<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gml="http://www.opengis.net/gml"
>

<channel>
	<title>Bir Psikiyatristin Günlüğü &#187; Prof.Dr.Kerem DOKSAT</title>
	<atom:link href="http://fuat.beskardes.com/etiket/prof-dr-kerem-doksat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fuat.beskardes.com</link>
	<description>Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 23 Apr 2012 19:49:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Gökkuşağını Yakalamak-Prof.Dr.Kerem Doksat</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2007/gokkusagini-yakalamak-prof-dr-kerem-doksat.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gokkusagini-yakalamak-prof-dr-kerem-doksat</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2007/gokkusagini-yakalamak-prof-dr-kerem-doksat.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 18:59:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Kerem DOKSAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=2007</guid>
		<description><![CDATA[GÖKKUŞAĞINI YAKALAMAK Hakikâti ararken bunalmak, tam “işte, şimdi buldum” dediğinde içindeki pası görüp cilâya aldanmamayı başarmak ama gene, tekrar, arayış rüzgârının sizi savurmasına müsaade etmek zorunda kalmak… Asla bitmeyecek bir arayış, koşuşturma, eleştirme, keşif hezeyanının yanından geçip, gene bulamamış olduğunu fark etmiş olmanın hüzünlü tâlihini yaşama… Hakikât tıpkı gökkuşağı gibi! Tam bir karadelik o, dayanılmaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>GÖKKUŞAĞINI YAKALAMAK</h1>
<p>Hakikâti ararken bunalmak, tam “işte, şimdi buldum” dediğinde içindeki pası  görüp cilâya aldanmamayı başarmak ama gene, tekrar, arayış rüzgârının sizi  savurmasına müsaade etmek zorunda kalmak…</p>
<p>Asla bitmeyecek bir arayış, koşuşturma, eleştirme, keşif hezeyanının yanından  geçip, gene bulamamış olduğunu fark etmiş olmanın hüzünlü tâlihini yaşama…</p>
<p>Hakikât tıpkı <strong>gökkuşağı</strong> gibi! Tam  bir <strong>karadelik</strong> o, dayanılmaz câzibesi ile sizi çeker. Bembeyaz  o, çünkü bütün renkleri ihtiva eder ve onları karıştırırsanız elinizde aklık ve  paklık kalır. Ve ulaşılmaz o, ne kadar yaklaşsanız o kadar uzaklaşır, hiç bir  zaman yakalayamazsınız, bir anda kayboluverir.</p>
<p>Çünkü aslında bir yanılsamadır gökkuşağı, güneşin nûrunun suyun  damlacıklarından süzülmesiyle oluşmuş ilâhî bir güzelliktir,  <strong>mevcuttur</strong> ama varlığı <strong>yoktur</strong>.</p>
<p>Kolaycı ve indirgeyici kafalar için ise, gökkuşağı diye bir mes’ele yoktur.  Başkalarının fikirlerini, ideolojilerini, hazırlop sunuluvermiş “brainnet”lerini  kolayca benimserler; başka her türlü düşünceye düşman birer fanatik, sekter,  hâttâ yobaz olurlar. Bunların renk ve istikametleri çok farklı tezâhür edebilir:  Solcu, sağcı, Freudcu, Darvinci, Müslüman, Hristiyan, ateist… Her kılığa  bürünebilirler ama ana yapı aynıdır: İndirgeyicilik, hizipçilik ve kendinden  olmayandan nefret etmeyi bir kaba koyup iyice çalkalayın, üzerine de biraz  sevgisizlik ekleyin, işte mâmûlünüz hazır! Bilimle uğraşanları kendi ekollerinin  hâricindekilere düşmanlık ederler, politikada yer alanları farklı düşünenleri  ellerinden gelince öldürürler, asla demokrat olamazlar. İşin vahim yönü, pek çok  alanda en faâl ve örgütlü olanlar da brainnetçilerdir. Kendilerini aşmak  çabaları olmadığı için, enerjilerini kendi dünya görüşlerini diğerlerini yok  ederek yaymak amacıyla harcarlar.</p>
<p>Gökkuşağını yakalamak için çabalayanlara gelince… İnsanoğluna yeni ve güzel  şeyleri hediye edenler hep onlardır. Genellikle de kalabalığın içinde  yalnızdırlar. Bir sosyolojik teoriye göre, onlara “kognitif azınlık” denir,  “moral çoğunluğun” dâima birkaç adım ve 40–50 sene önünde yürürler. 40–50 sene  sonraki moral çoğunluk da, onların yarattıklarını bir güzel kullanırken, yeni  kognitif azınlık mensuplarına sırt çevirmeye devam eder.</p>
<p>Ve bu devran böyle döner…</p>
<p>Gökkuşağı, neredesin?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/2007/gokkusagini-yakalamak-prof-dr-kerem-doksat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklik Nedir?</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/1976/laiklik-nedir.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=laiklik-nedir</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/1976/laiklik-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 13:25:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Kerem DOKSAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1976</guid>
		<description><![CDATA[http://www.keremdok sat.com/2010/ 08/09/laiklik- hakkinda/ #more-3502   LÂİKLİK HAKKINDAKelimenin menşei Fransızca’daki laïcité, din işlerinin devlet işlerine, devlet işlerinin ise din işlerine karışmaması demek. 2004’de dünyaya gelen bu terim son asırda bütün dinlere saygılı ve eşit mesafede olmak anlamını da kazanmış. Etimolojik olarak Kadim Yunanca λαϊκός’dan geliyor ve “halk hakkında, sıradan adam hakkında” demek. Bize de Fransızca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-family: Calibri;"><a title="http://www.keremdoksat.com/2010/08/09/laiklik-hakkinda/#more-3502 Bağlantı için Ctrl + Tıklat" rel="nofollow" href="http://www.keremdoksat.com/2010/08/09/laiklik-hakkinda/#more-3502" target="_blank">http://www.keremdok sat.com/2010/ 08/09/laiklik- hakkinda/ #more-3502</a></span></div>
<div><strong> </strong></div>
<div><strong>LÂİKLİK HAKKINDA</strong>Kelimenin menşei Fransızca’daki <strong>laïcité</strong>, din işlerinin devlet işlerine, devlet işlerinin ise din işlerine karışmaması demek. 2004’de dünyaya gelen bu terim son asırda bütün dinlere saygılı ve eşit mesafede olmak anlamını da kazanmış. Etimolojik olarak Kadim Yunanca λαϊκός’dan geliyor ve “halk hakkında, sıradan adam hakkında” demek. Bize de Fransızca démocratie kelimesinden nüfuz etmiş…</p>
<p><strong>Sekülarizm</strong> ile <strong>lâisizm</strong> aynı şey değildir… Meselâ <strong>ABG’de</strong> “secularism” hâkimdir, din işleri cemaâtlere bırakılmıştır ama kalkıp da <strong>Hristiyan Demokrat Parti</strong> filân kuramazsınız. Avrupa’da ise kurarsınız. Çünkü buradaki tâyin edici faktör o ülkenin harsı (kültürü) ve toplumsal yapısıdır.</p>
<p>Bâzı mütefekkirlere göre “<strong>anti-Clericalism’in</strong>” bir türü olup, dinin tatbikine müsaade etmek veya dinî hürriyet yerine, inanç sâhiplerinin dinlerini tanıma imkânını tanımayan bir baskı tarzıdır.</p>
<p><strong>Anti-klerikalizm</strong> din diye yutturulan safsatalardan ve sömürülerden bunalmış Avrupa medeniyetinin diyalektik bir tepkisidir.</p>
<p><strong><em>Gâzi</em></strong> ve arkadaşların, bütün aksine iddialara rağmen, <strong>anti-Klerikalizm</strong> batağına düşmeksizin, cemaâtlerin eline düşerse tekrar bir fâcia hâlini alacağını bildikleri için Fransız tarzı ama yumuşatılmış bir Lâisizm’i tercih etmişlerdir.</p>
<p><strong>Bunun sarih esbâb-ı mûcibesi</strong>:</p>
<p>1) <strong>Türkiye Cumhuriyeti halkının belki de %80’inden fazlası</strong>, kentlerde yaşıyor olsalar dahi, tamamen <strong>feodal, Ortaçağ artığı, ağalık düzeniyle yaşamaktadır</strong>.</p>
<p>2) <strong>Rönesans</strong> ve <strong>Reform</strong> hareketlerini aşmış, <strong>Teknoloji Devrimi’ni </strong>yaşayıp sindirerek öğrenmiş Avrupa milletlerinin efrâdı en azından asgari derecede entellektüel birikime sâhiptir. Çünkü ayrılma ve bireyleşme merhalelerini aşarak, demokrat olabilmişlerdir. Demokratik düşünceye sâhip olan (yâni irfânı ve fikri hür) bir insan kendi hür tercihini yapabilecek donanıma ve iradeye sâhip olan kişidir.</p>
<p>3) Bu amaçla başlanan <strong>millî eğitim ve köylere uzanacak millî öğretim seferberliği</strong> maâlesef daha <strong><em>İsmet İnönü</em></strong> zamanında atalete mahkûm edilmiş, <strong><em>Menderes</em></strong> ve arkadaşlarınca da tarihe kavuşmuştur.</p>
<p>4) Sonuç, ortadadır: <strong>Hâlâ okuma yazma oranı çok düşük olan, cehâletin ve feodalitenin kol gezdiği bir ülke</strong>!</p>
<p>5) <strong>Böyle bir ülkede demokrasi yürüyemez, ancak totaliter (askerî, dinî veya diğerleri) sistemler memleketi sevk ve idâreyi başarabilirler</strong>.</p>
<p>6) Türkiye sür’atle <strong>Arabizm</strong> ve <strong>İranizm</strong> târikine çekilmekte, <strong>rasyonel – bilimsel düşünceden uzaklaştırılan halk, “din” diye yutturulan safsatalarla büyüsel düşünceyle kitle hipnozuna tâbi tutulmaktadır</strong>.</p>
<p>Nitekim δῆμος, yâni <em>dimos</em>, halk zümresi, ahâli + κράτος, yâni <em>kratia</em> iktidar = Halkın iktidarı anlamındaki <strong>demokrasi</strong> de buradan neş’et eder. Demokrasinin ana yurdu olan Eski Yunan’daki filozoflardan <strong><em>Aristo</em></strong> ve <strong><em>Eflatun</em></strong> demokrasiyi eleştirmiş, “ayak takımının yönetimi” gibi aşağılayıcı kavramlar kullanmışlardır.</p>
<p>Demokrasiye farklı atıflarda bulunulmuştur: Çoğunluğun yönetimi; azınlık haklarını güvenceye alan yönetim; fakirin yönetimi; sosyal eşitsizliği yok etmeye çabalayan yönetim; fırsat eşitliği sağlamaya çalışan yönetim; kamu hizmetinde bulunmak için halkın desteğine dayanan yönetim…</p>
<p><strong>Sonuç</strong>: Maâlesef Rönesans ve Reform hareketlerini aşmış, Teknoloji Devrimi’ni yaşayıp sindirerek öğrenmiş Avrupa milletlerinin efrâdı gibi olamamış, en azından asgari derecede entellektüel birikime sâhip olup bireyleşememiş , “sürü” psikolojisiyle düşünen ve hareket eden kitleler çok bayağıca hamâset ve demagojiyle iyice uyutularak, <strong>memleket tam bir anomiye ve kaosa sürüklenmiştir</strong>.</p>
<p>Açıkça söyleyelim: <strong><em>Aristo</em></strong> ve <strong><em>Eflatun</em></strong> maâlesef bizde -<strong>şimdilik</strong>- haklı çıkmış,“ayak takımının yönetimi” gündeme gelmiştir…</p>
<p>   Bunu <strong>her meslekte</strong> ve <strong>her kademede</strong> görebilirsiniz.</p>
<p>      Ayırıcı teşhis için <strong>cehâlet</strong>, <strong>kibir</strong> ve <strong>şuursuzca saldırganlık</strong> anahtar kelimelerdir.</p>
<p>         Peki, ne yapılacak…</p>
<p>            Defalarca yazdım.</p>
<p>               Vatansever, Lâik, Atatürk Milliyetçisi bir Türk bilim adamının sessiz çığlığı bu…</p>
<p>                  Orada kimse var mı?</p>
<p><strong><em>Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 09 Ağustos 2010 Pazartesi</em></strong></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/hayata-dair/tarih/1976/laiklik-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Empati-Prof.Dr.Kerem DOKSAT</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/1905/empati-prof-dr-kerem-doksat.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=empati-prof-dr-kerem-doksat</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/1905/empati-prof-dr-kerem-doksat.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Jul 2010 19:07:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Kerem DOKSAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1905</guid>
		<description><![CDATA[ EMPATİ NEDİR?Sık sık lâfı edilen bir kavramdır bu empati… Türkçe’de eşduyum veya duygudaşlık diye bir karşılık uyduruldu ve tuttu da… Ben ise empati kelimesinin bir ıstılah (terim) olarak aynen kullanılmasından yanayım çünkü herkes aynı şeyi anlamıyor… Menşei Kadim Yunanca’daki ἐμπάθεια (empatheia), “fizikî duygulanma, ihtiras, kısmen” demek, bu da ἐν (men),”içinde, orada” + πάθος (pathos),”ihtiras” veya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Calibri;"><strong> EMPATİ NEDİR?</strong>Sık sık lâfı edilen bir kavramdır bu empati…</p>
<p>Türkçe’de <strong>eşduyum</strong> veya <strong>duygudaşlık</strong> diye bir karşılık uyduruldu ve tuttu da… Ben ise <strong>empati</strong> kelimesinin bir ıstılah (terim) olarak aynen kullanılmasından yanayım çünkü herkes aynı şeyi anlamıyor…</p>
<p>Menşei Kadim Yunanca’daki <em>ἐμπάθεια</em> (<em>empatheia</em>), “fizikî duygulanma, ihtiras, kısmen” demek, bu da <em>ἐν</em> (m<em>en</em>),”içinde, orada” + <em>πάθος</em> (<em>pathos</em>),”ihtiras” veya “ıstırap”…</p>
<p>Daha sonra <strong><em>Rudolf Lotze</em></strong> ve <strong><em>Robert Vishner</em></strong> Almanca <em>Einfühlung</em> (içine doğru hissetmek, nüfûz etmek) kelimesini ortaya attılar, <strong><em>Edward B. Titchener</em></strong> da kelimeyi İngilizce’ye <strong>empathy</strong> olarak tercüme etti.</p>
<p>Meselâ kişinin kendisinin ve / veya başkalarının duygularını anlayamaması hâline de gene kadîm Yunanca’dan <strong>aleksitimi</strong> <em>λέξις</em> (<em>lexis</em>) and <em>θύμος</em> (<em>ruh hâli, duygu</em>) kelimesi zuhur etti. Bu da “emosyonlar için kelime olmaması” şekline tahvil edildi. Bu kişiler kendilerinin ve /veya başkalarının duygularını anlayamıyorlardı . Genel olarak <strong>otistik spektrumdaki</strong> kişiler, <strong>Asperger sendromu</strong> vak’aları aleksitimiktirler.</p>
<p>Ama <strong>günümüzün insan tabiatına aykırı, aşırı rekabetçi ve başarıya odaklı, bireyselciliğ in ortadan kaldırıldığı sözüm ona Liberal çalışma hayatı ve onun elîm hediyesi olan “sâhici olmayan sosyal ilişkiler” sonucunda</strong>, klâsik anlamda <strong>Nörotik</strong>, <strong>mutsuzluğunu farkında olmayan insanlar türedi</strong>! Bunlara da çok sık rastlıyoruz; âdeta “<strong>Zarurî Otistikler</strong>” bunlar… <strong>Somatotimi</strong> hâli içerisinde psişik sorunlarını bedensel şikâyetler hâlinde yaşıyorlar… Ekserisi ciddi derecede depresif ama bunun farkında değiller. <strong>Tedaviyle düzelince de</strong>, eski “yırtıcılıkları”, “ben-merkezcilikleri”, kısaca <strong>şişmiş narsisizmleri budanıyor</strong> ve vahşi ortama ayak uydurmakta başka türlü sorunlar ortaya çıkıyor. Bunları da akıllıca <strong>psikoterapilerle</strong> rahatlıkla <strong>düzeltebiliyoruz</strong>.</p>
<p><strong>Empatiyi</strong> asla <strong>sempati</strong> ile yâni <strong>merhamet edip acımakla</strong> (pity), <strong>empatik aşırı tarafgirliktle</strong> (empathic concern) karıştırmamalıdır.</p>
<p><strong>İnsanî, (humane) genel bir sevecen tavır zâten sağlıklı ve diğerkâm (altruist) kişilerin genel özelliğidir</strong>.</p>
<p><strong>Sempatide</strong> ise kendilik sınırları flûlaşır, meselâ terapist hastayı anlamak değil, onu savunup onunla beraber ağlamak veya sevinmek durumuna geçer. Hastalarıyla aşırı duygusal bağ kuran terapistlerin, bilhassa da psikiyatrları n veya psikologların asla düşmemeleri gereken tuzaklardır bunlar. Çünkü <strong>objektivite kaybedilir</strong>, <strong>duygusal</strong> hâttâ <strong>erotik transfer</strong> (transference) riski doğar. Bu ise, günümüzde, dünyanın her yerinde etik dışı olarak kabûl edilmektedir.</p>
<p><strong>Başkalarının acılarından veya ıstıraplarından haz duyma</strong> ise zihinsel veya bedensel <strong>sadizme</strong> açılabilen aşırı ve <strong>gayriahlâkî (immoral),</strong> <strong>hastalıklı empatiye</strong> örnektir. <strong>Sokakta yürürken kayıp düşen birisine gülmek</strong> bunun belki de sıhhâtlilik sınırlarındaki en klâsik örneğidir.</p>
<p><strong>Bir hastanın anlattıklarından tedirginlik ve ona karşı antipatikçe hisler besleyen bir terapistin durumu da yolunda gitmeyen bir şeylere delâlet eder</strong>: Ya hasta manipülatiftir (<strong>antisosyallerde</strong> olduğu gibi), ya <strong>hekim kendindeki olumsuzlukları bilinçli veya bilinçdışı olarak danışanında görmektedir</strong> (hemcinssel eğilimleri olan bir terapistin hemcinssellerden “gıcık kapması” veya onları yaftalaması, tedavi etmeye kalkması gibi <strong>homofobik</strong> tutumlar), ya da başka bir olumsuz bulaşıklık vardır.</p>
<p>Sonuçta, kabaca iki tip empatiden bahsedebiliriz:</p>
<p>1-<strong>Entellektüel veya kognitif (bilişsel) empati</strong>;</p>
<p>2-<strong>Duygusal (emotional) empati</strong>.</p>
<p>Bu iki ucun tıpkı <strong>içgörü (nüfû-u nazâr: insight)</strong> ile ne kadar benzer olduğu dikkat çekicidir. Bunun için daha önceki bir yazıma da bakabilirsiniz: <a rel="nofollow" href="http://www.keremdoksat.com/2007/07/11/empati-sempati-antipati-transfer-kontr-transfer/" target="_blank"><span style="color: #5371c5;">http://www.keremdok sat.com/2007/ 07/11/empati- sempati-antipati -transfer- kontr-transfer/</span></a>.</p>
<p>Bu ikisinin de etik sınırlarda hastadan hastaya, terapistten terapiste değişerek kullanılması an akıllıca olandır.</p>
<p><strong>Moralist değil terapist</strong> olduğumuzu asla unutmamalıyız ama birer <strong>Cyborg</strong> da olmadığımızı unutmamalıyız…</p>
<p><img title="Cyborg Barack Obama" src="http://www.keremdoksat.com/wp-content/Cyborg-Barack-Obama.jpg" alt="Cyborg Barack Obama" width="292" height="363" /></p>
<p>Unutmayalım ki, evrimsel psikoloji ve psikiyatrinin bize çok net olarak anlattığı, gösterdiği gibi, evrimsel skalada yükseldikçe “zihin okuma” artar. Tıpkı hayatının <strong>ilk 8-9 ayındaki bebekler</strong> gibi; sizin içinizdekini tâ amigdalasından okur!</p>
<p>Bir <strong>kedi</strong> veya <strong>köpek</strong> en büyük “<strong>empatizanları nızdır</strong>”; sizinle beraber üzülür, ağlar, sevinirler; sizi mutlu etmek için çırpınırlar…</p>
<p>Psikanaliz değil ama <strong>bal gibi terapi yaparlar</strong>…</p>
<p>Evrimsel psikoloji ve psikiyatri açısından onlardan öğreneceğimiz ve tatbikata dökeceğimiz yeni ve çok daha etkili olacak transandan terapi teknikleri yolda, geliyorlar…</p>
<p>En <strong>temel evrimsel yedi emosyonumuz</strong>, kendilerini teşkile eden <strong>alt sekonder emosyonlarla</strong> beraber <strong>RAM’larımızda</strong> (Random Access Memory) her an çalışmaktadır: <strong>Sevme, eğlenme, şaşırma, sürpriz, öfke, hüzün, korku</strong>…</p>
<p>Bakın Çinliler empatinin en önemli basamağı olan dinlemeyi ne güzel resmetmişler:</p>
<p><img title="Çin Alfabesi Dinlemek" src="http://www.keremdoksat.com/wp-content/Çin-Alfabesi-Dinlemek.jpg" alt="Çin Alfabesi Dinlemek" width="781" height="488" /></p>
<p>Son ilâve etmek istediğim husus ise şu:</p>
<p>Memleketimizdeki bu işleri en iyi bilmesi gereken meslek gruplarında, ezcümle <strong>psikiyatrlar</strong> ve <strong>psikologlar</strong> arasında ciddi empatisizlik, antipati ve kaçınılmaz olarak husumet, ayrılma (splitting) ve ötekileşmenin arttığını hüzünle müşahede etmekteyim.</p>
<p><strong>   Bâri biz öyle yapmayalım, olmayalım</strong>!</p>
<p>      Bu muhabbete daha sonra devam ederiz.</p>
<p>         Sevgiyle…</p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/1905/empati-prof-dr-kerem-doksat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PSİKANALİZ: DİN Mİ, BİLİM Mİ?-Prof.Dr.Kerem DOKSAT</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/1856/psikanaliz-din-mi-bilim-mi-prof-dr-kerem-doksat.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=psikanaliz-din-mi-bilim-mi-prof-dr-kerem-doksat</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/1856/psikanaliz-din-mi-bilim-mi-prof-dr-kerem-doksat.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jul 2010 13:11:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Kerem DOKSAT]]></category>
		<category><![CDATA[Psikanaliz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1856</guid>
		<description><![CDATA[PSİKANALİZ: DİN Mİ, BİLİM Mİ? Sayın Arkadaşım, İçgörü Merkezi Yöneticisi Psikolog Yavuz Erten’in http://www.pppderne gi.org/index. php?option= com_content&#38;task=view&#38;id=22&#38;Itemid=13 web mekânından indirdiğim konuşmasını aşağıda okuyacaksınız. Kendisiyle bu konuda akademik seviyede (bir kongrede veya toplantıda) tartışmak istedim ama henüz bunu yapacak konumda olmadığını ifâde etti, başka birisini haberdar edeceğini ekledi ve şunu da ifâde etti: “Haklısın, konunun bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>PSİKANALİZ: DİN Mİ, BİLİM Mİ?</h1>
<p><strong><em>Sayın Arkadaşım</em></strong>, <strong>İçgörü Merkezi  Yöneticisi</strong> <em><strong>Psikolog Yavuz Erten’in</strong></em> http://www.pppderne gi.org/index. php?option=  com_content&amp;task=view&amp;id=22&amp;Itemid=13 web mekânından  indirdiğim konuşmasını aşağıda okuyacaksınız. Kendisiyle bu konuda akademik  seviyede (bir kongrede veya toplantıda) tartışmak istedim ama henüz bunu yapacak  konumda olmadığını ifâde etti, başka birisini haberdar edeceğini ekledi ve şunu  da ifâde etti: “Haklısın, konunun bu kadar mistifiye edilmesine ben de taraftar  değilim”. Epey süre haber çıkmayınca, ben de bu yazıyı mekânıma koymayı uygun  gördüm. Onun imlâsına dokunmayacağım. Sonra, kendi transkripsiyonumda kendi  bildiğim şekilde yazacağım.</p>
<p><strong>Psikolojik ve Psikiyatrik Bilgi ile Psişik Olanın Ayrımı –  <em>Psikanalist Adayı Yavuz Erten</em><br />
</strong><strong>(7 Eylül 2006  tarihinde, Hacettepe Üniversitesi’nde gerçekleştirilen 14. Ulusal Psikoloji  Kongresi’nde “Türkiye’de Psikanaliz” başlıklı panelde sunulmuştur). </strong></p>
<p>Psikanaliz bir asırlık gelişimini psikoloji, psikiyatri, pedagoji gibi bilim  dalları ile yakın ilişki içinde geçirmiştir. Ayrıca uygulamalı psikanalizin ilgi  alanları olan sosyoloji, tarih, sanat, felsefe ile de çeşitli alışverişlerde  bulunmuştur. Psikanalizin uygulamacıları çoğunlukla psikiyatrist ve psikologlar  olmuşlardır. Bu yakınlıklar, akrabalıklar ve alışverişler çeşitli melezlikler  yaratsa da, geleneksel psikanaliz kurumu ve de kuramları açısından baktığımızda,  psikanalizin kuramsal, teknik, kurumsal ve etik yapısı bu disiplinlerle ve  onların uygulamaları ile kendi arasına belirgin bir sınır çizer. Bu anlamda,  yukarıda değinilen alışverişler birleşme ve yekvücut haline gelmeler değil,  sınır ticaretine benzetilebilir.</p>
<p>Psikanalitik bilginin üretimi ve uygulanması ve bu uygulamalardan gelen yeni  bilgilerin bütüne katılımı süreci bir çerçeve gerektirir. Her şeyden önce şunu  iletmek gerekir. Psikanalizin hedeflediği bilgi türü ile psikiyatri ve  psikolojinin bilgi türünü birbirinden ayırmak için, psikanalizin bu bilgisel  malzemesine “psişik” adını vermek uygun olur. Bu psikanaliz içinde sıkça  başvurulan bir adlandırmadır. Bu kavram bir tartışma yaratabilir. Belki bazı  çağrışımları kabul görmeyebilir. Ancak burada önemli olan “psikolojik bilgi” ile  “psikiyatrik bilgi” ile bir ayırım yapmaktır.</p>
<p>Psişik bilgiyi psikolojik bilgiden ayıran en temel özellik, psikanalitik  bakış açısıyla söylersek, bilginin sadece ikincil süreç özelliklerini değil,  birincil süreci hedeflemesidir. Böylece bilinçli düzeyle sınırlı kalmayıp,  bilinçöncesine ve bilinçdışına yönelmesidir. Bu bilginin ayırıcı özelliği,  içgörüyü edinme sürecinin bilişsel yönleri ile birlikte duygulanımsal, somatik,  duyumsal bir evrimleşme ve dönüşüm olmasıdır.</p>
<p>Bu psişik bilgiyi yani içgörüyü edinme sürecinin yaratılması için gerekli  olan bir çerçeveden söz etmiştik. Nedir bu çerçeve? Bu çerçeveyi içsel ve dışsal  diye ikiye ayırarak açıklayabiliriz. İçsel çerçeve analist ve analizan  arasındaki ilişkiyi ve yapacakları çalışmanın dinamik yapısını düzenler.  Çalışmanın tabi olacağı belli kurallar vardır. Zamansal, mekânsal, ilişkisel,  parasal… Bu özelliklerin aşağı yukarı hepsi zaten diğer ekollerin uygulamaları  tarafından da az veya çok benimsenmektedir. Bunlardan başka çerçeveyi düzenleyen  bir başka özellik, analistin analitik ilişkideki varlığına dair özelliktir.  Analist nötralite, anonimite ve perhiz ilkelerine bağlıdır. Bu ilkeler  analist-analizan arasındaki ilişkiye belli bir yön ve itki katarlar. İçsel  çerçeveyi düzenleyen bundan sonraki özellik kurama ait olandır. Bunu da ikiye  ayırmak mümkündür. Birincisine “kuram-kuram” diyebiliriz. Bu, gelişim, yapı ve  güdülenme hakkında, insanın temel yapılanması hakkındaki bir kuramdır. İkinci  olarak ta tekniğin kuramı vardır. Aktarım nedir? Direnç nedir? Analizin  safhaları nasıl gerçekleşir? Yorum nasıl yapılır? Tekniğin kuramı bu soruların  yanıtlarını içerir.</p>
<p>Bu özelliklerin tamamı (yani, a-zamansal, mekansal, ilişkisel, parasal  kurallar; b-analistin varlığının bağlı olduğu ilkeler; ve c-fondaki kuramsal  özellikler) sürekli olarak birbirleriyle etkileşim içindedirler. Bu etkileşimin  psişik bilgiye dönüşüm süreci araç olarak “aktarım-karşıaktarı m dinamiği”ni  kullanır. Aslında psikanalizin içsel çerçevesinin varlık sebebi “aktarım ve  karşıaktarım dinamiği”nin kristalize oluşunu sağlamaktır. Aktarımın yorumlanması  ancak bu koşullarla sağlıklı yapılabilir.</p>
<p>Psikanalizin dışsal çerçevesine gelince… İçsel çerçeve analist-analist  arasındaki çalışma ilişkisini düzenler, sinerji yaratır ve güvenlik sağlarken,  dışsal çerçeve, bu analizin psikanalizin geneliyle, psikanaliz kurumu ile, bu  spesifik analizi yapan analistin diğer analistlerle, analiz kurumuyla ilişkisini  düzenler. Dışsal çerçeve öncelikle psikanalistin eğitimini içerir. Bu eğitim  temel ve sürekli olarak ikiye ayrılır. Temel eğitim analist adayının analist  olarak tanınmasını sağlayan eğitimdir. Bu eğitim şunlardan oluşur: -Analist  adayının kendi analizi; analist adayının teorik eğitimi; analist adayının  divanda hasta görerek aldığı süpervizyonlar. Analist adayı analist olduktan  sonra ise, psikanaliz kurumu ile devam eden ilişkisinde ömür boyu süren bir  eğitimsel işbirliği içindedir. Süpervizyonlar alır; eğitimlere, kongrelere  katılır. Etik değerlendirilme sürecine tabidir. Analist hastası ile odada  yalnızdır ama oda dışında üyesi olduğu kurumla, o kurumun üyeleri ile ve  kullandığı bilginin geleneği ile ilişki içindedir. Psikanalitik ilişkinin içsel  çerçevesinin desteği, güvencesi ve tamamlayıcısı dışsal çerçevedir.</p>
<p>Ayrıca unutulmamalıdı r ki, nasıl analist adayı analist olmadan önce  analizden geçiyorsa, geçmişte teorik eğitim alan, süpervizyon alan aday zamanı  gelince teorik eğitim ve süpervizyon verecektir. Psikanalitik çerçevelerin  dinamiklerini kuşak ilişkilerine de benzetebiliriz.</p>
<p>Psişik bilginin oluşum, gelişim ve yerleşimi, kısmen örtüşük ancak bütünüyle  bitişik bu iki çerçevenin –yani içsel ve dışsal çerçevenin- varlığına bağlıdır.  Psikiyatri ve psikoloji bilgi üretim ve aktarma süreçleri bu çerçeveleri  yaratmazlar. Bu disiplinlerin kendi yapılarına uygun çerçeveleri yoktur denemez.  Her oluşumun kendisine göre çerçevesi vardır. Altı çizilmek istenen bu  çerçevelerin farklarıdır.</p>
<p><strong>NEDEN PSİKANALİZ DİN Mİ?</strong></p>
<p>Şimdi aynı yazıyı <strong>spritüel şifâ</strong> anahtar kelimeleriyle ele  alalım:</p>
<p><strong>Psikolojik ve Psikiyatrik Bilgi ile Psişik Olanın Ayrımı –  <em>Spritüel Şifâcı Adayı Yavuz Erten</em><br />
</strong><strong>(7 Eylül 2006  tarihinde, Hacettepe Üniversitesi’nde gerçekleştirilen 14. Ulusal Spritoloji  Kongresi’nde “Türkiye’de Spritüel Şifâ” başlıklı panelde  sunulmuştur.)</strong><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong>Spritüel şifâ </strong>bin asırlık gelişimini psikoloji, psikiyatri,  pedagoji gibi bilim dalları ile yakın ilişki içinde geçirmiştir. Ayrıca  uygulamalı <strong>spritüel şifânın </strong>ilgi alanları olan sosyoloji,  tarih, san’at, felsefe ile de çeşitli alışverişlerde bulunmuştur.  <strong>Spritüel şifânın </strong>uygulamacıları çoğunlukla spritüel şifâcılar,  mânevi şifâcılar, Reikiciler ve psikologlar olmuşlardır. Bu yakınlıklar,  akrabalıklar ve alışverişler çeşitli melezlikler yaratsa da, geleneksel spritüel  şifâ kurumu ve de kuramları açısından baktığımızda, spritüel şifânın kuramsal,  teknik, kurumsal ve etik yapısı bu disiplinlerle ve onların uygulamaları ile  kendi arasına belirgin bir sınır çizer. Bu anlamda, yukarıda değinilen  alışverişler birleşme ve yekvücut hâline gelmelere değil de, sınır ticaretine benzetilebilir.</p>
<p>Spritüel bilginin üretimi ve uygulanması ve bu uygulamalardan gelen yeni  bilgilerin bütüne katılımı süreci bir çerçeve gerektirir. Her şeyden önce şunu  iletmek gerekir. Spiritüalizmin hedeflediği bilgi türü ile psikiyatri ve  psikolojinin bilgi türünü birbirinden ayırmak için, spiritüalizmin bu bilgisel  malzemesine “psişik” adını vermek uygun olur. Bu spiritüalizm içinde sıkça  başvurulan bir adlandırmadır. Bu kavram bir tartışma yaratabilir. Belki bâzı  çağrışımları kabûl görmeyebilir. Ancak burada önemli olan “psikolojik bilgi” ile  “psikiyatrik bilgi” ile bir ayırım yapmaktır.</p>
<p>Psişik bilgiyi psikolojik bilgiden ayıran en temel özellik, spiritüalist  bakış açısıyla söylersek, bilginin sâdece tâli vetire özelliklerini değil, aslî  vetireyi hedeflemesidir. Böylece şuurlu düzeyle sınırlı kalmayıp, şuuröncesine  ve şuurdışına, dolayısıyla Allah’a (cc) yönelmesidir. Bu bilginin ayırıcı  özelliği, içgörüyü edinme manevî  sürecinin bilişsel yönleri ile birlikte duygulanımsal, somatik, duyumsal bir  evrimleşme ve dönüşüm olmasıdır.</p>
<p>Bu psişik bilgiyi yâni rûhaniyeti edinme sürecinin yaratılması için gerekli  olan bir çerçeveden söz etmiştik. Nedir bu çerçeve? Bu çerçeveyi içsel ve dışsal  diye ikiye ayırarak açıklayabiliriz. Dâhilî çerçeve spritüel şifâcı ve şifâ alan  arasındaki ilişkiyi ve yapacakları çalışmanın dinamik yapısını düzenler.  Çalışmanın tabi olacağı belli  kurallar vardır: Zamansal, mekânsal, ilişkisel, parasal… Bu özelliklerin aşağı  yukarı hepsi zaten diğer  mâneviyatların uygulamaları tarafından da az veya çok benimsenmektedir.  Bunlardan başka çerçeveyi düzenleyen bir başka özellik, şifâcının analitik  ilişkideki varlığına dâir özelliktir. Şifâcı nötralite, anonimite ve  eline-diline- beline sâhip olma ilkelerine bağlıdır. Bu ilkeler şifâcı-şifâ alan  arasındaki ilişkiye belli bir yön ve itki katarlar. Derunî çerçeveyi düzenleyen  bundan sonraki özellik kurama âit olandır. Bunu da ikiye ayırmak mümkündür.  Birincisine “kuram-kuram” diyebiliriz. Bu, gelişim, yapı ve güdülenme hakkında,  insanın temel yapılanması hakkındaki bir kuramdır. İkinci olarak da tekniğin  kuramı vardır. Şifâ nedir? Direnç nedir? Spritüel şifânın safhaları nasıl  gerçekleşir? Şifâ nasıl verilir? Tekniğin kuramı bu soruların yanıtlarını  içerir.</p>
<p>Bu özelliklerin tamamı (yâni, a-zamansal, mekânsal, ilişkisel, parasal  kurallar; b-şifâcının varlığının bağlı olduğu ilkeler ve c-fondaki kuramsal  özellikler) sürekli olarak birbirleriyle etkileşim içindedirler. Bu etkileşimin  psişik bilgiye dönüşüm süreci araç olarak “şifâ verme-şifâ alma dinamiği”ni  kullanır. Aslında şifâcının derunî çerçevesinin varlık sebebi “şifâ verme ve  şifâ alma dinamiği”nin kristalize oluşunu sağlamaktır. Şifâ vermenin  yorumlanması ancak bu şartlarda sıhhatli bir şekilde yapılabilir.</p>
<p>Spritüel şifânın hâricî çerçevesine gelince… Derunî çerçeve şifâcı-şifâ alan  arasındaki çalışma ilişkisini düzenler, sinerji yaratır ve güvenlik sağlarken,  hâricî çerçeve bu analizin spritüel şifânın geneliyle, spritüel şifâcılık kurumu  ile, bu spesifik şifâyı veren şifâcının diğer şifâcılarla, şifâ kurumuyla  ilişkisini düzenler. Hâricî çerçeve öncelikle şifâcının eğitimini muhtevidir. Bu  eğitim temel ve sürekli olarak ikiye ayrılır. Temel eğitim şifâcı adayının  şifâcı olarak tanınmasını sağlayan eğitimdir. Bu eğitim şunlardan oluşur: Şifâcı  adayının kendi şifâ buluşu; şifâcı adayının kuramsal eğitimi; şifâcı adayının  dergâhta dertli görerek aldığı ilhamlar. Şifâcı adayı şifâcı olduktan sonra ise,  psişik şifâ tekkesi ile devam eden ilişkisinde ömür boyu süren bir mânevi  işbirliği içindedir. İlhamlar alır; zikirlere, başka dergâhlarla buluşmalara  katılır. Ahlâkî değerlendirilme sürecine tabidir. Şifâcı hastası ile odada  yalnızdır ama oda dışında üyesi olduğu dergâhla, o dergâhın mürşitleri ile ve  kullandığı bilginin geleneği ile ilişki içindedir. Spritüel şifâcılık ilişkinin  derunî çerçevesinin desteği, güvencesi ve tamamlayıcısı hâricî çerçevedir.</p>
<p>Ayrıca unutulmamalıdı r ki, nasıl şifâcı adayı şifâcı olmadan önce şifâ  buluyorsa, geçmişte mânevi eğitim alan, ilham alan aday zamanı gelince mânevi  eğitim ve ilham verecektir. Spritüel şifâcı çerçevelerin dinamiklerini kuşak  ilişkilerine de benzetebiliriz. Bunun ne zaman ve nasıl olacağını bir tek Allah  (cc) bilir.</p>
<p>Psişik bilginin oluşum, gelişim ve yerleşimi, kısmen örtüşük ancak bütünüyle  bitişik bu iki çerçevenin –yâni derunî ve hâricî çerçevenin- varlığına bağlıdır.  Psikiyatri ve spritoloji bilgi üretim ve aktarma süreçleri bu çerçeveleri  yaratmazlar. Bu disiplinlerin kendi yapılarına uygun çerçeveleri yoktur denemez.  Her oluşumun kendisine göre çerçevesi vardır. Altı çizilmek istenen bu  çerçevelerin farklarıdır.</p>
<p><strong>SANIRIM ANLAŞILDI</strong></p>
<p>Şimdi, benim <em><strong>Yavuz’un</strong></em><strong> </strong>şahsına veya  bir disipline şuûrsuzca saldırdığımı sanarak ânında öfke patlatacak sekterleri  baştan bir tarafa bırakırsak, sanırım samimiyetimi gören okuyucu buradaki derin  <strong>epistemolojik sorgulamanın</strong> farkına varmıştır.</p>
<p>Psikanalizin kendi <em>a priori</em>’lerini mutlak doğru kabûl etmesi  itibâriyle <strong>dogmatik yapısı</strong>, <strong>yanlışlanabilme</strong> <strong>ilkesine</strong> ters düşmesi, sonuçları bu peşin hükümlerle  değerlendirmesi, birilerinden <strong>icâzet</strong> (farkında iseniz tam  olarak “bilimsel eğitim” değil) <strong>almadan</strong> bu işin yapılamaz  olması, birtakım üst merkezlere dâima bağlı kalınacağı teminatının verilmesi…  <strong>Bunlar hep mistifikasyonlar değil de nedir?</strong></p>
<p>Nitekim <em><strong>Melanie Kleinciler</strong></em> (<em><strong>Talât  Parman</strong> </em>ve arkadaşları), <strong>klâsikçiler</strong> (baba ve kız  <em><strong>Freud’ların</strong></em> izinden giden <em><strong>Saffet Murat  Tura</strong></em> ve varsa diğerleri), <strong>yeni</strong> <strong>Gurucular</strong> (Türkiye’de en önde geleni <strong><em>Vamık  Volkancılar</em></strong>, bunlar da birkaç alt gruba bölünmekteler:  <em><strong>Abdülkadir Çevikçiler</strong></em> bir de <strong>Politik  Psikiyatri Derneği</strong> kurdular, Kanal B’de milliyetçi ama politik  psikiyatri uzmanı olmuş, genellikle sol eli ceket cebinde konuşan bir  meslekdaşımız <em><strong>Abdülkadir Hoca’ya</strong></em> hitap ederken sürekli  “<strong>Sayın Genel Başkan</strong>” demekteydi, ilginç dinamikler…) ayrı ayrı  derneklerde örgütlenmişler ve birbirlerinden hiç hazzetmiyorlar.  <em><strong>Saffet Murat Tura</strong></em><strong> </strong>gibi bireysel  “takılanlara” ise kendisi divana uzanıp analizden geçmediği için çok kızıyorlar;  o da <em><strong>Sigmund Freud’la</strong></em> tam bir özdeşleşme-benimseme  içerisinde, <em><strong>Freud’un</strong></em> kendi analizini kendisinin  yaptığını hatırlıyor, hatırlatıyor (CV’si de  <em><strong>Freud’unkine</strong></em> çok benzer bu değerli meslekdaşımızın,  fizyolojiden psikiyatriye, oradan da psikanalize seyahat etmiştir).</p>
<p>Kurumsal anlamda <strong>din basitçe</strong> <strong>memetik bir  havuzdur</strong>, bol <strong>mutasyona uğrar</strong> ve  <strong>epistemolojisi de objektif değil sübjektif bilgiye dayandığı için  bilimsel değildir</strong> ama <strong>saygı</strong> <strong>ile  karşılanır</strong>. Bu <strong>tanrısız ama bol Gurulu dine</strong> de bütün  dinler gibi hürmetim sonsuz…</p>
<p><strong>İyi de, bunun bilimle ne alâkası var? </strong></p>
<p><strong><em>Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 25 Temmuz 2007  Çarşamba</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fuat.beskardes.com/saglik/1856/psikanaliz-din-mi-bilim-mi-prof-dr-kerem-doksat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Obsesif Kompulsif Hastalık/Bozukluk ile İlgili Sorular ve Cevaplar</title>
		<link>http://fuat.beskardes.com/saglik/psikiyatri/1684/obsesif-kompulsif-hastalik-bozukluk-ile-ilgili-sorular-ve-cevaplar.html?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=obsesif-kompulsif-hastalik-bozukluk-ile-ilgili-sorular-ve-cevaplar</link>
		<comments>http://fuat.beskardes.com/saglik/psikiyatri/1684/obsesif-kompulsif-hastalik-bozukluk-ile-ilgili-sorular-ve-cevaplar.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 09:43:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat BEŞKARDEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Obsesif Kompülsif Bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Kerem DOKSAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fuat.beskardes.com/?p=1684</guid>
		<description><![CDATA[<br />
<b>Fatal error</b>:  Allowed memory size of 33554432 bytes exhausted (tried to allocate 67431 bytes) in <b>/home/beskarde/public_html/fuat/wp-includes/media.php</b> on line <b>1264</b><br />

