Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"Can SUNATA" tarafından yazılmış yazıları görüntülüyorsunuz

 

Dünyanın en büyük sağlık sorunlarından biri olarak görülen obezite, günümüzde insan yaşamının öncelikli tehditlerinden biri haline gelmiş durumda.

Obez sayısındaki artış, yaşam kalitesini düşürmenin yanında; başta kanser olmak üzere; şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, kolesterol yüksekliği gibi birçok sağlık sorununa da yol açıyor. Zayıflattığı iddia edilen ürünlerin tüketimi ise her geçen gün artış gösteriyor.

Üstelik günümüzde en masum görünen ürünlerin bile uzmana danışılarak kullanılması gerekiyor. Aksi durumda kişinin var olan ya da bilinmeyen bir hastalığının tetiklenmesi ve istenmeyen etkileşimlerin ortaya çıkması söz konusu olabiliyor. İşte konunun uzmanlarının görüşleri ve zayıflama çılgınlığında karanlık sonlu yanlışlar…

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeliha Yazıcı:

ZARARSIZ OLDUKLARINI İDDİA EDEN ÜRÜNLERDE ZARARLI KİMYASALLAR VAR

GÖRÜŞÜME göre zayıflama amaçlı kullanılan ilaç ve ilaç dışı ürünlerin hiçbiri masum değil. Piyasada Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın izniyle ithal edilen ve
reçetesiz pazarlanan çok sayıda bitkisel kökenli zayıflama hapı var. Zararsız oldukları iddia edilen bu haplarda, bitkilerin içerdiği aktif maddelerin dışında
bazı kimyasallar da bulunuyor. Örneğin, kırmızıbiber hapında biberin kendisinin yanında, guarana, sinameki, funda yaprağı, mate yaprağı ve L-karnitin var. Lkarnitin içeren ilaçların, vücutta karnitin eksikliği oluştuğu zaman kullanılması gerekiyor. Oysa normal durumda alınan karnitin, tansiyon yüksekliğinden, kalpte ritim bozukluklarına, kansızlıktan, mide-bağırsak
hastalıklarına ve hatta felce kadar pek çok soruna neden olabiliyor.

BÖBREK VE KARACİĞER HASTALIĞINA YOL AÇIYOR

Zayıflama ilaçlarında “Orlistat” ve “Sibutramin” isimli iki temel etken madde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Zeliha Yazıcı, bu ilaçların düşük kalori diyeti ile alınmaları gerektiğini belirtiyor. Bu ürünleri kullananların yüzde 30’undan fazlasında üst solunum yolu enfeksiyonları ve baş ağrısı görülüyor. Orlistat içeren ürünlerde; yağlı dışkı, akışkan dışkılama, gaz çıkarma, dışkı kaçırma, karında ağrı, sarılık, pankreasta iltihaplanma, kan şekerinde düşme, rektumda ağrı, adet düzensizliği, endişeli olma hali, yorgunluk, diş ve diş eti rahatsızlıkları, idrar yolu enfeksiyonları, anjiyo ödem ve anaflaksi gibi önemli yan etkiler görülüyor. Sibutramin içeren ürünlerin kullanımı ise yüksek tansiyon hastalarında; kalp, böbrek ve karaciğer hastalığı olanlarda olumsuz sonuçlara yol açabiliyor. Sibutraminin ruhsal sorunlar yaşayan hastalarda depresyon ve intihar eğilimini tetiklediğini gösteren araştırmalar da bulunuyor.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Aydın:

VÜCUTTAN SUYLA BİRLİKTE YARARLI MADDELER DE ATILIYOR

İÇİNDE sağlığı etkileyen etkenmaddelerin bulunduğu besin destek ürünlerinin Sağlık Bakanlığı yerine Tarımve Köyişleri Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmasını doğru bulmuyorum. Bitki ve hayvan sağlığı için kullanılacak ilaçları onaylamakla yükümlü olan Tarım Bakanlığı’nın insan sağlığını doğrudan etkileyen ürünleri ruhsatlandırması kabul edilebilir bir durum değildir. Bunu yapması gereken Sağlık Bakanlığı’dır. Ayrıca Tarım Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan bu ürünlerin gereken laboratuvar koşullarında ve konunun uzmanı kişilerce yeterli şekilde test edildiğine de kesinlikle inanmıyorum. Bir ilacın eczanelerin raflarında satılabilir hale gelmesi için, geliştirildiği andan itibaren en az 10 yılı bulan 3 fazdan oluşan bir araştırma sürecinden geçmesi gereklidir.

BU TÜR ÜRÜNLER İÇİN SÜREKLİ DENETİM ŞART

Bu aşamaları tamamlamayan, etkinlik ve yan etki profili açısından güvenilir olmayan bir ürünün Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanması mümkün değildir. Bunun yanında ilaç piyasaya sürüldüğünde de olası yan etkileri konusunda sürekli denetleniyor olması ve sakıncalı durumlarda toplatılması gereklidir. Zayıflama destek ürünlerinin Tarım Bakanlığı tarafından etkinlik, güvenirlilik ve yan etki açısından yeterli değerlendirmeye tabi tutulmaması ve bir bitki veya hayvan ilacı gibi onaylanarak satılması insan sağlığını ciddi anlamda tehdit ediyor düşüncesindeyim. Bu ürünlerin prospektüsü dikkatli incelendiğinde idrar söktürücü veyamüshil tarzı takviyeler içerdikleri bir gerçektir. Bunlarla sağlanan kilo kaybı doğrudan sıvı kaybı olduğu için suyla
beraber birçok yararlımadde de kaybedilir. Bu da sağlığı olumsuz yönde etkiliyecektir.

DİYETİSYENLERİN ZAYIFLAMA İLACI VERMESİ SÖZ KONUSU OLMAMALI

Zayıflama ürünlerinin üzerinde “doğal” yazması, bu ürünlerin yan etkisi olmadığı anlamına gelmiyor. Örneğin bazı ürünlerin içinde bulunan fazla kafein, çarpıntı ve kalp rahatsızlığına neden olabiliyor. Bu ürünlerin içeriklerinin iyi incelenmesi ve konunun uzmanı bir doktorun önerisiyle kullanılmaları gerekiyor. Bu nedenle diyetisyenlerin bu tür ilaçları önermesi yanlış bulunuyor.

DOKTOR KONTROLÜNDE KİMLER KULLANABİLİR?

◊ Yaşam tarzı değişikliğini (diyet + egzersiz) etkin bir şekilde uygulayan kişiler
◊ Diyet ve egzersizle başarı sağlayamayanlar
◊ Vücut kitle indeksi 30 kg/m2 üzerinde olup eşlik eden şeker hastalığı, hipertansiyon gibi sağlık sorunları olanla

ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİNİ KESİNLİKLE KULLANMAMASI GEREKENLER
◊ Kalp ve böbrek rahatsızlığı olanlar
◊ Hipertansiyon hastalığı bulunanlar
◊ Şeker hastaları
◊ Çocuklar
◊ Gebe ve emziren kadınlar
◊ Yaşlılar

KAÇAK ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİNİN YOL AÇACAĞI SAĞLIK SORUNLARI
◊ Sıvı kaybına bağlı tansiyon düşüklüğü
◊ Tansiyon yüksekliği
◊ Çarpıntı
◊ Kalp spazmı
◊ Böbrek ve karaciğer yetmezliği
◊ Tiroid  hastalıkları
◊ İshal
◊ Aşırı yorgunluk
◊ Uyku bozukluğu

SAĞLIK BAKANLIĞI ‘BU ÜRÜNLERİ KULLANMAYIN’ DİYOR

SAĞLIK Bakanlığı piyasada izinsiz olarak bulunan zayıflama ürünleriyle mücadele için 81 ilin valiliklerine ve Sağlık Müdürlüklerine genelge göndererek
piyasadan toplatıyor. Ancak bu uygulama kaçak satışın önünü kesmeye yeterli
olmuyor. Bu nedenle özellikle “Sibutramin” içeren ve Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatı bulunmayan yandaki ürünlerin kullanılmaması ve internet üzerinden hiçbir şekilde alım yapılmaması gerekiyor.

Pek çok dilde şarkı söyleyen Amerikalı caz grubu Pink Martini, yeni albümleri “Splendor in the Grass”ın Avrupa turnesi kapsamında Türkiye’ye de uğrayacak. Pink Martini, 5 Temmuz’da İstanbul’da, 6 Temmuz’da ise Ankara’da konser verecek.

“Sympathique”, “Hang on Little Tomato” ve “Hey Eugene” albümleri ile Türkiye’de büyük bir hayran kitlesine kazanan Pink Martini, yepyeni albümleri “Splendor in the Grass”ın Avrupa turnesi kapsamında 2 özel konser için Türkiye’ye geliyor. Pink Martini, 5 Temmuz gecesi İstanbul Kuruçeşme Arena’da hayranlarını selamlayacak. Grup, 6 Temmuz’da ise Ankara’da ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisleri’nde müzikseverler ile buluşacak.

China Forbes’un vokaliyle, Pasion Turca’nın 10.yılı kutlaması kapsamında Türkiye’ye gelen Pink Martini, Samurayların aşk şarkılarından 1930′ların Küba müziğine, Fransızca şansonlardan Brezilya sokak şarkılarına kadar tozlu raflardan bulup çıkardığı şarkıları, dinleyenleri ile buluşturuyor.

Türk Eczacıları Birliği, obeziteyle mücadelede konunun uzmanı hekim tarafından tavsiye edilmemiş ve eczaneden alınmamış zayıflama ilaçlarına itibar edilmemesi gerektiğini bildirdi.

Ankara- Türk Eczacıları Birliği’nden yapılan yazılı açıklamada, birliğin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Birliği Eczacılık Grubu’nun (PGEU) obeziteyi ülkelerin gündemine taşımak amacıyla 22 Mayısı ”Obezite ile Mücadele Günü” ilan ettiği belirtildi.

Obezitenin son 20 yıldır tüm dünyada ”salgın hastalık gibi yayıldığı” ifade edilen açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre, obezite yüzünden her yıl 2,6 milyon kişinin yaşamını yitirdiği vurgulandı.

Ölüm nedenlerinde sigaradan sonra ikinci sırada yer alan obezitenin, ömrü ortalama 10 yıl kısalttığı belirtilen açıklamada, kalp krizinden kansere, diyabete kadar birçok hastalığa neden olan obezitenin, nüfusunun yüzde 15′ini obezlerin oluşturduğu Türkiye’de de ciddi sorun olduğu bildirildi.

Açıklamada, DSÖ’nün, obezite tehlikesine dikkati çekmek için yaptığı araştırmaya göre, 2015 yılında 15 yaş ve üzeri kilolu insan sayısının 2,3 milyara, obez sayısının ise 700 milyona ulaşmasının beklendiği ifade edildi.
 

”Türkiye için de tehdit”

Obezitenin, dünyada olduğu kadar Türkiye için de büyük tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
”Türk Obezite Vakfının yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de yaşayanların yüzde 19′u fazla kilolu, yüzde 15,6′sı ise obez. 30 yaşın üzerindekilerde kilo ve obezite sorunu daha sık görülüyor. Kentli kadınların yüzde 27′si, kırsal alandaki kadınların yüzde 30′u, kentli erkeklerin yüzde 8′i, kırsal alandaki erkeklerin de yüzde 10,4′ü bu hastalıktan mustarip. Araştırmada ayrıca bu kişilerin sadece yüzde 5′inin doktora başvurduğu, diğerlerinin ise piyasada kontrolsüzce satılan, hem etkileri belirsiz hem de sakıncalı sonuçlar ortaya çıkarabilecek zayıflama haplarından medet umdukları vurgulanıyor.”
Obeziteyle mücadelede, konunun uzmanı hekim tarafından tavsiye edilmemiş ve eczaneden alınmamış zayıflama ilaçlarına kesinlikle itibar edilmemesi gerektiği bildirilen açıklamada, şöyle devam edildi:
”Zayıflatıcı ilaçlar, doktor kontrolünde kullanılmadığı takdirde, kullanılan diğer ilaçlar veya alınan besinlerle tehlikeli etkileşmeler gösterebilir, hastanın hayatını tehdit edecek derecede ciddi kardiyovasküler yan etkiler ortaya çıkarabilir. İçerdikleri maddeler Sağlık Bakanlığından onaylanmamış, bu nedenle tam bilinmeyen ve öngörülemeyecek metabolik ve psikolojik bozukluklara yol açabilecek, özellikle aktarlarda satılan hap ve ‘zayıflama çayı’ diye tabir edilen bu tür karışımların asla satın alınmaması gerekiyor.”

Birliğin, bu tür ürünlerin kontrolsüz şekilde kullanılmasına şiddetle karşı olduğu belirtilen açıklamada, ”Biz eczacılar, dünyanın gündeminde olan bu hastalık konusunda gerek ilgili bakanlıkların gerek sivil toplum örgütlerinin, gerekse bilim çevrelerinin birlikte hareket etmesi gerektiği düşüncesindeyiz’‘ ifadesine yer verildi.

Badem, fındık ve cevizin kolesterol oranının düşmesine katkı sağladığı bildirildi.

  Archives of Internal Medicine adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, içeriğinde bitkisel protein, mineraller, çinko, kalsiyum, vitamin, antioksidan ve magnezyum bulunan bu kabuklu 3 kuru yemiş insan sağlığı için son derece faydalı.

Araştırma fındık, ceviz ve badem gibi kuru yemişlerin vücutta yağ alımını artırdığını, ancak bu yağların diğer yağlardan farklı olduğundan kolesterol içermediğini ve böylece vücuttaki kolesterolün düşmesine de katkı sağladığını ifade ediyor.

Araştırma, 7 ülkede, kolesterolü yüksek veya düşük 583 kadın ve erkekte yapılan deneyleri kapsıyor.

Araştırmaya göre, deneye tabi tutulan ve kolesterol düşürücü statin grubundan ilaç almayan kişiler, ortalama 67 gram badem, ceviz gibi kabuklu yemiş tükettiler.
Sonuçta, bu kişilerin kanındaki LDL veya “kötü kolesterol” ortalama yüzde 7,4 azalırken, HDL veya “iyi kolesterolün” yüzde 8,3 artığı tespit edildi.
 

Daha zayıf bir vücut yapısına sahip olabilmek adına kısa sürede hızlı kilo vermenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunuldu.

 Birkaç bitkinin karışımından oluşan ve beyindeki sinir hücrelerini etkileyen bitkisel ürünlerin kimyasallar içerebildiği için riskli olduğunu, bitkisel ürünlerin kullanılmasıyla vücudun sadece gıdalardan edinebileceği mikro besleyiciler alamadığını belirten uzmanlar, sık kilo alıp verme sonucunda da kişinin metabolizma hızının yavaşladığını, vücudun yağ dokusunun artarak kas, su ve yağsız doku oranının azaldığını ve bağışıklık sisteminin zayıfladığını bildirdi.

Gazi Üniversitesi (GÜ) Medikal Farmakoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Çimen Karasu, gıda bütünleyici ya da zayıflamaya yardımcı bitkisel ürünlerin içeriklerinin tam olarak bilinmediğini, aksine zararlı olabileceğini belirterek, bu ürünlerin içerisine bazı kimyasal bileşiklerin yüksek dozlarda katılabildiği uyarısında bulundu. Özellikle bitkisel ürünlerin çoğunun hekim önerisi olmadan kullanıldığını ve bunların bilinçsiz tüketildiğinde sağlığı ciddi şekilde bozabileceğini ifade eden Karasu, ”Doğadan elde edilen çeşitli bitkiler, kökler, yapraklar, çiçekler ile bunların karışımları, aktarlar tarafından hazırlanarak vatandaşa sunulabiliyor. Eczane ve marketlerde satılan ilaç olmayan ürünler de Tarım ve Köyişleri Bakanlığından ruhsatlıdır. Oysa bu ürünler Sağlık Bakanlığından ruhsat almalıdır” dedi.

Karasu, bitkisel destekleyicilerin herkes için uygun olup olmadığının bilimsel olarak tespit edilmiş ve güvenilirliklerinin ispatlanmış olması gerektiğini vurgulayarak, özellikle zayıflatma amacıyla kullanılan ürünlerin iştah kesici ilaç olarak kullanılan çok sayıda etkili maddeyi içerebildiğini ve bunun çok tehlikeli olduğunu söyledi. Zayıflama amaçlı kullanılan ürünlerin ”bitkisel kökenli ilaç” olmadığına işaret eden Karasu, ”Sentetik, bitkisel, hayvansal ya da mantarlardan elde edilen etken maddenin ilaç olabilmesi için belli standartlar gerekir. Belli miktardaki bitkisel ekstreyi içeren herhangi karışımın ilaç olabilmesi için faz deneylerinin tamamlanmış olması şarttır” diye konuştu.

‘Bitkisel destekleyiciler ölümcül olabilir’

Bitkisel destekleyicilerin doğru kullanılmadığında en az ilaç kadar ölümcül olabileceğine dikkati çeken Karasu, şunları kaydetti: ”Aşırı şişmanlık tedavisinde kullanılan anti-obezite ilaçlarının bir kısmında santral sinir sistemini etkiyerek iştah kesen ‘sibutramin’ maddesi bulunmaktadır ve ‘doğal’ olarak tanıtılan ürünlerde de bu madde bulunabilmektedir. Santral sinir sistemini etkileyen bu tür ilaçlarda ‘ephedra’ bitkisinden elde edilmiş ‘efedrin’ adlı etkili bir madde kullanılmaktadır. Doz aşımında oldukça tehlikeli olabilecek bu etkili madde ya da benzerleri, zayıflama amacıyla satılan bitkisel ürünlerde bulunmaktadır. Günümüzde ayrıca yağ emilimini engelleyen ve kolayca dışkı yoluyla atılımını sağlayan anti-obezite ilaçları da mevcuttur. Bunlardan bazıları da kontrolsüz ve uzun süre kullanıldığında, mikrobesleyiciler ve yağda çözünen antioksidanların emilimini dolaylı yolla engellemektedir ve buna bağlı ciddi metabolik ve kardiyak bozukluklar oluşturmaktadır.”

Karasu, doygunluk hissi veren lifli bitkiler ile reçinelerin de zayıflama amaçlı bitkisel ürünlerin içeriğinde yer aldığını belirterek, lifli besinlerin midede şişerek doygunluk hissi sağladığını anlattı. Reçinelerin ise bağırsakta özellikle yağları tuttuğunu ve emilmeden atılımını sağladığını dile getiren Karasu, şöyle devam etti: ”Bu ürünler kullanıldığında vücutta kilo kaybı olmakta ama temel gıdalar ve yaşamsal öneme sahip esansiyel yağ asitleri, eser elementler, aminoasitler, bazı antioksidanlar, vitaminler, ko-enzimler, ko-faktörler yeterince alınamamaktadır. Bunlar emilemeden atılmakta ve zamanla ciddi sağlık problemleri doğabilmektedir. Bu nedenle, bu tür ürünler mutlaka hekim kontrolünde kullanılmalıdır. Bu ürünlerin kullanımı yerine kalori kısıtlaması yapılmalı, ılımlı egzersiz ile zayıflamaya çalışılmalıdır. Her şeyin aşırısından kaçınılmalıdır.”

‘Sık kilo alıp verme bağışıklık sistemini zayıflatıyor’

Beslenme ve diyet uzmanı Lale Sağlık da sık kilo alıp vermenin bağışıklık sistemini zayıflattığı ve metabolizmayı yavaşlattığını söyledi. Sık kilo alıp vermeye bağlı metabolizmanın yavaşlamasının ”Yoyo Sendromu” olarak isimlendirildiğini belirten Sağlık, sık kilo alıp verilmesinin diyet programlarında hedeflenen düzenli ve kalıcı kilo kaybını olumsuz etkilediğini ifade etti. Sağlık, ”Önceleri masummuş gibi gözüken bu durum zaman içerisinde bir kısır döngüye dönüşmekte ve diyetle hedeflenen başarı oranını düşürebilmektedir” uyarısında bulundu.

Kısa sürede hedef kiloya yanlış diyetlerle kavuşulup, sonrasında ulaşılan kiloyu koruyamama ile sık karşılaşıldığını anlatan Sağlık, şunları kaydetti: ”Uzman kontrolünde sağlıklı bir şekilde hedeflenen ağırlığa ulaştıktan sonra, sağlıklı beslenme önerileri alışkanlık haline getirilmediği ve aniden eski beslenme alışkanlıklarına dönüş yapıldığı için kilolar tekrar geri alınabiliyor. Bilinçsizce kullanılan zayıflama ilaçları, bireyin kilo verdikten sonra yaşadığı psikolojik durum değişiklikleri de dengesizliğe yol açabiliyor. Sık kilo alıp verme ile kişinin metabolizma hızı yavaşlayor, vücudun yağ dokusu artarak kas, su ve yağsız doku oranı azalıyor, bağışıklık sistemi zayıflıyor ve hastalıklara karşı vücut direnci zayıflayabiliyor. Bilinçsiz ilaç kullanımı sonucunda kalpte ritm bozuklukları, sindirim sistemi bozuklukları, kan basıncının yükselmesi, menstruasyon düzensizliği, psikolojik durum bozukluklarının (sinirlilik, gerginlik, anksiyete gibi) oluşumu, kişinin kilo verdikten sonra kazandığı özgüven duygusunu yitirmesi gibi fiziksel ve psikolojik etkilerin de görülebiliyor.”

Bilim adamları, Akdeniz tarzı beslenmenin sağlığa iyi gelmesinin altında yatan nedeni buldu.

Ankara- Daily Telegraph’ın haberine göre, bilim adamları zeytinyağının kullanıldığı yemeklerle beslenmenin, vücutta iltihap oluşumuna yol açan genlerin bastırılmasını sağladığını ve böylece kalp hastalıkları gibi sorunları azalttığını saptadı.

BMC Genomics dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, iltihaba yol açan genleri bastırmada, zeytinyağında bulunan karbolik asit (fenol) rol oynuyor.

Akdeniz mutfağı başta zeytinyağı olmak üzere balık, sebze ve meyveden oluşuyor. Akdenizliler kırmızı et ve mandıra ürünleriniyse az tüketiyor.

Araştırmanın başkanı İspanya’daki Cordoba Üniversitesinden Francisco Perez-Jimenez, “Bu bulgular, iltihapla beslenme biçimi arasındaki ilişkiyi güçlendiriyor ve sağlık üzerindeki en temel etkinin, sızma zeytinyağı kullanımından geldiği yolunda delil sağlıyor” dedi.

Perez-Jimenez, bu beslenme biçiminin bağışıklık sistemi hücrelerinin faaliyetlerini daha az zararlı bir duruma getirebileceğini söyledi.

İltihap, damar sertliği ve tıkanıklığı gibi durumları tetikleyebiliyor. Damar sertliği de tansiyon ve kalp hastalıklarına yol açabiliyor.

Akdeniz diyeti kalp hastalıklarından korumanın yanı sıra 2. tip şeker hastalığı, Alzheimer ve depresyon riskini önleyebiliyor.

Sarı mutluluğun, gri depresyonun rengi… İnsanın ruh sağlığı ile renkler arasındaki ilişkiyi araştıran bilim adamları, duyguların da rengi olduğunu ortaya koydular.

Depresyondaki insanların donuk, kendini iyi hissedenlerin ise sıcak renkleri tercih ettiğine işaret eden bilim adamları, bunun, çocukların ve iletişim sorunu yaşayanların hastalıklarının teşhisine yardımcı olabileceğini belirttiler.
        
İtalyan La Repubblica gazetesinde yayımlanan habere göre, İngiltere’deki Manchester Üniversitesi’nden bir grup bilim adamı, sağlıklı 105 ve depresyondaki 108 yetişkinin her birinden, kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert, mor, kahverengi, siyah, beyaz ve grinin 38 tonunun bulunduğu renk tablosundan ruhsal durumlarına en uygun olan rengi seçmelerini istediler. Araştırmacılar, depresyondakilerin grinin, sağlıklı katılımcıların ise sarının tonlarını tercih ettiklerini gözlemlediler.
        
Araştırmanın ikinci bölümünde ise sağlıklı 204 gönüllüden renkleri pozitif, negatif ve nötr olarak ayırmalarını ve en sevdikleri renkleri seçmelerini isteyen bilim adamları, katılımcıların sadece yüzde 10′unun, ruhsal durumlarını temsil etmesi için griye yöneldiklerini belirttiler.
       
Araştırma sonuçlarının, beynin, insanın ruh haliyle renkleri hemen eşleştirdiğini ve bu şekilde dış dünyayla iletişim kurduğunu gösterdiğini kaydeden bilim adamları, bu ilişkinin sürekli dile getirildiğini, ancak şimdiye kadar bu konuda yapılmış tam ve gerçek bir araştırmanın mevcut olmadığını vurguladılar.
        
Araştırma ekibinin başındaki Peter Whorwell, şu anda asabi bağırsak sendromu görülen ve dolayısıyla da oldukça sıkıntılı olan hastalar üzerinde çalışmakta olduğunu belirterek, “Renk çarkının, bu hastaların psikolojik tedavilere verdikleri yanıtı görmemize yardımcı olmasını umuyorum” dedi. Kelimelerin yetersiz kaldığı ve sözsüz ifade yöntemlerinin daha etkili olduğu durumların olduğunu ifade eden Whorwell, bu gibi durumlarda renklerden faydalanılabileceğini söyledi.

Bilim adamları, bol şekerli ve kalorili abur cubur yiyeceklerin de uyuşturucu gibi bağımlılık yaptığı konusunda uyarıda bulundu.

Roma - ABD’nin Florida eyaletindeki Scripps Araştırma Enstitüsünde görev yapan bilim adamları, fareler üzerinde yaptıkları testlerde, hamburger, kızarmış patates ve kek gibi çok kalorili abur cubur yiyeceklerin de uyuşturucu kadar bağımlılık yaptığını ortaya koydu.

Fareleri üç gruba ayıran bilim adamları, ilk gruptaki hayvanları sağlıklı gıdalarla beslerken, ikinci gruba sınırlı miktarda abur cubur yiyecek, son gruba ise sınırsız miktarda peynirli kek ile jambon gibi et ürünleri ve çikolatalı yiyecekler verdi.

İlk iki grupta herhangi olumsuz bir tepki hissetmeyen bilim adamları, istedikleri kadar abur cubur yiyecek tüketen farelerin hızla kilo aldıklarını gözlemledi. Son gruptaki farelerin beyin devrelerinin de sigara ve uyuşturucu bağımlılarında olduğu gibi zayıfladığı gözlemlenirken, abur cubur kesilince fareler iki hafta süresince normal gıda yemeyi reddetti.

Diğer bir testte de abur cubur yiyecekler verilen farelerin ayakları arasında ışık yakarak acı hissetmelerini sağlayan bilim adamları, normal farelerin ışık yanar yanmaz bu gıdaları yemeyi bırakarak kaçtıklarını, obez farelerin ise acıya rağmen yemeye devam ettiğini gördü.
Bilim adamları, araştırmanın, bu tür çok kalorili gıdalar tüketme alışkanlığından kurtulmanın bağımlılık yapan maddelerden kurtulmak gibi zor olduğunu gösterdiğine işaret etti.

Kilo verme işini gözünüzde büyütmeyin. Kolayca uygulayabileceğiniz bu yöntemlerle zayıflayabilirsiniz.

İstanbul- Kilo vermeye başlamak için ihtiyacınız olan tek şey 1 dakika! İşte e-kolay’ın haberine göre aldığınız kalorileri azaltmak ve daha çok yağ yakabilmek için tam 25 tane öneri. Üstelik de uygulanmaları çok kolay. Yapmanız gerekense, bu önerileri günlük hayata geçirmek. Eğer hali hazırda diyet yapıyorsanız, bunları uygulayarak kilo vermenizi hızlandırabilirsiniz.

1. Karıştırın

Sevdiğiniz meyve suyunu maden suyuyla karıştırın. Bunu yaparken, normalde içtiğiniz meyve suyunun yarısını kullanacağınız için, aldığınız kaloriyi önemli miktarda azaltmış olursunuz. Hele de meyve sularının bolca tüketildiği şu sıcak yaz günlerinde.

2. Telsiz telefon kullanın

En yakın arkadaşınıza günün sıcak dedikodularını verirken, aynı zamanda da kalori yakmaya ne dersiniz? Çamaşırları yıkayın (68 kalori), masayı hazırlayın (85 kalori), ya da çiçekleri sulayın (102 kalori). (Bu değerler, 68 kiloluk bir kişi ve yarım saat üzerinden geçerlidir.)
3. Çiklet çiğneyin

Yakın zamanda yapılan bazı araştırmalara göre, tüm gün şekersiz (tatlandırıcılı/damla sakızlı) çiklet çiğnemek metabolizma hızınızı yüzde 20 oranında artırıyormuş. Biz araştırmacıların yalancısıyız!

4. Abur cuburların karşılığını nakit ödeyin

Ne zaman biri size abur cubur ya da yememeniz gereken bir şey önerdiğinde kabul ederseniz, kenara bir 500 yüz bin lira koyup, bunu çocuğunuza, kardeşinize, ya da dilencilere verin. Paracıklar cebinizden eksilmeye başladığında, hayır demeyi de öğreneceksiniz.

5. Ambalaja dikkat edin

Ambalaj üzerlerini iyice okuyun. Çünkü kalori değerleri genellikle 100 gram üzerinden bildirilir. Oysa yediğiniz şey, 100 gramdan fazlaysa çok daha fazla kalori alıyorsunuz demektir.

6. Yürüyüşe çıkmadan önce yeşil çay için

Kafein yağ asitlerinin açığa çıkmasını sağlar. Böylece daha kolay yağ yakarsınız. Ayrıca yeşil çayda bulunan polifenoller (antioksidan bileşikler), kafeinle birleşerek yakılan kalori miktarını artırırlar. Ancak eğer yüksek tansiyonunuz varsa, bu öneriyi dikkate almayınız.

7. Yemeğinizi evden getirin

Dışarıda yemek genellikle daha çok kalori almanıza neden olur. Dışarıda bulmanın zor olduğu şeyleri evde hazırlayıp yanınızda getirebilirsiniz.


8. İlla da salata sosu istiyorsanız…

O zaman bu tarife göre kendi salata sosunuzu yapın. Çünkü bu sosta bulunan yağ miktarı 1.5 gr ve içerdiği kalori de sadece 20′dir.

• 1 çay kaşığı balsamik sirke
• Çeyrek çay kaşığı zeytinyağı
• 3/4 çay kaşığı dijon hardalı
• Çeyrek çay kaşığı yaban turbu

9. Kan testi yaptırın

Yaklaşık 12 kadından birinin tiroid bezleri yeterince iyi çalışmıyor ve bu da metabolizmayı yavaşlatan etkenlerden.

10. Suyu tercih edin

Meşrubat tercihinizi sudan yana kullanın. Yanınızda şişe bulundurmak faydalı olabilir.

11. Tat alma duyunuzu yanıltın

Öksürük için olan mentollü drajelerden bir taneyi ağzınızda eritmek, canınız bir şey çektiğinde, bu duyguyu köreltebilir.


12. Baharatları kullanın

Örneğin yediklerinize acı eklemek, daha uzun bir zamanda acıkmanıza yardımcı olabilir.

13. İçtiniz mi beyaz için

Su gibi, az yağlı sütün de doyurucu etkisi vardır. Üstelik kalsiyum açısından da zengindir ve tok tutar.

14. Salata malzemelerini doğramayın, dilimleyin

Salatanız, sadece yeşilliklerden oluşmak zorunda değil. Havuç, kereviz, kabak ve diğer sebzeler de kullanılabilir. Ama bunları ince ince doğramak yerine, büyük parçalar halinde kesin. Hem yemesi daha uzun sürer, hem de daha çok çiğnersiniz. Bu da daha çabuk doymanızı ve ana yemekten daha az yemenizi sağlar.

15. Bir dostunuzu arayın

Kendinizi yalnız hissediyorsanız, kendinizi yemeğe vurmak yerine telefonu elinize almayı tercih edin.

16. Yediklerinizi yazın

Bu, neyi ne kadar yediğinizi bildiğiniz için, kendinizi kontrol etmenize yardımcı olur.

17. Uzaktan kumandayı emekliye ayırın

Uzaktan kumanda gibi aletler işinizi kolaylaştırmakla beraber, sizleri hareketsizleştirir.

18. Sprey yağları tercih edin

Böylece normalde kullandığınızdan çok daha az yağ kullandığınızı fark edeceksiniz.

19. Alırken küçüğünü tercih edin

Örneğin çikolata mı satın aldınız? Bir bar yerine, bir paket almak demek, yüzde 44 daha fazla yemeniz demek. Riske girmeye gerek yok, küçüğünü alın, kaloriyi azaltın.

20. Yemeği pişirmeden önce ölçün

Makarna, pilav gibi besinleri yerken, miktarı kaçırıp daha çok yiyebilirsiniz. Oysa baştan yemeniz gereken kadarını ölçüp pişirirseniz, bu sorun ortadan kalkmış olur. Şöyle söyleyelim, 4 kaşık makarna ya da pilav, 1 dilim ekmeğe eşittir.

21. Aynasız yemek olmaz

Yemek yerken kendinize aynada bakmak, yüzde 22-32 daha az yemenizi sağlar.

22. Kutuyu açmadan önce bekleyin

Dondurma kutusunu açmadan önce, 10 mekikle, 10 şınav çekin. Bu hem atıştırma arzunuzu öldürebilir, hem de vücudunuzla sizi tekrar iletişime sokarak, amaçlarınızı size hatırlatabilir.

23. Çorbanız koyusundan olsun

İçinde büyük sebze parçaları olan çorba içen kişilere bakılacak olursa, hem daha çabuk doyuluyormuş, hem de yüzde 20 daha az yeniliyormuş.

24. Biraz da ilhama ihtiyacınız var

Bazen ihtiyacınız olan motivasyonu yine ancak kendiniz sağlayabilirsiniz. Bu nedenle hazırlıklı olun ve buzdolabı, mutfak kapısı, bisküvilerin durduğu dolap, ya da bilgisayar gibi yerlere sizi motive edecek yazılar yapıştırın. Örneğin: “Bir gofrete yenilmeyeceksin değil mi? Ne de olsa uzun bir yol kat ettin ve çok başarılı oldun.”

25. Balık yemeyi ihmal etmeyin

Balık, son derece sağlıklı bir yağ tipi olan omega-3 yağ asitlerini içerir. Omega-3 açısından zengin balıklar, tonbalığı, uskumru, somon ve morina balığıdır. Diyet yapan kişilere bakılacak olursa, her gün balık tüketenler, diyetlerinde balık olmayanlara oranla yüzde 20 daha fazla kilo kaybetmişler.

Kışın alınan kilolar psikolojiyi bozuyor

Bahar geliyor ve havalar ısındıkça insanın da içi ısınıyor. Kış boyunca alınan kilolar artık daha fazla göze çarpıyor. Kıyafetlerin çoğu dar geliyor. Birçok kişi zayıflamak adına diyet yapıyor ve spor salonlarına gidiyor.

İstanbul - Kilolar sadece bedenen değil ruhen de bizi etkiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, kilo kontrolünün özellikle kadınlarda depresyonu tetikleyen bir unsur olduğunu belirtiyor ve depresyona varabilecek kilo problemleri ile ilgili şunları anlatıyor.

Kilo alımı ruhsal problemlere yol açıyor

e-kolay’dan alınan habere göre beslenmedeki yanlış alışkanlıklar, yaşanan iş stresi ve benzer birçok problem ile kilo alımı hızlı olarak gerçekleşebilir. Alınan kilolar ise fiziki ve ruhsal birçok probleme yol açabiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, kilolu olup da “ben kendimle barışığım” diyenlerin çoğunun gerçeği yansıtmadığını ifade ediyor ve ekliyor:

“Aslında kilo, başlı başına yoğun bir anksiyete nedenidir.” Kilo almanın depresyona neden olabileceği gibi depresyonda olmanın da kilo almayı beraberinde getirebileceğini belirten Yavuz, kilo almanın muhtemelen artan stres veya duygusal bir aksaklık sonucu ortaya çıkacağını söylüyor.

Kilo almaya başlayan kadın kendini sorgulamalı

Dr. Yavuz, yemek yemenin birçok kadın için hem rahatlama hem de kızgınlık kaynağı olabileceğini, spor yapmaktan kaçan ve kilo almaya başlayan bir kadının mutlaka kendini sorgulaması gerektiğini söyledi. Durumun kısa bir süre sonra kısır döngüye dönüşeceğini ve kilolu olma gerçeğine daha fazla yemek yiyerek karşılık verip spor yapmaktan kaçınarak kiloların alıp başını gidebileceğini vurguladı.

Depresyon sonucu kilo alan bayanların antidepresan konusunda dikkatli olmaları gerektiğini aktaran Dr. Yavuz, “Böyle bir tedavinin sonucu yine kilo almak olabilir, bu antidepresanlardan kaçmak için bir neden değildir fakat fazla kilolarla baş etmek için kullanılacak bir yöntem de değildir” açıklamasını yaptı. Depresyon nedeniyle ilaç kullanan kişilerin kilolarını sık sık takip etmeleri, eğer kontrolsüz bir kilo alma söz konusu ise derhal hekimleri ile görüşmeleri gerektiğini özellikle vurguladı.

Hamilelik geçirenler ve masa başı çalışanlar risk altında

Dr. Mehmet Yavuz, kadınların kilo almaya en müsait oldukları dönem olarak bilinen gebelik dönemi ve sonrasında vücutta kalan fazla kiloları atmak için bir çaba harcanmıyorsa ve gerçekleşen birden fazla doğum varsa yine şişman adayı bir kadınla karşı karşıya kalırız açıklamasında bulundu. Doğum dışında kadının hayatında oluşan çeşitli değişiklikler nedeniyle fiziksel aktivitelerinin azalması, örneğin bedensel olarak aktif olduğu bir işten masa başı bir işe geçmesi, iş bırakma veya emeklilik, araba kullanmaya başlamak gibi nedenlerle enerji tüketiminin azalmasının da kilo kontrolünde sorunlara yol açtığını söyledi.

Dr. Yavuz, şişmanlığın artışına neden olan etkenler arasında yaşlılık, beslenme alışkanlığının ayaküstü yenen tost, sandviç, pizza gibi hazır yiyeceklere kaymasının da bu duruma zemin hazırladığını belirtti. Ayrıca toplumda yaşamanın, evliliğin, alkol tüketimindeki artışın ve en önemlisi genetik özelliklerin de kilo almada etkili olduğunun altını çizdi.
 

Depresyondan kurtulmak için beslenmenizi değiştirin

Toplum olarak beslenme tarzının özelliklerinin de şişmanlık için belirleyici olduğunu vurgulayan Dr. Yavuz, çok yağlı yemek türleri fazlaca tüketiliyorsa ya da özellikle sanayileşmekte olan ülkelerde tercih edilen hazır yemek türleri tüketiliyorsa şişmanlığın toplumsal bir sorun haline gelebileceğini belirterek bireyleri beslenme alışkanlıklarını değiştirmeleri konusunda uyardı.

Dr Mehmet Yavuz, kişilerin daha sağlıklı beslendikleri sürece hem kilo vereceklerini hem de depresyondan kurtulabileceklerini açıkladı.

Kilo Depresyonundan Kurtulmak için öneriler…

Dr. Yavuz, kilo vermek için ya da almamak için dikkat edilmesi gereken hususları şöyle sıralıyor:

— Sabah kahvaltısı yapın. Öğün sayısını azaltmadan 3 öğün yemek yiyin, hatta ara öğünlerle günlük öğün sayınızı arttırın.

— Sebze ve meyve tüketimini artırın.

— Alkol tüketiminizi azaltın veya tamamen bırakın. Alkol, yüksek kalorisi nedeniyle gün boyu tatlı isteğinizi de artıracaktır.

— Çikolata, bisküvi gibi besin değeri düşük ama kalorisi yüksek besinler yerine taze veya kurutulmuş meyve yiyin.

— Yemeğinizi yavaş yiyin. Hızlı yemek yediğinizde, doyduğunuzu anladığınız zaman zaten gerektiğinde fazla yemişsinizdir.

— Hayvansal yağlardan kaçının. Tavukların derilerini, etlerin yağlı kısımlarını ayırın.

— Katı yağlar yerine, zeytinyağı, ayçiçeği yağı ve mısırözü yağı gibi bitkisel yağlar kullanın.

— Bol su için.

— Mümkünse her gün aynı saatte kalkın.

— Yemeklerden sonra dişlerinizi fırçalayın. Diş fırçaladıktan sonra muhtemelen canınız bir şey yemek istemeyecektir.

— Tatlı yemekten kaçının. Daha az tatlı tüketin.

— Tuz ve şeker kullanımınızı azaltın.