Bir Psikiyatristin Günlüğü

Psych-Istanbul, Cinema-Philia, Tiyatroseverler ve Hayata Dair Ayrıntılar…

"Ayşegül UĞUR" tarafından yazılmış yazıları görüntülüyorsunuz

2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul, hafta boyunca tiyatrolarda dört yeni oyun, iki sergi ve dört konsere ev sahipliği yapacak.

Metin Zakoğlu’nun, Michael Frayn’ın ”Hayır Demek Evet Demektir” adlı oyunundan sahneye uyarladığı ”Aşk Başa Gelince!” 8 Haziran-4 Temmuzda Kulis Oda Sahnesi Caddebostan’da tiyatroseverlerle buluşacak.

Zakoğlu’nun, Kerem Yılmazer genç yetenek ödülünün sahibi Burcu Altın ile baş rolünü paylaştığı eser, bir evin içine kurulan sahne ile sanatseverlere sanatın her yerde ve her koşulda yapılabileceği mesajını veriyor.

Italo Calvino’nun yazdığı ”İkiye Bölünen Vikont” isimli eser, yarın ve cuma günü Kumbaracı 50 Sahnesi’nde izleyiciyle buluşacak.

Aslı Can Kortan, Ebru Gözdaşoğlu, Eraslan Sağlam, Erkan Kortan, Gülhan Kadim Sertdemir, İhsan Dehmen, İsmail Sağır, Murat Kapu, Onur Kahraman, Onur Tuna, Özgür Tanık, Seda Yürük, Seyfi Erol, Yaman Ömer Erzurumlu ve Tomris İncer’in rol aldığı oyunda, savaşta bir gülle tarafından bedeni ikiye bölünen Vikont’un tuhaf hikayesi anlatılıyor.

Ali Poyrazoğlu’nun, Aziz Nesin’in üç öyküsünden oyunlaştırdığı ”Tanımadığım Adamlar” adlı komedi oyunu, hafta boyunca Kozzy Alışveriş ve Kültür Merkezi Gazanfer Özcan Sahnesi’nde izlenebilecek.

Poyrazoğlu, Bülent Kayabaş, Özdemir Çiftçioğu, Suat Ünaldı, Burak Alkaş, Ümit Kantarcılar ve Hüseyin Kara’nın rol aldığı oyunda, Orostopontopolis Tımarhanesi’nde hastaları iyileştirmek için kullanılan psikodrama tekniğiyle hazırlanan, eğlenceli bir müsamerenin öyküsü anlatılıyor.

Müzikal: Bir yaz gecesi rüyası

William Shakespeare’in yazdığı, Hakan Altıner’in yönettiği, Tamer Karadağlı ve Hale Soygazi’nin baş rollerini paylaştığı ”Bir Yaz Gecesi Rüyası” isimli eser, Tiyatro Kedi tarafından 5-6 Haziranda müzikal olarak Tim Maslak Center’de sahnelenecek.

Eserde ayrıca, İsmet Üstekin, Akasya Asıl Türkmen, Abdül Süsler, Elif Çakman, Eda Gülten, Sertaç Ekici, Erez Ergin Köse, Adem Yılmaz, Eser Eyüboğlu, Başak Şamlıoğlu, Fahri Öztezcan, Hüseyin Gülhuy, Merve Çaloğlu, Serenay Kazancı, Sertan Can, Tümay Revşan Genç ile Zeynep Papuççuoğlu oynuyor.

Müzik direktörlüğünü ve orkestra şefliğini Önder Bali’nin yaptığı müzikalin şarkı sözleri ve uyarlaması, İpek Kadılar Altıner’e, özgün besteleri Kağan Yavuz’a, koreografisi Atılgan Gümüş’e, kostüm tasarımı Türkan Kafadar’a, dekor tasarımı Tuba Unat’a, ışık tasarımı ise Mesut Sarı’ya ait.

Bir büyü sonucu ortaya çıkan yanlışlıkların sebep olduğu komik olayların anlatıldığı oyunda, karmaşık aşk ilişkileri, komedi, heyecan ve entrika kavramları işleniyor.

Sergiler

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında, İstanbul’un 8000 yıllık tarihinin anlatılacağı ”Efsane İstanbul: Bizantion’dan İstanbul’a-Bir Başkentin 8000 Yılı” başlıklı sergiye 5-6 Haziranda ev sahipliği yapacak.
İstanbul’un, Marmaray Projesi çerçevesindeki Yenikapı kazılarıyla daha da geriye giden 8000 yıllık eşsiz tarihini, 500′ü aşkın eserle gözler önüne serecek sergi, Bizantion’dan Nea Roma’ya, Constantinopolis’ten İstanbul’a, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yapmış kentin görkemli tarihine ışık tutarken, ticaret, hediye ve 4. Haçlı Seferi’nde olduğu gibi yağma yoluyla çeşitli ülkelere dağılmış hazineleri bir araya getirecek.

Sergide, yurt dışından 39, Türkiye’den 19 olmak üzere toplam 58 müzeden seçilen geniş yelpazedeki eserler, sergi aracılığıyla ilk kez bir arada sunulacak.

Sergen Şehitoğlu’nun diasec baskı tekniklerinden oluşan ”1” başlıklı fotoğraf sergisi 10 Haziran Perşembe günü İstanbul Fotoğraf Merkezi Leica Galeri’de sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.

Konserler

”Uluslararası 3. Pera Flamenco Festivali” kapsamında Uluslararası dansçı koreograf Sevillalı David Perez 9 Haziran Çarşamba günü ilk defa İstanbul’da sahne alacak.

Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’ndeki konserde, Perez’e ünlü gitarcı Javier Navarro eşlik edecek.
Anadolu müziği ve bu müziğin temel çalgısı olan bağlamanın, ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımına katkı sağlamak amacıyla kurulan ”Bengi Bağlama Üçlüsü”, yarın Türker İnanoğlu Maslak Show Center’de konser verecek.

Avea, ”Dünya Müziğinin Sıra Dışı Sesi” projesiyle dünya müziğinin önemli seslerini 8 Haziran Salı günü İstanbul’un değişik mekanlarında müzikseverlerle buluşturacak.

Beş farklı ülkeden 20 Roman şarkıcının aynı sahnede şov ve müzik ziyafeti için bir araya geleceği konserde, dünyaca ünlü isimler Alim ve Fargana Qasimov, Gypsy Queens ve Kings, Lura ve Mor Karbasi sahne alacak.

Aydın Esen Group tarafından düzenlenen ”Balık Ekmek Caz” konserleri kapsamında, Bosphorus Yatı’nda 5 Haziran Cumartesi günü, caz müziğinin virtüözlerinden Aydın Esen, grubu ile 12 Haziran Cumartesi günü, Nardis Jazz Club’ın virtüözlerinden oluşan Nardis Superband, Sibel Köse ile 26 Haziran Cumartesi günü ise besteci ve piyanist Kent Mete, triosu ile sahne alacak.

Carte d’Or ana sponsorluğunda MAP İletişim ve Atlantis Yapım’ın düzenlediği ”Carte d’Or Açıkhava Konserleri”, 4-15 Haziranda ünlü sanatçıları, Cemil Topuzlu Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda müzikseverlerle bir araya getirecek.

Türk pop müziğinin süper starı Ajda Pekkan, açık hava konserleri çerçevesinde 4-13 Haziranda sevenleriyle buluşacak. Sanatçıya konserde, kendi özel orkestrasıyla birlikte Behzat Gerçeker şefliğinde Enbe Orkestrası da eşlik edecek.

Benim ülkem; kadın olmanın, devrim ve kanunlarla dünyaya göre erken kabul edilerek onurlu sayıldığı ve kadınların öncülüğünde aydınlanmayı uzun zamandır hak eden bir ülkedir.

Oysa ki, 1924’te Eğitim ve Öğretim birliğini sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 1926 Türk Medeni Kanunu’nun kabulü, 1934’te seçme ve seçilme hakkının elde edilmesinin üstünden neredeyse bir asır geçmiştir. Bugün, Avrupa genelinde gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, Türk kadınının parlamenter siyasetteki temsil oranı yüzde 9,1 olarak saptanmaktadır. Tüm dünyada bu istatistik bizi sondan üçüncü sıraya yerleştirmektedir. Tarih, erkek egemen bir sistemin devamı ve yönetsel sorunların gölgesinde bu topraklarda yerinde saymanın veya yetersizliklerin sonucunu sıklıkla kaydetmiştir. Bu durum yüklenilmesi gereken bir günah olarak kadınlara mal edilemez. Kadının adeta bir köle ve meta gibi konumlandırılacağı bir toplum modeline doğru sürükleniyorken, dünyada eşi ve benzeri bulunmayan bir fırsatla Atatürk devrim ve kanunlarıyla, bizim için planlanmış bir karanlığa çalım atmayı başarmış mücadeleci ve özgün bir halk modeliyiz.. Kimileri, tepeden inme olarak yorumladıkları bu devrimlerin, ne endüstri devrimini ne de aydınlanmayı yaşamamış bir toplumun neredeyse şeriatın keskin kılıcının korkusuna doğru itilebileceğinin veya bağımlı ve basiretsiz bir toplum olarak sonsuza dek hizmet eden konumunda kalacağımız tespitini yapmaktan kaçınmaktadır. Benim ülkem, gaflet ve delaletten bir an önce kurtulabilen akıllı ama yatırım yapılmayan kadınların yaşadığı güzel bir ülkedir. Bu yüzdendir ki kadının, devrim ve kanunlardaki yeri daima birinci sınıf bir yer olarak kurgulanmış; çağdaşlaşmanın önderleri olarak görülmüş ve ileride durmayı görev kabul eden bir anlayışa hazırlanmışlardır. Benim ülkemde, kurtuluş mücadelesi kadınların baskın gücüyle verilmiş bir ülkedir. Bu ülkenin kadını  emekçidir, fedakardır, mücadelecidir, paylaşımcıdır, değerlerine ve ülküsüne bağlıdır, kırılgandır ancak inatçı ve sorgulayıcıdır, çoğu azdan var edebilendir… Şeyhlerin,  şıhların, masalcıların, kralların, şarlatanların üç adım gerisinden gelmeyi hak etmediğini bilerek yürümüştür bu yolu… Hak edilmiş haklarından haberdar olmayı pekala bilir; eğer öğretilmemek için özel bir çaba harcanmazsa, yeterince dersliği, aydın öğreticileri, istihdam olup örgütleneceği alanları, koltuğunun altına sıkıştırılmış kitapları olabilirse… Bu ülkenin kadınları, bu ülkenin bağımsızlığı için direnmiş kadınlardır. Örgütlü hareketin gücünü, tesadüfen bile bir araya gelebildiğinde sezgisel olarak dahi keşfedip düşünce üretebilecek potansiyele sahiptir; eğer yalnızca seçim sandığı için bir ‘sürü’, siyasi oluşumlar için vitrin, tüketim unsurları için banknot, evlerimiz için ucuz işçi, düzenin devamı için çaresiz katılımcılar olarak görülmezlerse… Bir toplumda kadınlar için sığınma evleri açmak, kadınları güvence altına almak değildir. Kadının birey olabilmesinin önünü açmak, kadını beyin takımının içinde konumlandırmak, yönetimi kadınla paylaşmak, kadını kendi niteliklerine göre doğru yerlerde bir vatandaş olarak değerlendirebilmek, temel hak ve özgürlüklerinden bahsedebilmek demektir. Parlementoda kadını bir klanın veya feodalitenin rızası ve lütfuyla o sıralara oturtulmuş bir model olarak görmeyi bırakır;  daha fazla kadın diplomat, bilim insanı, hukukçu, siyaset bilimcisi, sanatçı, sendika başkanı, yönetici, edebiyatçı, filozof ve birçok alanda önce kendi kendine yetebilen sonra da toplumuna hizmet edebilecek yeterlikte birey yetiştirme cesareti gösterebilirsek yol alabiliriz. Böylece “kadın şair”, “kadın kaymakam”, “kadın milletvekili” gibi, mesleklerin önüne cinsiyet ayırımı içeren belirleyiciler eklemeden yaşayıp gitmeyi pekala başarmış oluruz.
Çarşaflarının iki parmak aralığından, dünyaya iflah olmaz bir şiddetin hüküm sürüp gittiği çaresizlik ifadesiyle bakan ülke kadınlarının dertlerini, iyi gözlemleyen  ve kendi gerçekliklerinin iyileştirilmesi adına hep daha fazla çaba harcayan kadınlar öncelikle Türkiye Cumhuriyeti kadınları olmalıdır. Bugün hala kadınlarının % 20’sinin okur yazar olmadığı bir ülkede, medeni nikahı olmadan yaşamaya zorlanan, aile içi ve dışı şiddete yüksek oranda maruz kalan, kişilik haklarından nasibini alamayan, ilkel ve kapalı alan koşullarında yaşamaya doğru itilen kadınlarımızın haklarını bir kez daha düşünmemiz gerekiyor. Cumhuriyet’in kadına sağladığı en önemli hak, kadın ve erkek eşitliğini öngören düzenlemelerdir. Bugün, yalnızca haklarını talep eden bir kimlik olmanın ötesinde, çağdaşlaşmaya çalışan kadının üstlenmesi gereken sorumluluklar vardır. Mesleği, ekonomik özgürlüğü, olumlu koşulları ve yeterli olanakları olup da, zamanını hoyratça ve bilinçsizce harcayabilen kadın örnekleri, bu toplumu yaşadıkları süre boyunca biraz daha ileriye götürebilmek için kendilerini sorumlu hissetmek durumundadırlar. Kadının hangi şartlarda olursa olsun gerçek emekçiler olduğunu anımsayacak olan eğitimli kadın, koltuğuna çantasını sıkıştırıp sadece tüketici rolünü üstlenmeden kendisini gerçekleştirebilen, toplumuna ve güncel gerçeğine duyarlı varlığıyla, güce gereksinimi olan kadınlar için bir model oluşturabilmelidir. Cumhuriyet kadınlarının bu ülkede daha fazla sorumluluk almaya mecburiyetleri vardır. Post-gerici bir zihniyet ancak ve ancak bu koşullarda alt edilebilir ve kolektif bilincin yine kadınların öncülüğünde oluşabileceği anlaşılabilir. Türkiye Cumhuriyeti kadını, çağdaşlaşmanın temel değeridir. Gerçek demokratik yatırımlardan biri, ailenin toparlayıcısı ve toplum dinamiğinin yapıtaşı olan kadınların özgürleşmesine yönelik planlamalardır. Kadın ve erkeğin bir bütün olarak algılanabildiği uygar bir toplum umuduyla…

Çağlardan beri insanların tedavi amacıyla bitkilere yönelmesinin birçok nedeni var. Son yıllarda bunun daha popüler olmasının nedeni, sağlık sigortalarının ve ilaçların fiyatlarının yüksek olmasıdır. Bazen de sorunlar için en sağlıklı ve doğal yöntem olarak bitkiler tercih ediliyor.

 Amerika Los Angeles’daki Cesars-Sinai Sağlık Merkezi’ne göre bitkiler tıbbi ilaçlara eş değer etkiye sahip değil. Ancak çoğu zaman oldukça yararlı olan bu bitkiler, ilaçlardan çok daha ucuz ve daha az yan etkiye yol açıyor.

Bu nedenle hastalar bitki tedavilerine ilgi duyuyor ve doktorlar da gün geçtikçe bitkilere daha fazla yöneliyor. Bazı bitkiler oldukça yararlı; ancak bazılarının doktor kontrolü dışında kullanılmaması gerekiyor.

e-kolay’ın haberine göre en faydalı 12 bitki ve faydaları şöyle:

1.Aloe Vera

Toplum arasında en çok bilinen ve kullanımına en çok rastlanılan bitki olan aloe vera, güneş veya kazalar sonucu oluşan yanıkların tedavisinde tercih ediliyor. Bitkinin asıl yararlı kısmı aloe vera yaprağı. Aloe vera yetiştirmek için tek gerekli şey ise su. Yaprağın içinden çıkan su yanıkların neden olduğu acıyı azaltıyor ve iyileşme sürecini hızlandırıyor.

2.Kızılcık Suyu

Kızılcık suyunun en çok bilinen yararı boşaltım sistemi sorunlarını çözmekteki etkisidir. Bakteriyel enfeksiyonu tedavi ederek sorunların çözülmesini sağlar. Kızılcık suyu, yüksek kolesterol ve kalp yetmezliği gibi sıkıntıları olan hastaların kalp sağlığını olumlu yönde etkilemektedir. C vitamini yönünden de oldukça zengin olan kızılcık suyu, dişlerin çürümesini ve plak oluşumunu engeller. Kızılcığın içinde bulunan asitler bileşikler ise böbrek ve tümör oluşumunu önler.

3. Ekinezya

Ekinezya Amerikan yerlilerinin yaraları iyileştirmekte kullandıkları ve bilinen hiçbir yan etkisi olan bir bitkidir. Ekinezyanın içinde bulunan maddeler grip ve nezle virüslerine karşı etkili olduğu için özellikle grip mevsimlerinde tercih edilmektedir. Ekinezya bağışıklık sistemini güçlendirerek daha hızlı bir iyileşme sağlar. Boğaz ağrıları, öksürük ve tıkanıklık ekinezya bitkisi sayesinde kolayca atlatılmaktadır.

4. Siyah Yılan Kökü

Siyah yılan kökü, menopoz için önerilen ve bu yönüyle bilinen bir bitkidir. Siyah yılan kökü sinirlerin gevşemesine ve dolayısıyla menopoz döneminin kolay atlatılmasına yardımcı olur. Siyah yılan kökü, menopoz döneminde oldukça sıkıntı veren ateş basması ataklarını önler. Üreme sistemi üzerinde oldukça etkili olan siyah yılan kökü hormonları dengeleyerek menopozun yanı sıra adet öncesi sendromu ve kaslarda meydana gelen kramplar gibi durumların tedavisinde de kullanılır.


5. Günlük

Anadolu Sığla ağacı olarak da bilinen günlük ağacının gövdesinden elde edilen sakız, özellikle eklem iltihabı ve bursitin tedavisinde kullanılır. Aynı zamanda ishal ve solunum yolları şikâyetleri gibi sorunların tedavisinde de oldukça etkilidir. Ayrıca yüksek kolesterol, damla hastalığı, bel ağrıları, kas yangısı, fibromiyalji, obezlik, dizanteri ve göğüs hastalıklarına da iyi geldiği bilinmektedir.


6. Papatya

Genellikle çayı yapılarak içilen papatya, bağırsaklarda oluşan sorunları rahatlatmasıyla bilinir. Ayrıca mide bulantısı ve gastroentirit tedavisinde de kullanılır. Papatyanın rahatlatıcı özelliği hem çocuklar hem de yetişkinler üzerinde etkilidir. Uyumakta zorluk çeken çocuklarda güvenle kullanılabileceği gibi stres altında hissedildiği zamanlarda da yetişkinler tarafından tercih edilebilir.

7. Hayıt Ağacı

Hayıt ağacı menstural dönemi düzenler ve kadınlarda progesteron hormonunun salgılanmasını sağlar. Hayıt ağacı meyveleri yavaş etki eden ve ancak uzun süreli kullanımda etkilerini gösteren bir bitkidir. Hamile kalma sorunu yaşayan bayanlarda 1–2 yıl süreli kullanılır ve hamilelik başladığında kullanımına son verilir. Ayrıca adet öncesi dönemle ilişkilendirilen kramplar ve göğüs bölgesinde hassaslığa neden olan prolaktin hormonu üretim seviyesini de düşürür.

8. Kahve

İçerdiği kafein nedeniyle çoğu beslenme önerisinde yer almayan kahve, bazı durumlarda olumlu etkilere de sahiptir. Acının algılanmasını bloke ederek ağrıların azaltılmasında, bronşları açarak grip, soğuk algınlığı ve astım gibi rahatsızların tedavisinde kullanılabilir. Koreli bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre kahvenin içinde bulunan kafein, fiziksel dayanıklılığı da artırıyor.

9. Çuha Çiçeği Yağı

Çuha çiçeği yağı, genellikle romatoid artiridin etkilerini azaltmada ve kolesterolü düşürmede kullanılır. Çuha çiçeği obezlik, sindirim sorunları ve solunum yolları şikâyetleri için de tercih edilen bir bitkidir. Ayrıca adet öncesi sendromunu şikâyeti olan bayanlar tarafından da kullanılır. Ancak hamilelik söz konusu olduğunda kullanılmaması gerekmektedir.
 

10. Gümüş Düğme

Dayanılmaz ağrıya neden olan migrenin tam nedeni bilinmiyor. Bazı uzmanlar bu sorunun nedenini baştaki kan damarlarının genişleyerek sinirlere baskı yapmasından kaynaklandığını savunuyor. Gümüş düğme beyinde bulunan kan damarlarını rahatlatarak duyulan acıyı azaltıyor. Gümüş düğme bitkisinin diğer yararları ise doku ve eklemlerde meydana gelen iltihaplar azaltması. Ayrıca yüksek ateşin düşürülmesinde de oldukça etkili olan gümüş düğme, vücutta aspirin gibi işlev görürken yan etkileri olmadığı için daha çok tercih edilebilecek bir bitki.
 

11. Keten Tohumu

Susam tanelerinden biraz daha büyük olan keten tohumu, Omega–9 ve Omega–3 asitleri, lif, protein, manganez, magnezyum, çinko ve diğer bir dizi mineral açısından oldukça zengindir. Keten tohumu birçok soruna çözüm getirmesi nedeniyle geniş bir kitle tarafından tercih edilir. İşte mucize bitki keten tohumunun kullanıldığı bazı sağlık sorunları:

• Kolon ve göğüs kanseri
• Akne ve egzama gibi cilt problemleri
• Astım ve diyabet
• Yüksek tansiyon
• Romatoid artirit
• Kolesterol
• Bağışıklık sistemi sorunları
• Burkulmalar ve incinmeler
• Obezlik
• Saçlarda oluşan kepek
• Adet öncesi sendromu

Keten tohumunun bu özelliklerinden yararlanmak için ise evde hazırlanabilecek çok kolay bir tarifi de mevcut: 1 yemek kaşığı keten tohumunu öğüterek bir bardak ılık suyla karıştırın. Sabah, öğle ve akşam olmak üzere 3 gün boyunca aynı karışımı için. Bu sayede sorunlarınıza çözüm bulabilirsiniz. Ancak elbette vücudun olumsuz tepki verebileceğini de göz önünde bulundurarak beklenenin dışında bir durum söz konusu olduğunda, doktorunuza danışın.

12. Sarımsak

Sarımsak pek beğenilmeyen bir kokuya sahip olmasına rağmen sağlık açısından oldukça yararlı bir bitkidir. Mikroplara ve virüslere karşı vücuda direnç kazandırdığı bilinmektedir. Sarımsak kolesterol ve yüksek tansiyonun düşürülmesinde, kan şekerini dengelemede, kanserle mücadelede, bronşitin belirtilerini azaltmada ve bağışıklık sistemini güçlendirmede oldukça etkilidir. Ayrıca soğuk algınlığına da iyi gelmektedir.

Bu yıl ‘En İyi Film’ dalında beş yerine 10 filmin yarıştığı Oscar’larda final bu gece. James Cameron’ın ‘Avatar’ı ile Kathryn Bigelow’un ‘Ölümcül Tuza’ı dokuz dalda yarışıyorlar. Cameron ‘Yıldırımın aynı yere iki kez düşme olasılığı çok azdır, kazanırsam şaşarım’ diyerek eski karısı Bigelow’a şans tanıyor.

Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nin Oscar ödülleri ilk kez 1927’de verilmeye başlandı. 1940 ve 56’da sınıflandırmalara gidilerek yabancı film Oscar’ı da eklendi. Bu yılsa film dalında beş yerine 10 film aday oldu.

Akademi Başkanı Sid Ganis’in teknik nedenlerden ötürü 10 filmin adaylığını açıklaması Hollywood’da bomba etkisi yarattı. Böylelikle Oscar’lar Altın Küre ödüllerine benzedi. 10 film düşüncesi oyuncu Samuel Jackson’ın tecimsel filmler için özel bir sınıflandırma yapılsın önerisiyle geldi.

Bu durum Adaylık için gerçekten 10 iyi film var mısorusunu da getirdi. 10 film olgusu yeni değil. 1933’ten 43’e dek 12 film aday olabiliyordu. Akademi yönetimince alınan bu yeni kararın ardında Oscar töreninin izleyici sayısındaki düşüş yatıyor. 1997’de Titanicin ödül zaferini 55.2 milyon seyirci izlerken bu sayı İhtiyarlara Yer Yokun kazandığı 2007’de 32 milyona düştü, böylece reklam gelirleri azaldı. 1998’den beri ilk kez 30 saniyelik reklam için bir milyon doların altında ücret ödendi. 2007-2008’de Akademi 73.7 milyon doları doğrudan reklamdan sağladı.

Oscar töreninin bütçesi yılda 31 milyon dolar. 10 filmin adaylığı neyi değiştirecek? Aday filmler kitlelerin ilgisini çekmiyor, Batman Kara Şövalyegibi büyük yapımlar da 5800 Akademi üyesince oylanmıyor. 10 adayın Oscar’ın bütünlüğünü sarstığını düşünenler de var. 10 film ayrıca oyların bölünerek bir filmin yüzde 11’den az bir oyla kazanma tehlikesini de taşıyor. Örümcek Adamın yapımcısı Laura Ziskin türlerin karışımının olumlu etki yapacağı inancında.

Ganis, bu yıl animasyona, bağımsız ve yabancı ülkelerin sinemasına, belgesellere daha çok şans tanıdı. İnternet ve Twitter aracılığıyla edilgen olan gençlik, seçkin üyelerin değerlendirmeleriyle ilgilenmeyeceğinden beş filmlik artışın bir şeyi değiştirmeyeceği görüşü de gündemde. Akademi’nin büyük stüdyoların baskısıyla, keskin lobisiyle baş edemediği söylentileri dolaşıyor. Öte yandan stüdyoların bu artıştan hoşnut olmadıkları çünkü tanıtımların yüksek tutarlarından korktukları belirtiliyor. Üç boyutlu Avatar”, “Yukarı Bak”, “CoralineveGizli Dünyaödüllendirilecek mi?

James Cameron’la (Avatar) Kathyrn Bigelow (Ölümcül Tuzak) dokuz dalda yarışıyorlar. Bugüne dek Oscar’a aday dördüncü kadın sinemacı olan Bigelow, Amerikan Yönetmenler Birliği’nce en iyi yönetmen seçildi, Bafta ödüllerini de aldı. Cameron, Yıldırımın aynı yere iki kez düşme olasılığı çok azdır, kazanırsam şaşarım diyerek eski karısı Bigelow’a şans tanıyor. Beşinci kez yarışan Morgan Freeman, Nelson Mandela rolüyle (Yenilmez) adaylığından gurur duyuyor. Meryl Streep 15. adaylığıyla (Julie ve Julia) kendi rekorunu kırıyor. Yabancı filmde Avrupa Film Akademisi’nin en iyisi Beyaz Bantın (Michael Haneke) rakibiyse César’ları alan Yeraltı Peygamberi(Jacques Audiard).

Kanada’da yapılan bir araştırmaya göre, beyinde korteks bölgesinin kalınlığını artıran zen meditasyonu, acının daha az hissedilmesini sağlıyor.

Montreal Üniversitesi tarafından yapılan ve Emotion dergisinde yayımlanan araştırmada, bilim adamları zen meditasyonu yapan ve yapmayan deneklerin korteks bölgesinin kalınlığını karşılaştırdı.

MR (manyetik rezonans görüntüleme) verilerine göre, beynin duygu ve acıyı düzenleyen orta bölgeleri meditasyon yapanlarda, yapmayanlara oranla belirgin şekilde daha kalın çıktı.

Deneklerinin acıya dayanıklılıklarını görmek isteyen araştırmacılar, zen meditasyonu yapanların çoğunun 53 dereceye kadar ısıtılan bir metal plakanın ısısını tolere edebildiklerini gördü. Diğer denekler bu ısıya dayanamadı.

Bu çok eski disiplinin beynin acıyı düzenleyen orta bölgesini kuvvetlendirebileceğini belirten Kanadalı araştırmacılar, zen meditasyonu yapanların acıyı ortalama yüzde 18 daha az hissettiklerini tespit etti.

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Güney Marmara Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Mehmet Akkuş, mayıs ayına kadar yapılacak erken rezervasyonlarda yüzde 40′lara varan indirimlerin sağlanabileceğini bildirdi.

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Güney Marmara Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Mehmet Akkuş, yaptığı yazılı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığı, TÜRSAB ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) tarafından iç turizmin canlanması amacıyla geçen yıl hayata geçirilen ”erken rezervasyon” kampanyasının, bu yıl da şubat ayı itibariyle başladığını belirtti.

Geçen yıl iç turizmde canlanmayı sağlayan kampanyaya, bu yıl daha fazla katılım beklediklerini ifade eden Akkuş, mayıs ayına kadar yapılacak erken rezervasyonlarda yüzde 40′lara varan indirimlerin sağlanabileceğini vurguladı.

Türkiye’deki iç turizmin AB ülkelerine oranla daha düşük olmasından dolayı erken rezervasyon kampanyasının önemine dikkati çeken Akkuş açıklamasında, ”Bu yıl ki kampanyada ‘Tatil herkesin hakkı ama yerinizi şimdiden ayırtın’ sloganıyla daha fazla yerli turist bekliyoruz. Bursa’dan da bu yıl daha fazla umutluyuz” görüşüne yer verdi.

Kampanya çerçevesinde, seyahat acentelerinin yüzde 40′lara varan indirimlerinin yanı sıra anlaşmalı bankaların kredi kartlarıyla ödeme yapan tatilcilerin taksitlerini öteleme imkanının da bulunduğunu kaydeden Akkuş, aynı zamanda hava yollarında fiyat indirimleri, tatil sigortası gibi birçok avantajların da sunulduğunu belirtti.

Akkuş, kampanyadan daha çok kamu çalışanlarının faydalandığını kaydederek, öğretmenlere özel yüzde 50′ye varan indirim oranlarının da bulunduğunu hatırlattı.

Aşk, evlilik, sevda üzerine milyonlarca kitaplar yazılmıştır. Hemen hemen her gün bu olgularla karşılaşıyoruz. Sıkça karşılaşılmasına rağmen, bu terimlere getirilen açıklamalar göreceli ve sübjektiftir. Sevgililer gününde, aşkı, evliliği, sevdayı ele alan bu yazının da göreceli olduğu unutulmamalıdır. Aşk, aslında uygun duygulara ilişkin olarak bir dizi beklentilerin gerçekleştiğini görmedir. Bu beklentiler, insanların içini kıpır kıpır eden 3-5 saniye sürmektedir. Yaşam boyu da bu ilk duyguları unutmak mümkün değildir.

Belki de evliliklere neden olan, evlilikleri koruyan ve sürdüren bu izlenimlerdir.  Aşkı  bir cazibeye karşı bir belirsiz duygu olarak da tanımlamak mümkündür. Bu duyguya sahip olan fiziksel özellikler olabildiği gibi, sosyal ve düşünsel özellikler de olabilir. Özellikle, ergenlik ve gençlik dönemlerinde fiziksel; sonra da sosyal ve düşünsel özellikler önem kazanmaktadır. Aşk, birliktelik, evlilikle sonuçlandığında, sevda ve daha sonrasında derin dostluklara dönüşebilmektedir.

Sevda; genel olarak aşırı hoşgörüye yol açmaktadır. Sevda, çiftlerin birbirlerinin olumlu yönlerini daha yüksek ölçülerde değerlendirmesidir. Eşlerin, yaşadıkları olumsuzlukları yoğunluklu olarak idare etmeleridir. Evlilikte karı-koca ilişkilerinin tamamen çok iyi geçtiğini de öne sürmek doğru bir değerlendirme sayılmaz. Yetiştirilme biçimleri ve kültürel farklılıkların doğurduğu sonuçlar, evlilik sürecini bazen olumsuz etkileyebilmektedir.

Ancak, duygu ve düşüncelerin karşılıklı paylaşımı ile bu sorunların üstesinden gelinebilmektedir. Çıkan sorunların üstesinden gelme yollarından birisi de sorumlulukların paylaşımıdır. Ortak karar verme, olası sorunların çözümünde en etkili yöntem olarak kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle, aile içi ilişkileri etkileyecek kararlara, eşler birlikte karar vererek sorunlara, yine birlikte çözüm bulabilmektedirler. Evlilikte, eşler arası ilişkiler derin dostluklarla sonuçlanabilir.

Derin dostlukla sonuçlanan evlilikle, eşler artık birbirlerinin duygularını olduğu gibi kabul etmekte ve birbirlerini değiştirme çabası içine girmeyebilmektedirler. Düşünce ve duygularda ısrar edilmemekte, esnek olunabilmektedir. Diğer taraftan, eşler kendisini diğerinin yerine koyup birbirinin duygularını anlayabilmektedirler. Çiftler birbirinin olaylara bakış açısına saygı duyabilmektedirler. Dost olarak eşler, değerlerini olduğu gibi kabul edebilir; çözüm yollarını birlikte düşünebilir; sorunun çözümüne birlikte karar verebilirler.

Elma suyu ve elma özlerinin içerdiği bazı özel bileşenler kötü kolesterol olarak bilinen LDL-kolesterolün oksidasyonunu engelliyor.

 Uzmanlar elma ve elma suyunun sağlıklı beslenmede önemli rolü olduğunu vurguluyor. Elma suyu ve elma özlerinin içerdiği bazı özel bileşenlerin kötü kolesterol olarak bilinen LDL-kolesterolün oksidasyonunu engellediği ve böylece damarlara zarar vermesini önlediği belirtiliyor.

Elma suyu, antioksidan etkisi en fazla olan meyve sularından biri. ‘Quercetin’ adlı güçlü bir antioksidan içeren elma suyu, sağlıklı beslenmede önemli bir yer tutuyor. Kötü kolesterolün oksidasyonunu önlemenin yanı sıra, vücudunuzu ultraviyole ışınları, yanıklar ve sigara gibi birçok çevresel faktörün oluşturduğu zararlardan arındırıyor.
 

Antioksidan etkisi var

Vücudumuzda enerji üreten tüm hücreler düzenli olarak oksijene ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle oksijen yaşamın temelini oluşturuyor. Diğer yandan oksijen vücut hücrelerinde yandığında, serbest radikaller veya oksijen içeren son ürünler oluşuyor.

Antioksidanlar vücudumuzdaki vücut hücrelerinde, dokularda ve hücre çoğalmasını kontrol eden DNA’nın yapısında hasara neden olan serbest radikallere karşı savaşıyorlar. Bunların dışında ultraviyole ışınları, yanıklar ve sigara gibi çevresel faktörler de serbest radikal oluşumuna neden oluyor.

Serbest radikallerin neden olduğu hücre hasarı kanser, kalp ve damar hastalıkları, katarakt, artritler ve yaşla birlikte gelen diğer bozukluklar gibi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu sorunlarla karşılaşmamak için erken yaşlardan başlayarak sağlıklı beslenmek önem taşıyor.

Elma suyu, içeriğindeki en fazla antioksidan kapasiteye sahip ‘Quercetin’ nedeniyle bu sorunlara karşı savaşta, sofradan eksik edilmemesi gereken bir yardımcı.

Uzmanlara göre, 2010′u daha sağlıklı ve hastalıklardan uzak geçirmek isteyenler, alışveriş sepetinden tahıl ürünleri, yağlı balıklar, soya fasulyesi, kırmızı şarap ve yeşil çayı eksik etmemeli.

Uzmanlar, bu yıl zinde kalmak ve daha enerjik olmak için doğru beslenme alışkanlıklarına destek olarak “çok yararlı, düşük kalorili ve her markette kolayca bulunabilecek” bazı besinler tavsiye ediyor.

Uzmanların listesindeki “sağlıklı yaşam” için ilk gerekli besin tahıllar… Özellikle zayıflama diyetlerinin önemli parçalarından olan yulaf, arpa ve çavdar, hem kolesterol seviyesini azaltıyor, hem de daha sağlıklı bir vücuda kapı aralıyor. Diyabetler için de yararlı olan çavdarın bisküvisi ile buğdayla karışık ekmeği öneriliyor. Ancak düzenli olarak sadece çavdardan oluşan ekmek yenilmemesi gerekiyor.

Listenin diğer önemli yiyeceği soya fasulyesi… Kalbe iyi gelen ve kanser riskini azaltan soya, aynı zamanda çocukluk obezitesini önlemede etkin olduğundan çocukların beslenmesi için de ısrarla öneriliyor.

Sağlığı güçlendirici bir diğer besin olan somon balığı ve diğer yağlı balıklar ise haftada iki kez alışveriş sepetine girmeli. D vitamini kaynağı olan ve kalp problemlerini azaltan somon, beyin için de yararlı.

Listedeki bir diğer öneri kırmızı şarap… Uzmanların alkollü içki önermede temkinli olduğu, ancak “ölçülü” içilmesi durumunda şarabın kalbe giden kan damarlarına iyi geldiği ve kötü kolesterolü azalttığı belirtiliyor.

Bu yıl sağlıklı kalmak için tüm bunların yanında yeşil çay da içmek gerekiyor. Sakinleştirici etkisi yanında, göğüs kanseri dahil bazı kanser risklerini azalttığı düşünülen yeşil çayın etkinliği için günde 3 ile 6 bardak arasında içilmesi tavsiye ediliyor

29. Uluslararası Film Festivali’nde ”Altın Lale Ödülü”nün verileceği ulusal yarışmaya katılmak isteyen Türk filmleri, 1 Şubat 2010 tarihine kadar başvurabilecek.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Akbank sponsorluğunda düzenlenecek 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali, 3–18 Nisan 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
Festivalde ”Altın Lale Ödülü”nün verileceği ulusal yarışmaya katılmak isteyen Türk filmlerinin, 1 Şubat 2010 akşamına kadar İKSV’ye başvurması gerekiyor.

Ulusal yarışmaya uzun metrajlı filmlerin yanı sıra geçen yıl olduğu gibi uzun metrajlı belgesel ve animasyon filmler de başvurabilecek. Yarışma yönetmeliği ile başvuru formları, festival merkezi veya ”www.iksv.org/film” adresinden temin edilebilecek.

Festivalin ”Altın Lale Ulusal Yarışma Jürisi”nin başkanlığını yönetmen Yeşim Ustaoğlu yapacak. İstanbul Film Festivali’nde ulusal yarışma jürisinin seçeceği ”En İyi Film”e ve ”En İyi Yönetmen”e, Kültür ve Turizm Bakanlığı ödül olarak 50′şer bin lira verecek. Kültür ve Turizm Bakanlığının vereceği ”En İyi Kadın Oyuncu” ve ”En İyi Erkek Oyuncu” ödülleri ise 10′ar bin lira olacak.

Yarışmada Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Derneği üyelerinden oluşan jüri, Onat Kutlar anısına ”Fipresci ödülü” sunacak. Ödülü kazanan filmin yönetmenine Efes Pilsen bir sonraki filminde kullanılmak üzere 30 bin dolar para ödülü verecek.