesi ve farkındalık kazanılması ile profesyonel yardım almak gerekir.”</strong></p>
<p>Bir reklam sloganı “Kontrolsüz güç, güç değildir” der. Bu noktada kontrolsüz öfkenin de öfke olmaktan çıkıp şiddete ve saldırganlığa dönüştüğü bir gerçek. Fark etmek ve önüne geçmek de toplumsal şiddetin büyümemesi adına ciddi ve önemli bir adım olarak görünüyor.<br />
     </p>
<p><strong>Temel çatışma iletişimsizlik</strong></p>
<p>İlişkiler üzerine çalışan Gizem Pekcan, biriken öfkenin en çok yakınımızdakilere yansıdığını söylüyor. Direkt olarak ilişkinin kendisinden kaynaklanan sorunların yanı sıra öfke nedeniyle de çatışmalara girildiğini özellikle vurguluyor. Karşı cinsin farklı bir yapıda olduğunu kabul etmek bu anlamda önemli. Kişinin kendi düşüncelerini karşı tarafa empoze etmemeye çalışması da. “İletişimsizlik temel bir sorun. Haksızlığa uğradığınızı düşünüp karşı tarafa sen dilini kullanarak bir çıkış yaparsanız, karşı taraf da savunmaya geçer. Bu kez sorun tartışılmadan öfke savaşına dönüşür ilişki” diyor Pekcan, <strong>“Problem çözümü bir haklı çıkma savaşına dönüşmemeli. Bunu fark etmek bile bir adım.” </strong></p>
<p><strong><br />
Öfke ailede öğreniliyor</strong></p>
<p>Öfke kontrolü aile içinde başlıyor. Çünkü model öğrenme, bebekler için ilk aşama. Kimlik oturuncaya kadar da önünde rol model olarak anne baba ve birinci dereceden akrabaları görüyor. Hal böyle olunca çocuk ve ergen psikiyatrı Hülya Bingöl, ailede gördüğü şiddet bazlı yapının çocuğun kişilik yapısının bir parçası haline geldiğini söylüyor.<strong> “Televizyon programları, internet ve bilgisayar oyunları da çocuğun içinde potansiyel bir öfke yatkınlığı varsa daha da tetikler hale geliyor. O yüzden de ailelerin kontrolü dahilinde takip edilmesini savunuyoruz. Dürtü bebeklikte öğreniliyor. Öfke hepimizin içinde var. Ama kontrol etmeyi de öğrenmemiz gerek”</strong> diyor Bingöl. Çocuk ergen terapisinin esası da aileye dayanıyor, terapiye mutlaka aile de dahil ediliyor.</p>
<p><strong></p>
<p>İşyerinde hak arama ile öfkeyle çıkış arasındaki çizgiye dikkat!</strong></p>
<p>Öfke kontrolünün gerekliliğinden yola çıkılarak açılan Öfkesiz kliniğinde çalışmalar birtakım başlıklar altında yürütülecek. Bunlardan biri de kurumsal öfke. Nuray Gergerlioğlu, iş dünyasında yaşananların öfke duygusuna, öfkenin de şirket içi çatışmalara nasıl yansıdığından söz ediyor.<strong> “Ast üst ilişkilerinde ya da çalışma arkadaşlarıyla birtakım çatışmalar olması muhtemel. İnsanlar bir yandan kendini göstermeye, kariyerinde ilerlemeye, ideallerini gerçekleştirmeye çalışırken diğer yandan engellenmişlik ve haksızlık durumu yaşayabiliyor. Ancak bu noktada hak arama ve kendini ifade etme ile öfkeyle çatışma arasında ince bir ayrım olduğunu bilmek gerek.” </strong>Kliniğin kurumsal öfke kontrolü başlığı altında yapacağı çalışmalar hem kurumsal, hem de sıkıntıdan rahatsızlık duyanlar için bireysel olacak.</p>
<p><strong>Ya hayatınızı kontrol eden öfkenizse?<br />
</strong><br />
Öfkesiz kliniğinin hedefi 10-15 seansta öfkeyi kontrol altına alabilmek. Önce görüşmeler yapılıyor. Bireylerin durumuna göre grup ya da bireysel terapi yapılıp yapılmayacağına bakılıyor. Öfke analizi yapıldıktan sonra, pilates ya da yoga desteği ve beslenme, diyet uzmanlarıyla çalışmalar geliyor. Kuşan, besinlerle alınan toksitlerin dahi insanı öfkeli yapabileceğini söylüyor. Keza alkol ya da sigara da öfkeyi bastırıyor gibi görünse de tetikleyici özelliğe sahip. Tüm bu bilgilendirmelerin ve terapinin ardından interaktif çalışmalar yapılıyor. Bu süreçte de sosyal ortamda o davranışı sergileyen insanların kendileriyle yüzleşmesi sağlanıyor. Son analizle de kişinin tedavinin başından sonuna dek nasıl bir süreç izlediğini görmek mümkün hale geliyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/1939/ofke-ve-kontrolu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
